7 Ocak 2009 Çarşamba

Gazze Felaketi Üzerine

Richard Falk
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER FİLİSTİN GÖZLEMCİSİ

27 Aralık günü başlayan şiddetli İsrail saldırılarını meşru gösteremeyecek, belli aralıklarla İsrail yerleşim yerlerinin yakınlarına düşen zararsız ev yapımı füzelere -ki elbette bunlar Sderot kentinde korku ve endişeye sebep oldu- rağmen Mısır tarafından sağlanan İsrail kayıplarını sıfıra indiren sonuç alıcı ateşkes kısa da olsa bir umut ışığı yakmıştı. Ateşkes esnasında Gazze'de bulunan Hamas yönetimi, defalarca bu ateşkes süresinin uzatılmasını hatta 10 yıla çıkarılmasını önerdi ve 1967'deki İsrail sınırlarını kabul eden bir siyasî çözüme açık olduklarını beyan ettiler. İsrail ise bütün bu diplomatik girişimleri reddederken ateşkes anlaşması gereği Gazze'ye gıda, ilaç ve yakıt girişini engelleyen kuşatmayı hafifletmesi gerektiği halde bunu da yapmadı.

İsrail ayrıca yurtdışından burs kazanmış üniversite öğrencilerinin, Gazzeli gazetecilerin ve saygın sivil kuruluşların yetkililerinin izin kâğıtlarını geri çevirerek bölgeden çıkmalarına izin vermedi. Bununla beraber İsrail, gazetecilerin Gazze'ye girmesini gün geçtikçe zorlaştırdı; ben de bundan yaklaşık birkaç hafta önce işgal altındaki Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs'ü kapsayan Birleşmiş Milletler Filistin insan hakları gözlemciliği görevimi yapmak üzere gittiğim İsrail'den sınır dışı edildim. Şu anki mevcut krizden önce de İsrail açıkça bütün gücünü kullanarak güvenilir gözlemcilerin Gazze'deki korkunç insanî şartları -ki bunlar arasında özellikle çocukların kötü beslenmeleri ve sağlık kuruluşlarının yetersizliğine dikkat çekiliyor-, doğru ve tarafsız bir şekilde rapor etmesini engelledi. İsrail'in son operasyonu hâlihazırda zaten ağır şartlar altında yaşayan bu halkı hedef aldı.

Amerikan halkının % 99'unun İsrail yanlısı medyanın merceğinden filtrelenmiş haberleri almasına rağmen son kriz ile ilgili de bazı gerçekler karanlık ve tartışmalıdır. Ateşkesi uzatma konusundaki gönülsüzlüğü ve artan roket saldırıları iddia edilerek Hamas, ateşkesi bozmakla suçlanıyor. Oysa 4 Kasım tarihinde Gazze'deki militanları hedef aldığı iddia edilen İsrail saldırısına kadar kayda değer bir Hamas füze saldırısına rastlanmamaktadır. Roket saldırıları bu tarihten sonra yoğunlaşmıştır. Ayrıca Hamas halka açık birçok toplantıda ateşkesin uzatılması çağrısında bulunmuş, ancak bu çağrıları İsrail yetkilileri tarafından kabul görmemiş en azından İsrail bu yönde hareket etmemiştir. Bunların ötesinde İsrail'e atılan bütün roketleri Hamas'a atfetmek de inandırıcı gelmemekte. Gazze'de Hamas'a muhalif El Fetih destekli El Aksa Şehitleri Tugayı'nın da aralarında bulunduğu hükümetin kontrolünde olmayan birçok bağımsız silahlı grup faaliyet göstermekte, hatta bu gruplar İsrail'i tahrik etmek ya da misillemesini meşrulaştırmak için roket saldırılarını düzenlemiş olabilirler. Amerika destekli El Fetih yönetiminin Gazze'yi kontrol ettiği dönemlerde de yoğun girişimlere rağmen roket saldırılarını engellemek mümkün olmamıştı.

Bu arka plan bilgiler, İsrail'in bu ağır saldırıları gerçekten roket atışlarını durdurmak ya da misilleme amacı ile değil itiraf edilmemiş birtakım sebeplerle gerçekleştirdiğini gösteriyor. İsrailli askerî ve siyasî liderlerin, saldırıların başlamasından birkaç hafta önce kamuoyunu yoğun ölçekli bir askerî operasyona karşı hazırladıkları bilinmektedir. Burada saldırının zamanlaması ile ilgili olarak birkaç husus öne çıkıyor: Bunların en başında şubatta yapılması planlanan ancak askerî operasyon sebebiyle ertelenmesi muhtemel genel seçimler öncesi iki siyasî rakip Savunma Bakanı Ehud Barak ile Dışişleri Bakanı Tzipi Livni arasındaki sertlik gösterisi mücadelesi gelmektedir. Bu tür güç gösterilerine geçmiş İsrail seçim kampanyaları öncesinde de rastlanılırdı; ancak bu kez, mevcut hükümet, güvenliği sağlamadaki yetersizlik gerekçesiyle belalı asker-politikacı Benyamin Netanyahu tarafından başarılı bir şekilde tenkit edildi. Bu seçim manevralarını körükleyen bir gerçek de İsrail ordusunun pek de gizli olmayan baskısıdır. İsrail ordusu Gazze'deki fırsatı değerlendirerek İsrail'in askerî gücünden gelen şöhretini yerle bir eden 2006 Lübnan savaşında Hizbullah'a karşı yenilginin izlerini silmek istemektedir. Bu savaşta savunmasız Lübnan köylerini bombalaması, orantısız güç kullanması ve yoğun sivilin yaşadığı bölgelerde salkım bombası kullanması yüzünden İsrail, uluslararası arenada yoğun kınamalara maruz kalmıştı.

Saygın, muhafazakâr İsrailli yorumcular daha iddialı yorumlarda bulunuyorlar. Örneğin tanınmış tarihçi Benny Morris, birkaç gün önce New York Times'a yazdığı bir yazıda, Gazze'deki operasyonu İsrail'deki "kötü şeylerin vuku bulacağı" önsezisi ile ilişkilendiriyor ve bu hissi 1967 savaşı öncesi sınırdaki Arap hareketliliği karşısında kamuoyundaki karamsar ruh hali ile karşılaştırıyor. Morris'e göre İsrail'in son yıllardaki güvenliğini sağlamadaki başarısı ve direkt saldırıya maruz kalma ihtimalinin olmamasına rağmen birkaç sebep İsrail'i Gazze'de saldırgan bir yola itti: Arap dünyasının İsrail'in varlığını sürekli kabul etmeyişinin yerleşik bir gerçeğe dönüşmesi, Mahmud Ahmedinejad'ın kışkırtıcı tehditleri ile beraber İran'ın nükleer silahlara sahip olma isteği, Yahudi soykırımı ile ilgili hafızalardaki bilgilerin zayıflamasıyla beraber Filistinlilerin içinde bulunduğu kötü duruma karşı Batı'da yükselen sempati ve son olarak İsrail sınırlarındaki siyasî hareketlerin Hizbullah ve Hamas şeklinde radikalleşmesi. Sonuç olarak Morris, İsrail'in Hamas'ı Gazze'de ezerek, kendi güvenliğini ve egemenliğini korumada sınır tanımayacağı mesajını bölgeye vereceğine inanmış olduğunu söylüyor.

Devamı olan yazı:
[Yorum - Prof. Dr. Richard Falk] Gazze felaketini anlamak için (2)

Zaman 5-6 Ocak 2009
.

1 yorum:

âyine-i devrân dedi ki...

gazze üzerine çok yazı yazıldı, söz söylendi, okuduğum en detaylı yazı buydu sanırım
BM gözlemcisi BM'nin zayıf yanlarını, ekskliklerini hatta vurdumduymazlığını çok iyi anlatmış ama ne olacak, bunlar dikkate alınır mı, savaş suçluları yargılanır mı açıkçası ben umutlu değilim, yapabildiklerim mitinglere katılmak, israil ve amerikan mallarını boykot etmek (ki bunu uzun süredir yapıyorum), internette yazılar yazmak ve insanlara olan biteni anlatmak (iki üç bilgiyi anlatıyorum bu arada benim de pek bildiğim söylemez, sadece medyadan takip ettiğim kadarıyla) ama şimdi ateşkes oldu her şey süt liman mı, hayır tabi ki de, insanların bunları unutmaması lazım, unutturmamamız gerekiyor ama bunu nasıl yapabilirim bilmiyorum :( mitingler devam etmeli belki ama daha güçlü bir bilinç lazım insnaların sahip olması gereken galiba, yani bundan iki üç ay sonra da bunları hatırlayabilmeliyiz, fikir alışverişinde bulunursak çok sevinirim

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

The Reflection Cafe

Site İstatistikleri

Locations of visitors to this page

 

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı