![]() |
| Al Hambra, Ispanya |
DÜŞÜNCE ve İNSAN ODAKLI PLATFORM "Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun." (Mevlana Rumi) "Herkes, insanlığın genel iyilik halini artırmak için küçük de olsa hatta küçücük de olsa çaba sarfetmelidir." (Leo Tolstoy) "Yaradılanı severiz yaradandan ötürü" (Yunus Emre) "Barikâ-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar" (Gerçeğin ışığı fikirlerin çatışmasından doğar) (Namık Kemal) / E-Posta: dusuncekahvesi@gmail.com
28 Mart 2011 Pazartesi
Yapıları Okumak
Dünyayı gezmek, az ya da çok herkesin küçük, uçuk bir hayalidir. Çantamızı alıp, uzak diyarlara gitme, yeni yerler görme fikri heyecan vericidir. Eyfel Kulesi’ni arkamıza alarak fotoğraf çektirmek, Çin Seddi’ni görmek belki de listemize alabileceğimiz yerler arasındadır. Fakat gezerken göreceğimiz her yapı, resim, şehir yerleşim planı bir düşünceyi, zevki ve de yönetim tarzını yansıtan sanatsal bir akımın ürünüdür. Kiminin üzerinde Endüstri Devrimi’nin mühendislik aklını, kiminde ise bu akıma inat süslemeler ve doğa motifleriyle karşılaşırsınız. Eğer bu eserleri okuyabilirsek, bu yapılar, tablolar bizlere inşa edildiği, ya da çizildiği dönemi kendi ağzıyla anlatmaya başlayacaktır. Bir eserde ortaçağda diğerinde Eski Yunan sokaklarında Aristo’dan öğütler dinliyor olabiliriz. Tüm Sanat Tarihi’ni ne yazık ki burada ele almak mümkün değil. Zira insan, hem kullanım amacına hem de ruhi, fikri deveranlarına paralel olarak yeni yeni pek çok akımın öncüsü ve izleyicisi olmuştur.
Kullanım amacına göre yapılmış iyi örneklerden biri, İtalya’da bulunan geleneksel Turollo Evleri’dir. Bunlar, harçsız koni evlerdir. Vergi zamanlarında, vergilerin çok ağır olması nedeniyle, vergi memurları şehre yaklaşırken köylüler tarafından yıkılır, memurlar gittikten sonra ise kolayca inşa edilirlerdi. Yapılan ilk mimari eserler de genelde yapımı daha basit bir teknik gerektirdiği, sıcak ve soğuğa karşı koruyucu olduğu için koni yapılardır. Urfa’daki harçsız koni evleri buna örnek gösterebiliriz.
Klasik dönem, Yunan ve Roma dönemi mimari yapılarını içermektedir. Yunan felsefesi hakim olarak yapılan yapılar, insanı ezici devasallık ve abartılı motiflerden ziyade Aristo’nun “altın oran”ın hakim olduğu hümanistik yapılardır. Bunlar da sırf dekor için yapılmış öğelere rastlamazsınız. Her bir parça binayı ayakta tutmak için vardır ve sadedir. Günümüzde yapılan eklektik binalarda gördüğümüz dekoratif sütunlar Eski Yunan’dan esinlenilerek ve o zamanki yapıların tapınak heybetini günümüz yapılarında göstermek için yapılmaktadır. Bu sütunlar, Eski Yunan’da kronolojik sıralamaya göre dor, iyon ve korint nizamıdır. Dor sütundan Korint’e gelindikçe süslemeler ve zerafet artar. Büyük İskender’in fetihleriyle Yunan anlayışı ve üslubu küçük şehirlerin ilgi odağından çıkarak, Helenistik dönemle beraber dünyaya yayılır. Helen Hükümdarlığı’nın üzerine kurulan Roma’da ise çalışan pek çok sanatçı Yunanlı idi. Bu nedenle yapılarında Yunan’a ait bir üslup görülebilir. Ancak Romalılar, Klasik Dönemden sonra 300 yılında Hıristiyanlığı kabul ederler ve Sasaniler’in bulmuş olduğu “kubbeyi” yapılarında çok sık kullanırlar. Diyebiliriz ki, Yunan mimarisinde sütunlar, Roma mimarisinde kubbeler hakimdir. Mimar Sinan Sasaniler’in bulduğu, Romalıların da kullandığı kubbeyi geliştirerek Anadolu’ya getirmiştir.
700’lerde Hıristiyanlık Dünyası, Ortodoks ve Katolik olarak ayrıldıktan sonra Ortodokslar kubbeli yapıları benimserlerken, Katolikler ise “romanesk” denilen haçlı yapıları benimsemişlerdir. Bu tarz, zamanla gotik tarza evrilmiştir. Bu yapılarda uzun koridorlar, uçan payandalar, sivri uçlu çatılar ve büyük geniş pencereler kullanılır. Gotik tarzın amacı, cennetvari ve etkileyici bir ortam oluşturmaktır. Kiliselere hakim olan bu tarz, dinin ne kadar baskın olduğunu ve değer sıralamasında insandan önce geldiğini göstermektedir.
İstanbul’un fethi ile beraber İtalya’ya kaçan pek çok Romalı ve Yunanlı aydın Avrupa’nın gotik zevkini ve anlayışını değiştirirler. Tekrar “Altın Oran” ve hümanistik, akılcı yapılara dönüş başlar. Bu dönemi en iyi resmeden yapı Florensa Katedrali’dir. Katedral Gotik tarzda inşa edilmeye başlanır ancak Rönesans’ın etkisiyle tepesine birer kubbe konularak bitirilir. Bu yeni görüşte, dogmalardan ziyade bireylerin kendi düşünceleri daha fazla önem kazanmıştır.
Rönesans’tan sonra Kilise, tekrar güç kazanır ve mimaride “Barok” üslubu ortaya çıkar. Bu tarz eserlerde hem mimari hem resim hem de heykeller bir aradadır. Gösteriş, karmaşa ve abartı hakimdir yapılarda. Hemen ardından onu “Rokoko” üslubu takip eder. Bu üslupta bezemeler, süslemeler, her boşluğa kondurulan heykeller ve yaprak motifleri görülür. Rokoko’da o kadar süsleme vardır ki tavan ile duvarın ayrımı görülemez, bir gibidirler. Altın varaklar çok fazla görülür. Dolmabahçe Sarayı’nın giriş kapısı Rokoko tarza iyi bir örnektir.
Mimari yapıları teknik olarak Endüstri Devrimi öncesi ve sonrası olarak ele alabiliriz. Endüstri devrimi ile mühendis mantığı zirveye ulaşır. Yapılan yapılardaki öğeler tamamen yapıyı ayakta tutmak için vardır. Hiçbir süsleme, estetik kaygı yoktur. Bugün Paris’in sembolü olan Eyfel Kulesi Endüstri Devrimi’nin bir ürünüdür. Çelik konstrüktür dışarıda bırakılarak yapılmıştır. Devrim sonrası yapılan prefabrik yapılardandır. Eiffel Kulesi bir fuar için inşa edilmiş daha sonra radyo vericilerinin de eklenmesi ile bu hale gelmiştir. Fransız halkı, şehirlerinin ortasına dikilen bu yapıyı bir metal yığını olarak görür ve Eyfel Kulesini istemezler. Bugün ise şehrin sembolü haline gelmiştir ve Endüstri devrimi sonrasını çok iyi resmeder.
Yazıma Art-Nouveau, Art Deco, bauhaus, konstrüktüvizm, ekspresynizm, sürrealizm gibi akımlarla devam etmek isterdim. Ancak çoğu birbirine tepki olarak doğan bu akımları bir yazıda anlatmak mümkün değil. Bilmemiz gereken ise çevremizde gördüğümüz her bir yapı ve eser bir düşüncenin, tarihi bir olayın etkisi altında yapıldığıdır. Bunlara bilinçli bir gözle bakmak, bu eserleri okumak aslında hangi ortamda ne içinde yaşadığımızın resmini verir bizlere.
ilgili konular
kültür-sanat,
tarih,
şehir-gezi
21 Mart 2011 Pazartesi
Yeryüzünün Renkleri (XXIX)
Kaynak: flickr.com (son 5 resim) / www-personal.umich.edu/~jensenl/visuals/album/michigan/ (ilk 5 resim)
17 Mart 2011 Perşembe
Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir katibi mi...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
Necip Fazıl Kısakürek
Ben Sana Mecburum
ben sana mecburum, bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum, bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir, o eski İstanbul mudur?
karanlıkta bulutlar parcalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum, sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşamüstü ansızın yorulur
tutsak, ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat cıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa, kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih`te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam,ne tutsam, nereye gitsem
ben sana mecburum, sen yoksun
belki haziranda mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler, bilmiyor
bir şileb sızıyor ıssız gözlerinden
belki Yeşilköy`de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın, tüylerin ürperiyor
belki körsün, kırılmışsın, telaş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla baslıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır, başka türlü olmayacak
ben sana mecburum, bilemezsin
Atilla İlhan
Kaldırımlar
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..
Necip Fazıl Kısakürek
14 Mart 2011 Pazartesi
(A.Ü.) Rektörlerin Eğitim Yılı Açış Konuşmaları 1946-2004
Ord. Prof. Dr. SEVKET AZ Z KANSU - REKTÖR (1946-1948)
1319 yılında Edirne’de dogmus, 1340 yılında, Istanbul Darülfünun Tıp Fakültesinden mezun olmustur. 26.12.1340 tarihinde, Bala Kozan Hükümet tabibi olarak göreve baslamıstır. 18.12.1926 tarihinde, Darülfünun Tıp Fakültesi Asistanlıgına atanmıs olup, 01.08.1933 tarihinde, Istanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Antropoloji Profesör Muavinligine atanmıstır. 19.04.1934 tarihinde, Profesörlüge yükseltilmistir. 01.12.1935 tarihinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi (Antropoloji) Profesörlügüne atanmıstır. 9.7.1939 tarihinde, Ord. Profesörlüge yükseltilmistir. 1946-1948 yılları arasında iki yıl Rektörlük yapmıstır.
1946-1947 ÖGREN M YILI AÇIS KONUSMASI
Pek Sayın Cumhur Baskanımız, Sayın davetlilerimiz, Sayın Milli Egitim Bakanımız, Sayın Profesörler ve Ögrenciler:
Türkiye Cumhuriyeti’nin Devlet merkezi Ankara’nın Üniversitesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 13.06.1946 tarihinde kabul ettigi 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile 18 Haziran 1946’da özerk ve tüzel kisilige sahip olarak kuruldu.
Senato, 04.07.1946 toplantısında, Üniversitemizin ilk ögrenim yılının açılıstarihini, 21 Ekim 1946 olarak kabul etti.
Devrim Türkiye’sinin ilk Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920 tarihinde toplandıgı ve 13 Kasım 1923 tarihinde Millet Meclisi’nin kabul ettigi bir kanunla “makarr-ı idaresi” ilan olunan Ankara sehri, medeniyet tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Insanlık sergüzestinin ilk anlarından itibaren, Ankara’nın süreli biryerlesme yeri oldugunu görüyoruz. Ankara’nın yerlesme tarihi eski tas medeniyeti dedigimiz çaglardan itibaren baslar. Tas devri insanlarından sonra, madenler çagıinsanları da Ankara’da yerlesme izlerini bırakmıslardır. Yazılı tarih devirlerindeAnkara’nın Frikyalılar ve onlardan sonra Lidyalılar, Galatlar, Persler, Romalılar,Bizanslılar ve Anadolu’nun kesin olarak Türklesmesinden sonra da Selçuklular,Ilhaniler ve Osmanlılar tarafından iskan edildigi malumdur.
Ancak Hitit medeniyetinin Ankara’da izlerine kat’ı tesadüf olunmus degildir. Bazı arastırıcıların “Ankara” adı ile Hititlerin Ankuva sehri adı arasında biriliski kurmak istemelerine ragmen, bugünkü teoriye göre Ankuva sehrinin Ankara degil Yozgat ilimizde bulunan ve büyük bir Hitit sehri oldugu anlasılan Alisarolacagı düsünülmektedir. Tarih boyunca Ankara’nın adı zaman zaman “Ankyra,Ancyre, Engüriye, Engürü, Angara, Angora” olarak söylenmis ise de, Isa’dan önceüç bin yıldan bugüne kadar pek az degisiklikle aynı adı tasımıstır.
Romalılar devrinde “Ankara’nın demokratik teskilata malik bir sehiroldugunu ve bütün hakların halkta yani Demos’da bulundugunu,” kitabeler bize söylemektedir.
Ankara’nın Tarihinde Selçuk ve Osmanlı devirleri arasında yer alan Ahi esnaf teskilatı bazı arastırıcıları Ankara’da bir ‘Ahiler Sehir Cumhuriyeti’nden bahse sevk etmistir.
Tarihinde kısaca Augustus, Caracella, Sapur, Ahi Hüsamettin, Serafettin,Orhan Bey, I Murat., Timur, Yıldırım Bayazıd, Mehmet Çelebi, Hacı Bayramıveliv.s. gibi sahısların yer aldıgı Ankara, devrim Türkiye’sinin merkezi olduktan sonra büyük Atatürk ve Inönü gibi inkılap önderlerinin adlarını tarihinin seref sahifelerine kaydetmekle övünecektir.
Milyarlarca dünyalar içinde ufacık bir dünya olan yuvarlagımızın üzerinde hayat olayının bir sonucu diyebilecegimiz insanlık sergüzestini, yani tarih vemedeniyetin basladıgı uzak devirlerden beri bugüne kadar insan kültür tarihini inceleyenler, insan topluluklarının ve medeniyetlerinin çesitliligi üzerine dikkatiçekmislerdir.
Bugünkü bilgimize göre, insan toplulukları dünyasında, bazı büyük medeniyet çevreleri vardır. Birçok milletler gibi Türk toplulugu da tarihinin bazıanlarında bir medeniyet çevresinden diger bir medeniyet çevresine yönelmistir. Türkdevrimi dedigimiz muhtesem olay da çagdas Türk toplulugunu kesin olarak Batı medeniyet çevresine sokmak tesebbüsünü ele almıstır.
…
Rektörlerimizin Eğitim Yılı Açış Konuşmaları 1946-2004
Editör: Doç. Dr. Dogan Atılgan
Ankara Üniversitesi Yayınları; 219
PDF Dosyası (450 sayfa)
9 Mart 2011 Çarşamba
Farabi'nin Üç Eseri: Mutluluğu Kazanma - Eflatun Felsefesi - Aristo Felsefesi
Ankara Universitesi Yayinlari, 1974
Ceviren Huseyin Atay
IÇINDEKILER
Önsöz III—X
MUTLULUĞU KAZANMA (TAHSİ LU'S—SA'ADE)
Mutluluğu Kazanma 3
Hakikata Ulaşmada Metotların Çokluğu 3
Metotların bir Sanat Olduğunu Bilmek 5
Öğretim ve Varlık Ilkeleri 6
Matematik ilimler ve Bunlara Ba ğlı Diğer İlimlerin Öğrenilmesi 11
Cisimler ve Cisimlerde Olan Nesnelerin İncelenmesi 15
Varlık ilkelerinin Öğretim Ilkelerine Önceliği 16
Metafizik ve Ruhsal Varlıkların İncelenmesi 17
İnsani Olgunluğun Kazanılması 18
İlâhiyat İlmi 20
İnsan İlimleri 21
Nazar! İlimlerin Nitelikleri 22
Tabii ve İ râdi Varlıklar 24
Düşünülürlerin Durum ve Nitelikleri 26
Gaye ve Vasıtaların Keşfi 27
Düşünme Gücünün Sınıfları 28
Düşünme Erdemi 28
Ahlâki Erdemlerin Ölçüsü 30
Sanat ve Erdemlilik Ilişkisi 33
Gerçek ve Göreli Erdem 33
Düşünme Erdemi ile Nazar! Erdemin Birliği 34
Ahlâki Erdemle Düş ünme Erdeminin Karşılıklı Durumları 35
Tabii Erdem İrâdi Erdemle Aynı mıdır? 36
Öğretim ve Eğitim 38
İmamlar ve Hakaniarın Eğitme ve Ö ğretme Yöntemleri: Harp
Sanatı, İdâre Sanatı, Hatiplik Sanatı , v.b 40
Halk ve Seçkinlere Özgü Bilgiler 48
Başkanın İlmi ve bu İlmin Yardımcıları 50
İlimlerin Araplara İntikali ve Gerçek Hikmet 51
Gerçek Filozof (Hakim) 52
Öğrenme ve Öğretme 53
Din ve Felsefe Münasebeti 54
Kanun Koyucu, İmam ve Filozof 55
Boş ve Yalancı Filozof 5
EFLÂTUN'UN FELSEFESİ . KISIMLARI 65
Mutluluğa götüren Bilgi Yolları 65
ARİ STO'NUN FELSEFESİ , FELSEFESİNİN BÖLÜMLERİ 87
Zaruri ve Faydalı olan Bilgi 87
Amen İlimlerle elde edilen Kavramlar ve ulaşılan Gayeler 92
Mantık 102
Genel olarak Bilgi ve Kesin Bilgi 106
Hikmet ve Çeşitleri 107
Eğitim Sanatı 111
Safsata ve Gayesi 113
Hitâbet ve Şiir 117
Kategoriler 118
Varlığın Birliği ve Çokluğu 123
Tabiat İlmi 125
Unsurlar 132
Bitkiler ve Hayvanlar 146
Nefs 148
Duyular 153
Nefsin Kuvvetleri 154
Akıl Gücü ve Akı llar 156
İrâde ve Seçme 165
Genel Indeks 169
Kitabin tamami (pdf- 183 sayfa)
Ceviren Huseyin Atay
IÇINDEKILER
Önsöz III—X
MUTLULUĞU KAZANMA (TAHSİ LU'S—SA'ADE)
Mutluluğu Kazanma 3
Hakikata Ulaşmada Metotların Çokluğu 3
Metotların bir Sanat Olduğunu Bilmek 5
Öğretim ve Varlık Ilkeleri 6
Matematik ilimler ve Bunlara Ba ğlı Diğer İlimlerin Öğrenilmesi 11
Cisimler ve Cisimlerde Olan Nesnelerin İncelenmesi 15
Varlık ilkelerinin Öğretim Ilkelerine Önceliği 16
Metafizik ve Ruhsal Varlıkların İncelenmesi 17
İnsani Olgunluğun Kazanılması 18
İlâhiyat İlmi 20
İnsan İlimleri 21
Nazar! İlimlerin Nitelikleri 22
Tabii ve İ râdi Varlıklar 24
Düşünülürlerin Durum ve Nitelikleri 26
Gaye ve Vasıtaların Keşfi 27
Düşünme Gücünün Sınıfları 28
Düşünme Erdemi 28
Ahlâki Erdemlerin Ölçüsü 30
Sanat ve Erdemlilik Ilişkisi 33
Gerçek ve Göreli Erdem 33
Düşünme Erdemi ile Nazar! Erdemin Birliği 34
Ahlâki Erdemle Düş ünme Erdeminin Karşılıklı Durumları 35
Tabii Erdem İrâdi Erdemle Aynı mıdır? 36
Öğretim ve Eğitim 38
İmamlar ve Hakaniarın Eğitme ve Ö ğretme Yöntemleri: Harp
Sanatı, İdâre Sanatı, Hatiplik Sanatı , v.b 40
Halk ve Seçkinlere Özgü Bilgiler 48
Başkanın İlmi ve bu İlmin Yardımcıları 50
İlimlerin Araplara İntikali ve Gerçek Hikmet 51
Gerçek Filozof (Hakim) 52
Öğrenme ve Öğretme 53
Din ve Felsefe Münasebeti 54
Kanun Koyucu, İmam ve Filozof 55
Boş ve Yalancı Filozof 5
EFLÂTUN'UN FELSEFESİ . KISIMLARI 65
Mutluluğa götüren Bilgi Yolları 65
ARİ STO'NUN FELSEFESİ , FELSEFESİNİN BÖLÜMLERİ 87
Zaruri ve Faydalı olan Bilgi 87
Amen İlimlerle elde edilen Kavramlar ve ulaşılan Gayeler 92
Mantık 102
Genel olarak Bilgi ve Kesin Bilgi 106
Hikmet ve Çeşitleri 107
Eğitim Sanatı 111
Safsata ve Gayesi 113
Hitâbet ve Şiir 117
Kategoriler 118
Varlığın Birliği ve Çokluğu 123
Tabiat İlmi 125
Unsurlar 132
Bitkiler ve Hayvanlar 146
Nefs 148
Duyular 153
Nefsin Kuvvetleri 154
Akıl Gücü ve Akı llar 156
İrâde ve Seçme 165
Genel Indeks 169
Kitabin tamami (pdf- 183 sayfa)
7 Mart 2011 Pazartesi
Türkiye'de Kadının Durumu
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü
Şubat 2011, Ankara
Türkiye Cumhuriyeti kadın konusuna ilişkin olarak dünyada istisnai ve özgün bir tarihsel
deneyim yaşamıştır. Kadınların ilerlemelerine ve güçlenmelerine ilişkin olarak günümüzde
alınan bütün kararlarda ve uygulanan bütün politikalarda bu tarihsel deneyimin yansımalarını
görmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk 10 yılda
Atatürk‟ün önderliğinde gerçekleştirilen reformlar, bir yandan kadının yurttaşlık hakları
kazanmasını, diğer yandan Türk toplumunun yeniden yapılanmasını sağlamış, böylece büyük
bir toplumsal değişim gerçekleştirilmiştir. Laik hukukun benimsenmesi ile kadınların eğitim,
çalışma yaşamı, siyaset gibi kamu alanlarına açılması mümkün kılınmış ve eşitlikçi kamu
politikaları ile devlet bu katılımı özendirmiş ve desteklemiştir.
Bu reformlardan Türk kadınını doğrudan etkileyenlerin başında 1924 yılında kabul edilen,
eğitimi tek sistem altında toplayarak kadınlara erkeklerle eşit eğitim imkânları sağlayan
Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1925 yılında kabul edilen Kıyafet Kanunu, kadınların yasal
statüsünü bütünüyle değiştirerek gerek aile içinde gerekse birey olarak eşit haklar sağlayan
1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunudur. Bunların yanı sıra kadınların yasal
statülerinin eşitlenmesinde diğer önemli aşama ise siyasi hakların kazanılmasıdır. Türk
kadınlarına 1930‟da yerel, 1934‟de de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok batı
ülkesinden önce tanınmıştır.
Türkiye tarafından 1985 yılında onaylanan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi öncelikli olmak üzere, Avrupa Sosyal Şartı, Çocuk
Hakları Sözleşmesi, ILO, OECD, AGİK gibi kuruluşların sözleşme, karar ve tavsiyelerinin
Kahire Dünya Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Planının, 4. Dünya Kadın Konferansı
Eylem Planı ve Pekin Deklarasyonunun iç hukukta uygulanması yönünde çalışmalar
sürdürülmektedir.
Türkiye, 4. Dünya Kadın Konferansı gibi dünya kadınlarının statülerini yükseltmeyi
amaçlayan bir uluslararası toplantıda Eylem Planını hiç çekince koymadan kabul etmiştir.
Konferansta, ülkemiz 2000 yılına kadar anne ve çocuk ölümlerinin %50 azaltılması, zorunlu
eğitimin sekiz yıla çıkarılması, kadın okur-yazarlığının %100‟e çıkarılması yönünde taahhütte
bulunmuştur. 1997 yılında zorunlu eğitim 8 yıla çıkarılmış, anne ve çocuk ölümlerinde önemli
düşüşler olmuş, düzenlenen okuma-yazma kursları ile kadın okur–yazarlığı oranı
yükselmiştir.
Özellikle 1980‟li yıllarda ivme kazanan kadın hareketi, kadınlar ile ilgili her soruna “kadın
bakış açısıyla yaklaşma ilkesi”ni yerleştirme çabasını sürdürmektedir. Kadına Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini onaylayan ülkemiz de, kadın politikaları geliştirmek
amacıyla ulusal mekanizma olarak 1990 yılında kurulan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü
(KSGM), sorunların parlamentoya taşınmasında ve kadınlar lehine kararlar alınmasında etkili
çalışmalar yürütmektedir.
II. Dünya Konferansının ardından 1 Mart 1980 tarihinde Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı
Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) üye ülkelerin imzasına açılmış,
Türkiye‟nin 1985 yılında onayladığı Sözleşme, 19 Ocak 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
İmzalanan CEDAW Sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca; taraf devletler, her dört yılda bir
dönemsel ülke raporlarını Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW)
Komitesine sunmak zorundadırlar.
Türkiye bu zorunluluk kapsamında ilk raporunu 1990, İkinci ve Üçüncü Birleştirilmiş
raporunu 1997 yılında, Birleştirilmiş Dördüncü ve Beşinci Dönemsel Ülke Raporu‟nu 2005
yılında sunmuş ve savunmuştur. 6. Dönemsel Ülke Raporu‟nun hazırlıklarını tamamlayan
KSGM, söz konusu Raporu 2008 yılı içerisinde CEDAW Komitesi‟ne sunmuş, 2010
Temmuz‟da da Raporu CEDAW Komitesi‟nde savunmuştur.
...
3 Mart 2011 Perşembe
Ekopolitik 26-27 Şubat 2011 Siirt Çalıştayından Notlar (Kürt Sorunu)
Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Derneği (Ekopolitik) Türkiye’nin meselelerini karşılıklı samimiyet, içtenlik ve açıklığın hâkim olduğu bir atmosferde konuşmak için 27 Ocak 2009’da ilkini gerçekleştirdiği Türkiye’nin Büyük Çatısı ve Ortak Aidiyet başlıklı çalıştayından beri Türkiye’nin Büyük Çatısı genel başlığı altında toplantılar organize etmektedir. Ekopolitik, politik psikoloji disiplininin üstadı Prof. Vamık Volkan’ın rehberliğinde yerel çekirdek ekipler ile ülkesel çekirdek ekipleri bir araya getirdiği bu organizasyonlar kapsamında 20’ye yakın ülkesel çekirdek ekip toplantısı düzenlemiş olup; Mersin, Hakkari, Malatya, Van ve son olarak da 26 - 27 Şubat 2011 tarihlerinde Siirt’te yerel çekirdek ekip toplantıları gerçekleştirmiştir.
Ekopolitik, 26-27 Şubat 2011 tarihinde Siyaset Psikolojisi Uzmanı Esra Çuhadar Gürkaynak, Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Yasin Aktay ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları Yayın Yönetmeni, Siirtliler Derneği Eski Başkanı Fahri Aral ile Ekopolitik Ülkesel Çekirdek Ekip mensuplarından Altan Tan, Cengiz Kapmaz, Cevat Öneş, Gamze Güngörmüş Kona ve Murat Belge’nin konuşmacı olarak katıldıkları ve Türkiye'nin Büyük Çatısı “Demokratikleşme”ye Doğru Siirt Durağı başlılığı altında Siirt’te gerçekleştirdiği çalıştay-konferans ile Mezkûr Meçhul Meselenin çözümüne katkıda bulunmak amacıyla ülkemiz sathında gerçekleştirdiği çalıştay-konferanslar zincirine bir halka daha eklemiş bulunmaktadır.
Ekopolitik çalışmalarına rehberlik eden Politik Psikoloji üstadı Prof. Vamık Volkan’ın toplantı modeline uygun olarak 26 Şubat 2011 tarihinde Siirt Öğretmen Evi’nde gerçekleştirilen basın ve kamuoyuna kapalı çalıştayda farklı düşünce, ideoloji ve arka planlara sahip Siirtli kanaat önderleri Mezkûr Meçhul Mesele’ye ilişkin düşünce ve çözüm önerilerini hamasetten uzak hakiki ve samimi bir atmosfer içerisinde paylaşma ve müzakere etme imkanı buldular. Ekopolitik toplantı teamülleri gereğince üç oturum halinde gerçekleştirilen konferansın ilk iki oturumunda Mezkur Meçhul Mesel Siirt bağlamında müzakere edilirken, son oturumda katılımcılar çözüme yönelik önerilerini reçeteler formatında dile getirdiler.
Ertesi gün yani 27 Şubat 2011 tarihinde Siirt Üniversitesi Konferans Salonu’nda iki oturum halinde gerçekleştirilen konferansın Fahri Aral moderatörlüğünde düzenlenen ilk oturumunda, ilk günkü çalıştay katılımcılarının kendi aralarından seçtikleri isimler ilk günkü çalıştayda ortaya konan görüş, öneri, eleştiri ve reçeteleri basın ve kamuoyu ile paylaştılar. Konferansın öğleden sonraki ikinci oturumunda ise ülkemizin farklı ideoloji ve arkaplanlara sahip isimlerinden Altan Tan, Cengiz Kapmaz, Cevat Öneş, Esra Çuhadar Gürkaynak, Gamze Güngörmüş Kona ve Yasin Aktay, Ekopolitik TBÇ Platformu’nun sözcüsü Murat Belge’nin moderatörlüğünde başta Siirtli gençler olmak üzere Siirtli katılımcılara hitap ettiler.
Siirt halkının ve basının büyük ilgi gösterdikleri TBÇ: ‘Demokratikleşme’ye Doğru Siirt Durağı toplantılarında katılımcılar tarafından dile getirilen görüş ve önerilerin özeti aşağıdaki gibi olup, bu görüş ve öneriler katılımcıların şahsi düşünceleridir ve Ekopolitik’in düşüncelerini yansıtmamaktadır:
Çalıştay - 1. Oturum
Cengizhan Başaran
• Ülkemizdeki farklı sorunları tüm ülke sathında tartışmalı ve çözüm arayışı gerçekleştirmeli; düşünce ve önerilerimizin tabana yayılması için çabalamalıyız.
• İlimizde terör sorunu vardır. Silah ve şiddet biran önce bırakılmalıdır.
Sorun kişisel haklar ve özgürlükler genişletilerek çözülmelidir. Mevcut anayasa ihtiyaçlarımıza cevap vermelidir. Bütün halkı kucaklayacak ve herkesi kapsayacak sivil bir anayasa yapılmalıdır.
• Bölgesel manada ekonomik sıkıntılarımız var. İşsizlik sorunumuz var. İstihdama dayalı müteşebbisleri buraya getirmek gerekiyor.
• Bu ülkede bir Kürt sorunu olduğunu düşünmüyorum. Ben bir eğitimci olarak Türkiye’de anadil sorunu olduğunu fakat anadilde eğitim sorunu olmadığını düşünüyorum zira anadilde eğitim ülkeyi kaosa sürükleyebilir. Asıl yapılması gereken, ülkemizde konuşulan Arapça, Kürtçe gibi farklı dillerin çocuklarımıza öğretilmesi ve bu kültürlerin kaybolmasının önüne geçilmesidir.
• Üniversite bünyesinde Kürtçe ve Arapça eğitim veren kurumlar açılsın. Üniversite bünyesinde Kürtçe ve Arapça eğitim veren kurumlar açılmasında bir sakınca görmüyorum. Gençler hangi okullarda ve hangi dillerde eğitim görebileceklerinin kararını verebilirler ama daha erken çağlarda bu kararı veremeyebilir ve aile veya dış baskı altında kalabilirler.
• İlimizde terör sorunu vardır. Silah ve şiddet biran önce bırakılmalıdır.
Sorun kişisel haklar ve özgürlükler genişletilerek çözülmelidir. Mevcut anayasa ihtiyaçlarımıza cevap vermelidir. Bütün halkı kucaklayacak ve herkesi kapsayacak sivil bir anayasa yapılmalıdır.
• Bölgesel manada ekonomik sıkıntılarımız var. İşsizlik sorunumuz var. İstihdama dayalı müteşebbisleri buraya getirmek gerekiyor.
• Bu ülkede bir Kürt sorunu olduğunu düşünmüyorum. Ben bir eğitimci olarak Türkiye’de anadil sorunu olduğunu fakat anadilde eğitim sorunu olmadığını düşünüyorum zira anadilde eğitim ülkeyi kaosa sürükleyebilir. Asıl yapılması gereken, ülkemizde konuşulan Arapça, Kürtçe gibi farklı dillerin çocuklarımıza öğretilmesi ve bu kültürlerin kaybolmasının önüne geçilmesidir.
• Üniversite bünyesinde Kürtçe ve Arapça eğitim veren kurumlar açılsın. Üniversite bünyesinde Kürtçe ve Arapça eğitim veren kurumlar açılmasında bir sakınca görmüyorum. Gençler hangi okullarda ve hangi dillerde eğitim görebileceklerinin kararını verebilirler ama daha erken çağlarda bu kararı veremeyebilir ve aile veya dış baskı altında kalabilirler.
Dara Turhan
• Türkiye ve Ortadoğu’da devasa bir Kürt sorunu yaşanmakta olup bu sorun bütün bölgeyi yaktığı gibi Siirt’i de etkilemektedir. Binlerce Kürt ve Türk genci yaşanan çatışmalarda hayatını kaybetti.
• Şu anda da bu sorunun çözümü noktasında iyi bir noktaya geldik. Bu sürecin sağlıklı işlemesi açısından halka doğru anlatılması ve konuya ilişkin müzakerelerde nelerin konuşulduğunun anlatılması gerektiğini savunuyorum.
• Toplu mezar iddialarının gerçeği yansıttığını düşünüyorum. Barışa doğru evrilecekse toplu mezarların yerini bilenlerin göstermesi lazım diye düşünüyorum.
• Kamuoyuna mal olmuş Kürtlerin ülkeye dönüşü için gerekli yasal düzenleme yapılmalıdır.
• Konuştuğu için insanlar cezalandırılırken barışın sağlanamayacağını bilmemiz gerekir.
• Şu anda da bu sorunun çözümü noktasında iyi bir noktaya geldik. Bu sürecin sağlıklı işlemesi açısından halka doğru anlatılması ve konuya ilişkin müzakerelerde nelerin konuşulduğunun anlatılması gerektiğini savunuyorum.
• Toplu mezar iddialarının gerçeği yansıttığını düşünüyorum. Barışa doğru evrilecekse toplu mezarların yerini bilenlerin göstermesi lazım diye düşünüyorum.
• Kamuoyuna mal olmuş Kürtlerin ülkeye dönüşü için gerekli yasal düzenleme yapılmalıdır.
• Konuştuğu için insanlar cezalandırılırken barışın sağlanamayacağını bilmemiz gerekir.
Bekir Berkay Türkay
• Siirt’in sorunları var. Bu tür toplantılar olmadığı için insanlar birbirinin yüzüne gülüp ardından başka türlü konuşuyor.
• Sadece devletimizin Kürt halkından özür dilemesi yetmez; Siirt özelinde Kürt ve Arap kardeşlerimiz de birbirlerinden özür dilemelidir. Bu nedenle eteklerimizdeki taşları açıkça dökmeliyiz. Keza bu toplantının amacı da budur.
• Ben Türk’üm ama Türk bayrağını Arap’ıyla ve Kürt’üyle seviyorum ve anadilde eğitime karşı çıkmıyorum.
• Sorunun ekonomi yönü ihmal edilmemelidir.
• Siirt’te Kürtçe-Türkçe eğitim veren bir üniversite kurulmalıdır. Dünyanın en büyük Kürtçe eğitim veren üniversitesi Siirt’te kurulmalıdır ki, burası bütün bölgeden öğrenci çeken bir cazibe merkezi olsun. Siirt’teki sosyolojik altyapı üniversite için müsaittir. Ama bu üniversite Siirt’te değil de Diyarbakır, Şırnak vs.de olursa gerilla yatağı olur; oysa Siirt’te buna müsaade edilmez.
• Kürtçe’nin bir eğitim dili olabilmesi için ortak bir Kürtçe oluşturulmalıdır ki, bunun için önce Kürtçe bir üniversite kurulmalıdır.
• Sadece devletimizin Kürt halkından özür dilemesi yetmez; Siirt özelinde Kürt ve Arap kardeşlerimiz de birbirlerinden özür dilemelidir. Bu nedenle eteklerimizdeki taşları açıkça dökmeliyiz. Keza bu toplantının amacı da budur.
• Ben Türk’üm ama Türk bayrağını Arap’ıyla ve Kürt’üyle seviyorum ve anadilde eğitime karşı çıkmıyorum.
• Sorunun ekonomi yönü ihmal edilmemelidir.
• Siirt’te Kürtçe-Türkçe eğitim veren bir üniversite kurulmalıdır. Dünyanın en büyük Kürtçe eğitim veren üniversitesi Siirt’te kurulmalıdır ki, burası bütün bölgeden öğrenci çeken bir cazibe merkezi olsun. Siirt’teki sosyolojik altyapı üniversite için müsaittir. Ama bu üniversite Siirt’te değil de Diyarbakır, Şırnak vs.de olursa gerilla yatağı olur; oysa Siirt’te buna müsaade edilmez.
• Kürtçe’nin bir eğitim dili olabilmesi için ortak bir Kürtçe oluşturulmalıdır ki, bunun için önce Kürtçe bir üniversite kurulmalıdır.
Selim Şeker
• Kürtçe’nin tüm lehçelerini aynılaştırmaya çalışmak zulümdür. Farklılıkları beslememiz ve saygı göstermemiz gerekir.
Kenan Özbey
• Benim yedi göbek sülalem Kürt’tür ve ben bayrağımızı çok seviyorum. Benim bu ülkede bir sorunum yok. Suriye’deki Kürtler gibi yaşamıyorum, ben burada hürüm.
Ekrem Bilek
• Siirt’in yerel sorunları çok mühim ama Kürt sorunu artık uluslararası bir sorun niteliğini almıştır.
• Kürt sorunu inkar ederek çözülemez.
• Kürt sorunu öyle bir noktaya geldi ki, mevcut anayasa ile bu sorunu çözmek mümkün değildir. Anayasa’nın demokratik standartlar doğrultusunda hazırlanması gerekir.
• Ben anadilimi anneme olan saygımdan dolayı savunuyorum. Dil bir insanlık hakkıdır. Bunu bir örgüt/grup söylemi olarak ya da siyasi söylem olarak algılamamak gerekir.
• Kürtlerin ekonomik, sosyolojik ve kadın sorunları vardır. Bu sorunlar da ihmal edilmemelidir.
• Dağda hayatını kaybeden çocuklarımız arasında bir tane bile ağa/şeyh çocuğu yok. Hepsi gariban. Halklar arasında bir zulum yoktur. Zonguldak’taki maden işçisi ile Hakkari’deki Kürt’ün ne sorunu olabilir. Bu sorunda Kürtler de Türkler de acı çekiyor. Bu sorunu kimse gelip çözmeyecek; biz kendimiz çözeceğiz.
• Bu toplumun kendine göre yarattığı bir dini etiği ve pratiği vardır; ama sistem kendi benimsediği uygulamaları kabul ettirmek istiyor. Diyanetin toplumun tüm inançlarına saygılı olacak şekilde ele alınması gerekiyor.
• Kürt sorunu inkar ederek çözülemez.
• Kürt sorunu öyle bir noktaya geldi ki, mevcut anayasa ile bu sorunu çözmek mümkün değildir. Anayasa’nın demokratik standartlar doğrultusunda hazırlanması gerekir.
• Ben anadilimi anneme olan saygımdan dolayı savunuyorum. Dil bir insanlık hakkıdır. Bunu bir örgüt/grup söylemi olarak ya da siyasi söylem olarak algılamamak gerekir.
• Kürtlerin ekonomik, sosyolojik ve kadın sorunları vardır. Bu sorunlar da ihmal edilmemelidir.
• Dağda hayatını kaybeden çocuklarımız arasında bir tane bile ağa/şeyh çocuğu yok. Hepsi gariban. Halklar arasında bir zulum yoktur. Zonguldak’taki maden işçisi ile Hakkari’deki Kürt’ün ne sorunu olabilir. Bu sorunda Kürtler de Türkler de acı çekiyor. Bu sorunu kimse gelip çözmeyecek; biz kendimiz çözeceğiz.
• Bu toplumun kendine göre yarattığı bir dini etiği ve pratiği vardır; ama sistem kendi benimsediği uygulamaları kabul ettirmek istiyor. Diyanetin toplumun tüm inançlarına saygılı olacak şekilde ele alınması gerekiyor.
Fevzi Sevgili
• Kurtuluş Savaşı’nı beraber yapmış iki kardeş arasında mal paylaşımında haksızlık yapıldı ve ulus devlet inşası sürecinde Kürtlerin dili ve varlığı inkar edildi.
• Bölgemizde medreselerin kapatılması çok büyük sorun kaynağıdır. Kapatılmasaydı bölgemizdeki eğitim durumu çok farklı olabilirdi.
• Kürt sorunu çözülmeden ülkemizin ileri gitmesi mümkün değildir.
• Bugün çözüm süreci tıkanmış durumda çünkü saha çalışması yeterince yapılmadı ve süreç hem Kürtlere hem de Türklere gerektiği gibi anlatılamadı.
• İnsanların empati yapıp birbirini anlaması gerekiyor.
• Ciddi bir şekilde açılım politikası, bölünme sendromunu da ortadan kaldıracak şekilde devam ettirilirse sonuç verecektir.
• Açılım sürecinde alt yapı çalışması yapılan ve tüm taraflara iyi anlatılan bir politika takip edilmelidir.
• Bölgemizde medreselerin kapatılması çok büyük sorun kaynağıdır. Kapatılmasaydı bölgemizdeki eğitim durumu çok farklı olabilirdi.
• Kürt sorunu çözülmeden ülkemizin ileri gitmesi mümkün değildir.
• Bugün çözüm süreci tıkanmış durumda çünkü saha çalışması yeterince yapılmadı ve süreç hem Kürtlere hem de Türklere gerektiği gibi anlatılamadı.
• İnsanların empati yapıp birbirini anlaması gerekiyor.
• Ciddi bir şekilde açılım politikası, bölünme sendromunu da ortadan kaldıracak şekilde devam ettirilirse sonuç verecektir.
• Açılım sürecinde alt yapı çalışması yapılan ve tüm taraflara iyi anlatılan bir politika takip edilmelidir.
İnan Özcan
• Kürt meselesi herkesin meseledir.
• İnsanları dağa çıkaran umut mudur, umutsuzluk mudur diye sormak gerekir.
• Devletin şu anda bu toplantıya müsaade etmesi bile devletin çözüm isteğini göstermektedir.
• Devlet aklının devrede olması gerekir.
• Sorun kimlik ve aidiyet meselesidir.
• Kan ve gözyaşının müsebbibi olan çatışma ortamından çıkmayı ve geleceğe güvenle birlik içerisinde bakmayı arzuluyoruz.
• Bir çözüm için yöneticilerimizin bir araya gelememelerini üzüntüyle izlemekteyiz.
• Halen bir çözüm reçetesi bulunamamış olması bin yıllık devlet geleneğine yakışmamaktadır.
• Türkiye, ülkenin bölüneceği korkusunu bir kenara bırakmalı, cesur adımlar atmalı ve küçülme korkusundan ziyade daha da büyüme vizyonunu benimsemelidir.
• Kimliği tek bir aidiyete indirgeyen yaklaşımlar sorunu kemikleştirir ve ötekileşmeye yol açar.
• Aidiyetlerden hiçbiri inkar edilmemelidir. Aksi durumda radikalizm ve marjinalleşme ortaya çıkar ki bu da savunma-saldırma pozisyonları doğurur.
• İnsanları dağa çıkaran umut mudur, umutsuzluk mudur diye sormak gerekir.
• Devletin şu anda bu toplantıya müsaade etmesi bile devletin çözüm isteğini göstermektedir.
• Devlet aklının devrede olması gerekir.
• Sorun kimlik ve aidiyet meselesidir.
• Kan ve gözyaşının müsebbibi olan çatışma ortamından çıkmayı ve geleceğe güvenle birlik içerisinde bakmayı arzuluyoruz.
• Bir çözüm için yöneticilerimizin bir araya gelememelerini üzüntüyle izlemekteyiz.
• Halen bir çözüm reçetesi bulunamamış olması bin yıllık devlet geleneğine yakışmamaktadır.
• Türkiye, ülkenin bölüneceği korkusunu bir kenara bırakmalı, cesur adımlar atmalı ve küçülme korkusundan ziyade daha da büyüme vizyonunu benimsemelidir.
• Kimliği tek bir aidiyete indirgeyen yaklaşımlar sorunu kemikleştirir ve ötekileşmeye yol açar.
• Aidiyetlerden hiçbiri inkar edilmemelidir. Aksi durumda radikalizm ve marjinalleşme ortaya çıkar ki bu da savunma-saldırma pozisyonları doğurur.
Cemal Acar
• Kürt sorunu ince ve nazik bir sorundur; herkesin inandığı fikri şiddet içermediği sürece ifade edebilmelidir.
Yavuz Çelepkulu
• Problemin asıl kaynağı şahısların yaşadığı ızdıraptır. Mesele insan olduktan sonra tek bir çerçeveye sokamıyorsunuz. Zira insan makro alemin mikro tezahürüdür. Merkeze insanı koyduğumuzda kendimizi, birbirimizi daha iyi anlayabileceğiz ve diyalog imkanı bulabileceğiz.
• Bazı kesimlerde her yerde kendi rengini hakim kılma arayışı sıkıntılara yol açabilir. Yaratıcı bile yarattığı kuluna dikte etmiyor; tercihi kuluna bırakıyor. Allah bunu yapmıyorsa biz insan olarak bunu yapmamalıyız. Herkesin kendini bulacağı bir ortak havuz oluşturulmalıdır.
• Kompleksiz bir bakış açısının ve diyalogun geliştirilmesi; üstünlük algısından uzak ve samimi bir yaklaşımla olaya yaklaşılması ve tarihlerin istişare edilmesi gerekiyor.
• Kan, kin ve göz yaşının olduğu böylesi bir ortamda kimse acılarını yarıştırmaya kalkmamalı ve herkes samimiyete odaklanmalıdır.
• Biz insanız ve evrensel düşünmemiz lazım. Mevzuatlara kutsiyet atfetmemek, kendi düşünce dünyamızı bunlarla sınırlamamamız gerekir.
• Fanatizm tehlikesine dikkat edilmelidir.
• Fikri bir ortak paydada buluşup büyük bir çatı oluşturmamız gerekiyor.
• Bilgi çağından bilgelik çağına geçiyoruz. Bilgi sorunun sorunun çözümünde bir alet olarak kullanılmalıdır.
• Bazı kesimlerde her yerde kendi rengini hakim kılma arayışı sıkıntılara yol açabilir. Yaratıcı bile yarattığı kuluna dikte etmiyor; tercihi kuluna bırakıyor. Allah bunu yapmıyorsa biz insan olarak bunu yapmamalıyız. Herkesin kendini bulacağı bir ortak havuz oluşturulmalıdır.
• Kompleksiz bir bakış açısının ve diyalogun geliştirilmesi; üstünlük algısından uzak ve samimi bir yaklaşımla olaya yaklaşılması ve tarihlerin istişare edilmesi gerekiyor.
• Kan, kin ve göz yaşının olduğu böylesi bir ortamda kimse acılarını yarıştırmaya kalkmamalı ve herkes samimiyete odaklanmalıdır.
• Biz insanız ve evrensel düşünmemiz lazım. Mevzuatlara kutsiyet atfetmemek, kendi düşünce dünyamızı bunlarla sınırlamamamız gerekir.
• Fanatizm tehlikesine dikkat edilmelidir.
• Fikri bir ortak paydada buluşup büyük bir çatı oluşturmamız gerekiyor.
• Bilgi çağından bilgelik çağına geçiyoruz. Bilgi sorunun sorunun çözümünde bir alet olarak kullanılmalıdır.
Abdurrahman Tetik
• Sorun demokratikleşme sorunudur ama Kürt halkının nüfusu kalabalık olduğu için Kürt sorunu diye adlandırılmış.
• Demokrasinin sindirilip kişisel hak ve özgürlüklerin genişletilmesiyle sorun çözülecektir.
• Kim olursa olsun ölenlerin inançlarına uygun gömülmesi lazım.
• Tüm tarafların yanlışları hakiki ve samimi bir şekilde ortaya konmalıdır.
• Demokrasinin sindirilip kişisel hak ve özgürlüklerin genişletilmesiyle sorun çözülecektir.
• Kim olursa olsun ölenlerin inançlarına uygun gömülmesi lazım.
• Tüm tarafların yanlışları hakiki ve samimi bir şekilde ortaya konmalıdır.
Kasım Ceylan
• Kimsenin hak talebinden bulunmasını gerektirmeyecek demokratik bir anayasının tesisi ile sorunun yaşanmayacağını düşünüyorum.
• STK’ların çözüme ortak olması bizim demokrasiye geçişimize büyük katkı sağlayacaktır.
• Türkiye’de halkın gücüyle iktidar olan partiler aslında muktedir olamıyorlar.
• Demokrasi ve ekonominin birbiriyle paralel olduğu söyleniyor ama aslında ekonomi demokrasiden bir adım öndedir zira demokrasinin olmadığı yerde sermaye işlemez.
• STK’ların çözüme ortak olması bizim demokrasiye geçişimize büyük katkı sağlayacaktır.
• Türkiye’de halkın gücüyle iktidar olan partiler aslında muktedir olamıyorlar.
• Demokrasi ve ekonominin birbiriyle paralel olduğu söyleniyor ama aslında ekonomi demokrasiden bir adım öndedir zira demokrasinin olmadığı yerde sermaye işlemez.
Cemal Acar
• Türkiye’de sıkıntı demokratik bir cumhuriyet olamamaktır. Bu gerçekleştirilse tüm etnik sınıflar mutlu olacaktır.
• Kürtler bu coğrafyanın otokton bir unsurudur ve birçok Kürt unsur da Anadolu’daki ilk Türk yerleşimciler ile ortak hareket etmiştir.
• II. Mahmut döneminde kaybedilen gücün sıkı bir merkezi idare ile telafi edilmesine çalışılmasıyla birlikte Kürt sorunu baş gösteriyor.
• Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler ve Türkler samimi bir birliktelik içerisinde savaşmıştır. Lozan Antlaşması’nda kadar olan dönemde Atatürk Türk kelimesini her zaman Kürt kelimesi ile birlikte kullanmıştır.
• Birarada yaşama ve ortak bir gelecek arayışı hususunda samimi olduğumuzda başarılı olunacağını düşünüyorum.
• Standart ulus-devlet anlayışının farklılıkları görmezden gelmesi nedeniyle huzur kayboldu; ulus devlet anlayışının yol açtığı sıkıntıların giderilmesi ile çözüm sağlanacaktır.
• Dünyadaki benzer vakalar iyi incelenmelidir.
• Dünyada ve Türkiye’de hâlâ tam anlamıyla bir Kürt Enstitüsü yoktur.
• İleri çalışmalarda, şu anda dile getirilen görüş ve önerilerin pratiğe nasıl döküleceği sorusuna cevap aranmalıdır.
• Kürtler bu coğrafyanın otokton bir unsurudur ve birçok Kürt unsur da Anadolu’daki ilk Türk yerleşimciler ile ortak hareket etmiştir.
• II. Mahmut döneminde kaybedilen gücün sıkı bir merkezi idare ile telafi edilmesine çalışılmasıyla birlikte Kürt sorunu baş gösteriyor.
• Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler ve Türkler samimi bir birliktelik içerisinde savaşmıştır. Lozan Antlaşması’nda kadar olan dönemde Atatürk Türk kelimesini her zaman Kürt kelimesi ile birlikte kullanmıştır.
• Birarada yaşama ve ortak bir gelecek arayışı hususunda samimi olduğumuzda başarılı olunacağını düşünüyorum.
• Standart ulus-devlet anlayışının farklılıkları görmezden gelmesi nedeniyle huzur kayboldu; ulus devlet anlayışının yol açtığı sıkıntıların giderilmesi ile çözüm sağlanacaktır.
• Dünyadaki benzer vakalar iyi incelenmelidir.
• Dünyada ve Türkiye’de hâlâ tam anlamıyla bir Kürt Enstitüsü yoktur.
• İleri çalışmalarda, şu anda dile getirilen görüş ve önerilerin pratiğe nasıl döküleceği sorusuna cevap aranmalıdır.
Çalıştay - II. Oturum
Ömer Aslan
• Gizlemeden, kendimizi net bir şekilde ifade etmemiz gerekir.
• Ortak bir demokrasi kültürü oluşturulmalı.
• Birbirimizin haklarını savunmalıyız.
• Demokratikleşme ancak hak, adalet ve özgürlükleri ölçü alan bir sivil anayasa ile mümkün olacaktır.
• Yeni anayasanın yapım süreci bütün kesimlerin katılımı ile gerçekleştirilmelidir.
• Adı ne olursa olsun bölgesel bir sorun vardır. Ancak yalnızca bu bölge odaklı yaklaşılması sonuç vermeyecektir.
• Çözümün seçim sonrasına bırakılması bir çözüm değildir. Ancak çözüm gecikti diye baltayı elimize alıp kesmememiz gerekir. Sürekli çözümün parçası olmak zorundayız; yoksa sorunun bir parçası oluruz.
• Sürecin sağlıklı işleyebilmesi için STK’ların çözümün bir parçası olması gerekir.
• Anayasal vatandaşlık tanımı hiçbir etnisiteye dayanmamalıdır.
• Köylere dönüş desteklenmelidir.
• Koruculuk sistemi kaldırılmalı ve rehabilite edilmelidir.
• Ulus-devlet anlayışı değiştirilmelidir.
• Anayasada değiştirilemez hükümler kaldırılmalıdır.
• İsimleri değiştirilen yerler isterlerse eski isimlerine kavuşmalıdır.
• Çatışmazlık ortamı kalıcı olmalı ve şiddet durmalıdır.
• Dini inançların özgürlük alanı genişletilmelidir.
• Resmi dil olan Türkçe’nin yanı sıra anadil eğitimin her alanında kullanılmalıdır.
• Eğitim sistemi gözden geçirilip resmi ideolojiden uzaklaştırılmalıdır.
• Kanaat önderleri sürece dahil edilmelidir.
• Ortak bir demokrasi kültürü oluşturulmalı.
• Birbirimizin haklarını savunmalıyız.
• Demokratikleşme ancak hak, adalet ve özgürlükleri ölçü alan bir sivil anayasa ile mümkün olacaktır.
• Yeni anayasanın yapım süreci bütün kesimlerin katılımı ile gerçekleştirilmelidir.
• Adı ne olursa olsun bölgesel bir sorun vardır. Ancak yalnızca bu bölge odaklı yaklaşılması sonuç vermeyecektir.
• Çözümün seçim sonrasına bırakılması bir çözüm değildir. Ancak çözüm gecikti diye baltayı elimize alıp kesmememiz gerekir. Sürekli çözümün parçası olmak zorundayız; yoksa sorunun bir parçası oluruz.
• Sürecin sağlıklı işleyebilmesi için STK’ların çözümün bir parçası olması gerekir.
• Anayasal vatandaşlık tanımı hiçbir etnisiteye dayanmamalıdır.
• Köylere dönüş desteklenmelidir.
• Koruculuk sistemi kaldırılmalı ve rehabilite edilmelidir.
• Ulus-devlet anlayışı değiştirilmelidir.
• Anayasada değiştirilemez hükümler kaldırılmalıdır.
• İsimleri değiştirilen yerler isterlerse eski isimlerine kavuşmalıdır.
• Çatışmazlık ortamı kalıcı olmalı ve şiddet durmalıdır.
• Dini inançların özgürlük alanı genişletilmelidir.
• Resmi dil olan Türkçe’nin yanı sıra anadil eğitimin her alanında kullanılmalıdır.
• Eğitim sistemi gözden geçirilip resmi ideolojiden uzaklaştırılmalıdır.
• Kanaat önderleri sürece dahil edilmelidir.
Mehmet Ali Özel
• Olay anadilde eğitim konusunda düğümlenmektedir. Anadilde eğitimin bir hak olduğu kabul edilmelidir.
• İnsanların birlikte yaşama iradesine sahip olup olmadıkları oylanıp güvensizlik ve kafa karışıklığı ortadan kaldırılabilir. Ben yaşama iradesinin mevcut olduğunu düşünüyorum.
• İnsanların birlikte yaşama iradesine sahip olup olmadıkları oylanıp güvensizlik ve kafa karışıklığı ortadan kaldırılabilir. Ben yaşama iradesinin mevcut olduğunu düşünüyorum.
Hacer Çıtak
• Ben Türkiyeliyim. Biz dil bilmesek bile gözlerimizle anlaşabiliyoruz.
• Doğu ve Batı arasında ayrım var ama doğuya daha çok özen gösteriliyor.
• Siirtliler komşusu aç mı tok mu bilmelidir. Herkes çevresine bakmalı ve empati kurmalıdır.
• Doğu ve Batı arasında ayrım var ama doğuya daha çok özen gösteriliyor.
• Siirtliler komşusu aç mı tok mu bilmelidir. Herkes çevresine bakmalı ve empati kurmalıdır.
Selim Şeker
• Biz yeşi kart değil kimliğimizi istiyoruz. Bizi bu duruma muhtaç eden sistemi sorgulamak gerekiyor. Bu sorunun temeli sistemin, paradigmanın kendisidir. Bunu devlet de kabul ediyor ve anayasa değişikliği yapmaya çalışıyor
• Etnik ve dini yapı yeterince anlaşılmıyor.
• Bu ülkede her konuda mahalle baskısı vardır. Ama bir de cemaat ve örgüt baskısı vardır. Mahalle, örgüt ve cemaat baskısından kurtulamadıkça demokratikleşmeyi sağlayamaz ve sorunları çözemeyiz.
• Etnik ve dini yapı yeterince anlaşılmıyor.
• Bu ülkede her konuda mahalle baskısı vardır. Ama bir de cemaat ve örgüt baskısı vardır. Mahalle, örgüt ve cemaat baskısından kurtulamadıkça demokratikleşmeyi sağlayamaz ve sorunları çözemeyiz.
Zana Aksu
• Sorun militer yapımın yönetime egemen olmasıdır.
• Baskılar nedeniyle göç etmek zorunda kaldık. Şehirde yoksullukla mücadele etmek zorunda kaldık.
• Ben burada Kürt olduğumu bilmiyordum ama batıya gidince Kürt olduğumu öğrendim.
• Baskılar nedeniyle göç etmek zorunda kaldık. Şehirde yoksullukla mücadele etmek zorunda kaldık.
• Ben burada Kürt olduğumu bilmiyordum ama batıya gidince Kürt olduğumu öğrendim.
İzzettin İçin
• Geçmiş yıllardan beri kimi seçerseniz seçin yetkiyi alan tahakküm haline dönüştürüyor. Avrupa’da ise STK’lar kurularak karşı tarafta da bir güç dengesi kurulmaya çalışılıyor.
• Bütün gerekli yasalar çıksa bile 70-80 yılın sıkıntıları 3-5 senede çözülemez. Bu bir süreç meselesidir ve sabır gerektirir. Benim dediğim doğru, senin dediğin yanlıştır dayatmasına gidilmemesi gerekir.
• Bütün gerekli yasalar çıksa bile 70-80 yılın sıkıntıları 3-5 senede çözülemez. Bu bir süreç meselesidir ve sabır gerektirir. Benim dediğim doğru, senin dediğin yanlıştır dayatmasına gidilmemesi gerekir.
Ahmet Arıtürk
• Ben bir Arap’ım ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum. Biz hep devleti ve tarihi suçladık. Oysa bu bölge en büyük zararı feodal yapıdan görmüştür ama kimse bunu dillendirmiyor. İnsanları cahil bıraktılar. Ağalar kendi çocuklarını okuturken bizim gözümüzün açılmasına izin vermedi.
• Bu bölgede ya AKP’li ya BDP’li olacaksın. Onun dışında bu bölgede siyaset yapamazsın ve siyaset kilitlenmiştir. Demokrasi isteniyorsa önce barajın indirilmesi gerekir.
• Bu bölgenin acemi ocağı yapılmaması gerekir. Buraya ilk defa vali, müdür, kaymakam olanların ve sürülenlerin değil, deneyimli ve uzman idarecilerin gelmesi gerekir.
• Bu bölgede ya AKP’li ya BDP’li olacaksın. Onun dışında bu bölgede siyaset yapamazsın ve siyaset kilitlenmiştir. Demokrasi isteniyorsa önce barajın indirilmesi gerekir.
• Bu bölgenin acemi ocağı yapılmaması gerekir. Buraya ilk defa vali, müdür, kaymakam olanların ve sürülenlerin değil, deneyimli ve uzman idarecilerin gelmesi gerekir.
Mine Kılıç
• Kadına din adına soyutlama uygulanıyor. Siirt’te gelenek dinin yerini almış durumda. Mesela Siirt’te kadın öldüğünde verilen selada kadının adı değil erkek akrabalarının adı okunur. Halk bunun din değil gelenek olduğunu bilmiyor. Bu durumun üzerinde ciddiyetle durulması gerekiyor.
• Kürtler hep Türklerden şikayet ediyor. Ama biz Zaza’yız ve Kürtlerden çok çektik. Zazalar ayrı bir ırktır, Kürtler bunu kabul etmiyor.
• Kürtler hep Türklerden şikayet ediyor. Ama biz Zaza’yız ve Kürtlerden çok çektik. Zazalar ayrı bir ırktır, Kürtler bunu kabul etmiyor.
Elif Tiren Özer
• Ben Arap’ım; eşim Kürt. Ben bir alevinin bulunduğu şehirde Cem evi açılması isteğini destekliyorum. Bir bayanın başörtü takmasını ya da mini etek giymesini de destekliyorum. Ben birini öteki olarak görürsem onu sevemem ve diyalog geliştiremem. Çünkü asıl olan hoşgörüdür. Şiddete karşıyım.
Abdullah Gürgen
• Alışkanlarımız bizim kıyafetimizdir, değiştirilebilir ama dilimiz ve kültürüm derimizdir, değiştirilemez.
• Hiçbir demokratik ülkenin şehirlerinde zırhlı askeri araçlar gezmez.
• Yanı başımızda içimizi yakan bir ateş var; bunu görmemiz lazım. Türkiye’de bir Kürt sorunu vardır ve bu Türkiye’nin meselesidir. Sorunların çözülmesi için ortak aklı bulmalıyız. Sorunu görmeli ve çözüm aramalıyız. Bu sorun Bağdat’ta, Brüksel’de değil burada çözülecektir. Hamaset söylemleriyle bu kanı durduramayız.
Çalıştay - III. Oturum
• Hiçbir demokratik ülkenin şehirlerinde zırhlı askeri araçlar gezmez.
• Yanı başımızda içimizi yakan bir ateş var; bunu görmemiz lazım. Türkiye’de bir Kürt sorunu vardır ve bu Türkiye’nin meselesidir. Sorunların çözülmesi için ortak aklı bulmalıyız. Sorunu görmeli ve çözüm aramalıyız. Bu sorun Bağdat’ta, Brüksel’de değil burada çözülecektir. Hamaset söylemleriyle bu kanı durduramayız.
Çalıştay - III. Oturum
Kenan Özbey
• Kürt dediğin an hemen soru işareti oluşuyor; karşıdakinin aklına terör geliyor.
• İnsan hakları derneklerinin şehit evlerini ziyaret etmesi gerekiyor.
• Bir Türk vatanını, bayrağını ne kadar seviyorsa bir Kürt olarak ben de o kadar seviyorum. Ben Kürt’üm; Sırrı Sakık, Ahmet Türk benim adıma konuşamaz. Apocular hiçbir şekilde Kürtlerin temsilcisi değildir.
• Kürtçe TV devletin iyi niyetinin ürünüdür.
• Biz hepimiz bir gemideyiz; kimse delmeye kalkmasın.
• İnsan hakları derneklerinin şehit evlerini ziyaret etmesi gerekiyor.
• Bir Türk vatanını, bayrağını ne kadar seviyorsa bir Kürt olarak ben de o kadar seviyorum. Ben Kürt’üm; Sırrı Sakık, Ahmet Türk benim adıma konuşamaz. Apocular hiçbir şekilde Kürtlerin temsilcisi değildir.
• Kürtçe TV devletin iyi niyetinin ürünüdür.
• Biz hepimiz bir gemideyiz; kimse delmeye kalkmasın.
Turgay Dabakoğlu
• Kürt Sorunu ifadesinin içinin doldurulması gerekiyor.
• Kürt Sorunu demokratik hukuk devletinin mutlaka çözüm bulması gereken bir sorundur zira bütün diğer kötülükler bu sorundan beslenmektedir.
• Kürt Sorunu’nu tanımlarken ana dil sorununa odaklanmak gerekir.
• Soruna demokratik bir işlevlik kazandırmadan sorunun çözülmesi mümkün değildir.
• Bir torba kömür, makarnayla kimliklerden vazgeçirme anlayışı terk edilmelidir; zira son zamanlarda etnik aidiyetler çok önem kazanmış durumdadır.
• İktidar çözüme doğru daha radikal adımları samimiyet içerisinde atmalıdır.
• Kürt Sorunu’na silahlı güçler ve kültürel haklar bağlamında olmak üzere iki boyutlu bakılmalıdır.
• Af olmadan PKK konusunu ancak idare edebilirsiniz ama sorunu çözemezsiniz.
• Konu bölge ülkelerini ve küresel aktörleri ilgilendiren uluslararası boyutlu çok karmaşık sorundur.
• Diğer örnekleri inceleyip bize uygun kısımları benimsemek gerekir.
• Hiçbir etnik ve dini kimlik vurgusu yapmayan bir anayasa hazırlanmalıdır.
• Medyanın nefret dilini terk etmesi ve yüksek yargının medyada işlenen nefret dilini görmezden gelmemesi gerekir. Medya yeni bir kardeşlik dili kurmalıdır.
• Kürt Sorunu demokratik hukuk devletinin mutlaka çözüm bulması gereken bir sorundur zira bütün diğer kötülükler bu sorundan beslenmektedir.
• Kürt Sorunu’nu tanımlarken ana dil sorununa odaklanmak gerekir.
• Soruna demokratik bir işlevlik kazandırmadan sorunun çözülmesi mümkün değildir.
• Bir torba kömür, makarnayla kimliklerden vazgeçirme anlayışı terk edilmelidir; zira son zamanlarda etnik aidiyetler çok önem kazanmış durumdadır.
• İktidar çözüme doğru daha radikal adımları samimiyet içerisinde atmalıdır.
• Kürt Sorunu’na silahlı güçler ve kültürel haklar bağlamında olmak üzere iki boyutlu bakılmalıdır.
• Af olmadan PKK konusunu ancak idare edebilirsiniz ama sorunu çözemezsiniz.
• Konu bölge ülkelerini ve küresel aktörleri ilgilendiren uluslararası boyutlu çok karmaşık sorundur.
• Diğer örnekleri inceleyip bize uygun kısımları benimsemek gerekir.
• Hiçbir etnik ve dini kimlik vurgusu yapmayan bir anayasa hazırlanmalıdır.
• Medyanın nefret dilini terk etmesi ve yüksek yargının medyada işlenen nefret dilini görmezden gelmemesi gerekir. Medya yeni bir kardeşlik dili kurmalıdır.
Fecri Barlık
• Anadilde eğitime geçilmeli; bölünme korkusu terk edilmelidir.
• Kürt Açılımı/Demokratik Açılım konusundaki tüm müzakereler şeffaf olmalı; halkla paylaşılmalıdır.
• Bölgeye deneyimli ve önyargısız idareciler atılmalıdır.
• Bu toplantıda İHD temsilcisi ile Şehit Aileleri Derneği temsilcisinin bir arada olması çok anlamlıdır.
• Kürt Açılımı/Demokratik Açılım konusundaki tüm müzakereler şeffaf olmalı; halkla paylaşılmalıdır.
• Bölgeye deneyimli ve önyargısız idareciler atılmalıdır.
• Bu toplantıda İHD temsilcisi ile Şehit Aileleri Derneği temsilcisinin bir arada olması çok anlamlıdır.
Mehmet Efe
• Silaha sarılan değil de eğitime önem veren bir örgüt olsa daha iyi olur.
• Üslüba önem verilmelidir.
• Devlet veya devleti temsil edenlerin yaşananlar için özür dilemesi psikoloji olarak çok mühim olup çözüme katkı sunacaktır.
• Tartışma ve müzakereler sırasında lütufkar tavırlardan uzak durulmalıdır.
• Üslüba önem verilmelidir.
• Devlet veya devleti temsil edenlerin yaşananlar için özür dilemesi psikoloji olarak çok mühim olup çözüme katkı sunacaktır.
• Tartışma ve müzakereler sırasında lütufkar tavırlardan uzak durulmalıdır.
Fahri Aral
• Konuşmaların büyük çoğunluğu çatışma psikolojisi içerisinde yapılıyor. Bu çatışma psikolojisi ile doğru sonuçlara varmak mümkün değildir.
• Kürt sorunu demokratik çözüme gitmez ise farklılıkların zenginliğe dönüşmesi mümkün olmaz. Bu doğrultuda geleceğe dönük planlamaların yapılması gerekir.
• Üzerinde uzlaşılan, herkesin katıldığı, bütün kesimlerin ve STK’ların görüşlerinin alındığı çok da uzun olmayan bir anayasa metni hazırlanmalıdır.
• Siyasal af ve anadilin korunması ile kullanımı sağlanmalıdır.
• Kürt sorunu demokratik çözüme gitmez ise farklılıkların zenginliğe dönüşmesi mümkün olmaz. Bu doğrultuda geleceğe dönük planlamaların yapılması gerekir.
• Üzerinde uzlaşılan, herkesin katıldığı, bütün kesimlerin ve STK’ların görüşlerinin alındığı çok da uzun olmayan bir anayasa metni hazırlanmalıdır.
• Siyasal af ve anadilin korunması ile kullanımı sağlanmalıdır.
İzzettin Oktay
• Kürt sorunu şiddetten arındırılmalıdır. Silahlar susmalıdır.
• Kürtlerin aktif siyasete katılımı sağlanmalıdır.
• Biz Kürtler sırıtımızı silahlar vererek siyaset yapmamalıyız.
• Özeleştiri yapmalıyız.
• Seçim barajı düşürülmeli ve yerel yönetimler güçlendirilmelidir.
• Demokrasi ve özgürlükleri garanti altına alacak anayasal düzenleme yapılmalıdır.
• 66. Madde mutlaka kaldırılmalıdır zira bu madde etnisite vurgusu yapmaktadır.
• Siyasi bir af çıkarılmalıdır. 12 Eylül’ün bütün izleri silinmelidir.
• Faili meçhul cinayetler sorumlu kim olursa olsun mutlaka araştırılmalıdır.
• Bölgeler arası dengesizlikler giderilmelidir.
• GAP mutlaka tamamlanmalı.
• Genç potansiyel mutlaka değerlendirilmelidir.
• Kürt dili zenginlik kabul edilip önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır
• Kürtçe kesinlikle siyasete alet edilmemelidir.
• Kürtlerin aktif siyasete katılımı sağlanmalıdır.
• Biz Kürtler sırıtımızı silahlar vererek siyaset yapmamalıyız.
• Özeleştiri yapmalıyız.
• Seçim barajı düşürülmeli ve yerel yönetimler güçlendirilmelidir.
• Demokrasi ve özgürlükleri garanti altına alacak anayasal düzenleme yapılmalıdır.
• 66. Madde mutlaka kaldırılmalıdır zira bu madde etnisite vurgusu yapmaktadır.
• Siyasi bir af çıkarılmalıdır. 12 Eylül’ün bütün izleri silinmelidir.
• Faili meçhul cinayetler sorumlu kim olursa olsun mutlaka araştırılmalıdır.
• Bölgeler arası dengesizlikler giderilmelidir.
• GAP mutlaka tamamlanmalı.
• Genç potansiyel mutlaka değerlendirilmelidir.
• Kürt dili zenginlik kabul edilip önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır
• Kürtçe kesinlikle siyasete alet edilmemelidir.
Şerif Demir
• Birbirimizi anlamalıyız.
• Bütünün bir parçasıyla meşguluz.
• Martin van Bruinessen’ın bütün kitaplarını okumalıyız.
• Bütünün bir parçasıyla meşguluz.
• Martin van Bruinessen’ın bütün kitaplarını okumalıyız.
Hamdullah Adsoy
• Kürtlerin bir halk olarak algılanması lazım ve bu bir lütuf olarak algılanmamalıdır.
• Savaş ortamı yok olmalıdır; bu da ancak muhatap alınarak olur.
• Birileri MHP, PKK, BDP muhatap alınamaz diyor. Hepsinin bir bütün olarak muhatap alınması lazım.
• Bölgeye istihdama dönük yatırımlar yapılmalıdır.
• Anadil sorunu derhal çözülmeli; bunun için Türkiye’nin herhangi bir yerine Kürtçe üniversite kurulmalıdır.
• Savaş ortamı yok olmalıdır; bu da ancak muhatap alınarak olur.
• Birileri MHP, PKK, BDP muhatap alınamaz diyor. Hepsinin bir bütün olarak muhatap alınması lazım.
• Bölgeye istihdama dönük yatırımlar yapılmalıdır.
• Anadil sorunu derhal çözülmeli; bunun için Türkiye’nin herhangi bir yerine Kürtçe üniversite kurulmalıdır.
Şakir Özmazı
• Bölgede tefeciliğe son verilmelidir.
• İnternet kafelerde denetim artırılmalıdır.
• İnternet kafelerde denetim artırılmalıdır.
Kenan Özbey
• Dağdan Apocular insin, koruculuk biter.
Bekir Berkay Türkay
• Yılın annesinin ödülü Veysel Karani’de verilmelidir.
• İrlanda modelinin ekonomi modelini, hinterland İran, Irak ve Suriye olacak şekilde uygulamaya geçirmeliyiz.
• Yılın öğretmeni ödülü Tillo’da verilmelidir.
• Siirt’te anadilde eğitim verecek en az ODTÜ seviyesinde bir üniversite kurulmalı ve tüm Ortadoğu’nun merkezi olmalıdır.
• Batı-Doğu arasında mutlaka geziler yapılmalıdır.
• Eğer barış istiyorsak dağdan inişlerde bayram yapılmamalıdır. Komşunun cenazesi varken düğün yapılmaz.
• İrlanda modelinin ekonomi modelini, hinterland İran, Irak ve Suriye olacak şekilde uygulamaya geçirmeliyiz.
• Yılın öğretmeni ödülü Tillo’da verilmelidir.
• Siirt’te anadilde eğitim verecek en az ODTÜ seviyesinde bir üniversite kurulmalı ve tüm Ortadoğu’nun merkezi olmalıdır.
• Batı-Doğu arasında mutlaka geziler yapılmalıdır.
• Eğer barış istiyorsak dağdan inişlerde bayram yapılmamalıdır. Komşunun cenazesi varken düğün yapılmaz.
26 Şubat 2011 tarihinde gerçekleştirdiğimiz çalıştayın son oturumunda katılımcıların kendi aralarından seçtikleri Abdullah Gürgen, Ayaz Akkoyun, Bekir Berkay Türkay, Ekrem Bilek, Elif Tiren Özer, İzzettin İçin, Selim Şeker, Turgay Daakoğu ve Yavuz Çelepkulu 27 Şubat 2011 tarihinde gerçekleştirilen konferansın 1. Oturumunda Fahri Aral’ın moderatörlüğünde konuşmalarını yaptılar ve yukarıdaki husuları kamuoyu ve basın ile paylaştılar. Konferansın ikinci oturumunda ise Murat Belge’nin moderatörlüğünde Altan Tan, Cengiz Kapmaz, Cevat Öneş, Esra Çuhadar Gürkaynak, Gamze Güngörmüş Kona ve Yasin Aktay Siirt halkına hitap ettiler. Konferansın ikinci oturumunda yapılan konuşmalarda vurgulanan hususlar aşağıdaki gibidir:
KONFERANS BİLGİ NOTLARI
Cevat Öneş
• 70 yaşına girdiğim bugün demokrasi iradesinin şekillendirilişi yeni Türkiye'nin inşası sürecinde ihtiyaç duyulan güvene ve umuda güç vermektedir.
• 2005’te emekliliğimle başlayan kişisel yolculuğumda çocuklarım, torunlarım için demokrasi, hukuk, adalet, insan hakları mücadelesi içerisinde olabilme düşüncemi Ekopolitik’in çalışma duraklarında gördüklerim, Türkiye dinamiklerinin kaydetmekte olduğu süreçlerle ilgili değerlendirmelerimi değiştirmeme sebep oldu.
• Barışı ve özlemini duyduğumuz nitelikli demokrasinin inşa edildiği bir Türkiye’yi kısa süreler içerisinde görebilme umudum bugün Siirt’te daha fazla güçlenmiştir.
• Değişen, dönüşen Türkiye’nin siyaset yelpazesi yeniden şekillenmekte ve mevcut süreç yaşanmaktadır. Kırılan, güç kaybeden vesayetçi sistem yerini sivil demokratik siyasetler alacaktır. Toplumsal dinamiklerin objektif ve subjektif şartları böylesi bir gelişmeyi zorunlu kılmaktadır.
• Bugün için açıklıkla ifade etmeliyim ki Türkiye siyasetleri söz konusu gelişmelerde dinamiklerin gücüyle doğru orantılı olarak yönlendirici olmaktan farklı derecelerde uzak görüntü vermektedir.
• Haziran 2011 seçim sonuçları ve yeni sivil anayasa sürecindeki siyaset rollerinin nitelikleri tarihi bir öneme sahiptir.
• Barış, güvenlik, demokrasi, üreten Türkiye için çalışmak ve birlik olmak zorundayız.
• 2005’te emekliliğimle başlayan kişisel yolculuğumda çocuklarım, torunlarım için demokrasi, hukuk, adalet, insan hakları mücadelesi içerisinde olabilme düşüncemi Ekopolitik’in çalışma duraklarında gördüklerim, Türkiye dinamiklerinin kaydetmekte olduğu süreçlerle ilgili değerlendirmelerimi değiştirmeme sebep oldu.
• Barışı ve özlemini duyduğumuz nitelikli demokrasinin inşa edildiği bir Türkiye’yi kısa süreler içerisinde görebilme umudum bugün Siirt’te daha fazla güçlenmiştir.
• Değişen, dönüşen Türkiye’nin siyaset yelpazesi yeniden şekillenmekte ve mevcut süreç yaşanmaktadır. Kırılan, güç kaybeden vesayetçi sistem yerini sivil demokratik siyasetler alacaktır. Toplumsal dinamiklerin objektif ve subjektif şartları böylesi bir gelişmeyi zorunlu kılmaktadır.
• Bugün için açıklıkla ifade etmeliyim ki Türkiye siyasetleri söz konusu gelişmelerde dinamiklerin gücüyle doğru orantılı olarak yönlendirici olmaktan farklı derecelerde uzak görüntü vermektedir.
• Haziran 2011 seçim sonuçları ve yeni sivil anayasa sürecindeki siyaset rollerinin nitelikleri tarihi bir öneme sahiptir.
• Barış, güvenlik, demokrasi, üreten Türkiye için çalışmak ve birlik olmak zorundayız.
Cengiz Kapmaz
• Eğer bir ülkücü Hakkari’de Hakkari gençlerinin karşısına çıkabiliyorsa, bir Kürt aydının ve siyasetçisinin de Trabzon’da halkın karşısına çıkıp bir konuşma yapabilmesi gerekir.
• Son iki yıldır Türkiye ezberini bozacak şekilde Kürt sorunu tartışıyor. Mayıs 2009’da Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ün Tahran yolunda “güzel şeyler olacak” sözünden sonra Türkiye’de açılım süreci tartışıldı ve demokratik açılım süreciyle birlikte hepimiz Kürt Sorunu bu kez farklı parametreler ile mi tartışılacak diye umutlandık ama Habur’daki geri dönüşlerdeki kucaklaşma Batı’da hazmedilemeyecek şekilde oldu ve demokratik açılım sürecinde frene basıldı.
• Devlet 2010 yılında Kürt sorununda paradigma değişikliğine gitti. Mayıs 2010 tarihi devletin İmaralı’da görüşmeleri başlattığı tarihtir. O günden bu güne devlet ile Abdullah Öcalan arasında 13 kez görüşme gerçekleştirildi. Bu görüşmelerle birlikte İmralı’ya giden devlet heyetinin bir talebi oldu. Sürecin ete kemiğe bürünebilmesi için bir çatışmasızlık ortamına ihtiyaç vardır denildi ve bir çatışmasızlık ortamı deklare etti. KCK bu çatışmasızlık ortamını deklare ederken bazı talepler ileri sürdü. Bu taleplerden birincisi, KCK tutuklamalarının sona erdirilmesi idi. İkincisi, KCK operasyonları sırasında göz altına alınanların serbest bırakılması idi. Üçüncüsü, bir Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun kurulması idi. Dördüncü olarak, yüzde 10 barajının düşürülmesi idi. Beşincisi İmralı’daki görüşmelerin diyalog seviyesinden müzakere seviyesine çıkarılması idi. Fakat ateşkesin üzerinden üç ay geçmesine karşın KCK operasyonları durmadı. KCK davasında Kürt sanıkların Kürtçe savunma yapmasına imkan tanınmadı ve bu talepler yerine getirilmedi ve barış için umut verecek bazı angajmanlara girilmedi.
• Çatışmasızlık ortamının deklare edilmesinden bu yana Kürt kesimi barış için elinden geleni yapmış ama devlet ve hükümet kanadından gerekli karşılığı görememiştir. Bugün itibariyle geldiğimiz nokta budur. Eğer eski paradigmalarla yeni döneme gireceğiz deniyorsa; bu, geçmişte yaşananların gelecekte de yaşanacağının garantisidir. Kimse kazanamayacak; herkes kaybedecektir.
• Türkiye Cumhuriyeti çatışmalı ortam itibariyle dünyada en uzun süre çatışmalı süreci yaşayan ve soluyan ülkedir. Türkiye Cumhuriyet tam 27 yıldır çatışmalı bir ortam solumaktadır. 27 yıl sonra geldiğimiz nokta umut verici değildir. Burada daha pozitif konuşmayı isterdim ama hayatın gerçekliği bunlardır.
• Kürt sorununun çözmek için uğraşırken gerçekleri görmezden gelirsek kendimizi kandırırız. Bir 27 yıl daha kendimizi boğazlarız ve geleceğimiz nokta bu nokta olacaktır.
• Son iki yıldır Türkiye ezberini bozacak şekilde Kürt sorunu tartışıyor. Mayıs 2009’da Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ün Tahran yolunda “güzel şeyler olacak” sözünden sonra Türkiye’de açılım süreci tartışıldı ve demokratik açılım süreciyle birlikte hepimiz Kürt Sorunu bu kez farklı parametreler ile mi tartışılacak diye umutlandık ama Habur’daki geri dönüşlerdeki kucaklaşma Batı’da hazmedilemeyecek şekilde oldu ve demokratik açılım sürecinde frene basıldı.
• Devlet 2010 yılında Kürt sorununda paradigma değişikliğine gitti. Mayıs 2010 tarihi devletin İmaralı’da görüşmeleri başlattığı tarihtir. O günden bu güne devlet ile Abdullah Öcalan arasında 13 kez görüşme gerçekleştirildi. Bu görüşmelerle birlikte İmralı’ya giden devlet heyetinin bir talebi oldu. Sürecin ete kemiğe bürünebilmesi için bir çatışmasızlık ortamına ihtiyaç vardır denildi ve bir çatışmasızlık ortamı deklare etti. KCK bu çatışmasızlık ortamını deklare ederken bazı talepler ileri sürdü. Bu taleplerden birincisi, KCK tutuklamalarının sona erdirilmesi idi. İkincisi, KCK operasyonları sırasında göz altına alınanların serbest bırakılması idi. Üçüncüsü, bir Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nun kurulması idi. Dördüncü olarak, yüzde 10 barajının düşürülmesi idi. Beşincisi İmralı’daki görüşmelerin diyalog seviyesinden müzakere seviyesine çıkarılması idi. Fakat ateşkesin üzerinden üç ay geçmesine karşın KCK operasyonları durmadı. KCK davasında Kürt sanıkların Kürtçe savunma yapmasına imkan tanınmadı ve bu talepler yerine getirilmedi ve barış için umut verecek bazı angajmanlara girilmedi.
• Çatışmasızlık ortamının deklare edilmesinden bu yana Kürt kesimi barış için elinden geleni yapmış ama devlet ve hükümet kanadından gerekli karşılığı görememiştir. Bugün itibariyle geldiğimiz nokta budur. Eğer eski paradigmalarla yeni döneme gireceğiz deniyorsa; bu, geçmişte yaşananların gelecekte de yaşanacağının garantisidir. Kimse kazanamayacak; herkes kaybedecektir.
• Türkiye Cumhuriyeti çatışmalı ortam itibariyle dünyada en uzun süre çatışmalı süreci yaşayan ve soluyan ülkedir. Türkiye Cumhuriyet tam 27 yıldır çatışmalı bir ortam solumaktadır. 27 yıl sonra geldiğimiz nokta umut verici değildir. Burada daha pozitif konuşmayı isterdim ama hayatın gerçekliği bunlardır.
• Kürt sorununun çözmek için uğraşırken gerçekleri görmezden gelirsek kendimizi kandırırız. Bir 27 yıl daha kendimizi boğazlarız ve geleceğimiz nokta bu nokta olacaktır.
Gamze Kona
• Bölgeyi ve Kürt meselesini bilmeyenlerdenim; ama bilmeyip de ahkam kesenlerden değilim. Hepiniz kadar ben de okuyorum bu meselelerle ilgili, neyin ne olduğunun farkındayım; ama konunun uzmanı olmadığım için ahkam kesmiyorum. Hep öğrenmekle meşgul ediyorum kendimi. Bu bağlamda dünkü toplantı da benim için son derece verimli oldu.
• Dün sizlerin dertlerini dinledim; ancak dertler paylaşılmakla anlaşılmaz, yaşanarak anlaşılır ve empati kurulur. Vicdanı olan her kulun empati yapması lazımdır. Empati kurabiliyorum; ama şunun da karşısındayım. Kendimi milliyetçi olarak konumlandırmadan siyasal ve akademik geçmişimin bir kısmı sizin literatürünüzde “milliyetçilik ve ülkücülük” üzerine yapılandırılması durumunda benim kendimi anlatmam çok zor.
• Dünkü çalıştay katılımcılarının samimi bir atmosferde kendi içlerini nasıl dökebildiklerini gördüm. Bu samimi ortamda insanlar dertlerini ve nelerle yüzleştiklerini anlattılar.
• Buraya bu bölgeyi bizzat görmek için geldim. Yakaladığım insanları sıkıştırdım ve sordum, bana bölgenin sıkıntılarını anlat dedim.
• Yaşanan acıların hiçbiri boş değil. Sadece bunun üzerine inşa edilecek uzlaşı sürecinin sonuç vermeyeceğine inananlardanım. Dünkü katılımcılarımızdan bir şey öğrendim: “Acıların yarıştırılmasıyla sonuca ulaşılamaz.” Acılar yarıştırılarak nefretler yükseltiliyor. Bunları bir tavsiye olarak değil öngörü olarak ifade ediyorum.
• Dağ yapılanmasının uzlaşı sürecinde resmi, fiili bir muhatap olarak alınmasının telaffuz edilmesi toplumumuzun büyük çoğunluğunu yaralayabilir. Benim için sıradan bir kul olarak bu mümkündür ama bunu toplumumuz karşısında Kürt hareketini savunurken söylerseniz bununla sadece çözümsüzlüğe destek olursunuz, uzlaşıya değil.
• Öcalan, uzlaşı sürecinde manevi lider olarak kabul ediliyor. Edilebilir; benim için değildir, olamaz da. Sizin için öyle olabilir; ama Türkiye sizden ibaret değil. Uzlaşı sürecinde lütfen hassasiyetlerimize dikkat edelim.
• Her türlü milliyetçiliğin karşısındayım; ama iki gündür ben Kürt milliyetçiliği dinliyorum. Her bir tür milliyetçilik hırslı ve hırçındır. Her bir hırslı ve hırçın olan ise zarar getirir.
• Bölücülükten, ayrımcılıktan bahsediliyor; bölücülüğün, ayrımcılığın ta kendisini burada gördüm ben. Milliyet, ırk, anadilde eğitim; bunun üzerine çıkarılan bir Kürt siyaseti ve Kürt özgürleşme hareketi. O zaman Alevi ne olacak, Süryani ne olacak, Hrant ne olacak? Bütün bunlar hassasiyet teşkil eder. Yani bunları vurgularken özen göstermenin faydalı olacağını düşünenlerdenim.
• Siyasal özgürleşme mi isteniyor, dil ve kültür özgürleşmesi mi? Siyasal özgürleşme ile PKK’nın siyasallaştırılmasıyla bunların zaten doğal olarak ortaya çıkacağı düşünülmüyor mu ki anadilde eğitime bu kadar sık vurgu yapılıyor. Siz bir siyasal özgürleşmeyi sağlayın, bu olur. Ama siz siyasal özgürleşme değil de dağ kadrosunu muhatap alın derseniz bu iş zorlaşır.
• Kürt sorununu mu demokrasiyi mi tartışıyorsunuz? Siz Kürt olarak Demokrasiyi tartışıyorsunuz. Kürt olarak demokrasi tartışılmaz; demokrasiyi sen Kürtlüğünü doya doya yaşamak için istersin. Önce demokrasi. Çünkü o demokrasi sana Kürt olduğunu rahatlıkla ifade edebilme hürriyetini getirecek. Demokrasiyi genel anlamda istemek sizin kârınız.
• Bir takım aydınları siz kendinizin sözcüsü olarak kabul ediyorsunuz ve adeta televizyonlarda, gazetelerde sizin dileklerinizi ve isteklerinizi taşıyan insanlar olarak ön kabulle yaklaşıyorsunuz. Acaba hepinizi mi temsil ediyor, sizin içinizden niye birileri yok. Bunun da sorgulanmasını isterim.
• Ekopolitik bu noktada sadece konuşmak için samimi atmosferi sağlayabilir. Siz sorunlarla yüzleşmeye devam edeceksiniz. Sizler bir sivil toplum platformu oluşturarak çözüme doğru bir baskı oluşturabilirsiniz.
• Bir şeyler yapılıyor, biraz sabır ve metanet gerekli. Özgürlük mücadeleleri yıllar sürüyor.
• Dün sizlerin dertlerini dinledim; ancak dertler paylaşılmakla anlaşılmaz, yaşanarak anlaşılır ve empati kurulur. Vicdanı olan her kulun empati yapması lazımdır. Empati kurabiliyorum; ama şunun da karşısındayım. Kendimi milliyetçi olarak konumlandırmadan siyasal ve akademik geçmişimin bir kısmı sizin literatürünüzde “milliyetçilik ve ülkücülük” üzerine yapılandırılması durumunda benim kendimi anlatmam çok zor.
• Dünkü çalıştay katılımcılarının samimi bir atmosferde kendi içlerini nasıl dökebildiklerini gördüm. Bu samimi ortamda insanlar dertlerini ve nelerle yüzleştiklerini anlattılar.
• Buraya bu bölgeyi bizzat görmek için geldim. Yakaladığım insanları sıkıştırdım ve sordum, bana bölgenin sıkıntılarını anlat dedim.
• Yaşanan acıların hiçbiri boş değil. Sadece bunun üzerine inşa edilecek uzlaşı sürecinin sonuç vermeyeceğine inananlardanım. Dünkü katılımcılarımızdan bir şey öğrendim: “Acıların yarıştırılmasıyla sonuca ulaşılamaz.” Acılar yarıştırılarak nefretler yükseltiliyor. Bunları bir tavsiye olarak değil öngörü olarak ifade ediyorum.
• Dağ yapılanmasının uzlaşı sürecinde resmi, fiili bir muhatap olarak alınmasının telaffuz edilmesi toplumumuzun büyük çoğunluğunu yaralayabilir. Benim için sıradan bir kul olarak bu mümkündür ama bunu toplumumuz karşısında Kürt hareketini savunurken söylerseniz bununla sadece çözümsüzlüğe destek olursunuz, uzlaşıya değil.
• Öcalan, uzlaşı sürecinde manevi lider olarak kabul ediliyor. Edilebilir; benim için değildir, olamaz da. Sizin için öyle olabilir; ama Türkiye sizden ibaret değil. Uzlaşı sürecinde lütfen hassasiyetlerimize dikkat edelim.
• Her türlü milliyetçiliğin karşısındayım; ama iki gündür ben Kürt milliyetçiliği dinliyorum. Her bir tür milliyetçilik hırslı ve hırçındır. Her bir hırslı ve hırçın olan ise zarar getirir.
• Bölücülükten, ayrımcılıktan bahsediliyor; bölücülüğün, ayrımcılığın ta kendisini burada gördüm ben. Milliyet, ırk, anadilde eğitim; bunun üzerine çıkarılan bir Kürt siyaseti ve Kürt özgürleşme hareketi. O zaman Alevi ne olacak, Süryani ne olacak, Hrant ne olacak? Bütün bunlar hassasiyet teşkil eder. Yani bunları vurgularken özen göstermenin faydalı olacağını düşünenlerdenim.
• Siyasal özgürleşme mi isteniyor, dil ve kültür özgürleşmesi mi? Siyasal özgürleşme ile PKK’nın siyasallaştırılmasıyla bunların zaten doğal olarak ortaya çıkacağı düşünülmüyor mu ki anadilde eğitime bu kadar sık vurgu yapılıyor. Siz bir siyasal özgürleşmeyi sağlayın, bu olur. Ama siz siyasal özgürleşme değil de dağ kadrosunu muhatap alın derseniz bu iş zorlaşır.
• Kürt sorununu mu demokrasiyi mi tartışıyorsunuz? Siz Kürt olarak Demokrasiyi tartışıyorsunuz. Kürt olarak demokrasi tartışılmaz; demokrasiyi sen Kürtlüğünü doya doya yaşamak için istersin. Önce demokrasi. Çünkü o demokrasi sana Kürt olduğunu rahatlıkla ifade edebilme hürriyetini getirecek. Demokrasiyi genel anlamda istemek sizin kârınız.
• Bir takım aydınları siz kendinizin sözcüsü olarak kabul ediyorsunuz ve adeta televizyonlarda, gazetelerde sizin dileklerinizi ve isteklerinizi taşıyan insanlar olarak ön kabulle yaklaşıyorsunuz. Acaba hepinizi mi temsil ediyor, sizin içinizden niye birileri yok. Bunun da sorgulanmasını isterim.
• Ekopolitik bu noktada sadece konuşmak için samimi atmosferi sağlayabilir. Siz sorunlarla yüzleşmeye devam edeceksiniz. Sizler bir sivil toplum platformu oluşturarak çözüme doğru bir baskı oluşturabilirsiniz.
• Bir şeyler yapılıyor, biraz sabır ve metanet gerekli. Özgürlük mücadeleleri yıllar sürüyor.
Murat Belge
• Kürt sorununun çözümüne sivil toplum olarak nasıl katkı sunarız; onun için çabalıyoruz. Tüm kesimleri bir araya getiriyoruz. Unutulmamalıdır ki, Kürt sorunu olduğu gibi bir de Türk sorunu vardır.
• Kürt sorunu diye bir sorun varsa mecazi anlamda bunu söndürecek bir itfaiyeye gerek var. Yangın söndükten sonra onlarla ilgilenecek bir cankurtarana ihtiyaç var. Devletler bu konuda buldozer, greyder gibidir; büyük işler yaparlar. Onların açtığı yollara ise sivil toplumun el atması lazım. Uzun zamandır birbirleriyle sağlıklı iletişim kuramayan Kürtlerle Türkler yaşıyor bu toplumda; bu böyle olmaz. Bunu ortadan kaldırmak için normal vatandaşların diyalog kanalları açılmalı; bizim yapmak istediğimiz de bu. Onun için mümkün olduğunca farklı görüşlerden insanları bir araya getiriyoruz, toplanıyoruz, insanlara önyargılarınızı bir kenara attığınızda birbirlerinizle konuşabileceksiniz, o konuşmaların yavaş yavaş arkası gelecek.
• Konuşmaya başlıyoruz; ama geçmişte olanları konuşmaya başlayınca durmadan kötü şeyleri konuşuyoruz, barışalım derken kavga ediyoruz. Onun için bir meseleyi çözmek istiyorsak çok fazla geçmişe bakmayalım; geçmişi unutalım demiyorum, unutulması mümkün değil, iyi de değil. Çözüme varmak için yüzümüzü geleceğe çevirmemiz gerekiyor.
• Çözüm için ortaya konan önerilerle ilgili olarak şu olmaz, bu olmaz şeklinde yaklaşırsak geçmişi konuşamadığımız gibi geleceği de konuşamıyoruz; ama en azından galiba konuşmaya başladık.
• Barış, sizlerin, bizlerin gönlünde olacak bir şeydir. Bir tarafta müzakereler olabilir; ama önemli olan bizlerin birbirine düşmanlık duymadan, insanca konuşabilmesidir.
• Kürt sorunu diye bir sorun varsa mecazi anlamda bunu söndürecek bir itfaiyeye gerek var. Yangın söndükten sonra onlarla ilgilenecek bir cankurtarana ihtiyaç var. Devletler bu konuda buldozer, greyder gibidir; büyük işler yaparlar. Onların açtığı yollara ise sivil toplumun el atması lazım. Uzun zamandır birbirleriyle sağlıklı iletişim kuramayan Kürtlerle Türkler yaşıyor bu toplumda; bu böyle olmaz. Bunu ortadan kaldırmak için normal vatandaşların diyalog kanalları açılmalı; bizim yapmak istediğimiz de bu. Onun için mümkün olduğunca farklı görüşlerden insanları bir araya getiriyoruz, toplanıyoruz, insanlara önyargılarınızı bir kenara attığınızda birbirlerinizle konuşabileceksiniz, o konuşmaların yavaş yavaş arkası gelecek.
• Konuşmaya başlıyoruz; ama geçmişte olanları konuşmaya başlayınca durmadan kötü şeyleri konuşuyoruz, barışalım derken kavga ediyoruz. Onun için bir meseleyi çözmek istiyorsak çok fazla geçmişe bakmayalım; geçmişi unutalım demiyorum, unutulması mümkün değil, iyi de değil. Çözüme varmak için yüzümüzü geleceğe çevirmemiz gerekiyor.
• Çözüm için ortaya konan önerilerle ilgili olarak şu olmaz, bu olmaz şeklinde yaklaşırsak geçmişi konuşamadığımız gibi geleceği de konuşamıyoruz; ama en azından galiba konuşmaya başladık.
• Barış, sizlerin, bizlerin gönlünde olacak bir şeydir. Bir tarafta müzakereler olabilir; ama önemli olan bizlerin birbirine düşmanlık duymadan, insanca konuşabilmesidir.
Altan Tan
• Bizim evimizde çocukluğumuzdan itibaren üç dil beraber konuşuldu. Ben Türkçe’yi annemden öğrendim. Annem Türk’tü. Anadilim Türkçe’dir. Arapça’yı babaannemden öğrendim. Kürtçe’yi de hanımdan öğrendim. Üç kadın bana üç dil öğretti.
• Şu an empati kuralım, birbirimizi anlayalım, acılarımızı yatıştırmayalım ve sorunu çözelim. Bu hususlara kimsenin itirazı yok. Ama bir sorunun ancak bir hukuka veya örfe göre çözülebileceğini unutmamalıyız ki, örf de zaten hukukun bir parçasıdır.
• Kürt Sorunu’nda öyle bir noktaya gelindi ki, asıl sorun Osmanlı Devleti’nin yerine bu coğrafyanın hiç de alışık olmadığı tekçi, laikçi bir ulus-devletin kurulmasıdır. Bu model Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar ve Orta Asya’nın yabancı olduğu bir modeldir.
• Bu coğrafya çok dilli, çok dinli, çok mezhepli ve çok kültürlü bir coğrafyadır. Bu coğrafyaya bu model uymadı. 1924 Anayasası’ndan itibaren bu modelin uygulanma süreci başladı ve buna Türkiye’deki İslamcılar da Kürtler de itiraz ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Meselenin esası budur ve fazla uzatmaya gerek yoktur. Keza 1919 ile 1924 arasında da bir sorun yoktur. 1921 Anayasası’nda itiraza sebep olan bu hususlar yer almamaktaydı.
• Giden gitti ve bugün 21. Yüzyıl’ı yakaladık. Yeni bir millet ve toplum tasavvuru ile yeni bir paradigma ile yolumuza devam etmemiz, anlaşmamız ve uzlaşmamız lazım. İki şekilde uzlaşabiliriz: 1) Eğer İslam hukukunu kabul ediyorsanız şeriata başvuracaksınız ve şeriata göre Kürtlerin hakkı neyse onu vereceksiniz. 2) Eğer laiklik var şeriata başvuramayız diyorsanız AB kriterlerini esas alarak adım atacak ve çözüm geliştireceksiniz. Eğer ne İslam hukukunu ne de Batı hukukunu kabul ederim derseniz çözüm gelişmez. Bu saatten sonra yapılması gereken bir hukukun tespit edilmesi ve o hukuka göre konunun tartışılmasıdır. Yoksa keyfe göre tartışma yapılması netice vermez.
• Laf oyunları içerisinde bu sorunun geçiştirilmemesi için önce barışın hukukunun tespit edilmesi lazım.
• Şu an empati kuralım, birbirimizi anlayalım, acılarımızı yatıştırmayalım ve sorunu çözelim. Bu hususlara kimsenin itirazı yok. Ama bir sorunun ancak bir hukuka veya örfe göre çözülebileceğini unutmamalıyız ki, örf de zaten hukukun bir parçasıdır.
• Kürt Sorunu’nda öyle bir noktaya gelindi ki, asıl sorun Osmanlı Devleti’nin yerine bu coğrafyanın hiç de alışık olmadığı tekçi, laikçi bir ulus-devletin kurulmasıdır. Bu model Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar ve Orta Asya’nın yabancı olduğu bir modeldir.
• Bu coğrafya çok dilli, çok dinli, çok mezhepli ve çok kültürlü bir coğrafyadır. Bu coğrafyaya bu model uymadı. 1924 Anayasası’ndan itibaren bu modelin uygulanma süreci başladı ve buna Türkiye’deki İslamcılar da Kürtler de itiraz ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Meselenin esası budur ve fazla uzatmaya gerek yoktur. Keza 1919 ile 1924 arasında da bir sorun yoktur. 1921 Anayasası’nda itiraza sebep olan bu hususlar yer almamaktaydı.
• Giden gitti ve bugün 21. Yüzyıl’ı yakaladık. Yeni bir millet ve toplum tasavvuru ile yeni bir paradigma ile yolumuza devam etmemiz, anlaşmamız ve uzlaşmamız lazım. İki şekilde uzlaşabiliriz: 1) Eğer İslam hukukunu kabul ediyorsanız şeriata başvuracaksınız ve şeriata göre Kürtlerin hakkı neyse onu vereceksiniz. 2) Eğer laiklik var şeriata başvuramayız diyorsanız AB kriterlerini esas alarak adım atacak ve çözüm geliştireceksiniz. Eğer ne İslam hukukunu ne de Batı hukukunu kabul ederim derseniz çözüm gelişmez. Bu saatten sonra yapılması gereken bir hukukun tespit edilmesi ve o hukuka göre konunun tartışılmasıdır. Yoksa keyfe göre tartışma yapılması netice vermez.
• Laf oyunları içerisinde bu sorunun geçiştirilmemesi için önce barışın hukukunun tespit edilmesi lazım.
Esra Çuhadar Gürkaynak
• Herkesin kendine göre bir hikayesi var, acısı var. Yaşanan olumsuz süreçler olumlu bir sürece dönüştürülebilir.
• Çatışmayla şiddet yoluyla mı yoksa daha etkili yöntemler kullanarak mı başa çıkıyoruz bu önemli. Ekopolitik’in yaptığı da sorunların şiddet yoluyla değil de dialog yoluyla çözülmesi kanaatindeyim. Sorunlarımızı müzakere etmek taviz vermek de değildir. İsteklerimizi konuşarak; şiddete başvurmadan da elde edebiliriz, kabul ettirebiliriz.
• Çatışma çözümünde en kötü yöntemlerden birisi görmezden gelmek, ötelemek. Çünkü öteleye öteleye sorun gittikçe daha fazla büyüyor. Yaşanan sürecin sonucunda ek sorunlar ortaya çıkıyor; toplu mezarlar, hakikat komisyonları gibi. Belki 30 yıl önce sorunu konuşabilseydik bugün bunlarla uğraşmayacaktık.
• Bu fırsatı kaçırırsak ve bir şiddet sarmalı daha yaşarsak başa da dönmeyeceğiz, çok daha kötü bir yere döneceğiz.
• Çatışma, insanı psikolojik, sosyolojik, ekonomik yönden dönüştürüyor. Psikolojik travmalar, ekonomik zararlar yönünden çok daha vahim bir durum ortaya çıkıyor. Dolayısıyla çözmeniz gereken sorunlar artıyor.
• Yeni bir anayasa oluşturulması, adaletin yerine getirilmesi, anadil mevzusu gibi konular belli fakat hala belli olmayan iki husus var: Bütün bu konuşulanları retorik olmaktan somut düzeye nasıl taşınacağı, sürecin sonuna nasıl ulaşacağız sorusu.
• Nihai çözüm noktasına gelmemizi engelleyen bir takım psikolojik bariyerler var. Yaşanan olaylara ilişkin yükleme, atıf hataları herkes tarafından yapılıyor.
• Çözüm önerilerinin, öneriyi kimin yaptığına göre değerlendirilmesi yani tepkisel değersizleştirme çözüm sürecinin gelişmesinin önündeki engellerden bir diğeri. Önerinin içeriğinden ziyade kimin önerdiği önemli oluyor.
• Dünyadaki 60 barış sürecinde sivil toplumun bu sürecin parçası olup olmadığına ilişkin bir araştırma yapılıyor ve gözleniyor ki sürdürülebilir bir barış ile sivil toplumun o sürece dahil olması arasında önemli bir ilişki var. Yani sivil toplum sürece dahil edildiğinde barış daha sürdürülebilir oluyor. Burada önemli olan farklı sivil toplum faaliyetleri arasında bir koordinasyonun gerekliliğidir.
• Ayrışma ve ön yargıya karşı mücadelede sivil toplum faaliyetleri önem taşıyor. Bunu ilk günkü çalıştayda da gördük.
• Hakikat komisyonu meselesi de yine sivil toplumun içerisinde yer alabileceği bir süreç. Mağdur ve suçluyu bir araya getirme birisinin özür dilemesi, diğerinin de özrü kabul etmesini gerektiren, dolayısıyla iki taraflı bir süreç. Bir barış süreci içerisinde bunu suç işleyen her bir tarafın yapması gerekiyor.
• Çatışmayla şiddet yoluyla mı yoksa daha etkili yöntemler kullanarak mı başa çıkıyoruz bu önemli. Ekopolitik’in yaptığı da sorunların şiddet yoluyla değil de dialog yoluyla çözülmesi kanaatindeyim. Sorunlarımızı müzakere etmek taviz vermek de değildir. İsteklerimizi konuşarak; şiddete başvurmadan da elde edebiliriz, kabul ettirebiliriz.
• Çatışma çözümünde en kötü yöntemlerden birisi görmezden gelmek, ötelemek. Çünkü öteleye öteleye sorun gittikçe daha fazla büyüyor. Yaşanan sürecin sonucunda ek sorunlar ortaya çıkıyor; toplu mezarlar, hakikat komisyonları gibi. Belki 30 yıl önce sorunu konuşabilseydik bugün bunlarla uğraşmayacaktık.
• Bu fırsatı kaçırırsak ve bir şiddet sarmalı daha yaşarsak başa da dönmeyeceğiz, çok daha kötü bir yere döneceğiz.
• Çatışma, insanı psikolojik, sosyolojik, ekonomik yönden dönüştürüyor. Psikolojik travmalar, ekonomik zararlar yönünden çok daha vahim bir durum ortaya çıkıyor. Dolayısıyla çözmeniz gereken sorunlar artıyor.
• Yeni bir anayasa oluşturulması, adaletin yerine getirilmesi, anadil mevzusu gibi konular belli fakat hala belli olmayan iki husus var: Bütün bu konuşulanları retorik olmaktan somut düzeye nasıl taşınacağı, sürecin sonuna nasıl ulaşacağız sorusu.
• Nihai çözüm noktasına gelmemizi engelleyen bir takım psikolojik bariyerler var. Yaşanan olaylara ilişkin yükleme, atıf hataları herkes tarafından yapılıyor.
• Çözüm önerilerinin, öneriyi kimin yaptığına göre değerlendirilmesi yani tepkisel değersizleştirme çözüm sürecinin gelişmesinin önündeki engellerden bir diğeri. Önerinin içeriğinden ziyade kimin önerdiği önemli oluyor.
• Dünyadaki 60 barış sürecinde sivil toplumun bu sürecin parçası olup olmadığına ilişkin bir araştırma yapılıyor ve gözleniyor ki sürdürülebilir bir barış ile sivil toplumun o sürece dahil olması arasında önemli bir ilişki var. Yani sivil toplum sürece dahil edildiğinde barış daha sürdürülebilir oluyor. Burada önemli olan farklı sivil toplum faaliyetleri arasında bir koordinasyonun gerekliliğidir.
• Ayrışma ve ön yargıya karşı mücadelede sivil toplum faaliyetleri önem taşıyor. Bunu ilk günkü çalıştayda da gördük.
• Hakikat komisyonu meselesi de yine sivil toplumun içerisinde yer alabileceği bir süreç. Mağdur ve suçluyu bir araya getirme birisinin özür dilemesi, diğerinin de özrü kabul etmesini gerektiren, dolayısıyla iki taraflı bir süreç. Bir barış süreci içerisinde bunu suç işleyen her bir tarafın yapması gerekiyor.
Yasin Aktay
• Türkiye’de bir dil öğrenme problemi vardır.
• Herkesin kendi meselesiyle var olma biçiminin hastalıklı bir şey olduğunu düşünüyorum. Kürt meselesi bir meseledir, meselelerin tamamı değildir. Türkiye’nin bir sürü meselesi vardır. Tabi ki çok büyük, yaralayıcı bir meseledir; ama bu meseleye odaklandığınız zaman, mesele sadece bu meseledir dediğiniz zaman orada takılıp kalırsınız. Bu mesele maalesef bir Kürt milliyetçiliği meselesine dönüşmektedir.
• Benim referansım İslamiyet’tir. İslamiyet put kırıcı bir dindir. Milliyetçilik büyük bir puttur. İslamiyet her türlü put düşüncesine karşıdır.
• Başbakan Kürtleri dinlemiyor diyorlar; eğer Kürtleri dinlemeseydi şu an konuşulanları konuşamazdık. Bugüne kadar neler yapıldı derseniz bilançoyu ortaya koyabilirim. Öncelikle paradigma, meseleyi ele alma biçimimiz, değişti.
• Artık ortam konuşmaya, dertlerimizi anlatmaya kalmıştır; aklımıza hiçbir şekilde silahın gelmemesi gerekir. Eğer birilerinin aklına bir şekilde silah geliyorsa; bu, onların sorunu seviyor olduğundan, meseleye tapıyor olduğundandır.
• Ergenekonla uğraşmak, Kürt sorununun çözümüne asıl katkıdır. Çünkü Kürt sorununu kilitleyen asıl mekanizma orada örgütlenmiştir.
• Yapılması gereken daha çok şey vardır; ama hiç kimse şu tarihe kadar şunları şunları yapmazsanız insanlar da haklı olarak dağa çıkar demek yanlıştır. Hiç kimse hiçbir kimsenin kanını dökmekte haklı olamaz. Bu 90lı yıllarda anlaşılabilirdi belki, o zamanlar bu konular tartışılamıyordu. O günlerde insanlar öfkelerinden şaşkına dönmüş, böyle bir yola girmiş olabilirler; ancak bugün böyle bir mazeret söz konusu değildir.
• Devlet artık hepimizin devletidir. Hep beraber bir anayasa yapacağız ve buna barışçıl temeller oluşturacağız.
• Kürt sorununun üzerinde PKK vesayet kurmaya çalışıyor; tıpkı askerin yıllardır bu gerekçeyle siyaset üzerinde vesayet kurduğu gibi.
• Bir şeyleri talep eden Kürt iyidir, talep etmeyen kötüdür anlayışı yanlıştır. Herkesin kendisini ifade etme biçimi vardır, buna saygı göstermek gerekir.
• Herkesin kendi meselesiyle var olma biçiminin hastalıklı bir şey olduğunu düşünüyorum. Kürt meselesi bir meseledir, meselelerin tamamı değildir. Türkiye’nin bir sürü meselesi vardır. Tabi ki çok büyük, yaralayıcı bir meseledir; ama bu meseleye odaklandığınız zaman, mesele sadece bu meseledir dediğiniz zaman orada takılıp kalırsınız. Bu mesele maalesef bir Kürt milliyetçiliği meselesine dönüşmektedir.
• Benim referansım İslamiyet’tir. İslamiyet put kırıcı bir dindir. Milliyetçilik büyük bir puttur. İslamiyet her türlü put düşüncesine karşıdır.
• Başbakan Kürtleri dinlemiyor diyorlar; eğer Kürtleri dinlemeseydi şu an konuşulanları konuşamazdık. Bugüne kadar neler yapıldı derseniz bilançoyu ortaya koyabilirim. Öncelikle paradigma, meseleyi ele alma biçimimiz, değişti.
• Artık ortam konuşmaya, dertlerimizi anlatmaya kalmıştır; aklımıza hiçbir şekilde silahın gelmemesi gerekir. Eğer birilerinin aklına bir şekilde silah geliyorsa; bu, onların sorunu seviyor olduğundan, meseleye tapıyor olduğundandır.
• Ergenekonla uğraşmak, Kürt sorununun çözümüne asıl katkıdır. Çünkü Kürt sorununu kilitleyen asıl mekanizma orada örgütlenmiştir.
• Yapılması gereken daha çok şey vardır; ama hiç kimse şu tarihe kadar şunları şunları yapmazsanız insanlar da haklı olarak dağa çıkar demek yanlıştır. Hiç kimse hiçbir kimsenin kanını dökmekte haklı olamaz. Bu 90lı yıllarda anlaşılabilirdi belki, o zamanlar bu konular tartışılamıyordu. O günlerde insanlar öfkelerinden şaşkına dönmüş, böyle bir yola girmiş olabilirler; ancak bugün böyle bir mazeret söz konusu değildir.
• Devlet artık hepimizin devletidir. Hep beraber bir anayasa yapacağız ve buna barışçıl temeller oluşturacağız.
• Kürt sorununun üzerinde PKK vesayet kurmaya çalışıyor; tıpkı askerin yıllardır bu gerekçeyle siyaset üzerinde vesayet kurduğu gibi.
• Bir şeyleri talep eden Kürt iyidir, talep etmeyen kötüdür anlayışı yanlıştır. Herkesin kendisini ifade etme biçimi vardır, buna saygı göstermek gerekir.
http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=5377&pid=5066
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Anket Sonuçlari
- Seçim Anketi (25 Haziran- 5 Temmuz 2010)
- "Demokratik Açılım" Anketi (13/11/09-20/11/09)
- Seçim Anketi (9/3/09-27/3/09)
- AKP/AK Parti Kapatma Davası (17/3/08-24/3/08)
- Seçim Anketi (11/7/07-21/7/07)
- Kimlik Anketi (12/4/07-28/5/07)
- Büyük Erdemler Anketi (20/3/07-11/4/07)
- Düşünce Kahvesi Anketi (20/3/07-11/4/07)
- Cumhurbaşkanlığı Anketi (2/3/07-5/4/07)
- Siyasi Yelpaze Anketi (20/11/06-2/3/07)








