28 Nisan 2010 Çarşamba

26 Nisan 2010 Pazartesi

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde Tatvan ve Çevresi

Ejder OKUMUŞ
Dokuz Eylül Üniversitesi
TÜRKIYAT ARASTIRMALARI DERGISI / 24


ÖZET
Bu çalışmada Türkiye’de oldukça tanınmış bir isim olan Evliya Çelebi’nin yine oldukça tanınmış eseri Seyahatnâme’sinde Tatvan ve çevresi ele alınmaktadır. Evliya Çelebi (1611- 1682), gezip gördüğü diğer pek çok yere ek olarak Tatvan ve çevresini de gezip görmüş ve Anadolu hakkında önemli bilgiler veren ve pek çok konuda tek yerli kaynağımız olan Seyahatnâme’sinde kendine özgü üslup ve metoduyla Tatvan ve çevresini tasvir etmiştir. Makale, Seyahatnâme’den hareketle bir Tatvan ve çevresi okumasını konu edinmektedir.

GİRİŞ
Osmanlı Devleti’nin en önemli ve en hassas dönemlerinden 17. yüzyılda
yaşamış olan Evliya Çelebi, Tatvan ve çevresini birden fazla görür. Öncelikle
Van’a vali olarak atanan Melek Ahmed Paşa’ya katılmaya gider. Van’a Diyarbakır
ve Bitlis yolundan girer ve bu şehirlerde ayrıntılı ve canlı tarifler yapmaya
yetecek kadar zaman geçirir. Diyarbakır valisi Firari Mustafa Paşa’nın Sincar
dağlarında savaşan Arap ve Yezidi aşiretlerini sakinleştirmek için bir sefer sebebiyle
şehir dışında olduğunu öğrenince, bu bahaneyle gezisini uzatarak
Sincar’a gider. Bitlis’te, pek methettiği serbest fikirli bir yönetici olan Abdal
Han’a misafir olur. Sonra Van’dan Abdal Han’a karşı düzenlenen cezai nitelikli
bir sefere katılır ve Han’ın hal edilmesine, zengin kütüphanesinin yağmalanmasına
ve yerine oğlunun seçilmesine şahit olur. Bir yıl sonra Evliya Çelebi Bitlis’den
üçüncü defa geçer, Abdal Han’ı tekrar emirliğin başında bulur ve rehin
olarak Han’la bir süre geçirir. Büyük bir emirlikte yaşanan bu tecrübeler, başka
bir kaynakta bulabileceğimizden daha canlı bir günlük yaşam anlatımı sunar.
(Bruinessen, 2000; Bruinessen, 2007; Bruinessen, 2003: 27-28). Şunu da belirtmekte
fayda vardır: Seyahatnâme’den anlaşıldığı kadarıyla E. Çelebi, Bitlis’le
Van arasında Tatvan da dahil uğradığı yerlerin bir çoğunu 3 kez görmüştür.
Birinci görme, Diyarbakır’dan Van’a giderken, ikinci görme Van’dan Bitlis’e
Abdal Han’ın üzerine sefer için gelirken ve üçüncü görme oradan tekrar Van’a
dönerken gerçekleşir. Seyyah, Tatvan’ı bir kez de İstanbul’dan Van’a gitmesi ve
oradan da Bitlis’e geçmesi esnasında görmüştür.1 Bu seyahatinde Erzurum, Malazgirt,
Erciş ve Amik’ten geçip Van’a gitmiş ve ertesi sene de Van’dan Bitlis’e
giderken Tatvan’dan geçmiştir (2001b: 12-13). Denilebilir ki, Evliya Çelebi, İstanbul-
Üsküdardan Van’a gelmek amacıyla yola çıkmış2 ve Tatvan ve çevresinde
1655 ve 56’da bulunmuş ve gördüklerini yorumlar katarak kaleme almıştır.3

Bu çalışmada Evliya Çelebi Seyahatnâme’sinin İstanbul-Van arası seyahatinde
gördüklerini anlattığı dördüncü cildinde Tatvan ve çevresi ele alınmaktadır.
Evliya Çelebi, gezip gördüğü diğer pek çok yere ek olarak Tatvan ve çevresini
de gezip görmüş ve Anadolu hakkında önemli bilgiler veren ve pek çok konuda
tek yerli kaynağımız olan Seyahatnâme’sinde kendine özgü üslup ve metoduyla
Tatvan ve çevresini tasvir etmiştir. Seyyah’ın eserinde Tatvan, Bitlis, Van ve
diğer yerlere ayırdığı yer, bütün Seyahatnâme’nin yaklaşık %3’ünü teşkil etmektedir
(Bkz. Dankoff, 1990: 5). Bu araştırma, Seyahatnâme’den hareketle bir Tatvan
ve çevresi okumasını konu edinmektedir.

Makalede Seyahatnâme’ye göre Tatvan’la birlikte Bitlis, Ahlat, Adilcevaz ve
Van gibi Tatvan’a komşu il ve ilçeler ele alınmaktadır. Söz konusu yerlerin sosyal
yapısı, ekonomik durumu, idari yönü, dinî durumu, dili vs. tamamen Evliya
Çelebi’nin gözüyle ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Günümüzde Türkiye’nin
önemli yerleşim yerleri olan bu mekanlar, tarihsel olarak önemli olayların zuhur
ettiği, beyliklerin, devletlerin hüküm sürdüğü, çeşitli toplumların yaşadığı,
medeniyetlerin kurulduğu, bir çok din ve mezhebin tecrübe edildiği, ticari hareketliliklerin
yaşandığı kavşak noktaları olmuşlardır.

Evliya Çelebi (2001a: 99-100 vd.), Tatvan, Van ve çevresinde mitolojik bir
varlık olan Van Gölü Canavarı’nı da uzun uzun anlatır. Van halkının yakın ilgisini
çeken, Tatvan Belediyesinin özel ekip kurdurarak ilgilendiği ve medyada
zaman zaman gündeme gelen Van Gölü Canavarı’nın Seyahatnâme’de Hz.
Ali’yle birlikte ele alınması ilginçtir. Bu mitoloji, bölge halkının tarih, göl, inanç
vs. boyutuyla ilgili ipuçları vermesi bakımından da önemlidir.

Son çözümlemede Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sine göre Tatvan ve çevresi
konusu, araştırılmaya değer bir konu olarak tespit edilebilir. Çalışmanın
önemi, hem Tatvan ve çevresinin kendine özgü karakteristik yapısından hem
de Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinin diğer konular gibi Tatvan ve çevresini
kendine özgü ele alış biçiminden, özellikle ele aldığı yerlerdeki gündelik hayatı
tasvir etmesi ve tarihî, ekonomik, siyasî-idarî, askerî, demografik, dinî ve kültü
rel durumu kendine has üslubuyla ortaya koymasından kaynaklanmaktadır.
Özellikle de böylesine önemli bir kaynağın, Batı’da erken denilebilecek zamanlardan
beri araştırma konusu yapılmasına karşın Türkiye’de akademik çevrelerde
ihmal edildiği düşünülürse, Seyahatnâme’ye dayalı araştırmaların öneminin
kat kat artacağı anlaşılır. Gerçekten de Türkiye’de kendi alanında eşsiz bir
değere sahip bu kıymetli eser hakkında yapılan araştırmalar, yetersizdir. Ayrıca
yapılan araştırmalardan çok azı, sosyoloji ve din sosyolojisiyle biraz ilgilidir.
Oysa bu hazine değerindeki eser, özellikle sosyolojik araştırmalar için eşsiz
malzeme ve bilgiler sunmaktadır. Bu nedenle daha önce bu yazar tarafından
yapılan “Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde Diyarbakır” (2006) başlıklı çalışmaya
ek olarak elinizdeki bu çalışma, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi çalışmalarına,
özellikle de sosyolojik alanda kayda değer başlangıç katkıları sunması bakımından
önemlidir.

Giriş kısmında son olarak, Evliya Çelebi’nin Tatvan ve çevresinde sırasıyla
gördüğü yerler, eserinden hareketle zikredilebilir. Gezginimiz, Diyarbakır’da bir
süre kaldıktan sonra Van’a gitmek üzere çıktığı yolda Bitlis’e kadar başlıca şu
yerleri görür: Menzil-i Karye-i Sa’dî, Menzil-i Çölpede, Miyâfârıkîn
(Meyyâfarıkîn), Menzil-i Hasçayır, Şehr-i Zov, yani Kal’a-i Hazzo, Sultan Veys,
Belde-i Calender ve Bitlis. Bitlis’ten Van’a kadar gördüğü yerler ise şuralardır:
Menzil-i Hüsrev Paşa Hânı, Tahtıvan, Van Gölü (Deryâ-yı Van), Menzil-i Karye-
i İzgak (Azgak), Menzil-i Bend-i Mâhî, Menzil-i Karye-i Güzeldere, Menzil-i
Karye-i Surp, Ahlad (Erzen-i Ahlad veya Dârü’l-Büleh), Adilcevâz, Menzil-i
karye-i Kara Şeyhler, Karye-i Kara Canikler, Erceyş, Karye-i Baz, Kal’a-ı Bârgîrî,
Kal’a-ı Amîk, Menzil-i Çaybaşı, Menzil-i Karye-i Bâğ-ı İremezât Erdemid, Van.
Evliya Çelebi, burada isimleri belirtilen yerlerden geçmiş ve az veya çok
haklarında açıklamalar yapmış, oralarda yaşayan insanlar hakkında önemli bilgiler
vermiştir.
...

Makalenin tamami:

.

15 Nisan 2010 Perşembe

Eleştirel Düşünme Kılavuzu

Minik Eleştirel Düşünme Kılavuzu: Kavramlar ve Araçlar

Dr. Richard Paul & Dr. Linda Elder / Çeviren: Merih Bektaş Fidan

Eleştirel Düşünme Kurumu / www.criticalthinking.org


Niçin Minik Eleştirel Düşünme Kılavuzu?

Cep kitabı ebadındaki bu minik kılavuz, eleştirel düşünme kavram ve araçlarının esaslarına odaklanmaktadır. Fakültelere ortak bir eleştirel düşünme kavramı sağlarken, öğrencilere de bölümlerindeki temel kitapların yanı sıra eleştirel düşünmeyle ilgili ek bir materyal sunar. Fakülteler, bu kılavuzu yöntem, ödev ve test geliştirme amacıyla her bilimdalında kullanabilirler. Öğrenciler istedikleri alanlarda öğrenme kapasitelerini geliştirmek istediklerinde rahatlıkla bu kılavuza başvurabilirler.

Kılavuzun ortaya koyduğu beceriler her dala uygulanabilir niteliktedir. Örneğin, eleştirel düşünenler mevcut amaçlarında, konuyla ilgili sorularında açık ve nettirler. Bilgiyi, sonuçları ve bakış açılarını hep sorgularlar. Açık, doğru, net ve konuyla ilişkili olmaya özen gösterirler. Arka plandaki şeyleri mantıklı ve dürüst olmak adına ele alırlar. Bu becerileri, konuşma ve dinleme becerilerine olduğu gibi okuma ve yazma becerilerine de uygularlar. Edinilen bilgi ve becerileri hem profesyonel hem de özel yaşamlarında tarihe, fen bilimlerine, felsefeye ve sanat dallarına uygularlar.

Birden fazla modüllü bölümlerde bu kitapcık, temel ders kitabına ek olarak kullanılırsa, öğrenciler, öğrenme süreçlerinin her aşamasında eleştirel düşünebilmenin yararını göreceklerdir. Ayrıca eğitimciler, konunun günlük hayata uygulanışıyla ilgili örnekler verirlerse, öğrenciler edinilenlerin eğitimin yaşam kalitesini arttırmaya yarayan araçlar olduklarını anlayacaklardır.

Bu minik kılavuzu kullanan bir öğrenciyseniz, her derste onu yanınıza almayı alışkanlık haline getirin. Öğrendiğiniz şeylerin analizi ve sentezinde buna sık sık başvurun. Kılavuzda sözedilen ilkeleri doğal olarak kullanır hale gelinceye kadar öğrenıp içselleştirmeye çalışın.

Başarılı olduğunuz takdirde bu kılavuz fakültelere, öğrencilere ve eğitim programlarına hizmet etmiş olacaktır.

Dr. Richard Paul Dr. Linda Elder

Eleştirel Düşünce Merkezi Eleştirel Düşünce Kurumu


Çeviren’den

Eleştirel düşünme, edinilen bilgilerin etkin bir biçimde değerlendirilmesi açısından, özellikle bilgi akışının hızlı, bilgi kaynaklarının fazla ve bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu bir çağda çok önemli bir beceridir. Minik Eleştirel Düşünme Kılavuzu ile Birmingham Üniversitesi’nde araştırma eğitimimi yaparken tanıştım. Bir psikolog olarak bu kılavuzu bilimsel ve günlük hayatta her an başvurabilecek bir kaynak olması sebebiyle çok yararlı buldum.

Kitapçığın okunabilirliği ve uygulanabilirliği çok güzel. İyi bir şekilde hazırlanmış ve konuya profesyonel olarak odaklaşıyor ki bu özelliği bende kılavuzu Türk okuyucularına da sunma düşüncesine yolaçtı. Kılavuzun beğeni toplayacağına; üniversite öğrencileri, akademisyenler, gazeteciler, siyasetle ilgilenenler ve esasında eleştirel düşünebilme becerilerini geliştirmek isteyen herkesin bunu en iyi şekilde kullanacağına inanmaktayım.

Kılavuzun çevirisine ilişkin izninden dolayı Dr. Linda Elder’a, teşviki ve dil açısından kontrolüne ilişkin yardımlarından dolayı Prof. Dr. Nilgün Sarp’a, Türk Dilinin doğru ve etkin kullanımına yönelik katkılarından dolayı Yard. Doç. Dr. Ömer Önder ve son olarak çeviri süresince sağladığı teknik destekten dolayı sayın Ertan Fidan’a teşekkür etmek istiyorum.

Okuyucuların kılavuzu teşvik edici bulacaklarını, gündelik hayatlarında dahi bu becerileri kullanacaklarını ümid ediyorum. Ayrıca okuyucuların kılavuzla ilgili tecrübelerini benimle paylaşmalarından mutluluk duyacağımı belirtmek isterim.

Merih Bektaş Fidan


İçindekiler

Niçin Eleştirel Düşünme

Düşüncenin Elemanları

Mantık Yürütmede Bilinmesi Gerekenler

Düşünce Elemanları İçeren Sorular

Benmerkezci Düşünme Sorunu

Evrensel Entellektüel Standartlar

Bir Makalenin Mantığının Analizinde Kullanılabilecek Şablon

Mantık Değerlendirme Kriterleri

Temel Entellektüel Özellikler

Üç Soru Tipi

Problem Çözme Şablonu

Değerlendirme Yapılırken Bilinmesi Gerekenler

Eleştirel Düşünenlerin Düzenli yaptıkları Şeyler

Eleştirel Düşünme Gelişiminin Aşamaları

Minik Eleştirel Düşünme Kılavuzu

http://www.criticalthinking.org/files/turkish_ct_concepts_tools.doc

.

9 Nisan 2010 Cuma

Osmanlıdan Günümüze Orta Sınıflar, Siyaset ve Demokrasi

Prof. Kemal Karpat
Wisconsin-Madison Univ.

İnsan toplulukları Aristo'nun üçlü modeline uygun olarak yüksek (idareci) (siyasi güç sahibi), orta (ticaret-sanatkâr) ve alt (üretici-köylü-esir vs.) üçe ayrılmıştır.

Bu modeli Müslüman siyasi düşünürleri (Farabi, Tusi, Dawani) kendi topluluklarına uygulamışlardır. Aynı modeli biraz genişleterek Osmanlı erkân-ı erbaa olarak toplumu kılıç erbabı (ordu), kalem erbabı (ulema yazarlar vs. fikir işçileri), üçüncü tüccar-sanatçılar ve nihayet dördüncüsü reaya olarak uygulamışlardır. Din farkı gözetmeksizin, (üretici, köylü yani tarım işçisi) hepsi o dönemde reaya sayılırdı. Böylece Osmanlı toplum sınıflarını dörde çıkarmış ve bir duvar yani devlet ile sınırlandırmıştır. Avrupa'da orta sınıfın siyasi bakımdan hâkim duruma geçmesi ve burjuva olarak isimlendirilmesi ekonomik değişmeler yani kapitalizm ve endüstrileşme sayesinde olmuştur. 1789 Fransız devrimi orta sınıfı devlete hâkim duruma getirdiği gibi eşit, vatandaşlık esasına dayanan halkçılık sayesinde bugünkü demokrasinin çığırını açmıştır. Fransız milli burjuva devleti böyle ortaya çıkmıştır. Aynı olay birkaç yıl daha evvel 1776 ABD orta sınıfı İngiliz hâkimiyetine son vererek kolonilerin hürriyetlerini ilan etmiş ve Amerikan milli devletini kurmuştur. ABD'nin, Fransa'da ve sonra 19'uncu yüzyılda Almanya ve İtalya'da olduğu gibi açık bir etnik kökeni yoktur. Fakat hukuk, dil ve kültür bakımından Anglo-Sakson kökenli bir etnik kültüre sahip olduğu açıktır. Ne olursa olsun Batı'da modern orta sınıfların doğumu ve güçlenmesi ekonomik faaliyet, yüksek üretim ve sermaye sahibi yani zenginlik sayesinde olmuştur. Sonra emperyalizmin emrine girmiştir.

Çok genel olarak bilinen bu tarihî bilgileri dile getirmenin ana amacı demokrasinin modern orta sınıfın siyasi rejimi olduğunu vurgulamaktır. Başka bir deyimle pazar ekonomisi ve kapitalizmin ve endüstrileşmenin on sekizinci yüzyılda meydana çıkardığı orta sınıfın hâkim olduğu bir yerde siyasi rejimin de demokrasiye dönüşmesini beklemek doğaldır. Nazizm ve faşizm, orta sınıfların hâkim olduğu Avrupa'da çıkmışsa da bunları geçici istisnalar saymak yerinde olur. Osmanlı'da orta sınıf durumunu çok genel olarak toplumun sosyal yapı değişmeleri açısından ele almak gerek. Osmanlı Devleti'nde arz ve talebe dayanan geleneksel bir ekonominin ve özel mülkiyetin hâkim olduğu bilinmektedir. Ticaret ve sanatlarda hatta fetihle alınmayan ve Müslümanların elinde bulunan topraklar ve bilhassa ikametgâh yani ev mülkiyeti özeldi. (Özel mülkiyet şeriat kurallarına tabi olmasına karşılık miri arazide devlet hâkim idi. 1858 Arazi Kanunnamesi girişinde belirtildiği gibi yalnız miri-devlet arazisini kapsıyordu.) Fakat pazar güçleri 19. yüzyılın ikinci yarısında araziyi özelleştirmeye mecbur etmiştir. Osmanlı ve Cumhuriyet ekonomilerinin pazar ekonomisine uyması aşağı yukarı iki yüzyıl sürmüştür. Devlet kendi amaçlarını gerçekleştirmek için ve topluma hâkim olmak için, ekonomiyi durmadan kontrol etmek için çabalamış fakat tam başaramamıştır. Daha evvel belirttiğimiz gibi Osmanlı, ticaret erbabının ve sanatkârların önemini kabul ederek, onları ayrı bir sınıf olarak görmüş ve varlıklarının toplum ve devlet için birinci derecede önem taşıdıklarını kabul etmiştir. Aynı tarihlerde yani 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'nın Kalvinist adamları sıkı çalışarak, para kazanarak ve çok dindar kalarak yeni halka dayanan bir ekonominin ve demokrasinin temellerini atmışlardır. Aynı zamanda kültüre, sanata önem veriyorlardı.

Devletin emrinde çalışan bir orta sınıf
Osmanlı'da ticaret ve sanat erbabı yani üretimi değerlendiren ve dağıtanların daima askerî sınıfın emrinde olmaları istenmiştir. Askerî sınıf, idareci sınıf olarak devlet idarecileri ve kalem erbabını, ulema, yazarlar vs. kapsamakta idi. Geri kalanlar reaya sayılırdı. Yani eninde sonunda ticaret erbabı ve sanatçılar da yani orta sınıfı oluşturanlar da reaya olarak görülmekte idi. Bu toplumsal felsefe yani ekonomik faaliyetin devlet emrinde olması günümüze kadar gelmiş, ancak 1950'den ve bilhassa 1983'ten sonra değişmeye başlamıştır. Bir yerde şunu da hemen belirtmek gerek; Türkiye'de orta sınıflar maddiyata önem verdikleri için koyu din temsilcileri tarafından da olumsuz görülmüşlerdir. Ancak zaruriyet nedeniyle yani yaşam için gereken maddeleri ürettikleri için kabul edilmekte idi. Bir yerde koyu dinciler ve devletçiler orta sınıflara karşı birincisi dinî-ahlaki nedenlerle, ikincisi siyasi güçle rekabeti önlemek için birleşmekte idiler. Modern orta sınıflar, yani gücünü ekonomik faaliyetten elde edenler hem devlet idarecilerine hem de dine köktenci şekilde yaklaşanlara ters düşmekte idi. Bu hem Müslümanlar hem gayrimüslimler için geçerlidir. Tekrar Osmanlı'ya dönelim; çünkü bugün Türkiye'nin karşılaştığı birçok sorunların kökeni Osmanlı'dadır.

On altıncı yüzyılda devletin savaşları finanse etmek amacıyla daha büyük gelir sağlamak için ekonomiyi kontrol etmesi geleneksel orta sınıfın serbest büyümesini engellemekle kalmamış, devletin emrinde çalışan bir grup haline getirmiştir. Değişen toplum birçok huzursuzluklara neden olunca, mesela Celali isyanları, devlet din yolu ile yani İslam'ı siyasi amaçlar uğruna kullanarak topluma hâkim olmuştur. 17'nci yüzyılda şeyhülislamlar devlet idaresinin ortağı haline gelmişlerdir. (Devlet 1980'lerde aşırı sol ve sağ akımlara karşı dinî eğitimi desteklemiştir.) Din, devlete itaati sağlamak için bir siyasi araç olmuştur. On sekizinci yüzyılda yeni gelişmekte olan bu sivil orta sınıf, devlet kontrolünden kurtulmak için çabalamış ve kısmen başarı sağlamıştır. Bu başarının nedeni, merkezî devletin Rus savaşları sonunda askerî ve siyasî gücünü kaybetmesidir. Merkezin zaafından istifade eden, tarım üreticileri olmuştur. Ayanlar dönemi olarak bilinen ve aşağı yukarı 1774-1815 yani Küçük Kaynarca'dan Sultan II. Mahmud'un ayanları yok etmesine kadar süren bu dönem, devletin resmi görüşüne uygun olarak devlete bağlı tarihçiler tarafından çok olumsuz gösterilmiştir. Ayanlar arasında şüphesiz ki köylüyü istismar eden, ona zulüm yapan ayanlar vardır. Fakat konuyu iyi olan (devlet) ve kötü olan (kişisel çıkarlarını ön plana koyan ayanlar) açısından değil de daha geniş dünya ekonomik ve sosyal koşulları açısından ele almak istersek durumun çok farklı olduğu görülecektir.

Osmanlı ekonomisi daha 18. yüzyılda dünya ekonomisine ayak uydurmak için çaba göstermiştir. Osmanlı tarım kesimi kendini devletin evvelden tayin ettiği biçimde değil, ağırlığını gittikçe artıran dünya pazar ekonomisine uymak istiyordu. Belirli bazı tarım ürünlerine gittikçe artan talep, bu ürünlerin fiyatını artırıyor ve çiftçi doğal olarak talebi yüksek olan ürünü yetiştirmek istiyordu. Buna karşılık devlet, şehirlerin yiyeceğini karşılamak için evvelden bazı ürünlerin ekilmesini emir ettiği gibi, satın aldığı ürünlerin fiyatlarını da kendisi genelde düşük olarak tespit etmekte idi. Şüphesiz ki devletin siyaseti fakir halkı beslemek, şehirlere bol gıda sağlamak gibi köklü sosyal ve ahlaki olduğu kadar yüzyıllar boyunca uygulanmış kurallara dayanmakta idi. Fakat bu gayeleri karşılamak için yönetilen ekonomi ne üretimi çoğaltıyor, ne halkı memnun ediyor ne de ahlakı güçlendiriyordu. Geleneksel kuralları muhafaza etmek için çabalayanlar sosyal demokratik olamazlar. Serbest pazar ekonomisi ile üretimi artırarak gıda fiyatlarını ucuzlatmak mümkündü. Zaten ayanlar da piyasaya uyarak üretimi artırmak ve zenginleşmek istiyorlardı. Örnek; Arnavutluk'ta Busatli ailesi kendi topraklarında piyasa talebine uyarak üretimi artırmış ve zenginleştiği gibi büyük siyasi ve sosyal güç kazanmıştır. Aynı şeyi gayrimüslimler yapmış ve zenginleşerek milli devletini kurmuşlar.

Nevşehirli İbrahim Paşa'nın 1730 isyanı (Patrona Halil) ile yok edilen girişimleri serbest pazara geçişi amaçlıyordu. Patrona'nın isyanı bir halk hareketi olarak görülse de aslında yeni türeyen zenginlere karşı (yüzlerce yalı ateşe verilmişti) bir tertiptir. Devlet kendi geleneklerine uyarak kendisine rakip çıkacak ekonomik ve siyasi güç sahibi kimseleri öteden beri yaptığı gibi yaşatmak niyetinde değildi. Fakat on dokuzuncu yüzyılın başında devletin karşısında kolayca yok edebileceği ve malına el koyacağı bir paşa veya taşra zengini değil, ekonomik koşulların yarattığı sosyal bir sınıf vardı. Bu sosyal sınıf yeni doğmakta olan orta sınıftı. Onların başlarını veya en fazla göze çarpanları devlet, her zaman askerî gücü sayesinde yok edebilir ve otoritesini genişletebilirdi. Fakat devlet bu orta sınıfı doğuran köklü sosyal-ekonomik güçleri yok edemez, ancak geçici olarak güç kazanmalarını engelleyebilirdi. Nitekim öyle olmuştur. Dönemin başında II. Mahmud, onu tahta çıkaran Rumeli Ayanı Alemdar Mustafa Paşa'yı baş vezir yapmakla kalmamış ayanların isteklerine uygun olarak Sened-i İttifak'ı (1808) ilan etmiştir. Sened'in ana hükümlerinden biri ayanların idare ettikleri, miri yani devlet arazisini onların özel mülkü olarak tanımaktı. Tarımda oluşan bu zorlu özelleştirme pazar ekonomisine geçişin ana koşulu idi. Ve süratle gerçekleşebilirdi. (Nitekim Doğu Avrupa'da 1991'de sözde sosyalist, devletçi rejimlerin yıkılışının hemen arkasından kolektif çiftliklerin (kolhoz) arazileri şeklen eski sahiplerine iade edilmiştir. Aslında arazileri kooperatife çeviren parti üyeleri az zaman içinde arazi sahibi olmuşlardır. Gıda depolarını ve giyecek mağazalarını idare edenler de dükkân sahibi olmuş yeni oluşan orta sınıfın bir parçası haline gelmişlerdir.) Osmanlı Devleti'nde tarım bölümünde oluşan orta sınıfın ekonomik ve siyasi bakımdan güçlenmesi özel mülkiyet hakkının devlet tarafından garantiye alınmasına ve yerel halkın da devlet idaresinde söz sahibi olmasına bağlı idi. 1839 Tanzimat Fermanı kısmen bunu yapmıştır. Fakat bu, kolay olmadı. Miri arazinin özelleşmesi Arazi Kanunnamesi'nin 1858'de ilanından sonra devletin araziyi kontrol gayretlerine rağmen yavaş yavaş genelleşti ve Sultan II. Abdülhamid döneminde miri araziyi işleyenlerle araziyi kendi mülkü olarak işleyenler arasında farklar hemen hemen yok oldu. II. Mahmud, isim yapmış ayanları amansız takip ederek yok etmesine rağmen toprak sahiplerinin yani kişilerin sayısı çok artmıştır. (Burada 1862-1900'da milyonlarca göçmene dağıtılan arazinin özel mülkiyet gibi kullanıldığını belirtmek yerinde olur.) Taşrada tarımın özelleşmesiyle oluşan büyük sosyal değişimi hızlandırıp ona siyasi bir yön veren Mithat Paşa olmuştur. Genç Osmanlıların, yani yeni oluşmaya başlayan orta sınıf entelektüellerinin Meşrutiyet (parlamento ile yönetim) fikrini kabul eden paşa, devlet kapısında yetişmesine rağmen orta sınıfın ekonomik ve siyasi önemini anladığı gibi bunun kaçınılmaz bir sosyal devrim olduğunu kabul etmişti.

I. Meşrutiyet orta sınıfı siyasete dahil ediyor
Mithat Paşa, Avrupa'yı tanımış, Arapça, Farsça, Fransızca biliyordu. Vali olarak yönettiği Tuna vilayetinde 1864'te uyguladığı reformlar orta sınıfın gelişmesini sağlayacak nitelikte idi. Mithat Paşa, yerli eşrafın, milliyet ve din farkı gözetmeksizin yerli idarede söz sahibi olmalarını sağladığı gibi, bankaların kurulmasına, modern okulların açılmasına, yol yapımına ve buna benzer birçok pratik tedbirlere birinci derecede önem vermiştir. Mithat Paşa'nın ana amacı ekonomik gelişmeyi halkın ileri gelenlerinin idaresine katılması ile yani orta sınıf temsilcilerinin devletle işbirliği yapmasını sağlamaktı. Halkın idareye katılması, demokrasiye giden ana yoldu. Her ne kadar Tuna vilayeti reformları (bütçenin önemli bir kısmına mal olmuş) bir Bulgar orta sınıfının başta çorbacı olarak tanınan toprak sahiplerinin işine yaramış ve dolayısıyla da olsa Bulgar milliyetçiliğinin gelişmesini hızlandırmışsa da etkileri yaygın olmuştur. Kooperatiflerin, tasarruf sandıklarının ve Ziraat Bankası'nın kurulması Mithat Paşa'nın uyguladığı reformlar arasındadır. Bu kuruluşlar ekonomik bakımdan taşrada tarım kökenli orta sınıfın gelişmesini kolaylaştırmış, dünyeviliği, maddiyata önem veren felsefenin yayılmasına yol açmıştır. Bu sınıfa emekli yüksek memur, sipahi, ulema gibi geleneksel orta sınıf sayabileceğimiz kimseler katılmış ve böylece toplumun -Müslüman kesim başta olmak üzere- geçmişi ile bağlamıştır. Bu yeni orta sınıfların siyasi bakımdan bir dereceye kadar söz sahibi olmalarını Birinci Meşrutiyet sağlamıştır. Bu konuya geçmeden evvel Mithat Paşa'nın baş düşmanları yüksek devlet ve ulema mensubu ve koyu dinciler olmuştur; çünkü birincisi siyasi gücünü kaybetmekten, ikincisi ise dünyeviliğin dini yok edeceğinden korkmakta idiler. Hâlbuki Mithat Paşa'nın dine, İslam'a karşı derin saygısı vardı.




2 Nisan 2010 Cuma

Kahve Dostlarından Gelenler (VII)


"Barikâ-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar" (Gerçeğin ışığı fikirlerin çatışmasından doğar)

Namık Kemal


20 Yil Once, 20 Yil Sonra
, Mehmet Ogutcu
A 2023 TURKEY VISION: DREAMS AND REALITIES, Mehmet Öğütçü

Türkiye'nin Ulusal Bilim Politikası Var mı?, İbrahim ORTAŞ
İsviçre Neden Bilimde Fiziki Büyüklüğünden Daha Büyük Değerlere Sahiptir?, İbrahim ORTAŞ
Neden Avrupa'dan Daha Pahalıya Et Yiyoruz?, İbrahim ORTAŞ

Online or University Education, Hasan B. Paksoy

Zamanı ve Mekanı Kuşanmak, İhsan Eliaçık

Bir Avuç Toprak, Serdar M. Degirmencioglu


BATAKLIĞI KURUTMAK, Sabahattin Talu
FAİLİ MEÇHUL SAKIZI, Sabahattin Talu
İMF EYLEMLERİ VE HATIRLATTIKLARI, Sabahattin Talu
MAHALLE VE APARTMAN SAKİNLERİ, Sabahattin Talu
NOKTA KONDU, BAYRAK AÇILDI, Sabahattin Talu
TEK ÇÖZÜM, TEK ÇARE; “REFERANDUM”, Sabahattin Talu
SÜRECİN ANLATTIKLARI, Sabahattin Talu

HASRETİNE YAZIYORUM, KADİR DURAK
İÇİNDEKİ BEN AYILSIN, KADİR DURAK

Rugan, Deniz Durukan
Ay Terazin Olsun, Habib Bektaş
Kuğulu Park’ta Bir Akşamüstü, Can Özoğuz
Dort Kiritik Opera, Altay Oktem
Insanin Usudugu Yer, Cevat Turan
Renkzaman, Serhat Celikel
Gecitte, Fatma N.

Cumartesi Dergisi 54
Cumartesi Dergisi 55
Cumartesi Dergisi 56
Cumartesi Dergisi 57

Sıcak Nal Dergisi 1

Yasakmeyve Dergisi 40
Yasakmeyve Dergisi 42
Yasakmeyve Dergisi 43

http://indigodergisi.com/

http://www.mavimelek.com/mavimelek_edebiyat.htm

www.kadinnews.com

www.cumartesisiir.com

http://sosia.org/

www.kureseleylem.org

http://www.turansam.org/

www.sde.org.tr

www.bedd.org.tr

http://turkistan.ihh.org.tr


Kahve Dostlarından Gelenler V
Kahve Dostlarından Gelenler IV
Kahve Dostlarından Gelenler III
Kahve Dostlarından Gelenler II
Kahve Dostlarından Gelenler I


Siz de düşüncelerinizi kahvemize gönderebilirsiniz. (dusuncekahvesi@gmail.com)
Farklı eğilimdeki düşüncelere açık olan kahvemizde yer alan yazıların sorumluluğu sahiplerine aittir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...