medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Futbol, Bahis, Şike ve Kapitalizm

Suphi Koray, Mayıs 2010
Marksist Tutum, No: 62
Geçtiğimiz günlerde aralarında ünlü isimlerin de olduğu yaklaşık 50 futbolcu şike yaptıkları iddiasıyla gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı. Bu gözaltı furyası oldukça yankı uyandırdı, ancak şike meselesi aslında ilk kez gündeme gelmiyor. Geçmiş yıllarda da gerek Türkiye’de gerekse başka ülkelerde şike skandalları ortaya çıkmıştı. Her ne kadar medyada münferit bir skandalmış gibi lanse edilse de şikenin futbolla iç içe geçtiği herkesçe bilinen bir gerçek. 2005 yılındaki Akçaabat Sebat-Kayseri maçı bunlardan sadece biri. Bu maçta kalecinin kendisine teklif edilen 200 bin avroluk şikeyi ihbar etmesi üzerine şike skandalı patlak vermişti. Şikeyi engelleyen kulüp başkanı Veli Sezgin vurulmuş, kaleci ise aylarca kendisine kulüp bulamamıştı. Olaylar üzerine Mecliste bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyonun hazırladığı raporda “Türkiye’de şike ve teşvik priminin varlığı şüphesizdir” deniliyordu. Aynı raporda Türk milli takımının da şike yaptığı yer alıyordu.
Keza İtalya’da 2006 yılında ortaya çıkan şike vakasında kulüplerin hakemleri satın almaya çalıştıkları tespit edilmişti. İtalya’nın dünyaca ünlü büyük kulüpleri ağır cezalar almış, Juventus küme düşürülmüştü. Olaya karışan kişilere para ve hapis cezaları verilmişti. Geçtiğimiz günlerde yeni ses kayıtlarının ortaya çıktığı bu şike davası hâlâ devam ediyor. Geçtiğimiz senenin sonunda ise Almanya’da uluslararası bir şike soruşturması başlatıldı. Bu soruşturmada Türkiye’de de bazı maçlarda şike yapıldığı bilgisi yer alıyordu. Nitekim Türkiye’deki şike skandalı da bu soruşturmanın hemen ardından patlak verdi.
Geçmişteki diğer vakaları da düşündüğümüzde şikenin profesyonel futbolla yaşıt olduğunu söylemek yanlış olmaz. Üstelik ortaya çıkan şike skandalları buzdağının sadece görünen yüzü! Kapitalizmin doğası gereği futbolun profesyonelleşmesi şikeyi de beraberinde getirmiş, futbol pazarı büyüdükçe şikenin niteliği ve niceliği de değişmiştir. Bahis sektörünün devasa boyutlara ulaşmasıyla şike ile büyük vurgunlar elde etmek mümkün oldu. Bire beş veren bir maçta 200 bin lirayla bir milyon lira kazanılabilir. Bunun için kaleci veya hakemlere şantaj ve tehdide kadar çeşitli yol ve yöntemlerle şike yaptırılıyor. Tüm bunlar futbolla mafyanın sıkı bir ilişkiye girmesine de yol açmıştır. Hatırlanacak olursa yakalanmadan önce yurtdışına kaçan Alaattin Çakıcı’ya vize Beşiktaş kulübü tarafından ayarlanmıştı.
Futbolun masum ve eğlenceli bir oyundan uzaklaşıp kelimenin kötü manasıyla profesyonelleşmesi kapitalizmin eseridir. Çayırlarda mütevazı bir eğlence olarak başlayan futbol, bugün milyarlarca insanın izlediği milyarlarca dolarlık pazara sahip bir oyun haline geldi. Çayırların yerini görkemli futbol stadyumları, amatör takımların yerini artık birer şirkete dönüşen futbol kulüpleri, seyircilerin yerini ise müşteriler aldı. Kısacası kapitalizm futbolu da küreselleştirip muazzam bir kâr aracı haline getirdi.
Bugün futbolun 500 milyar dolarlık pazar hacmiyle devasa bir endüstriye dönüştüğünü söyleyebiliriz. Reklâm gelirleri, sponsorluk anlaşmaları, yayın ihaleleri ve bahis oyunlarıyla bu devasa sektörün pazar hacmi her geçen gün artıyor. Bazı futbol kulüplerinin bütçeleri yoksul ülkelerin bütçelerini bile aşıyor. En zengin 20 futbol kulübü 2009 yılında 3,9 milyar avroluk gelir elde etti. Listenin üst sıralarında yer alan Real Madrid, Barcelona, Manchester United gibi kulüplerin yıllık gelirleri 400 milyon avro civarında. Emperyalist piramidin üst basamaklarındaki ülkelerin takımları en zenginler listesinde de başı çekiyorlar.
Bu değirmenin suyu nereden geliyor?
Futbol kulüplerinin en önemli gelir kaynağını yayın haklarından elde ettikleri paralar oluşturuyor. En zengin 20 kulübün yayın haklarından elde ettiği gelir 1,6 milyar avroya yaklaştı. Türkiye’de ise bu sene başında yapılan ihaleyi 321 milyon TL ile yine Digiturk kazandı. Havuz sistemi uygulamasına göre her sene olduğu gibi buradan aslan payını yine dört büyükler alacak. Yayıncı kuruluş ihaleyi bu kadar yüksek bir bedelle aldığına göre dekoder satışlarından ve reklam gelirlerinden büyük kârlar elde edecek. Derbi maçında geçen bir reklâm bandının bedelinin 2009’da 65 bin TL olduğunu düşünürsek, medya şirketlerinin naklen yayın ihalelerine neden bu kadar büyük meblağlarda sermaye yatırdıklarını daha kolay anlarız. Öyle ya, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez! Milyarlarca kişinin izlediği dünya kupası maçlarında çok daha büyük paralar dönüyor. 2006 dünya kupasında yayın haklarından 1 milyar avro gelir elde edildi, bu rakamın bu sene 1,2 milyara çıkması bekleniyor. Bir ay gibi kısa bir sürede sadece TV yayınlarından bu kadar gelir elde edilmesi futbolun bacasız sanayi sıfatını yeterince hak ettiğini gösteriyor.
Medya tekellerinin yanı sıra spor giyim tekellerinin de gözü futbol maçlarında ve futbolcularda. Kendi reklâmlarını yapmaları için yıldız oyunculara milyonlarca dolar verebiliyorlar veya sponsor olabilmek için kesenin ağzını sonuna kadar açıyorlar. Ama ürünlerini üreten işçilere karşı hiç de cömert değiller. Uzun çalışma saatleri karşılığında işçilerin payına düşen düşük ücret ve yoksulluk oluyor. Yıldız futbolcu sahada 90 dakika terleyip milyonlar kazanıyorken, saatlerce çalışıp ay sonunu getiremeyen yoksul işçi onu televizyonda izlerken yorgunluktan uyuyakalıyor. Yoksul emekçi ailelerden gelen yıldız futbolcuların sınıfsal kökenleri ön plana çıkartılıp pazarlanır. Dünyanın bir numaralı futbolcusu Messi’nin babası fabrikada işçi, annesi gündelikçidir. Zidane bir göçmen çocuğudur, Beckham ise İngiltere’nin bir varoş semtinde dünya gelmiştir. Böylece işçilere şu mesaj verilir: “Siz de yapabilirsiniz! Siz de milyonlarla oynayabilirsiniz.” Hem taraftarlarla futbolcular arasında sınıfsal bir bağ kurulur, hem de sınıf atlama hayalleri pekiştirilerek milyarlarca taraftar kapitalizmin gönüllü savunucuları haline getirilir. Yıldız futbolcular ilâh mertebesine çıkartılır. Onlar ilâhlaştıkça, işçiler köleleşir.
Kulüplerin diğer önemli gelir kaynağını ise maç hâsılatları oluşturuyor. On binlerce kişilik stadyumları dolduran taraftarlar, tuttukları takımın kasasına milyonlarca lira akıtıyorlar. Örneğin Avrupa’nın en zengin 20 kulübü 2008-2009 sezonunda bilet satışlarını %3,5 artırarak 1 milyar avroluk gelir elde etti. Krize rağmen taraftarların statları doldurmaları futbolun hem ekonomik açıdan hem de ideolojik açıdan burjuvazi için ne kadar etkili bir araç olduğunu gösteriyor. Taraftarlar sadece bilet değil, takımlarının formalarını, kaşkollerini, şapkalarını da satın alarak kulüplerin büyük kazanç elde etmelerini sağlıyorlar. Türkiye’deki üç büyük takım, fiyatı 100 TL’yi bulan formalardan yüz binlerce satabiliyor. Adı dünyanın dört bir yanında bilinen takımların ve star oyuncularının formaları ise çok daha büyük gelir getiriyor. Örneğin, geçen sene Ronaldo’yu 94 milyon avroya transfer eden Real Madrid, 85 avrodan sattığı 1 milyon 200 bin formadan 102 milyon avro kazanmıştı. Baş döndürücü rakamların döndüğü transfer borsası ve şapka, kaşkol, forma vs. ürünlerin gelirleri, futbolun başlı başına bir endüstri haline geldiğinin başka bir kanıtıdır. Kulüpler birer şirket haline geldikleri için borsadaki yerlerini de almış bulunuyorlar.
Şike kaçınılmaz
Pasta büyüdükçe pastayı yiyenlerin tamahkârlığı da doğal olarak artıyor. TV gelirleri, reklam gelirleri, maç hâsılatları onların gözünü doyurmak bilmiyor. Futbol endüstrisinin patronları milyarlarca insanın tutkusu ve bağımlılığı haline gelen bir oyundan nasıl daha fazla kâr elde edebileceklerinin derdindeler. Bunun kaçınılmaz sonucu bahis sektörünün alabildiğine büyümesi ve yaygınlaşması oldu. Bahis bütün spor dallarında oynanıyor. At yarışı, horoz dövüşü, tazı yarışı gibi sadece bahis odaklı etkinlikler de düzenleniyor. Hatta Nobel ödüllerinden seçim sonuçlarına kadar akla gelebilecek her türlü konuda bahis düzenlenebiliyor. Fakat hiçbirisi futbolunki kadar çok insana ulaşmıyor ve hiçbirisinin pazar hacmi futbolunki kadar büyük değil. Futbol endüstrisinin yan sanayisi gibi çalışan bahis sektörü bu yüzden burjuvazinin iştahını kabartıyor.
Tahmini rakamlara göre bahis sektörünün büyüklüğü 1 trilyon doların üzerinde. Bunun yaklaşık dörtte birini 227 milyar dolarla futbol maçları üzerine oynanan bahisler oluşturuyor. Bunun önemli bir kısmı illegal bahis olduğu için sağlıklı rakamlara ulaşmak mümkün değil. Türkiye’de yasadışı yollarla oynanan bahis miktarının bir milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Devlet bu pazarı kendi kontrolü altına alabilmek için gerekli yasal değişiklikleri 2004’te yaptı ve internet üzerinden yurtdışına giden paranın bir kısmının “İddaa” üzerinden kendi kasasına akmasını sağladı. İddaa, internetin gelişimi ve bayi sayısının her geçen gün artmasıyla çok daha kolay biçimde oynanabilir hale geldi. Her caddede bir İddaa bayii bulmak mümkün. Bayilik için sırada bekleyen binlerce kişi var. İddaa oynayan kişi sayısı arttıkça gelir de arttı. Gelir artıkça da bayi ve oynayan sayısı arttı. Hazine ve futbol kulüplerinin kasaları doldu. Pastanın büyük dilimi devlete ve sanal bayi hakkı elde eden holdinglere gidiyor. Futbol kulüplerine de gelirin yaklaşık %10’u düşüyor. Son beş yılda İddaa’dan 10,2 milyar gelir elde edildi; bunun 670 milyonu futbol kulüplerine verildi. Kulüplerin bahisten kazançları sadece bununla da sınırlı değil. İddaa’nın sanal bayi hakkını alan firmalar bazı futbol kulüpleri ile sponsorluk anlaşması imzalıyorlar. Kulüpler buradan da ekstra kazanç elde ediyorlar. Bahis sektörü ile futbol bu kadar iç içe geçince ve mevzubahis milyarlarca liralık bir pazar olunca şike kaçınılmaz oluyor. Şike yapanların amacı artık takımlarının kazanması değil, gerekiyorsa sahada kaybetmek ama bahiste kazanmak!
Spor-toto, sayısal loto, milli piyango, İddaa gibi yasal şans oyunlarına genel bir ilgi artışı söz konusu. Yasal şans oyunlarının 2007 yılında yaklaşık 5,2 milyar lira olan toplam hâsılatı %20 artarak 2008’de 6,2 milyar liraya yükseldi. En büyük ilgi ise İddaa’ya. Kurulduğu 2004 yılından bu yana meraklısı her gün artıyor ve bugünün rakamları İddaa’nın nasıl bir çılgınlık boyutuna ulaştığını gösteriyor. İddaa’da elde edilen toplam hâsılat 10 milyarı geçmiş bulunuyor. Üstelik bunun 3 milyara yakın kısmı ise 2009 yılında elde edilmiş. Başlangıçta yüz binlerle sınırlı olan oynayan sayısı bugün 3,5 milyona ulaşmıştır. İnternetteki sanal bayilerin yanı sıra Türkiye genelinde 5 bin civarında bayi mevcuttur. Bununla da yetinmeyen devlet alışveriş merkezlerine, stadyumlara kuracağı seyyar bayilerle bahis gelirini arttırmayı hedefliyor.
Kurtuluşu şansa bırakma!
Kriz döneminde şans oyunlarına artan ilgiyle burjuvazi bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. Hem çok ciddi bir ekonomik kazanç sağlanıyor, hem de krizin belini büktüğü emekçilerin çareyi mücadelede değil şans oyunlarında aramalarına yol açarak kapitalist sistem için bir emniyet supabı oluyor. Her hafta milyonlarca kişi vaktini ve parasını şans oyunlarında harcamaktadır. 2008’de İddaa’ya 2,3 milyar, at yarışına 2,1 milyar, Milli Piyango’ya ise 1,8 milyar TL harcanmış. Haftada 10 ilâ 20 milyon arasında İddaa kuponu oynanıyor. Sanal bayilerin üye sayısı 1,5 milyonu geçti ve bu sayı giderek artıyor. Bu milyonlarca insanın vaktini bahis oynamakla geçirmesi anlamına geliyor.
Herhangi bir bayide ellerindeki kuponları dolduran onlarca genci görebilirsiniz. Oynayanların önemli bir kısmı yoksul gençler. Cumhurbaşkanlığının yaptığı araştırmaya göre halkın yüzde 9’u şans oyunlarına ayda 150 lira ve üzerinde para harcıyor. Üstelik umudunu şans oyunlarında arayan bu grubun yüzde 35,6’sı açlık sınırında bulunuyor.
İddaa’nın Milli Piyango’dan önemli bir farkı var. Piyango bileti alacak kişi biletini alır ve çekilişin sonucunda kazanıp kazanmadığına bakar. İddaa oynayan ise dolduracağı kupon için saatlerini harcar. İddaa konusu futbol olunca zaten sınırlı olan boş vakitler gönül rızasıyla boşa harcanmış olur. İnternetten, radyodan veya televizyondan maçlar saatlerce takip edilerek bahis kuponunun tutup tutmayacağı heyecanla beklenir. Maç sonucunu tahmin etmek için önceki maç sonuçları araştırılır, futbol maçları düzenli olarak takip edilir, gazetelerin verdiği İddaa ekleri satır satır okunur. Bir minibüste işçi bülteni okuyan birisini görmeniz düşük olasılıktır, oysa İddaa gazetesi okuyan bir işçiyi her yerde görebilirsiniz. Tekel, TARİŞ ya da Akkardan işçilerinin haklı mücadelesini duymamıştır, ama geçen haftanın maç skorlarını, golleri kimin attığını ve başka her türlü detayı size söyleyebilir. İşte at yarışı, İddaa gibi şans oyunlarının işçi sınıfını felç eden yönü budur! Umutlar bir ata ya da maça bağlanır; dertler, sorunlar unutulur; kısa yoldan köşeyi dönme hesapları yapılır. Kapitalist düzen reklâmlarıyla bunu körükledikçe körükler. Uzun çalışma saatlerine, düşük ücretlere karşı mücadele yerine hangi takımın şampiyon olacağı, İdaaa’da hangi maça oynanması gerektiği konuşulur.
Endüstriyel futbol devasa bir pazar olmasının yanı sıra burjuva ideolojisinin hâkimiyetine katkıda bulunan güçlü bir araçtır aynı zamanda. Endüstriyel kapitalist futbol kitlelerin afyonudur. Bahis oyunlarının yaygınlaşması futbolun bu uyuşturucu etkisini daha da artırmıştır. İşçiler, sınırlı boş vakitlerini endüstriyel futbola ayırırken, kapitalizmin iğrenç çarkları dönmeye devam eder. Zihinlerin uyuşturulup esir alınması sayesinde kapitalizm pisliklerini her yere bulaştırır. Hem bahiste, hem sahada kazanan burjuvazi olur. Nazım Usta’nın dediği gibi “kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim”!

15 Şubat 2010 Pazartesi

2009 Yılı Dış Basın Değerlendirmesi

26 Ocak 2010

Türkiye son beş yılda olduğu gibi 2009 yılında da yabancı basının ilgi odağı olmayı sürdürmüş, iç politikada yaşanan gelişmeler ve dış politikada yürütülen aktif siyasetle dünya basın yayın organlarının gündeminde önemli bir yer tutmaya devam etmiştir.
Türkiye’de 2009 yılında Hükümet tarafından başlatılan demokratik açılımlar ve bu konudaki tartışmalar, terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki yaşam koşullarıyla ilgili olarak Güneydoğu’da yapılan protestolar, Tokat Reşadiye’de 7 Türk askerinin şehit edilmesi, Demokratik Toplum Partisi (DTP)’nin kapatılması ve buna ilişkin protestolar, Ergenekon soruşturmasında gözaltılar, duruşmalar, çeşitli yerlerdeki kazılarda bulunan silahlar, yargı mensuplarının ve Yargıtay’ın dinlenme iddiaları, askeri yetkililerin çeşitli vesilelerle yaptığı açıklamalar ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast girişimi iddiaları ve buna ilişkin yaşanan gelişmeler yabancı basın yayın organlarının ağırlıklı olarak ele aldıkları konuların başında gelmektedir. Davos’ta düzenlenen Forum’daki “Gazze” konulu oturumda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tepkisi üzerine yaşanan gelişmeler, ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama’nın başkan seçildikten sonra ilk ziyaretini Türkiye’ye yapması, İstanbul’da yapılan Medeniyetler İttifakı Toplantısı, Başbakan Erdoğan’ın ABD, Orta Doğu ve Türkiye’ye komşu ülkelere yıl içinde yaptığı ziyaretler, Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun dış ülkelere ziyaretleri, Nabucco Projesinin Hükûmetlerarası Anlaşmasının İstanbul’da imzalanması, Ermenistan-Türkiye arasındaki ilişkiler ve ortak sınırın açılmasına yönelik gelişmeler yabancı basın yayın organlarının önemli oranda ilgi duyduğu dış politika konularını oluşturmuştur.
2009 yılında Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne yurt dışındaki Basın Müşavirlikleri, yabancı haber ajansları, izlenen yabancı radyo ve televizyonlar ile internet sitelerinden toplam 1.053.280Haber/Yorum/ Program (HYP) ulaşmıştır.
Toplam HYP’lerin içinde Türkiye’yi doğrudan ilgilendirenlerin sayısı22.408’dir. Bunun genel toplama oranı ise yüzde 2.13’dür.
Türkiye ile ilgili HYP’lerin ülkelere göre dağılımında:
. 4.531 HYP ile (yüzde 20.22) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ilk,
. 3.530 HYP ile (yüzde 15.75) Orta Asya/Kafkas ülkeleri, Orta Doğu ve Balkan ülkelerinin yer aldığı “Diğer” başlıklı grubun ikinci,
. 3.010 HYP ile (yüzde 13.43) Almanya’nın üçüncü,
. 2.607 HYP ile (yüzde 11.63) İran’ın dördüncü,
. 1.790 HYP ile (yüzde 7.99) Yunanistan’ın beşinci,
. 1.329 HYP ile (yüzde 5.93) ABD’nin altıncı,
. 1.204 HYP ile (yüzde 5.37) İngiltere’nin yedinci,
. 979 HYP ile (yüzde 3.92) Fransa’nın sekizinci,
. 874 HYP ile (yüzde 3.91) İsviçre’nin dokuzuncu sırayı aldığı görülmektedir.
2009 yılında değerlendirmeye alınan tüm ülkelerin basın yayın organlarında yer alan HYP’ler incelendiğinde; ilk sırayı Kıbrıs konusunun (yüzde 20.46), ikinci sırayı Türkiye’deki siyasi gelişmelerin (yüzde 17.48), üçüncü sırayı ise Türkiye’nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkilerinin konu edildiği haberlerin (yüzde 9.13), dördüncü sırayı ise Ermenistan’la ilişkileri kapsayan Ermeni konusunun (yüzde 8.61) aldığı gözlenmektedir.
Önceki yıllarda olduğu gibi, 2009 yılında da ağırlıklı olarak Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkilerini ele alan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) basın yayın organları (yüzde 28.21) hariç tutulduğunda, Almanya, İngiltere, Fransa, Avusturya, Belçika ve İtalya gibi önde gelen AB ülkelerinin medyasında yayımlanan HYP’ler, değerlendirmeye alınan Türkiye ile ilgili toplam HYP’lerin yüzde 28.51’ini oluşturmaktadır.
Türkiye ile ilgili HYP’lerin dörtte birinden fazlasını yayımlayan AB üyesi altı ülke medyası 2008 yılında olduğu gibi 2009 yılında da Türkiye’deki siyasal gelişmeleri ilk sıraya taşımıştır.
Bu bağlamda, Almanya medyasında Türkiye ile ilgili yayımlanan 3.010 HYP’nin 771’i (yüzde 25.61), İngiltere medyasında yayımlanan 1.204 HYP’nin 316’sı (yüzde 26.24), Fransa medyasında yayımlanan 879 HYP’nin 191’i (yüzde 21.73) Türkiye’de yaşanan siyasal gelişmeleri ele almıştır. Aynı şekilde ABD medyasında yayımlanan 1.329 HYP’nin 292’si de (yüzde 21.97) siyasal gelişmeleri konu edinmiştir.
2009 yılında, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin konu edildiği haberler Avusturya ve İtalya basınında 2. sırada, İngiltere ve Fransa basın yayın organlarında 3., Almanya ve Belçika basın yayın organlarında ise 4. sırada yer bulmuştur.
Değerlendirmeye alınan Orta Doğu ülkeleri içinde en fazla HYP, 2005-2008 yıllarında olduğu gibi, 2009 yılında da İran medyasında (yüzde 11.63) yer almaktadır. İran medyasında yer alan HYP’ların, ABD (5.93), Fransa (3.92), İngiltere (5.37), İsviçre (3.91), Rusya (3.16) ve hatta Yunanistan’da (7.99) yayımlanan HYP’dan fazla olduğu dikkat çekmektedir. İran medyasında yayımlanan HYP’ler incelendiğinde, ilk sırada, Batı ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’deki siyasal gelişmeler gelmekte, ikinci sırayı Türkiye’nin Orta Doğu ülkeleriyle ilişkileri, 3.sırayı ise Türkiye-İran konusu almaktadır.
Yüzde 15.75 HYP oranı ile “Diğer” grubu ülkeler (Orta Asya, Kafkas, Orta Doğu, Balkan ülkeleri ve İspanya) içerisinde en önemli yeri 892 haberle Azerbaycan almaktadır. Azerbaycan’ı 608 haberle 2. sırada Ermenistan izlemektedir. AB ülkesi olan ancak genel sıralamada kendisine yer bulamayan İspanya “Diğer” grubu ülkeler başlıklı bölümde 273 haberle 3. sırayı, Lübnan ise 4. sırayı almaktadır. Bu ülkeleri sırasıyla Bulgaristan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail izlemektedir. Bu gruptaki ülkelerden Azerbaycan’ın “Orta Asya”, Ermenistan’ın “Ermenistan-Türkiye İlişkileri”, İspanya ve Bulgaristan’ın “Türkiye’deki Siyasal Gelişmeler”, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail’in ise “Orta Doğu Ülkeleriyle İlişkiler” konusunu ağırlıklı olarak ele aldıkları görülmektedir.
2009 yılında Türkiye ile ilgili yayımlanan HYP’lerin kaynaklarına göre dökümünde ilk iki sırayı önceki yıllarda olduğu gibi yine yazılı basın almaktadır; gazeteler yüzde 76.29, yabancı haber ajansları yüzde 16.49, radyo ve televizyonlar yüzde 7.22.
2009 yılında değerlendirmeye alınan Türkiye ile ilgili HYP’lerin yüzde 42.03’ünün imzalı oldukları görülmektedir. İmzalı HYP’ler konusunda ülke bazında yapılan çalışmada, az sayıda HYP’nin yayımlandığı Japonya basınında haber/yorumların yüzdesi 83.04’ü, İtalya basınında yayımlanan haberlerin yüzde 73.30’u, Belçika basınında yüzde 72.72’si ve Yunanistan basınında yayımlananların yüzde 68.38’i imzalı haberlerdir. 2008 yılında olduğu gibi 2009 yılında da HYP sayısı arttıkça imzalı haber sayısında bariz bir düşüş gözlenmektedir. Nitekim en fazla HYP’nin yayımlandığı GKRY basınında (4531 HYP) imzalı haberlerin yüzdesi 14.83, 3010 HYP’nin yayımlandığı Almanya basınında imzalı haberlerin oranı ise yüzde 64.02’dir.
2009 yılında Türkiye ile ilgili olarak yayımlanan 22.408 HYP’nin yüzde 21.22’si Türkiye çıkışlıdır (mahreçli). Türkiye dışından çıkış gösterilerek yayımlanan HYP oranı ise yüzde 13.08’dir. Çıkış belirtilmeyen HYP’nin oranı ise yüzde 65.70’dir.
Türkiye’ye en çok yer veren gazete sıralamasında ise 2009 yılında Alman gazetesi Der Tagesspiegel’in ilk sırayı,yine bir Alman gazetesi olan Frankfurter Allgemeine Zeitung’un ikinci sırayı aldığı görülmektedir. İsviçre gazetesi Neue Zürcher Zeitung’un 3., yine Alman gazeteleri Süddeutsche Zeitung’un 4., Frankfurter Rundschau’nun5. ve İngiliz gazetesi Financial Times’ın da 5. sırada yer aldıkları dikkati çekmektedir. 2004, 2005 ve 2006 yıllarında ilk sırada yer alan, 2008 yılında ise 18. sıraya gerileyen Yunanistan’da yayımlananElefterotipia gazetesi 2009 yılında 7. sıraya kadar yükselmiştir. 2007 yılında ilk sırayı alan El Ahram gazetesiise 2009’da 12.sırada kendisine yer bulabilmiştir.
2009 yılında Türkiye konusunda en fazla yazı 2006 ve 2007 yıllarında olduğu gibi Süddeutsche Zeitung ve Tages Anzeigergazetelerine yazan Kai Strittmatter tarafından kaleme alınmıştır. 2008 yılında en fazla yazı yazan Gerd Höhler ise (Frankfurter Rundschauve Kölner Stadt Anzeiger) 2009 yılında 2. sırada yer almıştır. 2007 yılında Kai Strittmatter’den sonra gelen El Ahram yazarı Usame Abdülaziz’in 2008 ve 2009 yıllarında 11. sıraya gerilediği görülmektedir. Uzun yıllardan bu yana ilk kez 2008 yılında Türkiye konusunda en fazla haber/yorum Türkiye’de yerleşik olmayan bir yazar tarafından ( Gerd Höhler ) kaleme alınmış ancak 2009 yılında birinci sıra yine Türkiye’de yerleşik yazar Kai Stritmatter’e geçmiştir. 2009 yılında en fazla yazı yazan yazarlar sıralamasında Financial Times’a yazan Delphin Strauss hariç ilk 6 yazarın Alman gazetelerine yazan yazarlar olduğu görülmektedir. Türkiye ile ilgili en fazla yazı yazan 25 yazarın 16’sı Türkiye’de yerleşik basın mensubudur. 16 yerleşik basın mensubu 2009’da Türkiye konusunda yayımlanan imzalı yazıların yüzde 10’unu kaleme almıştır.
2004-2006 yıllarında Türkiye ile ilgili konuların genelde Türkiye’deki siyasal gelişmeler, Kıbrıs ve Türkiye-AB ilişkileri çerçevesinde yoğunlaştığı gözlenirken, 2007 yılında bu konulara ağırlıklı olarak terör örgütü PKK’nın eylemleri çerçevesinde Irak’la ilişkilerin dâhil olduğu, 2008 ve 2009 yıllarında da geçtiğimiz 5 yıldaki konuların özellikle Türkiye’deki siyasal gelişmelerin aynı ağırlıkta yabancı basın yayın organlarında işlendikleri görülmektedir. Yukarıda sayılan konular ile değerlendirmeye alınan diğer konuların son 6 yılda sayısal ve oransal açıdan çok önemli bir farklılık arz etmediği, ancak Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Haber Merkezine giren haber sayısının 2009 yılında bir önceki yıla göre önemli bir artış gösterdiği, buna mukabil, Türkiye ile ilgili haberlerde aynı paralelde bir artış gözlenmediği görülmektedir.
.

26 Ocak 2009 Pazartesi

2008 Yılı Dış Basın Değerlendirmesi

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü
15 Ocak 2009

.

İç ve dış politikadaki gelişmelerle oldukça yoğun bir yılı geride bırakan Türkiye, önceki yıllarda olduğu gibi 2008 yılında da dünya basın yayın organlarının gündeminde önemli bir yer tutmaya devam etmiştir.

Türkiye’de 2008 yılında, başörtüsü konusunda yapılan anayasal düzenlemeye ilişkin tartışmalar ile Anayasa Mahkemesinde AK Parti’nin kapatılmasına ilişkin açılan dava ve mahkemenin her iki konuda aldığı karar, “Ergenekon” soruşturması çerçevesinde tutuklamalar ve dava süreci, ülkedeki genel siyasal ve ekonomik durum, Almanya’daki Deniz Feneri davasının yansımaları, PKK terör örgütünün eylemleri, Kuzey Irak’taki PKK hedeflerine yönelik hava harekâtı, Irak ve Bölgesel Kürt Yönetiminin açıklamaları ve Türkiye ile ilişkileri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yıl içinde yaptığı yurtdışı ziyaretler, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan ziyareti ve bazı Türk aydınların başlattığı Ermenilerden özür dileme kampanyası yabancı basın yayın organlarının ağırlıklı olarak ele aldıkları konuların başında gelmektedir. Kıbrıs konusundaki gelişmeler ve Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri de yabancı basın yayın organlarının önemli oranda ilgi duyduğu dış politika konularını oluşturmuştur.

2008 yılında Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’ne yurt dışındaki Basın Müşavirliklerimiz, yabancı haber ajansları, takip edilen yabancı radyo ve televizyonlar ile internet sitelerinden toplam 753.250 Haber/Yorum/ Program (HYP) ulaşmıştır.

Toplam HYP’lerin içinde Türkiye’yi doğrudan ilgilendirenlerin sayısı 22.858’dir. Bunun genel toplama oranı ise yüzde 3.03’dür.

Türkiye ile ilgili HYP’lerin ülkelere göre dağılımında:

. 4.598 HYP ile (yüzde 20.12) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ilk,

. 3.742 HYP ile (yüzde 16.36) Almanya’nın ikinci,

. 2.886 HYP ile (yüzde 12.62) Orta Asya/Kafkas ülkeleri, Orta Doğu ve bazı Avrupa

ülkelerinin yer aldığı Diğer başlıklı grubun üçüncü,

. 2.283 HYP ile (yüzde 09.98) İran’ın dördüncü,

. 1.399 HYP ile (yüzde 6.12) Yunanistan’ın beşinci,

. 1.321 HYP ile (yüzde 5.78) ABD’nin altıncı,

. 1.300 HYP ile (yüzde 5.69) İngiltere’nin yedinci,

. 1.062 HYP ile (yüzde 4.65) Fransa’nın sekizinci,

. 854 HYP ile (yüzde3.74) Rusya’nın dokuzuncu sırayı aldığı görülmektedir.

2008 yılında değerlendirmeye alınan tüm ülkelerin basın yayın organlarında yer alan HYP’ler incelendiğinde ilk sırayı Türkiye’deki siyasi gelişmelerin (yüzde 24.05), ikinci sırayı Kıbrıs (yüzde 21.96), üçüncü sırayı ise Kürtler konusunun (yüzde 7.76) aldığı gözlenmektedir.

Önceki yıllarda olduğu gibi, 2008 yılında da ağırlıklı olarak Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkilerini ele alan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) basın yayın organları (yüzde 26.24) hariç tutulduğunda, AB ülkeleri olan Almanya, İngiltere, Fransa, Avusturya, Belçika ve İtalya medyasında yayımlanan HYP’ler, değerlendirmeye alınan Türkiye ile ilgili toplam HYP’lerin yüzde 32.72’sini oluşturmaktadır.

Türkiye ile ilgili HYP’lerin üçte birini yayımlayan AB üyesi altı ülke medyası 2008 yılında Türkiye’deki siyasal gelişmeleri ilk sıraya taşımıştır.

Bu bağlamda, Almanya medyasında Türkiye ile ilgili yayımlanan 3.742 HYP’nin 1165’i (yüzde 31.13), İngiltere medyasında yayımlanan 1.300 HYP’nin 454’ü (yüzde 34.92), Fransa medyasında yayımlanan 1.062 HYP’nin 263’ü (yüzde 24.77), ABD medyasında yayımlanan 1.321 HYP’nin 391’i (yüzde 29.60) Türkiye’de yaşanan siyasal gelişmeleri ele almıştır.

2008 yılında, AB ile ilişkiler İngiltere basın yayın organlarında 6. sırada, İtalya ve Almanya basın yayın organlarında 5., Fransa ve Belçika basın yayın organlarında 4., Avusturya basın yayın organlarında 2. sırada yer bulmuştur.

Değerlendirmeye alınan Orta Doğu ülkeleri içinde en fazla HYP, 2005-2007 yıllarında olduğu gibi, İran medyasında (yüzde 9.98) yer almaktadır. İran medyasında yer alan HYP’ların, ABD (5.78), Fransa (4.65), İngiltere (5.69), İsviçre (5.01), Rusya (3.74) ve hatta Yunanistan’da (6.12) yayımlanan HYP’ların oldukça üzerinde olduğu dikkat çekmektedir. İran medyasında yayımlanan HYP’ler incelendiğinde, ilk sırada, Batı ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’deki siyasal gelişmeler gelmekte, ikinci sırayı İran-Türkiye ilişkileri, 3.sırayı ise Irak konusu almaktadır. İran’ı, yüzde 0.17 HYP oranı ile Suudi Arabistan izlemektedir.

Yüzde 12.62 HYP oranı ile “Diğer Grubu Ülkeler” içerisinde önemli bir yer tutan Ortadoğu ülkelerinden Lübnan 369 haberle birinci, Birleşik Arap Emirlikleri 97 haberle ikinci sırada yer alırken; 55’er haberle Suriye ve Katar üçüncü sırayı paylaşmaktadır. Bu ülkelerin ağırlıklı olarak Türkiye’deki siyasi gelişmelere ve Ortadoğu konusuna yer verdikleri görülmektedir.

2008 yılında Türkiye ile ilgili yayımlanan HYP’lerin kaynaklarına göre dökümünde ilk iki sırayı önceki yıllarda olduğu gibi yine yazılı basın almaktadır. (Gazeteler yüzde 75.10, Ajanslar yüzde 18.19, Radyo ve televizyonlar ise yüzde 6.71’dir.)

2008 yılında değerlendirmeye alınan Türkiye ile ilgili HYP’lerin yüzde 40.40’ının imzalı oldukları görülmektedir. İmzalı HYP’ler konusunda ülke bazında yapılan çalışmada, az sayıda HYP’nin yayımlandığı Japonya basınında haber/yorumların yüzdesi 80.98’i, Belçika basınında yayımlananların yüzde 76.64’ü, İtalya basınında yayımlanan haberlerin yüzde 71.37’si, Avusturya basınında yayımlananların yüzde 63.79’u imzalı haberlerdir. HYP sayısı arttıkça imzalı haber sayısında bariz bir düşüş gözlenmektedir. Nitekim en fazla HYP’nin yayımlandığı GKRY basınında (4598 HYP) imzalı haberlerin yüzdesi 20.53, 3742 HYP’nin yayımlandığı Almanya basınında imzalı haber yüzdesi 56.04’dür.

2008 yılında Türkiye ile ilgili olarak yayımlanan 22.858 HYP’nin yüzde 23.33’ü Türkiye çıkışlıdır. Türkiye dışından çıkış gösterilerek yayımlanan HYP oranı ise yüzde 13.15’dir. Çıkış belirtilmeyen HYP’nin oranı ise yüzde 63.52’dir.

Türkiye’ye en çok yer veren gazete sıralamasında ise 2008 yılında Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung’un ilk sırayı aldığı, İsviçre gazetesi Neue Zurcher Zeitung’un 2., yine Alman gazeteleri Süddeutsche Zeitung’un 3., Frankfurter Rundschau’nun 4. ve Die Welt’in 5. sırada yer aldığı görülmektedir. 2004, 2005 ve 2006 yıllarında ilk sırada yer alan Yunanistan’da yayımlanan Elefterotipia gazetesi 2007 yılında 10., 2008 yılında 18. sıraya gerilemiş, 2007 yılında ilk sırayı alan El Ahram gazetesi ise 2008’de 8.sırada kendisine yer bulabilmiştir.

2008 yılında Türkiye konusunda en fazla yazı Frankfurter Rundschau ve Kölner Stadt Anzeiger gazetelerinde yazan Gerd Höhler tarafından kaleme alınmıştır. Gerd Höhler’i, 2006 ve 2007 yıllarında en çok yazı yazarak ilk sırayı alan Türkiye’de yerleşik muhabir Kai Strittmatter izlemektedir. 2007 yılında Kai Strittmatter’den sonra gelen El Ahram yazarı Usame Abdülaziz’in 2008 yılında 11. sıraya gerilediği görülmektedir. Uzun yıllardan bu yana ilk kez Türkiye konusunda en fazla haber/yorum Türkiye’de yerleşik olmayan bir yazar tarafından kaleme alınmaktadır. Ancak, Gerd Höhler’i takip eden 6 yazarın ise Türkiye’de yerleşik muhabir/temsilci oldukları bilinmektedir.

2004-2006 yıllarında Türkiye ile ilgili konuların genelde Türkiye’deki siyasal gelişmeler, Kıbrıs ve Türkiye-AB ilişkileri çerçevesinde yoğunlaştığı gözlenirken, 2007 yılında bu konulara ağırlıklı olarak terör örgütü PKK’nın eylemleri çerçevesinde Irak’la ilişkilerin dâhil olduğu, 2008 yılında da geçtiğimiz 5 yıldaki konuların özellikle Türkiye’deki siyasal gelişmelerin aynı ağırlıkta yabancı basın yayın organlarında işlendikleri görülmektedir. Yukarıda sayılan konular ve değerlendirmeye alınan diğer konuların son 5 yılda sayısal ve oransal açıdan çok önemli bir farklılık arz etmediği gözlenmektedir.

Saygı ile duyurulur.

.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Taraf gazetesi sahibi Başar Arslan ile röportaj...

NetGazete.com/SABAH
.
Sekiz ay önce yayın hayatına başlayan Taraf, bir süredir en çok konuşulan gazete. Özellikle Ergenekon soruşturmasıyla ilgili her gün yeni bir belge yayımlıyor. Ama gazetenin Fethullah Gülen cemaati tarafından finanse edildiği ve belgelerin kaynağının da burası olduğu iddiaları var. Belgeler Taraf'a nereden geliyor? Gazeteyi nasıl finanse ediyorlar? Tirajları fazla olmasına rağmen neden ilan alamıyorlar? Kitap piyasasından çekiliyorlar mı? İlk kez konuşan Taraf gazetesi ve Alkım Yayınları'nın sahibi iki kardeşten Başar Arslan'a göre sorun Taraf'ın bu belgeleri yayımlaması değil diğer gazetelerin yayımlamaması.

Sabah gazetesinde yayınlanan röportaj şöyle:

* Taraf sekiz ayı geride bıraktı. Patron olarak nasıl buluyorsunuz gazetenizi?

Tam böyle bir gazete çıkarmak istiyorduk. Gazete çıkmadan önce "Diğerlerinin söylemediğini söyleyeceğiz" dedik. Gerçekten diğerlerinin söyleyemediğini söyleyen, diğerlerinin yapamadığını yapan bir gazete oldu. Tek isteğimiz dürüst ve prestijli gazete yapmaktı. Bugün eğer başka bir gazetede çıkan haberi Taraf yayımlamazsa, haberin doğruluğu sorgulanır hale geliyor.

GİZLİ KAYNAK YOK

* Gazeteyle ilgili finansör tartışmaları var. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt da "O gazeteyi finanse eden kim? Ona bakın anlarsınız" dedi...

Ahmet Altan bununla ilgili yazı yazdı orgeneral Yaşar Büyükanıt'a "Bizim bir gizli kaynakla ilişkimizi gösterin o gün gazeteyi kapatacağım" dedi. Gizli bir kaynaktan para alan bir gazete çıkarmak utanç vericidir benim için. Böyle bir utanç öldürür beni. Böyle iddiaları ileri sürenler sanırım utanç duygusuna pek aşina değiller.

* Bazı gazetelerde ve internet sitelerinde Taraf'ın Fethullah Gülen cemaati tarafından finanse edildiği şeklinde yazılar yazılıyor...

Açıkçası bu tür iddiaları ahlaksızca buluyorum. Yalan söylüyorlar. Biz gazetemizde her söylediğimizi belgeliyoruz, onlar ise bizim hakkımızda yazdıklarını belgeleyemiyorlar. Aramızdaki fark da bu zaten. Bizim dürüst, onların yalancı olması.

* Ulusal çapta gazete çıkarmak ekonomik açıdan zordur. Nasıl karşılıyorsunuz?

Yayıncılık yapıyoruz, dergilerimiz var. Milyonlar satan kitaplarımız oldu. Dün alınmış bir karar değildi gazete çıkarmak. Ama ekonomik açıdan büyük zarar. Zorlanıyoruz oldukça, maliyetli bir iş. Ama gelecek açısından da bakıyoruz. Zarar ediyoruz ama bir yandan da bir değer yaratıyoruz. Taraf çok iyi bir marka oldu. Zaman içerisinde bu yatırımın karşılığını alacağımızı düşünüyoruz.

* Sekiz aylık zararınız ne kadar?

Epey.

* Peki, nasıl karşılıyorsunuz?

Çok sıkıştığımız zaman hisse karşılığında borç alıyoruz. Gerekirse hisse vereceğiz. Zaten bize destek olanlar da ortak olmaktan gocunmayacağımız insanlar.

* Kimlerden aldınız?

Bu şekilde işadamı Mehmet Betil'den destek aldık. Zor zamanımızda destek oldu bize.

* Gülen cemaati ile ilgili iddiaların kaynağı ne?

Bunların kaynağı yok. Cumhuriyet, çocuğumu parasızlıktan kolejden aldığımı yazdı. Benim çocuğum yok. Bu gazetede ortağım olan ağabeyimin de çocuğu yok. Diğer ağabeyimin de henüz iki yaşında bir çocuğu var. Aynı şekilde Oray Eğin, yazarımız Leyla İpekçi'nin Gülen bursuyla Amerika'ya gittiğini yazdı. Oysa İpekçi hayatında hiç Amerika'ya ayak basmamış. Bu açıklık ve netlikte yalan nasıl yazılabilir? Serdar Akinan, Zaman gazetesinin tesislerinde basıldığımızı yazdı. Fakat gazetenin künyesine baksaydı orada basılmadığımızı görürdü. Taraf'ı çıkarttıktan sonra Türkiye'deki gazetecilerin ne kadar kolay yalan yazabildiğini gördüm. Dürüst bir gazete çıkartabildiğimiz için de bin kere daha seviniyorum. Gülen veya herhangi başka bir kaynakla ilişkimizi gösteren bir belge çıkarsınlar ya da herhangi bir yerle böyle bir ilişkiyi düşündürecek bir bağ bulsunlar gazeteyi o saatte kapatırım.

* AKP'ye yakın olduğunuz ve enerji ihalesine gireceğiniz yazılıyor...

Yeri geldiğinde AKP'yi de eleştiren bir gazeteyiz. Eğer bilinçli bir okuyucu, AKP'ye yakın olduğumuzu söylerse şaşarım. Ama o tür isimlerin söylemesi beni hiç şaşırtmıyor. Bu iftiralar çok ahlaksızca. Sorun onların iyi gazeteci olmaması ve Taraf'ın iyi gazetecilik yapması. İhale peşinde olan gazete sahiplerinden değilim. Olmayacağım da...

* Taraf, haberleriyle Ergenekon operasyonunda simge haline gelmedi mi?

Simge haline geldiğini biz de görüyoruz. Ama darbelere, çetelere karşı dürüstlükten ve şeffaflıktan yana bir simge. Hukuk dışı her işin üstüne gidiyoruz konuyu ve kişileri ayırt etmiyoruz. Bu gazete her gerçeği yazar. Peki, o belgeleri yayımlayacak olup da eline gitmeyen gazete var mı sizce? Yoktur.

* Gazetecilik anlamında başarılı ama bir o kadar da belli kesimleri rahatsız ediyor. Geçmişte bir Nokta dergisi örneği var. Nokta da benzeri belgeleri yayımladı. Ama kapandı. Bu noktada bir kaygınız yok mu?

Hiçbir kaygımız yok. Çünkü hukuk dışı işleri, karanlık ve gizlenen işleri açığa çıkartıyoruz. Darbeler ve çeteler gibi... O nedenle bunların üstüne gidiyoruz. Prestijli, cesur ve aynı zamanda eğlenceli, kısacası iyi bir gazete yapmak istedik. Saygın bir gazete olsun istedik. Güvenilir bir gazete olmak istedik. Bunu başardık. Doğruları yazıyoruz ve doğru olanı yaptığımıza inanıyorum ve öyle olduğunu da görüyorum. Yaptığımız işlerin hepsi de belgeli. Ben hayalini kurduğum bir gazeteye sahibim. İnsanın hayalini gerçekleştirmesinden daha büyük bir mutluluk olabilir mi? Hangi kaygıdan dolayı insan bu mutluluktan vazgeçebilir?

* Ergenekon ve diğer kritik dosyalarda belgeler neden Taraf'a geliyor?

Eğer cesaret gösterip onları yayımlayacak başka gazeteler veya yazarlar varsa biz elimizdeki tüm belgeleri onlarla paylaşmaya hazırız. Asıl soru, niye diğer gazetelerde bu haberler yok. Eğer Taraf çıkmamış olsaydı, halk bu haberlerden nasıl haberdar olacaktı? Bu haberlerin niye bizde olduğunu merak edenlerin, neden diğerlerinin yayımlamadığını merak etmemeleri beni şaşırtıyor.

* Eleştiriler farklı noktada bu belgelerin servis edildiği...

Belgeli olan her bilgiyi yayımlarız. Kim getirirse getirsin ve kiminle ilgili olursa olsun. Gazetecilik de bu değil mi? Haberlerin üstünü örtmek değil, açmak. Neden Taraf'ta toplandığı ise yayımlamayacağını bildiğiniz birisine götürüp eline belge koymanın anlamı var mı? Belgelerin darbelere ve çetelere karşı durmayan gazetelere gitmesine gerek yok.

* Yazı işleri toplantılarına katıldığınız oluyor mu?

Hayır.

* Yayımlanan belgelerden veya haberlerden önceden haberdar oluyor musunuz?

Gazeteden okuyorum.

* Kaynağını merak edip de, sorduğunuz oluyor mu?

Sormuyorum. Yazıişlerinin her şeyin doğrusunu yaptığına inancım tam. Haberim olsa da hiç tereddüt etmem. Eğer yayımlanacak bir haberden korkacak olsaydım bu işe girmezdim. Korku, alışkın olduğum bir duygu değil.

Tirajınız kaç?

Satış ortalamamız altmış binin üstünde. Biz Radikal'den yirmi bin daha fazla satıyoruz. Niye kimse Radikal'in üstündeki o promosyonlarla kaça mal olduğunu merak etmiyor da bizim gazeteyi merak ediyor...

* İlan alabiliyor musunuz?

Şu anda gelişme sürecinde. Her geçen gün aldığımız ilanlar artıyor. Tiraj artışının ilana dönüşeceğini düşünüyoruz. Bizden çok daha az tiraja sahip gazeteler bizden daha fazla ilana sahip.

* Medyada büyümeyi düşünüyor musunuz?

Büyümeye bakıyoruz ama şu anda gazeteye odaklandık. Taraf artık birçok yazarın bulunmak istediği gazete. Kitap işini de biraz yavaşlattık. Ama çok yakında yeniden hız vereceğiz.

* Bu iddialar üzerine Taraf'ı çıkarttığınıza pişman mısınız?

Hayır. Bilerek girdik. Bu rahatsızlığı yaratacağımızı da biliyorduk. Çok ağır, zor zamanlar atlattık. Cenneti de cehennemi de yaşıyorum. İkisini de aynı anda. Gazete çıkarmak benim çocukluk hayalim. İnsanın çocukluk hayalini de gerçekleştirmesi çok kıymetli.
.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...