29 Ocak 2010 Cuma

25 Ocak 2010 Pazartesi

Sufizm Yükselişte


Bir Zamanlar Konuşulmasından Bile Çekinilen Tasavvuf Ve Mistisizme İlgi Giderek Artıyor. Türkiye'de Olduğu Gibi Dünyada Da Genelde Mistisizm, Özelde İslâm Tasavvufu Yükselişte. Demokratikleşmenin De Etkisiyle Tasavvuf Giderek Yeraltından Görünür Plana Çıkıyor.

"21. yüzyıl ya dinbir yüzyıl olacak ya da hiç olmayacak". Bu yüzyılın mevcut ve dinin her zamankinden fazla tartışmaların odağında olduğunu düşünürsek Fransız düşünür Andre Malraux'ya izafe edilen bu öngörü haklı çıkmış gibi görünüyor. Genelde din, özelde İslâm hemen her yerde gündem konusunu oluştururken bir yandan da dünya yeni bir gelişmenin yükselişine şahit oluyor. Görünüşe göre tasavvuf ya giderek yükseliyor ya da gitgide görünür hale geliyor.

Tüm dünyada büyük kitapçıların mistisizm bölümlerinde Mevlana, İbn-i Arabi ya da Hallac-ı Mansur'un kitapları eksik olmazken Türkiye'de de son yıllarda tasavvuf kitaplarının adeta patlama yaptığı görülüyor. "Tasavvuf irfanına ilişkin yayınlarda, nicelik ve nitelik açısından kayda değer bir gelişme yaşandığını" söyleyen tasavvuf araştırmacısı yazar Sadık Yalsızuçanlar'a göre "Sufilerin menkıbeleri, seyr-i süluk denen yetkinleşme öyküleri, o süreçte deneyimledikleri hakikatler, vizyonları çeşitli kitaplarda bulunuyordu ve bu kitaplar artık sıklıkla yayınlanıyor".

Kitabevi raflarına bakıldığında iki tür kitabın ağırlıkta olduğu görülüyor: komplo teorileri ve tasavvuf kitapları. Görünen o ki gizem her zaman iş yapıyor. İslâmi Araştırmalar Vakfı araştırmacısı Cüneyt Köksal'a göre "Kitap piyasası arz-talep ilişkisine göre işliyor. Bu kadar kitap basılıyorsa bunu talebin çokluğuna yormak gerek".

Tasavvuf dergileri revaçta

Tasavvuf yayınları içinde her dönemin yıldızı olanları var. Elif Şafak'ın Aşk'ı ya da Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ından bahsetmiyoruz. Onlar tasavvufun ne kadar ilgi çektiğine birer işaret olsa da bu kategoriye girmiyorlar. Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi'nin bir tasavvuf tarihi özeti mahiyetindeki benzersiz eseri "Amak-ı Hayal" ülkemizde yükselen metafizik gerilimin tek başına temsilcisi adeta. Hemen her yayınevinin bastığı bu kitap, yıllardır vitrinlerin değişmez eseri konumunda.

Tasavvuf yayıncılığının yükselişine tasavvuf dergileri enflasyonu da eşlik ediyor. İlmi ve akademik Tasavvuf Dergisi, Keşkül, İpekyolu, Semerkand, Altınoluk, Feyz, Fıtrat, Gülistan, Kur'an Nesli, Rahle, Rehber, Gülistan, Arifan, Furkan, ancak sayabildiklerimiz. Son yıllarda gazete bayilerinde sayıları görünür şekilde artan bu dergiler toplumda yükselen tasavvuf merak ve eğiliminin tartışmasız birer göstergesi. Bir yayıncı tasavvuf kitaplarının yükselişine şu sözlerle işaret ediyor: "İnsanların ilgisini, tasavvufa oldukça mesafeli duran Nur cemaatine yakın Timaş'ın sırf tasavvuf kitapları için yeni bir yayınevi (Sufi Kitap) açmasından da anlamak mümkün". Sadık Yalsızuçanlar gidişatı olumlu görüyor ama bunun bir sorun da ürettiği görüşünde: "İbn-i Arabi'nin algı düzeyi yüksek ve inisiye olmuş yetkin insanlara seslenen eserleri birden 'genel okur'un kitaplığına giriveriyor. Bu eserlerle aramızda ciddi engeller var. Onların aşılması daha çok zamana ihtiyaç gösteriyor".

Tasavvuf popüler alana indi

30 Kasım 1925'te çıkan "Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasıyla İlgili Kanun"dan sonra tasavvufi faaliyetlerin hukuk dışı bir alana itildiğini belirten, İran'da bulduğumuz Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç: "Tasavvuf hayatı buna layık mıydı; bu konu tartışılması gereken bir şey. Bence bu tartışılmalı. Şu da bir gerçek ki bir kurum kapatmakla ortadan kaldırılamıyor" diyor.

O tarihlerden sonra din ve onun ayrılmaz bir parçası olan tasavvufun macerasını hepimiz biliyoruz. Tasavvuf müziğinin yasaklandığı dönemlerde bu kültürün bayraktarlığını yapmış isimlerden Nezih Uzel, günümüzde televizyonlara çıkıp kendi sufizm macerasını anlatabiliyor. Tasavvufi öğeler popüler kültürde de son yıllarda kendisini daha fazla gösterir oldu. Kurtlar Vadisi dizisindeki Ömer Baba karakteri ve onun vecizeleri aslında dizi içine serpiştirilmiş tasavvuf figürlerinden başka bir şey değildi. Aynı durumun daha belirgin bir örneği ise Ekmek Teknesi dizisinin bazı karakterleriydi. Tasavvufi öğelere çokça yer veren Takva ve Kurtlar Vadisi gibi filmleri başkaları takip etti. Bugün tasavvuf konferans ve sohbetlerine her yerde rastlamak mümkün.

Tasavvufun cazibesi tüm dünyada giderek artış gösterirken, Türkiye'de de görünürlüğü artıyor. Eskiden kapalı kapılar ardında manevi yönelişlerini sürdüren ehl-i tasavvuf giderek daha sık meydana çıkıyor. Tasavvuf daha çok konuşuluyor, yazılıyor ve merak ediliyor. Üstelik gizlice yapılan faaliyetlerin yarattığı şüphelerin yerini şeffaflaşma ve berraklaşma alıyor. Sadık Yalsızuçanlar bu süreci şu şekilde değerlendiriyor: "Bu gayri insani süreç kapanıyor. Dergâhlar, zaviyeler, tekkeler, hankâhlarbirer irfan ve sanat ortamı idiler. Bugün bunların yeniden dirildiğine tanık oluyoruz".

Tasavvuf araştırmacısı Nurfeti Seyit Erkal bu durumu "Dünyada genelde metafizik akımlara bir yöneliş var. Özellikle quantum fiziği sonrasında kainatı algılayış biçiminin değişmesinin, metafizik ve fiziğin birbirleriyle daha fazla yakınlaşmalarının da bunda payı var" sözleriyle açıklıyor. Tasavvuf eğiliminin toplumda giderek yaygınlaşması sadece medya ve yayıncılıkla ya da akademik toplantılarla sınırlı değil. Aslında tüm bunların gerçek hayatın yansımaları olduğunu söylemek mümkün

Semtimizin mini dergâhı

Ortaköy'de bir lokaldeyiz. Görünüşlerinden dindar oldukları derhal anlaşılan semt sakinlerinin küçük bir çayhane görünümündeki bu lokali, aslında Menzil Cemaati'ne bağlı "Sofiler"in arada bir toplanıp, kendi usullerince tasavvuf dersleri yaptıkları mini bir dergâh. Birbirlerine "Sofi" olarak hitap eden bu insanlar burada günün belirli vakitlerinde biraraya geliyor, derslerini yapıyor, virdlerini ve zikirlerini çekiyor, hatta "Hatme-i Hacegân" dedikleri zikir ayinini gerçekleştiriyorlar. Üstelik bu mini dergâh tek değil. İstanbul'un pek çok semtinde de Menzil şeyhinin tayin ettiği halifeleri vasıtasıyla idare edilen benzerlerinde, Nakştasavvuf yolunun gerektirdiği ibadet ve zikri beraberce gerçekleştiriyorlar.

Haberin devamını Yeni Aktüel dergisinin 209. sayısında bulabilirsiniz!

Resim: Flickr.com

11 Ocak 2010 Pazartesi

Türk Dış Politikası'nda Yön Değişimi Anketi

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK)
31 Aralık 2009

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK)’ın USİDER ile işbirliği içinde gerçekleştirdiği “Türk Dış Politikası’nda Yön Değişimi ve Komşular ile İlişkiler Algılama Anketi” tamamlandı.


2.000 kişi üzerinde 5 ayrı şehirde (Ankara, İstanbul, İzmir, Adana ve Trabzon) uygulanan anket sonuçları son derece çarpıcı:


- Ankete göre Türk halkının ezici bir çoğunluğu dış politikada ciddi bir sapma görmüyor. Sapma var diyenlerin oranı sadece %12.


- Nüfusun %79.5’i bir şekilde komşular ile ilişkilerin geliştirilmesini faydalı buluyor. Komşular ile ilişkilerin geliştirilmesine karşı çıkanların oranı % 9.


- Türk halkında Batı’ya karşı şüphecilik hala güçlü. Ancak Türklerin %58.25’i kesin bir şekilde Batı karşıtı değil.


- AB üyeliğine destek hala düşük: %48.5.


- Nüfusun %34’ü hükümet partisinin dış politikada Amerikancı veya AB’ci olduğunu düşünüyor.


- Ankete katılanların yaklaşık yarısı Suriye ve İran ile ilişkilerin daha çok ekonomik alanda geliştirilmesinden yana.


- Nüfusun yarıya yakını İsrail ile ilişkilerin hiçbir alanda gelişmesini istemezken ekonomide gelişsin diyenler de bir o kadar büyük bir oran çıkıyor.


- Nüfusun %63’ü Hükümet’i İsrail politikalarında doğru bulurken, İsrail politikasını yanlış bulanların oranı sadece % 11.90.


- Türklerin %37.7’sine göre Türkiye’nin herhangi bir müttefiki yok.


Anket yüzyüze uygulandı.

Anket toplam 2.000 kişi üzerinde uygulandı ve USAK uzmanlarınca analizi yapıldı.

Soru 1: Türk Dış Politikası’nda Batı'dan Doğu'ya bir sapma görüyor musunuz? Türkiye Batılı olma hedefinden vazgeçiyor mu?

Hayır

57.00%

Fikrim yok

18.00%

Kısmen

13.00%

Evet

12.00%

İlk soruya yanıt verenlerin % 57’si Türk Dış Politikası’nda herhangi bir sapma görmediğini, politikanın geleneksel düzleminde devam ettiğini belirtmiştir. Buna karşın ‘Fikrim Yok’ diyenlerin oranı da bir hayli fazla çıkmıştır: % 18. TDP’de sapma görenlerin oranı ise % 12’dir. Bu rakamın düşük olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bunun yanında kısmi bir sapma hissedenlerin oranı % 13’dür.

Soru 5: AK Parti'yi dış politikada nasıl tanımlarsınız?

Milli

37.00%

Avrupacı (AB'ci)

19.00%

Amerikancı

15.00%

İslamcı

11.75%

Osmanlıcı

10.25%

Liberal

7.00%

5. soruya verilen yanıtlara göre Türk halkının % 37’si AK Parti’yi dış politikada milli (ulusal) görmektedir. Buna karşın nüfusun % 34’ü hükümet partisinin dış politikada Amerikancı veya AB’ci olduğunu iddia etmektedir. İslamcı bulanların oranı % 11.75’ken, Osmanlıcı diyenlerin oranı da % 10.25’dir. Nüfusun % 7’sine göre ise AK Parti liberal bir dış politika izlemektedir.

Soru 8: Türkiye'nin son dönem İsrail politikasını nasıl buluyorsunuz?

Doğru bir politika izleniyor

63.00%

Hükümetin İsrail politikasını yanlış buluyorum

11.90%

Daha dengeli olabilirdi

8.60%

Kısmen doğru buluyorum

8.00%

Fikrim yok

8.50%

Bilindiği üzere Türk dış politikasında en önemli gelişmelerden biri de Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanıyor. Bu bağlamda Hükümet’in bu hususta geniş bir kitle desteğine sahip olduğu anlaşılıyor. Nüfusun % 63’ü Hükümet’i İsrail politikalarında doğru bulurken, İsrail politikasını yanlış bulanların oranı sadece % 11.90. Bunun yanı sıra kısmen doğru bulanlar % 8, daha dengeli olabileceğini düşünenler ise % 8.6.



8 Ocak 2010 Cuma

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...