7 Mart 2011 Pazartesi

Türkiye'de Kadının Durumu

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü
Şubat 2011, Ankara

Türkiye Cumhuriyeti kadın konusuna ilişkin olarak dünyada istisnai ve özgün bir tarihsel
deneyim yaşamıştır. Kadınların ilerlemelerine ve güçlenmelerine ilişkin olarak günümüzde
alınan bütün kararlarda ve uygulanan bütün politikalarda bu tarihsel deneyimin yansımalarını
görmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk 10 yılda
Atatürk‟ün önderliğinde gerçekleştirilen reformlar, bir yandan kadının yurttaşlık hakları
kazanmasını, diğer yandan Türk toplumunun yeniden yapılanmasını sağlamış, böylece büyük
bir toplumsal değişim gerçekleştirilmiştir. Laik hukukun benimsenmesi ile kadınların eğitim,
çalışma yaşamı, siyaset gibi kamu alanlarına açılması mümkün kılınmış ve eşitlikçi kamu
politikaları ile devlet bu katılımı özendirmiş ve desteklemiştir.

Bu reformlardan Türk kadınını doğrudan etkileyenlerin başında 1924 yılında kabul edilen,
eğitimi tek sistem altında toplayarak kadınlara erkeklerle eşit eğitim imkânları sağlayan
Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1925 yılında kabul edilen Kıyafet Kanunu, kadınların yasal
statüsünü bütünüyle değiştirerek gerek aile içinde gerekse birey olarak eşit haklar sağlayan
1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunudur. Bunların yanı sıra kadınların yasal
statülerinin eşitlenmesinde diğer önemli aşama ise siyasi hakların kazanılmasıdır. Türk
kadınlarına 1930‟da yerel, 1934‟de de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok batı
ülkesinden önce tanınmıştır.

Türkiye tarafından 1985 yılında onaylanan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi öncelikli olmak üzere, Avrupa Sosyal Şartı, Çocuk
Hakları Sözleşmesi, ILO, OECD, AGİK gibi kuruluşların sözleşme, karar ve tavsiyelerinin
Kahire Dünya Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Planının, 4. Dünya Kadın Konferansı
Eylem Planı ve Pekin Deklarasyonunun iç hukukta uygulanması yönünde çalışmalar
sürdürülmektedir.

Türkiye, 4. Dünya Kadın Konferansı gibi dünya kadınlarının statülerini yükseltmeyi
amaçlayan bir uluslararası toplantıda Eylem Planını hiç çekince koymadan kabul etmiştir.
Konferansta, ülkemiz 2000 yılına kadar anne ve çocuk ölümlerinin %50 azaltılması, zorunlu
eğitimin sekiz yıla çıkarılması, kadın okur-yazarlığının %100‟e çıkarılması yönünde taahhütte
bulunmuştur. 1997 yılında zorunlu eğitim 8 yıla çıkarılmış, anne ve çocuk ölümlerinde önemli
düşüşler olmuş, düzenlenen okuma-yazma kursları ile kadın okur–yazarlığı oranı
yükselmiştir.

Özellikle 1980‟li yıllarda ivme kazanan kadın hareketi, kadınlar ile ilgili her soruna “kadın
bakış açısıyla yaklaşma ilkesi”ni yerleştirme çabasını sürdürmektedir. Kadına Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini onaylayan ülkemiz de, kadın politikaları geliştirmek
amacıyla ulusal mekanizma olarak 1990 yılında kurulan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü
(KSGM), sorunların parlamentoya taşınmasında ve kadınlar lehine kararlar alınmasında etkili
çalışmalar yürütmektedir.

II. Dünya Konferansının ardından 1 Mart 1980 tarihinde Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı
Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) üye ülkelerin imzasına açılmış,
Türkiye‟nin 1985 yılında onayladığı Sözleşme, 19 Ocak 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
İmzalanan CEDAW Sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca; taraf devletler, her dört yılda bir
dönemsel ülke raporlarını Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW)
Komitesine sunmak zorundadırlar.

Türkiye bu zorunluluk kapsamında ilk raporunu 1990, İkinci ve Üçüncü Birleştirilmiş
raporunu 1997 yılında, Birleştirilmiş Dördüncü ve Beşinci Dönemsel Ülke Raporu‟nu 2005
yılında sunmuş ve savunmuştur. 6. Dönemsel Ülke Raporu‟nun hazırlıklarını tamamlayan
KSGM, söz konusu Raporu 2008 yılı içerisinde CEDAW Komitesi‟ne sunmuş, 2010
Temmuz‟da da Raporu CEDAW Komitesi‟nde savunmuştur.

...

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

The Reflection Cafe

Site İstatistikleri

Locations of visitors to this page

 

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı