mevlana etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
mevlana etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

01 Haziran 2008 Pazar

Aşkın Gül Bahçesi

Mevlana Celaleddin Rumi
.
“Aşk, üstünlükte, bilgide, defterde, kitap sahifelerinde değildir. Halk dedikoduya düşmüştür ama, o yol aşıkların yolu değildir. Aşk, öyle bir nur ağacıdır ki, dalları ezelde, kökleri ebeddedir. Bu ağaç, ne arşa dayanır, ne de yeryüzüne, bu ağacın gövdesi yoktur. Biz, aklı işten, güçten attık, hevesi de bir iyice dövdük. Çünkü bu ululuk, şu akla, şu huylara layık değildir. Sende fani güzellere karşı bir iştiyak, bir özlem var ya...Bil ki bu iştiyak senin için bir puttur. Sen, kendinde kendini bulur da kendin sevgili olursan, sende özlem kalmaz.”



“Aşıklara canlar feda olsun, aşk hoş bir hevestir. Ey oğul, aşka bağlan, geri kalan şeyler boştur, havadır. Gökyüzünden ta yeryüzüne kadar ateşten bir aşk zinciri sarkıtmışlardır, eğer Hakk’ı, hakikatı seviyor isen o zincire sarıl, yukarılara çık. Sen, “Aşk nasıl şeydir?” diye sorma. Aşk, bir çeşit deliliktir, divaneliktir, insanı zincire vurdurur, fakat bu zincir ahmaklara vurulan zincir değildir. Aşk yoluna düşüp, yokluğa ulaştıktan sonra sana nerede, kim düşman olacak? Senin gücün kuvvetin kimde olabilir ki? Sen yakıp kavuran, tam bir gerçek ateşsin.”


“Aşık ol, aşık ol da üzüntüden kurtul. Sen, padişah oğlusun, ne zamana kadar dünyanın esiri olarak kalacaksın? Bu fani dünyada, kimse seni bilmesin, tanımasın. Fakat sen, yönü olmayan o alemde eşsizsin, benzerin yoktur. Bu alemde her şey gelip geçicidir, bu dünya ölumlü dünyadır. Bu fani dünyada bey değilsen ne çıkar? Ölmüyorsun, yaşıyorsun ya, bu sana yetmez mi? Sen, insan seklinde bir Allah arslanısın. Bu hal, faziletinden, çalışıp çabalamandan, yiğitliğinden belli. Ömür geldi geçti, fakat mademki sen varsın, Allah’ın nuru içindesin, ha er ölmüş, ha geç. Sevgilinin değeri, kadri, sevenin izzeti iledir. Ey çaresiz aşık! Bak bakalım, kudretin ne değerin ne?”


“Aşksız gecen ömrü, hiç hesaba katma, yaşadım sanma. Aşk, ab-ı hayattır, onu canla, gönülle kabul et. Aşıklardan başkasını, sudan ayrılmış balık bil. O, vezir bile olsa, sen onu ölmüş, çürümüş say. Aşk, eşya dengini açınca, her ağaç yeşillenir. Kocamış ağaçtan biten taze yapraklar, her an meyve verir.”


“Gerçek aşka tutulmamış, o sevgiyi kendine iş edinmemiş ruhun yok olması daha iyi, çünkü onun varlığı ayıptan, ardan başka bir şey değildir. Hakiki aşkla mest ol, kendinden geç, çünkü dünyada ne varsa hep aşktan ibarettir, Aşkla meşgul olmaktan başka dosta layık bir iş güç yoktur. “Aşk nedir?” diye sorarlarsa de ki, aşk öyle ki, isteği, yapıp yapmama arzusunu, iradeyi terk etmedir. İhtiyarı terk etmeyende hayır yoktur, iyi insan değildir. Ebedi olarak baki kalan ancak aşktır. Bundan başkasına gönül verme, hepsi eğretidir. Ne vakte kadar fani olan, ölü sayılan sevgiliyi kucaklayacaksın? Öyle bir cani kucakla ki, ona son yoktur. Baharda doğan şey, güz mevsiminde ölür. Aşkın gül bahçesine bahardan imdad yoktur. Aşk çiçeklerinin ilkbaharın yardımına ihtiyaçları bulunur mu? Ten atının üstünde titreyip durma, in aşağı. Ondan daha hızlı giden bir yaya ol, Allah ten duygularına kapılmayan, tenden kurtulan kişiye, kanat ihsan eder. Düşünceleri, endişeleri bırak, üzerinde nakış süsü, resim bulunmayan aynanın yüzü gibi gönlün tertemiz olsun."

.

Kaynak: Divan-ı Kebir 1/395, 4/2470, 4/2627, 3/1129, 1/455 ; Mevlana: Hayatı-Şahsiyeti-Fikirleri, s.133-136 (Şefik Can, Ötüken, 2006)

Resim: flickr.com

.

05 Mayıs 2008 Pazartesi

"In truth, everyone is a shadow of the Beloved"



ONE WHISPER OF THE BELOVED

Lovers share a sacred decree -
to seek the Beloved.
They roll head over heels,
rushing toward the Beautiful One
like a torrent of water.

In truth, everyone is a shadow of the Beloved -
Our seeking is His seeking,
Our words are His words.

At times we flow toward the Beloved
like a dancing stream.
At times we are still water
held in His pitcher.
At times we boil in a pot
turning to vapor -
that is the job of the Beloved.

He breathes into my ear
until my soul
takes on His fragrance.
He is the soul of my soul -
How can I escape?
But why would any soul in this world
want to escape from the Beloved?

He will melt your pride
making you thin as a strand of hair,
Yet do not trade, even for both worlds,
One strand of His hair.

We search for Him here and there
while looking right at Him.
Sitting by His side we ask,
"O Beloved, where is the Beloved?"

Enough with such questions! -
Let silence take you to the core of life.

All your talk is worthless
When compared to one whisper
of the Beloved.

Mevlana Rumi
http://www.allspirit.co.uk/rumi5.html
.
Index of Rumi Poems
.

05 Mart 2008 Çarşamba

Mevlana’nın Eserlerinden Seçmeler

MESNEVÎ
İlk beyitler

Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor; ayrılıkları nasıl anlatıyor:
Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımla kadın erkek herkes ağladı.
İştiyak derdini anlatmak için, ayrılıktan parça parça olmuş sine istiyo­rum.
Vatanından ayrı kalan, tekrar kavuşma anını arar.
Ben her toplulukta ağladım, iyilere ve kötülere eş oldum.
Herkes kendi düşüncesine göre bana arkadaş oldu, içimdeki sırları araştırmadı.
Sırrım ağlayışımdan ayrı değil, fakat göz ve kulağın bu aydınlığı yok.

Beden, ruhtan; ruh bedenden saklı değil, ancak kimsenin ruhu gör­mesine izin yok.
Bu neyin sesi ateştir, hava değil. Bu ateşe sahip olmayan, yok olsun.
Neye düşen, aşk ateşidir. Meye düşen aşk coşkunluğudur.
Ney, dostundan ayrılanın arkadaşıdır. Perdeleri, bizim ka­ranlık perdelerimizi yırttı.
Ney gibi zehir ve panzehiri kim gördü? Kim ney gibi dost ve istekli gördü?
Ney çok ıstıraplı yolu anlatıyor; Mecnun’un aşk hikâyelerini anlatıyor.
Bu anlayışın sırdaşı, idraksizdir ancak. Dilin müşterisi, kulaktır an­cak.
Kederimizde günler vakitsiz oldu. Günler, yanışlarla yoldaş oldu.
Günler giderse gitsin, korku yok. Sen kal. Ey, kendisi gibi pâk bu­lun­mayan!
Balıktan başkası suya doyar. Rızksız olanın günü uzar.
Olgunun hâlini, ham kişi anlamaz. Öyleyse söz kısa olmalı, vesselâm.
Ey oğul! Bağı çöz, özgür ol. Ne zamana kadar gümüşe, altına bağlı ka­lacaksın.
Denizi bir testiye döksen, ne kadar alır? Bir günlük kısmet.
İhtiraslıların göz testisi dolmaz. Sedef, kanaatkâr olmadıkça inciyle dolmaz.
Bir aşkla elbisesi yırtılmayan kişi, hırs ve ayıptan bütünüyle temiz­len­mez.
Ey güzel sevdalı aşkımız! Mutlu ol. Ey bütün hastalıklarımızın ta­bibi!
Ey gurur ve kibrimizin ilacı! Ey Eflatun’umuz, Calinus’umuz!
Toprak beden, aşkla feleklere yükselir. Dağ oynar, hareketlenir!
Ey âşık! Aşk, Tûr dağının ruhu oldu; Tûr mest oldu; Musa kendinden geçerek düştü.
Ney gibi, dostumun dudağıyla bir araya gelseydim, söylenecekleri söylerdim ben.
Dildaşından ayrılan kişi, yüzlerce nağmesi de bulunsa dilsiz olur.
Gül gidince ve gül bahçesi solunca artık bülbülün macerasını dinleye­mezsin.
Her şey, sevgilidir; âşıksa bir perde. Sevgilidir diri, âşıksa bir ölü.
Aşka cesareti yoksa kanatsız bir kuşa benzer o. Yazıklar olsun, ona!
Dostumun ışığı önümde ve arkamda bulunmazsa, önümden ve arkam­dan nasıl haberdar olurum ben?
Aşk bu sözün dışarı çıkmasını ister. Ayna nasıl yansıtmaz olur?
Aynan niçin yansıtmıyor biliyor musun? Çünkü yüzünden pas temizlenmemiş.

Mesnevî’den örnekler:

“Barış dalgaları kopar, gönüllerden kinleri giderir.
Bunun aksine savaş dalgaları kopar, sevgileri alt üst eder.
Sevgi acıları tatlıya çeker tatlılaştırır. Çünkü sevgilerin aslı doğru yola götürmektir (Mesnevî, I, 2578-2580).”

“Sevgiden tortulu sular durulur, berraklaşır.
Sevgiyle ölü diriltilir, sevgiyle padişahlar köle yapılır (Mesnevî, II, 1530-1531).”

“Nice Hintli ve nice Türkün dili birdir de nice iki Türk bir­bi­rine yabancıdır gibidir.
Öyleyse yakınlık dili başka bir dildir. Gönül beraberliği, dil birli­ğinden daha iyidir.
Gönülden; söz, işaret ve yazı olmadan yüzbinlerce tercü­man be­lirir (Mesnevî, I, 1206-1208).”

“Annenin hakkı Allah’ın hakkından sonra gelir. Çünkü O kerem sahibi senin cenini ona emanet etti.
Onun bedeninde sana şekil verdi. Taşımak için de ona hu­zur ve kabiliyet verdi
O da seni kendisine bağlı bir parça gördü. Allah’ın takdiri bağlı olanı ayırdı.
Hak binlerce sanat ve fen yarattı, böylece anne de seni sevgiyle kuşattı (Mesnevî, III, 325-328).”

“Ey Müslüman sen bizzat edep iste. Edep her edepsize sabret­mektir ancak.
Falan kişinin kötü karakteri ve huyu vardır diye şikayet eden kişi, bil ki kötü huylu olduğu için kötü huyluyu kötüler.
Güzel huylu kötü huylulara sessiz kalan, kötü karakterli­lere ta­hammül edendir (Mesnevî, IV, 771-774).”

“Bilgi Hz. Süleyman’ın iktidarının saltanat mührüdür. Bü­tün âlem ceset, ilim ruhtur (Mesnevî, I, 1030).”

“Ruhun arzusu, hikmete ve ilimlere doğrudur.Bedenin ar­zusu ise bahçeye, yeşilliğe, üzüme
Ruh yükselmeye ve sefere can atar, beden ise kazanca, ota, yi­yeceğe (Mesnevî, III, 4438-4439).”

“Gönül ehlinin ilimleri onları taşır, ten ehlinin ilimleri ise onlara yük
İlim gönüle aksederse yardımcı olur, ilim bedene yansırsa yük olur (Mesnevî, I, 3446-3447).”
“Kötü karakterli kişiye ilim ve fen öğretmek, eşkiyanın eline kılıç vermektir
Sarhoş zencinin eline kılıç vermek, insan olmayanın ilim öğren­mesinden daha iyidir
Bilgi, mal, mevki ve güç kötü karakterlilerin elinde fitne olur (Mesnevî, IV, 1436-1438).”

Rubailerden örnekler:

“Dostuyla hoş geçinen dostsuz kalmaz. Müşteriyle iyi an­laşan iflas etmez.
Ay geceden ürkmediği için böyle parlak kaldı. Gül de di­kenle uyuştuğu için bu kokuyu elde etti (Mevlânâ’nın Rubaileri, trc. M. Nuri Gençosman, nu, 211).”

“Gamlı yoldaşlarla oturma dedim sana! Sakın hoş meş­repli ne­şeli dostların yanından ayrılma.
Bağa geldiğin zaman dikenlik tarafına gitme. Gülden, ya­semin­den, sarmaşık gülden başkasıyla ilgilenme (Rubai nu. 1199).”
“Her nereye yönelsem ona secde edilecek yerdir orası. Altı yönde de, onun dışında da Tanrı odur.
Bağ, gül, bülbül, sema, güzel; bunların hepsi birer ba­hane, hep aranılan istenen odur (Rubai nu. 206).”

“Bağa gelin de yeşil giyinmiş dilberleri seyredin. Her kö­şedeki gül satan dükkanlara bakın.
Gül bülbüllere gülerek diyor ki; Susun susun da şu sus­muş ba­harı seyredin (Rubai nu. 501).”

Gazellerden örnekler:

“Kızıl gülün nereden elbise giyindiğini bilirim ben.
Söğüt sıralanmış yaya gibidir. Olanı kaza, kader yapar.
Sûsen kılıçla, yasemin kalkanla her biri gaza tekbiri getirir.
Zavallı bülbül neler çeker, o gülden. Âh! Neler eder o!
Bahçe gelinlerinin her biri o gül bize doğru işaret ediyor, der.
Bülbül ise, o gül ben yoksul için cilveler ediyor, der.
Çınar ağlayarak el kaldırmış, ne diye dua ettiğini sana söy­liye­yim.
Goncanın başına kim külah koyuyor, menekşenin sırtını kim iki büklüm yapıyor?
Gerçi sonbahar mevsimi çok cefalar etti. Bak! Bahar nasıl vefalı davranıyor.
Sonbahar mevsiminin yağmaladıklarını, bahar mevsimi geldi, geri veriyor.
Gülü, bülbülü, bahçenin güzellerini anmak hepsi bahane. Neden anılır.
Aşk gayreti bu, yoksa dil Allah’ın inayetini anlatabilir mi?
Tebriz’in ve dünyanın övüncü Şemseddin yine sizin hatırı­nızı gö­zetiyor (Külliyât-ı Şems, Gazel, nu. 1000).”
“Gel, birbirimizin kiymetini bilelim, sonra ansızın birbiri­mizden ayrı kalmıyalım.
Mademki mümin müminin aynasıdır, niçin aynamızdan yüz çevi­riyoruz.
Asil cömert kişiler dostlara canlarını feda ettiler. Köpek­liği bırak. Biz de insanız.
“Kul e’ûzu” ve “Kul Huvellahu”yu birbirimizin sevgisine niçin dua diye okumuyoruz.
Kötü niyetler dostluğu karartır. Niçin onları gönülden kov­muyo­ruz.
Öldüğümde beni hoşca anacaksın, niçin ölü severiz de di­riye düşmanız.
Mademki ölümden sonra barış yapacaksın, niçin ömür boyu se­nin üzüntünle sıkıntı içindeyiz.
Şimdi öldüğümü kabul et, barış yap, anlaş. Çünkü biz ba­rışta ölü­ler gibiyiz.
Mademki mezarımın üzerini öpeceksin, yanağımı öp, şimdi aynı özellikteyiz.
Ey gönül, ölü gibi sus! Bu dilden dolayı benlikle itham edil­mekte­yiz (Külliyât-ı Şems, Gazel nu. 1535).”

“Git başını yastığa koy, beni yalnız bırak. Beni; harap, uy­kusuz ve dertli beni terket
Biz sevda dalgasıyız gecede, gündüze dek yalnız. İster gel, af­fet; ister git cefa et.
Benden kaç, sen de belaya düşme, selamet yolunu seç, bela yo­lunu terket.
Biz ve gözyaşı, gam köşesine sığınmışız. Bizim göz ya­şı­mızın üzerinde yüzlerce değirmen kur.
Bir zalim güzelimiz var, kaya gibi bir gönlü var. Öldürür, kimse diyetini öde demez ona.
Güzeller şahının vefa göstermesi gerekmez. Ey solgun yüzlü aşık! Sen sabret, vefa göster.
Ölümden başka çaresi olmayan bir derdim var. Peki ben nasıl söylerdim: “Bu derdi iyileştir.”
Dün gece aşk mahallesinde bir şeyh gördüm, başıyla bize gel diye işaret etti.
Yolda ejderha varsa, aşk zümrüt gibidir, bu zümrütün ışı­ğıyla aman ejderhayı defet.
Yeter, ben kendimde değilim, sen marifetli isen Ebû Alî’nin ta­ri­hini oku, Bu’l-’Alî’nın Tenbîhi’ni yap (Külliyât-ı Şems, Gazel nu. 2039).”

Fîhi Mâ Fîh’ten Örnekler

“Bilginlerin kötüsü, beylerden yardım gören, beyler yü­zün­den düzelen, doğru yolu tutan kişidir. Beyler bana ihsan­larda bu­lunsunlar, beni saysınlar, bana mevki versinler kurun­tusuyla, on­lardan korkarak okumaya başlamıştır da beyler yü­zünden işi dü­zene girmiştir; bilgisiz­liği bilgiye dönmüştür. Bil­gin olunca da on­ların korkusundan, onların ce­zasından edep sahibi olur, ister is­temez doğruyolu bulur. Artık ne çeşit olursa olsun, ister görü­nüşte bey onun ziyaretine gelsin, ister o, beyi ziyarete gitsin, her hâlükârda ziyaret eden odur, ziyaret edilense bey. Fakat bilgin, beyler yüzünden bilgiye sahip olmamışsa, ön­ceden de, sonradan da bilgisi Tanrı için elde edilmişse o başka; balık nasıl sudan başka bir yerde yaşıyamazsa, elinden başka bir şey gelmezse bu bilgin kişinin de yolu yordamı, ancak doğru yola gitmektir; bu, onun kendi hu­yundandır. Bu çeşit bilgini yü­rüten, çekindiren akıldır. Zamanında, bil­sinler bilmesinler, her­kes onun heybetin­den çekinir; onun ışığından, onun aksinden yardım ister. Böyle bilgin, beyin kapısına gitse bile ger­çekte zi­yaret eden beydr, zi­yaret edilen kendisi… (Fîhi Mâ Fîh, trc. A. Gölpınarlı, s.1).”
“İnsana yolu gösteren derttir, hem de her işte. İnsan, hangi işe koyulursa koyulsun, o işin derdi, o işin hevesi, aşkı, gönlünde doğ­mazsa adam, o işe girişemez; o iş, dertsiz kolay gelmez ona. İster dünya olsun, ister ahiret… İster alış veriş ol­sun, ister padişahlık… İster bilgi olsun, ister yıldız; isterse baş­kası; hepsi de böyledir (Fîhi Mâ Fîh, trc. A. Gölpınarlı. s.17).”
“Şükretmek avlanmaktır, nimeti bağlamaktır. Şükür sesini duy­dun mu nimetin çoğalmasına hazırlan. “Tanrı bir kulu sev­di mi sınar, be­lâlara uğratır.” Sabrederse onu seçer, şükrederse de ak­rânı arasında seçkin bir hale getirir onu. Kimi kullar vardır, kahrı yüzünden şükreder­ler Tanrıya; kimi kullar da vardır, lutfu yüzün­den şükrederler Tanrıya; bunların her biri de hayırlıdır; çünkü şükretmek panzehirdir; kahrı lütfa döndürür (Fîhi Mâ Fîh, trc. A. Gölpınarlı, s.155).”

Kaynak: kalemguzeli.net

Fotograf: dpchallenge.com

22 Mayıs 2006 Pazartesi

Mevlana Rumi'den (III)

Her insanın evveli suretten ibarettir. Ondan sonra can gelir ki can, manevi güzellik, ahlak güzelliğidir. Her meyvenin evveli suretten başka nedir ki? Ondan sonra lezzet gelir ki lezzet, meyvenin manasıdır. (Mesnevi III, 527)
***
Musa da sende, Firavun da. Bu (birbirine) iki düşmanı da kendinde ara sen. Musa kıyamete kadar vardır. Nuru hep o nurdur, başka nur değil...değişen yalnız kandil. Bu kandille fitil başka, fakat nuru başka nur değil, hep o alemden. Kandile bakarsan kayboldun gitti. Çünkü ikilik ve sayıya sığış kandile göredir. Fakat nura baktın mı ikilikten de, önü, sonu bulunan cisim aleminin sayısından da kurtulursun. (Mesnevi III, 1253-1255)
***
Denizi gören göz başka, köpüğü gören göz başka. Köpüğü bırak da denizin gözüyle bak sen. Köpükler, gece gündüz denizden meydana gelir, onları deniz harekete getirir. Fakat sen ne şaşılacak şey, köpüğü görüyorsun da denizi görmüyorsun!...Biz, gemilere benziyoruz. Aydın denizin içindeyiz de gözlerimiz görmüyor, birbirimize çarpıp duruyoruz.(Mesnevi III, 1270)
***
Ey ulular, bu cihan bir ağaca benzer; biz de bu alemdeki yarı ham, yarı olmuş meyveler gibiyiz. Ham meyveler, dala iyice yapışmıştır, oradan kolay kolay kopmazlar. Çünkü ham meyve köşke saraya layık değildir. Fakat oldu da tatlılaştı, dudağı ısırır bir hale geldi mi artık dallara iyi yapışmaz, hemen düşüverir. O baht ve ikbal yüzünden adamın ağzı tatlılaştı mı, insana bütün cihan mülkü soğuk gelir.(Mesnevi III, 1293-1295)
***
Ben, cemadattandım...öldüm, yetişip gelişen bir varlık, nebat oldum. Nebatken öldüm, hayvan suretinde zuhur ettim. Hayvanlıktan da geçtim, hayvanken de öldüm de insan oldum. Artık ölüp de yok olmaktan ne korkayım? Bir hamle daha edeyim, insanken öleyim de melekler alemine geçip kol kanat açayım.(Mesnevi III, 3901)
***
Cefaya uğrayıp cilalanacağı zaman kaçan, sonra da safa dileyen kişiye şaşarım doğrusu. Aşk davaya benzer, cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki!(Mesnevi III, 4008)
***
Bir bak...nohut, tencerede ateşten zebun oldu mu yukarıya doğru sıçramaya başlar. Tencere kaynamaya başlayınca nohut, tencerenin üstüne fırlamaya, yüzlerce coşkunluk göstermeye koyulur. "Neden beni ateşe attın, kaynatıyorsun.. mademki satın aldın, neye bu hallere uğratıyorsun" der. Nohut pişiren kadın da nohuda kepçeyle vurup der ki: "Yok.. güzelce kayna, tencereden çıkmaya kalkışma." Seni sevmediğimden, senden hoşlanmadığımdan kaynatmıyorum seni ki... bir zevke, bir çeşniye sahip ol da. gıda haline gel, yen, cana karış diye kaynatıyorum. Bu imtihan, seni horlamak için değil!
(Mesnevi III, 4159-4164)
***
Oğul, sen Kur-an'ın dış yüzüne bakma. Şeytan da Adem'i topraktan ibaret gördü, hakikatine eremedi! Kur-an'ın zahiri, insana benzer...sureti görünür, meydandadır da canı gizlidir! (Mesnevi III, 4247)
***
Ayıp olan, daima her şeyde ayıbı görmektir. Ayıbı görmeyen gayb ehlidir. (Mesnevi I, 2074)Kendi ayıbıyla uğraşana ne mutlu. Başkasının ayıbını söyleyen, o ayıbı kendisinden uzak görmesin. (Mesnevi II, 3064)
***
Muhammet Mustafa parmağındaki yüzüğü döndürdüğünde 'seni oyalanmak, oynamak için yaratmadık ' diye paylandı. Var, bundan kıyasla da günün, suçla mı geçiyor, ibadetle mi bir düşün. (Fihi Ma-fih, 15)
***
Akıl seni padişahın kapısına götürünceye dek güzeldir, dinlenir. Onun kapısına geldin mi aklı boşa; o anda akıl, ziyan verir sana; yolunu keser. Ona ulaştın mı kendini teslim et; artık nasılla, niceyle işin yok senin.Mesela biçilmemiş bir kumaştan bir kaftan, yahut bir cübbe diktirmek istiyorsan, akıl seni tutar, terziye kadar götürür. Akıl bu ana dek iyidir, seni terziye ulaştırır. Şimdi bu anda aklı boşamak gerek;terziye karşı kendi düşünceni bırakmak gerek. Hasta da böyledir. Aklı o zamana dek iyidir ki, onu tutar, hekime götürür. Hekime vardıktan sonra aklı bir işe yarmaz, artık kendisini hekime bırakması gerek. (Fihi Ma-fih, 26)
***
Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründügün gibi ol.
***
Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
***
Ben nice zaman O'nu aradım kendimi buldum. Şimdi kendimi arıyor onu buluyorum. O'nu bulduğun zaman kendinden kurtulursun. Kendinden kurtulduğun zaman O'nu bulursun."
.
.
.

23 Nisan 2006 Pazar

Mevlana Rumi’den (II)

Topraktan biten guller solar gider, gonulden biten guller ise devamlidir.

Herbirimiz tekbir kanatli melekleriz ve bizler ancak birbirimizi kucaklayarak ucabiliriz. Herkesin bakmadigi yonden bak dunyaya.

Akli, bir testere ikiye bicse, o atesteki altin gibi gulumser.

Ask, hicbir afetten ogut almaz.

Gercek askta ne vefa vardir ne cefa...

Bir mum diger bir mumu tutusturmakla, isigindan bir sey kaybetmez.

Gulun dikenine katlanmasi onu guzel kokulu yapti.

Insana aradigi seye bakarak deger bicilir.

Insanlari iyi taniyin, her insani fena bilip kotulemeyin, her insani da iyi bilip ovmeyin.

Icteki kiri su degil ancak gozyasi temizler.

Korler carsisinda ayna satma, sagirlar carsisinda gazel atma.

Kimseden sana kotuluk gelmesini istemiyorsan, fena soyleyici, fena ogretici, fena dusunceli olma.

Her iste bir hayir vardir. Her kanat denizi asamaz.

Soru da bilgiden dogar cevap da.

Ayipsiz dost arayan dostsuz kalir.

Kanaat etmekten kimse olmemistir. Hirs besleyerek kimse padisah olmamistir.

Beden ile ruh aralarinda konusuyorlardi. Beden guzelligine ve parlakligina magrur olarak ruha dedi ki: “Ben senden daha degerliyim; bak herkes bana ilgi gosteriyor ve beni seviyor”. Ruh ise, kendi letafetini gizlemis olduğu halde bedene dedi ki: “Hey supruntuluk! Sen kim oluyorsun? Ben senden cikayim da o zaman gorursun. Seni sevenler sana mezar kazarlar. Iki gun bile seni saklamaz, bocek ve karincalara gida olman icin seni topraga gomerler.” Beden olumlu, ruh olumsuzdur. Ruh bedene muhtac degildir, onsuz da varligini devam ettirebilir. Ama beden ruhsuz yasayamaz. Bedenimiz ruhumuzun elbisesi yahut evi gibidir. Gozler, bu evin pencereleridir ki ruh bu alemi o pencerelerden seyreder. Önemli olan elbise midir, elbiseyi giyen mi? Ev midir, evde oturan mi?

Okuzun rengini disinda, insanin rengini icinde ara.
.
Kitaplardan once kendinizi okumaya calisin.
.
Mevlana Rumi'den (I)
.

01 Ocak 2006 Pazar

Yeniliğe Doğru

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi
Her gün bir yere
Konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa
Düne ait

Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

Mevlana Rumi

15 Ekim 2005 Cumartesi

Mevlana Rumi'den...

Sevgide günes gibi ol, dostluk ve kardeslikte akarsu gibi ol, hatalari örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya oldugun gibi görün, ya göründügün gibi ol.
.
Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
.
Akil, ask ve can. Bu üçü üçgendir. Her derde çare, her yaraya merhemdir.
.
Her dil, gönlün perdesidir. Perde kimildadi mi, sirlara ulasilir.
.
Bir hür kisiyi lütfunla kendine kul etmen, binlerce köle azad etmenden daha iyidir.
.
Insan kendi kelinden veya çibanindan igrenmez. Yarali elini yemege sokar, parmagiyla yalar. Bundan midesi bulanmaz; ama baska bir kimsede birazcik çiban ve ufacik bir yara görse, o yemegi yiyemez artik ve igrenir. Insandaki kötü huylarda kellere ve çibanlara benzer. Kendinde oldugu zaman insan ondan igrenmez, incinmez; halbuki baska birinde ondan bir parçacik görecek olsa igrenir, nefret eder. Senin ondan ürktügün gibi, o da senden ürker ve incinirse, onu hos gör! Çünkü onu görmekten inciniyorsun. O da ayni seyi sende görür.
.
Kendi ayibiyla ugrasana ne mutlu. Baskasinin ayibini söyleyen, o ayibi kendisinden uzak görmesin.
.
Sevilen her sey güzeldir; fakat aksine her güzel olanin sevimli olmasi gerekmez. Güzellik, sevimliligin bir parçasidir; sevimli olmaktir temel olan. Sevimlilik oldu mu, elbette güzellikte olur; bir seyin parçasi tümünden ayrilamaz; onunla beraberdir, birdir. Mecnun' un zamaninda Leyla'dan daha güzel olanlar vardi; fakat Mecnun' un sevgilisi degildi onlar. Mecnun'a, Leyla'dan daha güzel olanlar var, onlari getirelim dediler. Dedi ki: Leyla'nin seklini sevmiyorum ki ben; Leyla bir sekil degil; elimde bir kadehe benzer Leyla. Ben o kadehle sarap içerim. Su halde ben içip durdugum o saraba asigim. Siz kadehi görüyorsunuz, saraptan haberiniz bile yok. Bana altinlarla bezenmis, mücevherlerle süslenmis kadeh sunsalar, fakat içinde sirke olsa, yahut saraptan baska bir sey bulunsa ne isim var o kadehle benim? Içinde sarap olan eski, kirik bir kadeh o kadehten, hatta o kadeh gibi yüzlerce kadehten daha iyidir bence; fakat kadehi saraptan ayirt edebilmek için bir ask, bir sevk gerek. Hani aç, on gün bir sey yememis biriyle günde bes kere yemek yemis bir tok...Ikisi de ekmege bakar ama tok, ekmegin seklini görür; açsa ekmegi degil, cani görür; can görünür ona ekmek. Çünkü ekmek kadehe benzer, tadiysa içindeki saraptir sanki; o sarap ancak istah özleyis gözüyle görülebilir. Simdi istahlan, özle de sekli görme, varlik aleminde, her yerde sevgiliyi gör. Su halkin sekli, kadehlere benzer; su bilgiler, hünerler, sanatlarda kadehte ki nakislardir. Görmez misin, kadeh kirildi mi, nakislar kalmaz. Su halde is, kalip kadehlerindeki sarapta, o sarabi içen ve gören kiside.
.
Kabugu kirilan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardir.
.
Bilgi, siniri olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgiçtir.
.
Bulutlar aglamasa yesillikler nasil güler?
.
Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun.
.
.

15 Temmuz 2005 Cuma

Kardeşim

.
Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,
Geriye kalan et ve kemiksin,
Gül düşünür gülistan olursun,
Diken düşünür dikenlik olursun.

Mevlana Celaleddin Rumi

.

21 Mart 2005 Pazartesi

Mevlana Rumi ve Pir Sultan Abdal'dan...


Olduğun Gibi Görün ya da Göründüğün Gibi Ol
.
Güneş gibi ol şefkatte, merhamette.
Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte.
Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.
Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
.
Mevlana Celaleddin Rumi
.
.

Ne Kadar Bilsen De Bilire Danış
.
Ne kadar bilsen de bilire danış
Danışan dağları aşar mı aşar
Danışmadan yola gitse bir kişi
Yorulup yollardan şaşar mı şaşar
Altın da bir pula olur mu kabul
Ehl ile konuş ki olasın ehil
Cahille konuşma olursun cahil
Kişi itibardan düşer mi düşer
Uzak ol canını dişine takın
Sözümden mana al darılma sakın
Hasmın karıncaysa merdane bakın
Gafilen taş başa düşer mi düşer
Budur kainatın yekta güheri
Kalbi gevher olan olmaz serseri
Bir kişi içerse ab-ı kevseri
İrfan meydanında coşar mı coşar
Pir Sultan Abdal'ım bu böyle olur
Herkes ettiğini elbette bulur
Alıcı kuşların ömrü az olur
Akbaba zararsız yaşar mı yaşar
.
Pir Sultan Abdal
.

03 Şubat 2005 Perşembe

Mevlana, Nazim Hikmet, Necip Fazil

.
Nice İnsanlar Gördüm
.
Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok
Nice elbiseler gördüm içinde insan yok!
.
Mevlana Celaleddin Rumi
.
.
Memleketimi Seviyorum
.
Memleketimi seviyorum:
Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
Memleketimin şarkıları ve tutunu gibi.

Memleketim: Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
Kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
Benim o kendi kendimden bile gizleyerek
Sarkık bitikleri altından gülen halkımın eseridir.

Memleketim Memleketim ne kadar geniş:
Dolaşmakla bitmez tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Makas, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
.
Nazım Hikmet Ran
.
.
Canım İstanbul
.
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canim; Vatanim da vatanim...
İstanbul, İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...
O manayı bul da bul! İlle İstanbul’da bul!
İstanbul, İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir katibi mi...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul, İstanbul...
.
Necip Fazıl Kısakürek
.

Kültür-Sanat Haberleri

İlber Ortaylı ile Tarihe Yolculuk

Loading...

Kahve Sakinlerinden Yorumlar

News about Key Issues

Loading...

Advertiser Links