7 Zilhicce 1293 (23 Aralık 1876)
1. Tertip Düstur Cilt: 4, s:4-20
Memaliki Devleti Osmaniye
Madde 1 - Devleti Osmaniye memalik ve kıtaatı hazırayı ve eyalatı mümtazeyi muhtevi ve yekvücud olmakla hiçbir zamanda hiçbir sebeble tefrik kabul etmez.
Madde 2 - Devleti Osmaniyenin payitahtı İstanbul şehridir ve şehri mezkurun sair bilâdı Osmaniyeden ayrı olarak bir gûne imtiyaz ve muafiyeti yoktur.
Madde 3 - Saltanatı Seniyei Osmaniye Hilâfeti Kübrayı İslâmiyeyi haiz olarak Sülaleî Âli Osmandan usulü kadimesi veçhile ekber evlâda aittir.
Madde 4 - Zatı Hazreti Padişahi hasbelhilâfe dini İslâmın hâmisi ve bilcümle tebeai Osmaniyenin hükümdar ve padişahıdır.
Madde 5 - Zatı Hazreti Padişahinin nefsi hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür.
Madde 6 - Sülalei Âli Osmanın hukuku hürriye ve emval ve emlâki zatiye ve madâmelhayat tahsisatı maliyeleri tekâfülü umumi tahdındadır.
Madde 7 - Vükelânın azil ve nasbı ve rütbe ve menasıp tevcihi ve nişan itası ve eyalâtı mümtazenin şeraiti imtiyazilerine tevfikan icrayı tevcihatı ve meskûkat darbı ve hutbelerde nâmının zikri ve düveli ecnebiye ile muahedat akdi ve harb ve sulh ilânı ve kuvvei berriye ve bahriyenin kumandası ve harekâtı askeriye ve ahkâmı şeriye ve kanuniyenin icrası ve devairi idarenin muamelâtına müteallik nizamnamelerin tanzimi ve mücazatı kanuniyenin tahfifi veya affı ve Meclisi Umuminin akt ve tatili ve ledeliktiza Heyeti Mebusanın azası yeniden intihap olunmak şartile feshî hukuku mukaddesi Padişahi cümlesindendir.
Tebaai Devleti Osmaniyenin Hukuku Umumiyesi
Madde 8 -Devleti Osmaniye tabîyetinde bulunan efradın cümlesine her hangi din ve mezhepten olur ise olsun bilâ istisna Osmanlı tabir olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir.
Madde 9 - Osmanlıların kâffesi hürriyeti şahsiyelerine malik ve aherin hukuku hürriyetine tecavüz etmemekle mükelleftir.
Madde 10 - Hürriyeti şahsiye her türlü taarruzdan masundur. Hiç kimse kanunun tayin ettiği sebeb ve suretten maada bir bahane ile mücazat olunamaz.
Madde 11 - Devleti Osmaniyenin dini İslâmdır. Bu esası vikaye ile beraber asayişi halkı ve adabı umumiyeyi ihlâl etmemek şartile memaliki Osmaniyede maruf olan bilcümle edyanın serbestii icrası ve cemaatı muhtelifiye verilmiş olan imtiyazatı mezhebiyenin kemakân cereyanı Devletin tahdi himayetindedir.
Madde 12 - Matbuat kanun dairesinde serbesttir.
Madde 13 - Tebaai Osmaniye nizam ve kanun dairesinde ticaret ve sanat ve felahet için her nevi şirketler teşkiline mezundur.
Madde 14 - Tebaai Osmaniyeden bir veya bir kaç kişinin gerek şahıslarına ve gerek umuma müteallik olan kavanin ve nizamata muhalif gördükleri bir maddeden dolayı işin merciine arzuhal verdikleri gibi Meclisi Umumiye dahi müddei sıfatile imzalı arzuhal vermeğe ve memurinin ef’alinden iştikâye selâhiyetleri vardır.
Madde 15 - Emri tedris serbesttir. Muayyen olan kanuna tebaiyet şartile her Osmanlı umumi ve hususi tedrise mezundur.
Madde 16 - Bilcümle mektepler Devletin tahtı nezaretindedir. Tebaai Osmaniye’nin terbiyesi bir sıyakı ittihat ve intizam üzere olmak için iktiza eden esbaba teşebbüs olunacak ve mileli muhtelifenin umuru itikadiyelerine müteallik olan usulü talimiyeye halel getirilmiyecektir.
Madde 17 - Osmanlıların kâffesi huzuru kanunda ve ahvali diniye ve mezhebiyeden maada memleketin hukuk ve vezaifinde mütevasidir.
Madde 18 - Tebaai Osmaniyenin hidematı Devlette istihdam olunmak için devletin lisanı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.
Madde 19 - Devlet memuriyetinde umum tebaa ehliyet ve kabiliyetlerine göre münasip olan memuriyetlere kabul olunurlar.
Madde 20 - Tekâlifi mukarrere nizamatı mahsusatına tevfikat kâffei tebaa beyninde herkesin kudreti nisbetinde tarh ve tevzi olunur.
Madde 21 - Herkes usulen mutasarrıf olduğu mal ve mülkten emindir. Menafii umumiye için lüzumu sabit olmadıkça ve kanunu mucibince değer bahası peşin verilmedikçe kimsenin tasarrufunda olan mülk alınamaz.
Madde 22 - Memaliki Osmaniyede herkesin mesken ve menzili taarruzdan masundur. Kanunun tâyin eylediği ahvalden maada bir sebeble Hükûmet tarafından cebren hiç kimsenin mesken ve menziline girilemez.
Madde 23 - Yapılacak usulü muhakeme hükmünce hiç kimse kanunen mensup olduğu mahkemeden başka bir mahkemeye gitmeye icbar olunamaz.
Madde 24 - Müsadere ve angarya ve cerime memnudur. Fakat muharebe esnasında usulen tâyin olunacak tekâlif ve ahval bundan müstesnadır.
Madde 25 - Bir kanuna müstenit olmadıkça vergi ve rüsumat nâmı ile ve nâmı aherle hiç kimseden bir akçe alınamaz.
Madde 26 - İşkence ve sair her nevi eziyet katiyen ve külliyen memnudur.
Vükelâyı Devlet
Madde 27 - Mesnedi Sadaret ve Meşihatı İslâmiye tarafı Padişahiden emniyet buyurulan zatlara ihale buyurulduğu missullû sair vükelânın memuriyetleri dahi ba iradei şahâne icra olunur.
Madde 28 - Meclisi Vükelâ Sadrazamın riyaseti tahtında olarak aktolunup dahili ve harici umuru mühimmenin merciidir. Müzakeratından mühtacı istizan olanların kararları iradei seniye ile icra olunur.
Madde 29 - Vükelâdan herbiri dairesine ait olan umurdan, icrası mezuniyet tahtında, bulunanları usulüne tevfikan icra ve icrası mezuniyeti tahtında olmıyanların Sadrazama arzeder. Sadrıazam dahi o makule mevaddan müzakereye muhtaç olmıyanların muktezasını icra veyahut tarafı Hazreti Padişahiden istizan ederek ve muhtacı müzakere bulunanları Meclisi Vükelânın müzakeresine arzeyliyerek müteallik buyurulacak iradei seniye mucibince iktizasını ifa eyler. Bu mesalihin envağ ve derecatı nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır.
Madde 30 - Vükelâyı Devlet memuriyetlerine müteallik ahval ve icraattan mesuldür.
Madde 31 -Mebusan âzasından biri veyahut birkaçı Heyeti Mebusanın dahili dairei vazifesi olan ahvaldan dolayı Vükelâyı Devletten bir zat hakkında mes’uliyeti mucip şikâyet beyan ettiği halde evvelâ Mebusanın nizamı dahilisi mucibince bu misillu mevaddin Heyete havalesi lazım gelip gelmiyeceğini müzakereye memur olan şubede tetkik olunmak üzere şikâyeti müş’ir Heyeti Mebusan Reisine verilecek takrir, Reis tarafından nihayet üç gün zarfında o şubeye gönderilir ve bu şube tarafından tahkikatı lâzime icra ve iştikâ olunan zat tarafından izahatı kâfiye istihsal olunduktan sonra şikâyetin şayanı müzakere olduğuna dair ekseriyetle terkip olunacak kararname Heyeti Mebusanda kıraat olunarak ve ledeliktiza şikâyet olunan zat davetle bizzat veya bilvasıta vereceği izahat istima kılınarak âzayı mevcudedin sülüsan ekseriyeti mutlakasile kabul olunur ise muhakeme talebini müş’ir mazbatası Makamı Sadarete takdim ile ledelarz müteallik olacak iradei seniye üzerine keyfiyet Divanı Âliye havale olunur.
Madde 32 - Vükelâdan itham olunanların usulü muhakemeleri kanunu mahsus ile tâyin edilecektir.
Madde 33 - Memuriyetlerinden hariç ve sırf zatlarına ait her nevi deavide vükelânın sair efradı Osmaniyeden aslâ farkı yoktur. Bu misillu hususatın muhakemesi ait olduğu mehakimi umumiyede icra olunur.
Madde 34 - Divanı Âlinin dairei ithamı tarafından müttehem olduğuna karar verilen Vükelâ tebriyel zimmet edinceye kadar vekâletten sakıt olur.
Madde 35 - Vükelâ ile Heyeti Mebusan arasında ihtilâf olunan maddelerden birinin kabulünde Vükelâ tarafından israr olunup da mebusan canibinden ekseriyeti arâ ile tafsilen esbabı mucibe beyan ile katiyyen ve mükerreren reddedildiği halde Vükelânın tebdili veyahut müceddeden müddeti kanuniyesinde intihap olunmak üzere Heyeti Mebusanı feshi münhasıran yedi iktidarı Hazreti Padişahidedir.
Madde 36 - Meclisi Umumî mün’akit olmadığı zamanlarda Devleti bir muhataradan veya emniyeti umumiyeyi haleden vikaye için bir zarureti mübreme zuhur ettiği ve bu bapta vaz’ına lüzûm görülecek kanunun müzakeresi için Meclisin celp ve cem’ine vakit müsait olmadığı halde Kanunu Esasî ahkâmına mugayir olmamak üzere Heyeti Vükelâ tarafından verilen kararlar, Heyeti Mebusanın içtimaile verilecek karara kadar ba iradei seniye, muvakkaten kanun hüküm ve kuvvetindedir.
Madde 37 - Vükelâdan her biri her ne zaman murad eder ise, Heyetlerin ikisinde dahi bulunmak veyahut maiyetindeki rüesayı memurinden birini tarafından vekâleten bulundurmak ve iradı nutukta âzaya takaddüm etmek hakkını haizdir.
Madde 38 - İstizahı madde için Vükelâdan birinin huzuruna Meclisi Mebusanda ekseriyetle karar verilerek davet olundukta ya bizzat bulunarak veyahut maiyetindeki rüesayı memurinden birini göndererek irad olunacak suallere cevap verecek veyahut lüzum görür ise mes’uliyetini üzerine alarak cevabını tehir etmek selâhiyetini haiz olacaktır.
Memurin
Madde 39 - Bilcümle memurin nizamen tâyin olunacak şerait üzere ehil ve müstahak oldukları memuriyetlere intihap olunacaktır ve bu veçhile intihap olunan memurlar kanunen mucibi azil hareketi tahakkuk etmedikçe veya kendisi istifa eylemedikçe veyahut Devletçe bir sebebi zaruri görülmedikçe azl ve tebdil olunamaz ve hüsnü hareket ve istikamet eshabından olanlar ve Devletçe bir sebebi zaruriye mebni infisal edenler nizamı mahsusunda tâyin olunacağı veçhile terakkiyata ve tekaüt ve mazuliyet maaşlarına nail olacaklardır.
Madde 40 - Her memuriyetin vezayifi nizamı mahsus ile tâyin olunacağından her memur kendi vazifesi dairesinde mes’uldür.
Madde 41 - Memurun âmirine hürmet ve riayeti lâzımeden ise de itaati kanunun tâyin ettiği daireye mahsustur. Hilâfı kanun olan umurda âmire itaat mes’uliyetten kurtulmağa medar olamaz.
Meclis Umumî
Madde 42 - Meclisi Umumî Heyeti Âyan ve Heyeti Mebusan nâmlarile başka başka iki heyeti muhtevidir.
Madde 43 - Meclisi Umumînin iki heyeti beher sene teşrisani iptidasında tecemmu eder ve ba iradei seniye açılır ve mart iptidasında yine ba iradei seniye kapanır ve bu heyetlerden biri diğerinin müctemi bulunmadığı zamanda mün’akid olamaz.
Madde 44 - Zati Hazreti Padişahi, Devletçe görülecek lüzum üzerine Meclisi Umumîyi vaktinde dahi açar ve müddeti muayyenei içtimaını da tenkis veya temdit eder.
Madde 45 - Meclisi Umumînin yevmi küşadında Zatı Hazreti Padişahi veyahut taraflarından bilvekâle Sadrıazam hazır olduğu ve Vükelâyı Devlete iki heyetin âzayı mevcudesi birlikte bulundukları halde resmi küşat icra olunup seneî cariye zarfında Devletin ahvali dahiliye ve münasebatı hariciyesine ve senei atiyede ittihazına lüzum görülecek tedabir ve teşebbüsata dair bir nutku hümayun kıraat olunur.
Madde 46 - Meclisi Umumî âzalığına intihap veya nasbolunan zevat Meclisin yevmi küşadında Sadrazam huzurunda ve o gün hazır bulunmıyan olur ise mensup olduğu heyet müçtemi olduğu halde reisleri huzurunda Zatı Hazreti Padişahiye ve vatanına sadakat ve Kanunu Esasî ahkâmına ve uhdesine tevdi olunan vazifeye riayetle hilâfından mücanebet eyliyeceğine tahlif edilir.
Madde 47 - Meclisi Umumî âzası rey ve mütalea beyanında muhtar olarak bunlardan hiçbiri bir gûna vaad ve vaid ve talimat kaydı altında bulunamaz ve gerek verdiği reylerden ve gerek Meclisin müzakeratı esnasında beyan ettiği mütalealardan dolayı bir veçhile ithal olunamaz; meğer ki Meclisin Nizamnamei Dahilisi hilâfına hareket etmiş ola. Bu takdirde nizamnamei mezkûr hükmünce muamele görür.
Madde 48 - Meclisi Umumî âzasından birinin hiyanet ve Kanunu Esasiyi nakız ve ilgaya tasaddi ve irtikâp töhmetlerinden biri ile müttehem olduğuna mensup olduğu Heyet azayı mevcudesinin sülüsan ekseriyeti mutlakasile karar verilir veyahut kanunen hapis ve nefyi mucib bir ceza ile mahkûm olur ise azalık sıfatı zail olur ve bu ef’alin muhakemesile mücazatı ait olduğu mahkeme tarafından rüyet ve hükmolunur.
Madde 49 - Meclisi Umumî âzasından herbiri reyini bizzat ita eder ve herbirinin müzakerede bulunan bir maddenin red ve kabulüne dair rey vermekten içtinaba hakkı vardır.
Madde 50 - Bir kimse zikrolunan iki heyetin ikisine birden âza olamaz.
Madde 51 - Meclisi Umumî Heyetlerinden ikisinde dahi mürettep olan azânın nıfsından bir ziyade hazır bulunmadıkça müzakereye mubaderet olunamaz ve kâffei müzakerat sülüsan ekseriyetile meşrut olmayan hususatta hazır bulunan azanın ekseriyeti mutlakası ile karargir olur ve tesavii âra vukuunda reisin reyi iki addedilir.
Madde 52 - Bir kimse şahsına müteallik dâvasından dolayı Meclisi Umuminin iki Heyetinden birine arzuhal verdiği halde eğer evvelâ ait olduğu memurini Devlete veyahut o memurların tabi bulundukları mercie müracaat etmediği tebeyyün ederse arzuhali red olunur.
Madde 53 - Müceddeden kanun tanzimi veya kavanini mevcudeden birinin tadili teklifi Vükelâya ait olduğu gibi Heyeti Ayan ve Heyeti Mebusanın dahi kendi vazifei muayyeneleri dairesinde bulunan mevad için kanun tanzimini veyahut kavanini mevcudeden birinin tadilini istidaya salâhiyetleri olmakla evvelce Makamı Sadaret vasıtası ile tarafı Şahaneden istizan olunarak iradei seniye müteallik buyrulur ise ait olduğu dairelerden verilecek izahat ve tafsilat üzerine layihalarının tanzimi Şûrayı Devlete havale olunur.
Madde 54 - Şûrayı Devlette bilmüzakere tanzim olunacak kavanin layıhaları Heyeti Mebusanda badehu Heyeti yanda tetkik ve kabul olunduktan sonra icrayı ahkâmına iradei seniyei Hazreti Padişahi müteallik buyrulur ise düstürel amel olur ve işbu heyetlerin birinden katiyen reddolunan kanun layihası o senenin müddeti içtimaiyesinde tekrar mevkii müzakereye konulamaz.
Madde 55 - Bir kanun layıhası evvelâ Heyeti Mebusanda badehu Heyeti Ayanda bend bend okunup ve her bendine rey verilüp ekseriyeti ara ile karar verilmedikçe ve bedel karar heyeti mecmuası için dahi betekrar ekseriyetle karar hasıl olmadıkça kabul olunmuş olmaz.
Madde 56 - Bu Heyetler Vükelâdan veya onların göndereceği vekillerden veya kendi azalarından olmayan veyahut resmen davet olunmuş memurinden bulunmayan hiç kimseyi gerek asaleten ve gerek bir cemaat tarafından vekâleten bir madde ifadesi için gelmiş olduğu halde asla kabul edemez ve ifadelerini istima eyliyemez.
Madde 57 - Heyetlerin müzakeratı lisanı Türkî üzere cereyan eder ve müzakere olunacak layıhaların suretleri tab ile yevmi müzakereden evvel azaya tevzi olunur.
Madde 58 - Heyetlerde verilecek reyler ya tâyini esamî veyahut işaratı mahsusa veyahut reyi hafi ile olur. Reyi hafi usulünün icrası âzayı mevcudenin ekseriyeti ârâsı ile karar verilmeğe mütevakkıftır.
Madde 59 - Her Heyetin inzibatı dahilisini münhasıran kendi reisi icra eder.
Heyeti Âyân
Madde 60 - Heyeti Âyanın reisi ve âzası nihayet miktarı Heyeti Mebusan âzasının sülüsü miktarını tecavüz etmemek üzere doğrudan doğruya tarafı Hazreti Padişahiden nasbolunur.
Madde 61 - Heyeti Âyana âza tâyin olunabilmek için asar ve efali umumun vüsuk ve itimadına şayan ve umuru Devlette hidematı memduhesi mesbuk ve mütearif zevattan olmak ve kırk yaşından aşağı bulunmamak lâzımdır.
Madde 62 - Heyeti Âyan âzalığı kaydı hayat iledir. Bu memuriyetlere vükelâlık ve valilik ve ordu müşirliği ve kazaskerlik ve elçilik ve patriklik ve hahambaşılık memuriyetinde bulunmuş olan mazulinden ve berri ve bahri ferikândan ve sıfatı lâzimeyi cami sair zevattan münasipleri tâyin olunur. Kendü talepleri Devletçe sair memuriyete tâyin olunanlar azalık memuriyetinden sakıt olur.
Madde 63 - Heyeti Âyanın azalık maaşı şehrî onbin kuruştur. Başka bir nam ile Hazineden muvazzaf olan azanın maaş ve tâyini eğer onbin kuruştan dûn ise ol miktara iblâğ olunur ve eğer onbin kuruş veya ziyade ise ibka olunur.
Madde 64 - Heyeti Âyan Heyeti Mebusandan verilen kavanin ve muvazene lâyihalarını tetkik ile eğer bunlarda esası umuru diniyeye ve Zatı Padişahinin hukuku seniyesine ve hürriyete ve Kanunu Esasi ahkâmına ve Devletin tamamiyeti mülkiyesinde ve memleketin emniyeti dahiliyesine ve vatanın eshabı müdafaa ve muhafazasına ve adabı umumiyeye halel verir bir şey görür ise mütalâasını ilâvesile ya kat’iyen red veyahut tâdil ve tashih olunmak üzere Heyeti Mebusana iade eder ve kabul ettiği lâyihaları tastik ile Makamı Sadarete arzeyler ve Heyete takdim olunan arzuhalları bittetkik lüzum görür ise ilâvei mütalâa ile beraber Makamı Sadarete takdim eder.
Heyeti Mebusan
Madde 65 - Heyeti Mebusanın miktarı âzası tebaai Osmaniyeden her ellibin nüfus zükûrda bir nefer olmak itibariyle tertip olunur.
Madde 66 - Emri intihap reyi hafi kaidesi üzerine müessestir. Sureti icrası kanunu mahsus ile tâyin olunacaktır.
Madde 67 - Heyeti Mebusan âzalığı ile Hükümeti memuriyeti bir zat uhdesinde içtima edemez. Fakat Vükelâdan intihap olunanların âzalığı mücazdır. Vesair memurinden biri mebusluğa intihap olunur ise kabul edip etmemek yedi ihtiyarındandır. Fakat kabul ettiği halde memuriyetinden infisal eder.
Madde 68 - Heyeti Mebusan için azalığa intihabı caiz olmayanlar şunlardır: Evvelâ tebai Devleti Âliyeden olmıyan saniyen nizamı mahsusu mucibince muvakkaten hizmeti ecnebiye imtiyazını haiz olan salisen Türkçe bilmiyen rabian otuz yaşını ikmal etmiyen hamisen hini intihabta bir kimsenin hizmetkârlığında bulunan sadisen iflâs ile mahkûm olup da iadei itibar etmemiş olan sabian sui ahval ile müştehir olan saminen mahcuriyetine hüküm lâhik olup ta fekki hacir edilmeyen tasian hukuku medeniyeden sakıt olmuş aşiren tabiiyeti ecnebiye iddiasında bulunan kimselerdir. Bunlar mebus olamaz. Dört seneden sonra icra olunacak iltihaplarda mebus olmak için Türkçe okumak ve mümkün mertebe yazmak dahi şart olacaktır.
Madde 69 - Mebusan intihabı umumisi dört senede bir kerre icra olunur ve her mebusun müddeti memuriyeti dört seneden ibaret olup fakat tekrar intihap olunmak caizdir.
Madde 70 - Mebusların intihabı umumisine Heyetin mebdei içtimaı olan teşrini saniyeden lâakal dört mah mukaddem başlanılır.
Madde 71 - Heyeti Mebusan âzasının herbiri kendini intihap eden dairenin ayrıca vekili olmayıp umum Osmanlıların vekili hükmündedir.
Madde 72 - Müntehipler intihap edecekleri mebusları mensup oldukları dairei vilâyet ahalisinden intihap etmeğe mecburdur.
Madde 73 - Bu iradei seniye Heyeti Mebusan feshile dağıtıldığı halde nihayet altı ayda müçtemi olmak üzere umum mebusanının müceddeden intihabına başlanılacaktır.
Madde 74 - Heyeti Mebusan âzasından biri vefat eder veya eshabı hacriyei meşruadan birine duçar olur veya bir uzun müddette meclise devam etmez veyahut istifa eder veya mahkûmiyet veya kabulü memuriyet cihetile âzalıktan sakıt olursa yerine nihayet gelecek içtimaa yetiştirmek üzere usulü veçhile diğeri tâyin olunur.
Madde 75 - Münhal olan mebusluk makamlarına intihap olunacak âzanın memuriyeti gelecek intihabı umumî zamanına kadardır.
Madde 76 - Mebuslardan herbirine beher sene içtimai için Hazineden yirmibin kuruş verilecek ve şehrî beşbin kuruş maaş itibarile memurini mülkiye nizamına tevfikan azimet ve avdet harcırahı ita kılınacaktır.
Madde 77 - Heyeti Mebusan Riyasetine Heyet tarafından ekseriyetle üç ve ikinci ve üçüncü riyasetlere üçer nefes ki cem’an dokuz zat intihap olunarak huzuru şahaneye arzile bunlardan birisi riyasete ve ikisi reis vekâletlerine ba idaei seniye tercih ve memuriyetleri icra kılınır.
Madde 78 - Heyeti Mebusanın müzakeratı alenidir. Fakat bir maddei mühimmeden dolayı müzakeratı hafi tutulmak Vükelâ canibinden veyahut Heyet Mebusanın âzasından onbeş zat tarafından teklif olundukta Heyetin içtima ettiği mahal âzanın maadasından tahliye edilerek teklifin red veya kabulü için ekseriyeti azâya müracaat edilir.
Madde 79 - Heyeti Mebusanın müddeti içtimaiyesinde âzadan hiç biri Heyet tarafından ithama sebebi kâfi bulunduğuna ekseriyetle karar verilmedikçe veyahut bir cünha veya cinayet icra ederken veya icrayı müteakip tutulmadıkça tevkif ve muhakeme olunamaz.
Madde 80 - Heyeti Mebusan kendüye havale olunacak kavanin lâyihalarını müzakere ile bunlardan umuru maliyeye ve Kanunu Esasiye taalûk eder maddeleri red veya kabul veyahut tâdil eder ve mesarifi umumiye muvazene kanununda gösterildiği veçhile Heyeti Mebusanda tafsilâtile tetkik olunduktan sonra miktarına Vükelâ ile birlikte karar verilür ve buna karşılık olacak varidatın keyfiyeti ve kemmiyeti ve sureti tevzi ve tedariki kezalik Vükelâ ile birlikte tâyin edilir.
Mehakim
Madde 81 - Kanunu mahsusuna tevfikan tarafı Devletten nasbolunan ve yedlerine beratı şerif verilen hakimler layenazildir. Fakat istifaları kabul olunur. Hakimlerin terekkiyatı ve meslekleri ve tebdili memuriyetleri ve tekaüdleri ve bir cürüm ile mahkûmiyet üzerine azil olunmaları dahi kanunu mahsusu hükmüne tabidir ve hakimlerin ve mehakim memurlarının matlup olan evsafını işbu kanun irae eder.
Madde 82 - Mahkemelerde her nevi muhakeme alenen cereyan eder ve ilâmatın neşrine mezuniyet verir. Ancak kanunda musarrah esbaba mebni mahkeme muhakemeyi hafi tutulabilir.
Madde 83 - Herkes huzuru mahkemede hukukunu muhafaza için lüzum gördüğü vesaiti meşruayı istimal edebilir.
Madde 84 - Bir mahkeme vazifesi dahilinde olan dâvanın her ne vesile ile olursa olsun rüiyetinden imtina edemez ve bir kerre rüyetine veyahut rüiyeti için iktiza eden tahkikatı evvileyeye başlandıktan sonra tatil veya tâviki dahi caiz olamaz; meğer ki müddei dâvadan keffiyed etmiş ola. Şu kadar ki cezaya müteallik deavide Hükümete ait olan, hukuk nizamı vechile yine icra olunur.
Madde 85 - Her dâva ait olduğu mahkemede rüyet olunur. Eşhas ile hükümet beynindeki dâvalar dahil mehakimi umumiyeye aittir.
Madde 86 - Mahkemeler her türlü müdehelâttan azâdedir.
Madde 87 - Deavii şer’iye mehakimi şer’iyede ve deavii nizamiye mehakimi nizamiyede rüyet olunur.
Madde 88 - Mahkemelerin sunuf ve vezaif ve selâhiyetinin derecat ve taksimatı ve hükkâmın tavzifi kavanine müstenittir.
Madde 89 - Her ne nam ile olur ise olsun bazı mevaddı mahsusayı rüiyet ve hükmetmek için mehakimi muayene haricinde fevkalâde bir mahkeme veyahut hüküm vermek selâhiyetini haiz komisyon teşkili kat’a caiz değildir. Fakat kanunen muayyen olduğu veçhile tâyini mevla ve tahkim caizdir.
Madde 90 - Hiçbir hakim hakimlik sıfatiyle Devletin maaşlı bir başka memuriyetini uhdesinde cemedemez.
Madde 91 - Umuru cezaiyede hukuku âmmeyi vikayeye memur müddeî umumiler bulunacak ve bunların vezaif ve derecatı kanun ile tâyin kılınacaktır.
Divânı Âli
Madde 92 - Divanı Âli otuz âzadan mürekkeptir. Bunların onu Heyeti Âyan ve onu Şûrayı Devlet ve onu Mahkemeyi Temyiz ve İstinaf rüesa ve âzasından kur’a ile tefrik ve tâyin olunarak Heyeti Âyan dairesinde lüzum göründükçe ba iradei seniye akdolunur. Vazifesi Vükelâ ile Mahkemei Teyiz rüesa ve âzasının ve zat ve hukuk şahane aleyhinde harekete ve Devleti bir hali muhataraya ilkaya tasaddi eyliyenlerin muhakemesidir.
Madde 93 - Divanı Âli ikiye münkasem olup biri Dairei İthamiye ve biri Divanı Hükümdür. Daireyi İthamiye dokuz âzadan ibaret olup bunun üçü Heyeti Âyan ve üçü Divanı Temyiz ve İstinaf ve üçü Şûrayı Devlet âzasından Divanı Âliye alınacak âza içinden kur’a ile intihap olunur.
Madde 94 - Bu daire şikâyet olunan zevatın müttehem olup olmadığına sülüsan ekseriyetile karar verir ve Dairei İthamiyede bulunanlar Divanı Hükümde bulunamaz.
Madde 95 - Divanı Hüküm, yedisi Heyeti Âyan ve yedisi Divanı Temyiz ve İstinaf ve yedisi Şûrayı Devlet rüesa ve âzasından olmak üzere Divanı Âli âzasının yirmibir neferinden mürekkep olarak Dairei İthamiye tarafından muhakemesi lâzım olduğuna karar verilmiş dâvalar hakkında âzayı murettebenin sülüsan ekseriyetile kat’iyen ve kavanini mevzuasına tatbikan hükmeder ve hükümleri kabili istinaf ve temyiz değildir.
Umuru Maliye
Madde 96 - Tekâlifi Devletin hiçbiri bir kanun ile tâyin olunmadıkça vaz’ ve tevzi istihsal olunamaz.
Madde 97 - Devletin büdçesi varidat ve mesarifatı takribiyesini mübeyyin kanundur. Tekâlifi Devletin vaz’ ve tevzi ve tahsil emrinde müstenit olacağı kanun budur.
Madde 98 - Büdçe yani Muvazenei Umumiye Kanunu Meclisi Umumide madde be madde tetkik ve kabul olunur. Varidat ve mesarifatı muhammeninin müfredatını cami olmak üzere ana merbut olan cedveller nızamen tâyin olunan numunesine tevfikan aksam ve fusul ve mevaddı müteaddideye münkasem olarak bunların müzakeresi dahi fasıl icra edilir.
Madde 99 - Muvazenei Umumiye Kanunu mütealilk olduğu senenin dühulünde mevkii icraya konulabilmek için lâyihası Hey’eti Mebusana Meclisi Umuminin küşadı akabinde ita olunur.
Madde 100 - Bir kanunu mahsus ile muayyen olmadıkça emvâli Devletten muvazene haricinde sarfiyat caiz olamaz.
Madde 101 - Meclisi Umuminin münakit bulunmadığı esnada esbabı mücbireyi fevkalâdeden dolayı muvazene haricinde masraf ihtiyarına lüzumu kavi tahakkuk eder ise mesuliyeti Heyeti Vükelâya ait olmak ve Meclisi Umuminin küşadı akabinde ana dair kanun lâyıhası Meclisi Umumiye verilmek üzere o masrafın tesviyesi için iktiza eden mebaliğin tarafı Hazreti Padişahiye arz ve istizan ile sadır olacak iradei seniye üzerine tedarik ve sarfı caiz olur.
Madde 102 - Muvazene Kanununun hükmü bir seneye mahsustur. O senenin haricinde hükmü cari olamaz ancak bazı ahvali fevkalâdeden dolayı Meclisi Mebusan muvazeneyi kararlaştırmaksızın fesih olunduğu halde hükmü bir seneyi tecavüz etmemek üzere bir kararname ile Vükelâyı Devlet ba iradei seniye senei sabıka muvazenesinin cereyanı ahkâmını Meclisi Mebusanın gelecek içtimaına kadar temdit ederler.
Madde 103 - Muhasebei Kat’iye Kanunu müteallik olduğu senenin varidatında istihsal olunan mebaliğ ile yine o senenin mesarifatına vukubulan sarfiyatın miktarı hakikisini mübeyyin olarak bunun şekil ve taksimatı dahi Muvazenei Umumiye tamamile mutabık olacaktır.
Madde 104 - Muhasebei Kat’iye Kanununun lâyihası müteallik olduğu senenin hitamından itibaren nihayet dört sene sonra Meclisi Umumiye ita olunur.
Madde 105 - Emevali Devletin kabız ve sarfına memur olanların muhasebelerini rüiyet ve devairden tanzim olunan sâi muhasebelerini tetkik ederek hulâsai tetkikat ve neticei mütalâatını her sene bir takriri mahsus ile Heyeti Mebusana arzeylmek üzere bir Divanı Muhasebat teşkil olunacaktır. Bu divan her üç ayda bir kerre ahvali maliyeyi Riyaseti Vükelâ vasıtasile ba takrir tarafı Hazreti Padişahiye dahi arzeder.
Madde 106 - Divanı Muhasebatın azası oniki kişiden mürettep olacak ve herbiri Heyeti Mebusandan ekseriyetle azlinin lüzumu tastik olunmadıkça memuriyetinde kaydı hayat ile kalmak üzere ba iradei seniye nasbolunacaktır.
Madde 107 - Divanı Muhasebet âzasının evsaf ve vezayifinin tafsilatı ve sureti istifade ve tebdil ve terakki ve tekaüdü ve ahkâmının keyfiyeti teşkili bir nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır.
Vilâyat
Madde 108 - Vilâyetin usulü idaresi, tevsii mezuniyet ve tefriki vezayif kaidesi üzerine müesses olup derecatı nizamı mahsus ile tâyin kılınacaktır.
Madde 109 - Vilâyet ve leva ve kaza merkezlerinde olan idare meclislerile senede bir defa merkezi vilâyette içtima eden Meclisi Umumî âzasının sureti intihabı bir kanunu mahsus ile tevsi olunacaktır.
Madde 110 - Vilâyet Mecalisi Umumiyesinin vezayifi yapılacak kanunu mahsusunda beyan olunacağı veçhile turuku meabir tanzimi ve itibar sandıklarının teşkili ve sanayi ve ticaret ve felahatın teshili gibi umuru nafiaya müteallik mevad hakkında ve umuma ait maarif ve terbiyenin intişarı yolunda müzakerata şâmil olmakla beraber, tekâlif ve mürettebatı miriyenin sureti tevzi ve istihsalinde ve muamelâtı sairede kavanin ve nizamatı mevzua ahkâmına muhalif gördükleri ahvalin müteallik olduğu makam ve mevkilere tebliğ ile tashih ve ıslahı zımmında arzı iştikâ etmek selâhiyetini dahil muhtevi olacaktır.
Madde 111 - Müsakkafat ve müstagallat ve nukudu mevkufe hasılatının şurutu vakfiyesi ve teamülü kadimi veçhile meşrutun lehine ve hayrat ve müberrata sarfolunmak üzere vasiyet edilen emvalin vasiyetnamelerde muharrer olduğu üzere musalehine sarfına ve emvali eytamın nizamnamei mahsusu veçhile sureti idaresine nezaret etmek üzere her kazada her milletin bir cemaat meclisi bulunacak ve bu meclisler tanzim edilecek nizamatı mahsusası veçhile her milletin müntehap efradından mürekkep olacaktır. Ve mecalisi mezkûre mahalleri hükümetlerini ve Vilâyet Mecalisi Umumiyesini kendilerine merci bilecektir.
Madde 112 - Umuru belediye Dersaadet ve taşralarda bilintihap teşkil olunacak Devairi Belediye Meclislerile idare olunacak ve bu dairelerin sureti teşkili ve vezaifi ve âzasının sureti intihabı kanunu mahsus ile tâyin kılınacaktır.
Mevaddı Şita
Madde 113 - Mülkün bir cihetinde ihtilâl zuhur edeceğini müeyyid asar ve emarat görüldüğü halde Hükûmeti seniyenin o mahalle mahsus olmak üzere muvakkaten (idarei örfiye) ilânına hakkı vardır. (İdarei örfiye) kavanin ve nizamatı mülkiyenin muvakkaten tatilinden ibaret olup (idarei örfiye) tahtından bulunan mahallin sureti idaresi nizamı mahsus ile tâyin olunacaktır. Hükûmetin emniyetini ihlâl ettikleri idarei zabıtanın tahkikatı mevsukası üzerine sabit olanların memâliki mahrusai şahaneden ihraç ve teb’id etmek münhasıran Zatı Hazreti Padişahinin yedi iktidarındadır.
Madde 114 - Osmanlı efradının kâffesince tahsili maarifin birinci mertebesi mecburi olacak ve bunun derecat ve teferrüatı nizamı mahsus ile tâyin kılınacaktır.
Madde 115 - Kanunu Esasinin bir maddesi bile hiçbir sebep ve bahane ile tatil veya icradan iskat edilemez.
Madde 116 - Kanunu Esasinin mevaddı mündericesinden bazılarının icabı hale ve vakte göre tagyir ve tadiline lüzumu salih ve kat’i göründüğü halde zikri ati şerait ile tadili caiz olabilir. Şöyle ki, ya Heyeti Vükelâ veya Heyeti Âyan veya Heyeti Mebusan tarafından işbu tadile dair bir teklif vukubulduğu halde evvelâ Meclisi Mebusanda âzayı mürettebenin sülüsan ekseriyetile kabul olunur ve kabul Meclisi Âyanın kezalik sülüsan ekeriyetile tastik edildikten sonra iradei seniye dahi sudur eder ise tadilâtı meşruha düstürulamel olur ve Kanunu Esasinin tadili teklif olunan bir maddesi berveçhi meşruh müzakeratı lâzimesinin icrasile iradei seniyesinin suduruna kadar hüküm ve kuvvetini gaip etmeksizin meriyülicra tutulur.
Madde 117 - Bir maddei kanuniyenin tefsiri lâzım geldikte umuru adliyeye müteallik ise tâyini manâsı Mahkemei Temyize ve idarei mülkiyeye dair ise Şûrayı Devlete ve işbu Kanunu Esasiden ise Heyeti Âyana aittir.
Madde 118 - Elyevm düsturülamel bulunan nizamat ve teamül ve âdet ileride vazolunacak kavanin ve nizamat ile tadil veya ilga olunmadıkça meriyülicra olacaktır.
Madde 119 - Meclisi Umumiye dair olan fi 10 Şevval sene 93 tarihli Talimatı Muvakkatenin cereyanı ahkâmı yalınız birinci defa içtima edecek Meclisi Umuminin müddeti inikadiyesi hitamına kadar olup ondan sonra hükmü cari değildir.
Kaynak: Osmanli Arastirmalari Sitesi
DÜŞÜNCE ve İNSAN ODAKLI PLATFORM "Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun." (Mevlana Rumi) "Herkes, insanlığın genel iyilik halini artırmak için küçük de olsa hatta küçücük de olsa çaba sarfetmelidir." (Leo Tolstoy) "Yaradılanı severiz yaradandan ötürü" (Yunus Emre) "Barikâ-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar" (Gerçeğin ışığı fikirlerin çatışmasından doğar) (Namık Kemal) / E-Posta: dusuncekahvesi@gmail.com
22 Kasım 2010 Pazartesi
4 Kasım 2010 Perşembe
Koçi Bey'in Gözüyle Osmanlı'da Çözülme
A. Yaşar AYDIN
"Klâsik" Osmanlı devlet ve toplum yapısı, onaltıncı yüzyılın ikinci yarısından itibaren bir "buhran" veya "dönüşüm-değişim" olgusuyla karşılaşmıştır. Eşzamanlı olarak bu değişmeyi yaşayan Osmanlı devlet adamı ve uleması, toplumun ve devletin bir buhran ya da dönüşüm geçirdiğinin, onların ifadesiyle 'nizam-ı âleme ihtilal ve reaya ve berayaya infial' geldiğinin farkındaydılar ve karşılaştıkları bu toplumsal ve siyasal değişmeyi 'daire-i adliye' (adalet merkezli toplum teorisi) ve 'erkân-ı erbaa' (ulema, asker, tüccar ve reayadan oluşan dört ana sınıflı toplum teorisi) ilkeleri çerçevesinde izaha çalıştılar.
Bu çalışma, Osmanlı toplum ve devlet düzeninde meydana gelen değişikliklerin gelenekçi bir bakış açısıyla tahlilini yapan risalelerin (kitapçıkların) en çok tanınanı ve belki de en kapsamlısı olan Koçi Bey risalelerinin ve bu risalelerde işlenen onaltıncı yüzyıl sonu ve onyedinci yüzyıl başı Osmanlı devlet ve toplumunun içinde bulunduğu değişimin analizini kapsamaktadır.
Koçi Bey ve Risaleleri
Hangi tarihte doğduğu bilinmeyen Koçi Bey, onyedinci yüzyılda yaşamış bir yönetim bilimcisi ve uygulamacısıdır. Asıl adı Mustafa olan Koçi Bey, Arnavut asıllı bir devşirmedir. Koçi Bey gençliğinde İstanbul'a getirilmiş ve Saray-ı Hümayun'a alınmıştır. Sultan I. Ahmet devrinden Sultan IV. Murat devrine kadar Enderun'da çeşitli görevlerde bulunmuş, sonra Hasoda'ya alınmıştır. Hasoda'da hem Sultan Murat'a hem de Sultan İbrahim'e sır arkadaşlığı ve danışmanlık yapmıştır. Sultan İbrahim devrinden sonra emekliye ayrılmış, doğum yeri olan Göriçe'ye dönmüştür.
Koçi Bey'in kişiliği hakkında kaynaklarda yeterince bilgi bulunmamaktadır. Ancak yazmış olduğu risalelerden hareketle onun kişiliği hakkında bazı değerlendirmelerde bulunabiliriz. Buna göre Koçi Bey, Osmanlı toplumu ve kurumları hakkında geniş bir bilgiye ve bu bilgiyi tahlil edebilme yeteneğine ve eğitimine sahiptir. Osmanlı devlet teşkilatını ve meydana gelen dönüşümü tanımlarken iyi bir gözlemci, alternatif çözüm yolları önerirken de iyi bir danışman olduğunu göstermektedir. Sultan Murat gibi sert mizaçlı bir hükümdara ve Sultan İbrahim gibi her türlü telkine açık bir hünkâra, sistemdeki aksaklıkları belirtmesi ve onlara ne şekilde hareket etmeleri gerektiğini çekinmeden dile getirmesi, onun oturmuş bir karaktere ve gözüpekliğe sahip olduğunun açık delilidir.
Koçi Bey Risaleleri'nin Özellikleri
Koçi Bey Risaleleri, birisi Sultan IV. Murat'a, diğeri de Sultan İbrahim'e sunulan iki risaleden oluşmaktadır. Risaleler, kullanılan dil ve metot bakımından farklılıklar göstermelerine rağmen, genel hatları itibariyle birbirlerine benzemektedir. Risalelerdeki dil ve metot farklılıkları muhataplarının karakterlerinden ve eğitim seviyelerinden kaynaklanmaktadır.
Koçi Bey Risalesi denilince, ilk önce 1631 tarihinde Sultan Murat'a sunmuş olduğu risale akla gelmektedir. Sultan Murat; Arapça ve Farsça bildiğinden dolayı risale, edebî bir Osmanlıca ile yazılmıştır. Bu risale, kısa kısa yazılmış yirmiiki bölümden oluşmaktadır. Yazar, ilk bölümde Osmanlı devlet ve toplum düzeninin temel ilkesini belirtir ve bunu problemlerin çözümü olarak sunar: Memleket ve millet düzeninin, din ve devlet kaidelerinin pekiştirilmesinin çaresi, Hz. Muhammed (sas)'in getirdiği esaslara bağlanmaktır. Sonraki beş bölümde önceki padişahların, vezirlerin, divan ehlinin, nedimlerin, din âlimlerinin ahvali ve Osmanlı sistemi içerisindeki rolleri hakkında bilgi verir. Tımar sistemini anlatarak devlet sistemi içerisindeki önemini belirtir. Bundan sonraki üç bölümde tımar ve zeamet sistemindeki, saraydaki devlet görevlileri arasındaki, yeniçeriler ve diğer askerler arasındaki bozulmanın sebeplerini ve nasıl başladığını ele alır. Bu açıklamalardan sonra beş bölüm hâlinde devletin ve toplumun içinde bulunduğu durumu derinlemesine analiz eder, sorumluları belirler. Daha sonraki bölümlerde bu buhranın nasıl önleneceği ve ne gibi çözüm yollarının uygulanması gerektiğini dile getirir.
İkinci risale Sultan İbrahim'e sunulan risaledir. Ciddî bir eğitime sahip olmayan ve iktidar öncesi hayatını kafeste geçirmiş olan Sultan İbrahim, Koçi Bey'den kendisine Osmanlı Devleti'nin sosyal ve ekonomik durumuna ilişkin bir risale yazmasını istemiştir. Bunun üzerine kaleme alınan risale, 1640 tarihinde Sultan İbrahim'e sunulmuştur.
Onsekiz bölümden oluşan Sultan İbrahim'e sunulan risale, sade ve açık bir dille yazılmıştır. Hiç kuşkusuz bu durum Sultan İbrahim'in bilgi ve eğitim seviyesiyle alâkalıdır. Eğer Koçi Bey bu risaleyi edebî bir üslûpla yazmış olsaydı, Sultan İbrahim bunları başkalarına okutup tercüme ettirme ihtiyacı hissedebilirdi. Halbuki Koçi Bey risalesinde Padişaha "… bu kâğıdı pareleyüp, ateşe yaktırasın mahza hemen karihanızdan zuhur eyliye" türünden ifadeler kullanarak bu risaleleri kimseye göstermemesi, okuduktan sonra yakması ve bütün bu bilgilerin kendi karihasından çıkmış olduğuna herkesin inanması gerektiği şeklinde tavsiyelerde bulunmaktadır. Risaledeki metot öğretici bir nitelik taşımaktadır. Koçi Bey, Sultan İbrahim'e ders verir gibi meseleleri dile getirmektedir. Bu risalede Koçi Bey âdeta bir hoca, Sultan İbrahim de bir talebe gibi görünmektedir. Hattâ bazı yerlerde padişahın devlet görevlileriyle görüşürken nasıl hitap edeceği, kim gelirse ayağa kalkacağı, büyük elçilerden hangisine nasıl davranacağı gibi konular üzerinde durmaktadır.
Klâsik Dönem Osmanlı Devlet ve Toplum İlkeleri
Koçi Bey, risalelerinde önce imparatorluğun "altın çağ"ının parlak bir tasvirini verir, daha sonra bu düzenin nasıl değişime uğradığını izah eder ve "ihtilâl-i âlem"in sebeplerini irdeleyerek bunalımdan çıkış yolunu göstermeye çalışır. Özellikle Sultan Murat'a sunulanında, devletin ihtişamlı dönemlerinde uygulanan ilke ve uygulamaları ortaya koyar ve mevcut durumla bir karşılaştırmasını yapar. Böylece yaşanılan dönemde zuhur eden içtimaî ve idarî problemleri daha açık bir şekilde ortaya koyar. Bundan dolayı burada Koçi Bey'in izlemiş olduğu metot izlenerek klâsik dönemle buhran dönemi ayrı ayrı incelenecektir.
Klâsik dönemde yönetim ve organizasyon ilkeleri: Koçi Bey, Osmanlı'nın klâsik dönemine dair temel ilkelerini, Sultan İbrahim'e sunmuş olduğu risalede ayrıntılarıyla anlatmıştır. Sultan Murat'a sunduğu risalede ise bu yapının işleyişini ve temel politikalarını belirtmiştir. Koçi Bey her iki risalede de olaylar anlatarak uygulama şekillerini belirlemektedir. Koçi Bey'e göre, problemlerin ortaya çıkmaya başladığı zaman olan Kanunî dönemine kadar padişahlar devlet ve toplum işleriyle bizzat ilgilenirlerdi. Divan toplantılarına katılıp meseleleri daha yakından takip ederlerdi. Devlet hiyerarşisindeki görevler, işinin ehli olan insanlara verilirdi ve bu kişiler görevlerini ihmal ve suiistimal etmedikleri müddetçe yerlerinde kalırlardı. Bundan dolayı herbir yönetici, görevinde uzmanlaşır, tecrübe sahibi olurdu. Görev başındaki devlet adamları devletin çıkarlarına öncelik verirlerdi, menfaatlerini ön plâna çıkarmazlardı. Sistemin işlerliğini devam ettirmesi için, devlet görevlerine ait kadrolar ve toprak sahipliği yedi yılda bir gözden geçirilir, boş kadroların ve boş olan toprakların sahibi belirlenirdi. Ayrıca devlet yöneticilerinin ve memurlarının sayısı belli idi ve gelişigüzel artırılamazdı.
Vezir-i azam ve vezirler, görevlerinde tam yetkili idiler. Makama dayalı güçleri oldukça fazla idi. Ancak bu gücü nasıl kullanacakları kurallarla belirlenmişti. Bu kural ve esaslara uyularak verilen kararda hiç kimse onlardan hesap soramazdı. Şeyhülislâmlık, kazaskerlik ve kadılık makamları haksızlığa göz yumma ve padişaha itaat etme yeri değil, hak ve adaleti gerçekleştirme yeri idi.
Devletin devamı için ilmin ve âlimin ehemmiyetini bilen devlet yöneticileri, bilgiye ve bilginlere hürmet ve ikramda kusur etmezlerdi. İlmiye zümresine mensup olanlar kolayca görevlerinden alınmazlardı. Olgunluk ve fazilet kaynağı olan âlimler; padişaha ve halka doğruyu söyler ve yanlışların düzeltilmesine çalışırlardı.
Görüldüğü üzere Koçi Bey'in dile getirmiş olduğu ideal düzen, padişahın devlet ve toplum işleriyle bizzat ilgilenmesi, tımar ve kul sistemlerinin etkin bir şekilde taviz verilmeden uygulanması, devlet görevlilerinin yerinden olma korkusundan uzak olması ve bunlara bağlı olarak Osmanlı toplumundaki "farklı zümrelerin dengeli beraberliğini" temel alan düzenin devam ettirilmesi esaslarına dayanmaktadır.
Değişim ya da buhran döneminde yönetim problemleri: Koçi Bey'e göre Osmanlı Devleti'nde değişim Kanunî Sultan Süleyman döneminde başlamıştır. Kanunî dönemi devletin en olgun dönemiyken, aynı zamanda muhtelif sahalardaki problemlerin de baş göstermeye başladığı dönemdir. Kanunî'nin son zamanlarına kadar vezir-i azamlar tam yetkiye sahiptiler. Oysa bu dönemden itibaren padişaha yakın olan kişiler devlet işlerine karışmaya başladılar. Saray halkının işlere karışmaları, yöneticilerin onlarla iyi geçinmelerine sebep oldu. Bu durum devletin çıkarlarının ikincil konuma itilmesine, yöneticilerin çıkarlarının ve makamda kalma isteklerinin ön plâna çıkmasına sebebiyet verdi. Ayrıca, yönetimde etkinliğini artıran Enderun görevlileri, tımar ve zeametleri kendi adamlarına vermeye başladılar. Bu ise zamanla rüşveti ve iltiması doğurdu.
Devlet yöneticilerinin kolayca görevden alınmaları, onları itaatkâr hâle getirdi ve doğruyu yapma ve âdil davranma yerine dalkavukluk yapmayı tercih eder oldular. Ayrıca, devlet görevleriyle ilgili memurluk kadroları artırıldı. Bu durum, bir yandan rüşvet almayı pekiştirirken diğer yandan devlet memurunun itibarını sarstı. Aynı zamanda kanunlara itaati zayıflattı, dirlik ve düzeni bozdu.
Devlet yönetiminde vezir-i azam ve üst düzey yöneticilerinin bütün işleri kendi ellerinde toplama gayretleri haksızlığı artırdı. Onların alt kademedeki yöneticilerin işlerine müdahale etmeleri sebebiyle, problemin mahallinden uzakta verecekleri yanlış kararları şikâyet edecek merci kalmamıştı. Bundan dolayı haksızlık ve zulüm ortalığı sardı.
Tımar ve zeametin hak sahibi olmayanlara verilmesi ve devşirme olmayanların yeniçeri olmaya başlamaları, askerlik sistemini bozdu. Bu da bu iki ocağın bozulmasına ve devlet hazinesinin zor duruma düşmesine sebep oldu. Bu durumu çözmek için reayadan alınan vergilerin artırılması halkın fakirleşmesine yol açtı. Koçi Bey burada klâsik Türk-İslâm devlet geleneğinin temel ilkelerinden birini belirtir: "Küfr ile dünya durur, zulm ile durmaz." Yani zulmün var olduğu yerde düzen olmaz; düzenin en temel saiki halka âdil davranmaktır.
Problemlerin çözümünde kullanılacak tedbirler: Daha önceden de ifade edildiği gibi Koçi Bey, sadece problemlerin ortaya çıkışını ve gelişimini incelememiş, onların teşhisini ve tanımını yaparak uygun çözümler sunmuştur. Koçi Bey'e göre, problemlerin çözümünde temel ilke İslâm esaslarına sıkı sıkıya bağlanmaktır. Ayrıca devletin klâsik döneminde uyguladığı yönetim ilke ve politikalarına yeniden işlerlik kazandırılması gerekmektedir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için şöyle bir yol izlenmelidir:
Mevcut has, zeamet ve tımar sahibi olanların, devlet memurlarının, yeniçeri ve kapıkulu askerlerinin, ilmiye sınıfı mensuplarının sahip oldukları mal, mülk, makam ve mevki gözden geçirilmeli, kuralına uygun olmayan herşey iptal edilmelidir. Bu işi İstanbul'da vezirlerin (üst düzey yöneticiler) değil, beylerbeyinin (yerel yönetici) yapması daha doğrudur. Bu sebeple beylerbeyi ve kazaskerlere yetkiler yeniden devredilmelidir. Böylece işlerin bozulmasıyla artan merkeziyetçilik ortadan kalkacak ve problemler çözümlenecektir. Yerel yönetime ehil olanlar getirilmeli ve İstanbul'dan kimse onların işine karışmamalıdır.
İşlerin düzelmesi, adaletin sağlanması ve hak sahiplerine haklarının verilebilmesi için rüşvet, iltimas mutlaka önlenmelidir. Vezir-i azam, görevlerini ifa ederken tam yetkili olmalı, saray halkı onun işine karışmamalıdır. Üst düzey yöneticiler, görevlerinden kolayca ve sıkça azlolunmamalıdır. Padişah perde arkasında kalmamalı, işleri bizzat kendi yapmalı ve üst düzey yöneticilerini yakından tanımalıdır. Saray halkının bu yöneticilerin işlerine karışmasına ve onların hakkında konuşmalarına fırsat vermemelidir.
Sonuç
Koçi Bey, çözülme ya da buhran vakasını belirli düşünce geleneğini tevarüs etmiş bir fikir erbabı olarak geleneksel Osmanlı devlet ve toplum anlayışı çerçevesinde tahlil etmiştir.
Koçi Bey, Osmanlı'daki değişimin idarenin tepesindeki bozulma, daire-i adliye ve kanun-u kadim'de ihmal (eski sultanlar devrinde uygulanmış ve faydaları sınanmış kanun ve kaideler bütünlüğü), rüşvetin ve iltimasın artması, makamları ehline vermemek, erkân-ı erbaa ve toplum hiyerarşisindeki bozulma, hazinenin dengesindeki bozulma ve ahlâkî çürüme olgularını inceleyerek analiz etmeye çalışmıştır. Daha sonra bu problemlerin çözümü için bazı gerekli ıslahatlar önermiştir. Bu ıslahat teklifleri idarî niteliktedir ve uygulamada baskı unsuru ön plândadır. Kulların itaat altına alınmasından bahsederken "… benî âdem kahr ile zabtolur hilm ile olmaz" (insanoğlu yumuşaklıkla değil, zor-güç kullanılarak düzene sokulabilir) demektedir.
Koçi Bey'in Osmanlı ülkesinin dışındaki gelişmelere ve bunun yansımalarına hiç değinmemesi bir eksiklik olarak görülebilir. Bu gelişmelerin Koçi Bey'in çözülme analizinde değerlendirilmemiş olması onun meseleyi içe dönük bir bakış açısıyla ele almasının bir sonucu olarak görülmelidir.
Kaynaklar
- Koçi Bey, Koçi Bey Risalesi, (Neşr. Ali Kemal Aksüt), İstanbul 1939.
- İslâm Ansiklopedisi, 'Koçi Bey Maddesi', MEB Yay., cilt 6, s. 832-835.
- M. Tahir Bursalı, Osmanlı Müellifleri, 3 cilt, s.79, İstanbul 1965.
- Douglas Howard, 'The Ottoman Historiography and the Literature of Decline of the 16th and 17th Centuries', Journal of Asian Society, 22 (1988), ss.52-77.
- Bernard Lewis, 'Ottoman Observers of Ottoman Decline', Islamic Studies, 1 /1 (1962), ss.71-87.
- Murphey Rhoads, 'The Veliyuddin Telhis: Notes on the Sources and Interrelations between Koci Beg and Contemporary Advice to Kings', Belleten, XLIII (1979).
Kaynak: Osmanli Arastirmalari
Kaynak: Osmanli Arastirmalari
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
The Reflection Cafe
Anket Sonuçlari
- Seçim Anketi (25 Haziran- 5 Temmuz 2010)
- "Demokratik Açılım" Anketi (13/11/09-20/11/09)
- Seçim Anketi (9/3/09-27/3/09)
- AKP/AK Parti Kapatma Davası (17/3/08-24/3/08)
- Seçim Anketi (11/7/07-21/7/07)
- Kimlik Anketi (12/4/07-28/5/07)
- Büyük Erdemler Anketi (20/3/07-11/4/07)
- Düşünce Kahvesi Anketi (20/3/07-11/4/07)
- Cumhurbaşkanlığı Anketi (2/3/07-5/4/07)
- Siyasi Yelpaze Anketi (20/11/06-2/3/07)