25 Ağustos 2010 Çarşamba

Sahip Olduklarımız ve Olmadıklarımız

Berna Sağlam Naipoğlu


"Biliyorum ki ben, ruhumdan akıp gelmek isteyen düşünceler dışında hiçbir şeye sahip değilim. Biliyorum ki ben, tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci tattığım anlar dışında hiçbir şeye sahip değilim."


Goethe'nin bu cümlelerini bir kitapta okudum ve üzerinde düşündüm.


Gerçekten de hayata manevi anlamda bakabildiğimiz zaman, sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü, yardımlaşma, paylaşma gibi güzel duygular, hayattan aldığımız keyifler ve yaşadığımız anların ağzımızda bıraktığı tatlar sahip olduklarımızdır. Gerisi maddi değerlerdir ki bunlarda zaman içinde değişiklik gösterir. Onlara sahipmişiz gibi yaparlar ama aslında bizim değillerdir. Geçici bir kullanım hakkı tanırlar. Yaşam içinde tabii ki önemlidirler. Ama önem sınırının ve önceliklerinin çok iyi ayarlanması gerekmektedir. Hayatımızın daha rahat ve konforlu geçmesi için maddi değerlere de ihtiyacımız olduğunu yatsıyamayız. Bu sınırlarımızı iyi bilmeli bu tip değerleri sadece araç edinmeli amaca çevirmemeliyiz.


Yaşamımız hareketlerden oluşan bir devamlılık içerir. Neden ve nasıl hareket ettiğimizi saptayabilir ve bunları değiştirebiliriz. Yani geleceğimiz, bizim elimizdedir. Elimiz, kalbimizin elindedir. Kalbimiz zihnimizin elindedir. Zihnimiz, farkındalığımızın elindedir. Yani hepsi birbirine bağlıdır ve hepsi birbirine kazandırmak için el ele çalışır.


Bu dengeler korunduğu sürece mutsuz olmak için hiçbir sebep yoktur.


Mutluluk ise hem kendimize hem başkalarına fayda sağlayacaktır.


Kendimize vakit ayırmak, özen göstermek, kendi kendimize yeterli olmak, bizim ruhsal büyümemiz için çok önemlidir.


Biz karşımıza çıkan her bir insandan, her bir durumdan ve her bir zorluktan ders alabiliriz. Yaptığımız işlerin her biri, ne denli olağan, sıradan görünse de onlardan öğreneceğimiz birşeyler vardır. En azından farkındalığımız artacak ve yaptığımız her işi daha yüksek bir bilinç hali içinde yapma fırsatını bize sunacaktır.


Bütün hareketlerimize, faaliyetlerimize farkındalık ve sevgi kattığımız sürece ve yaşadığımız her deneyimi bir büyüme fırsatına çevirdiğimiz takdirde daha doğru yaşadığımızı göreceğiz. Başımıza daha iyi şeylerin geldiğini ve her olayın güzelleştiğini farkedeceğiz. Daha mutlu daha yararlı bir insan olacağız. Ruhumuzu geliştirdikçe fiziksel dünyada değişimler yaratabilecek birçok olay hayatımıza girecektir. Daha büyük bir sevinç, canlılık ve sevgiyi yaşamamıza fırsat verecek, yaşama ustalığımıza katkıda bulunacaktır.


Fiziki gelişimimiz için nasıl beslenmemize, sağlığımıza dikkat ediyor ve vücudumuzu çalıştırarak formda kalmaya çalışıyorsak, ruhsal gelişimimiz için de çalışmalar yapmamız gerekmektedir. Dürüstlük, adalet ve barış ise bu çalışmaların temel taşıdır.


Vermek, almak, istemek, keyif almak, ruhumuzun sayısız niteliklerinden sadece birkaç tanesidir.

Bazı insanların verme kapasiteleri yoktur. Vermekten bahsederken bunu sadece para olarak algılarlar ve böylecede dar bir açının içinde sıkışıp kalırlar. Vermekle içimizden tanımsız ama çok iyi hissettiren birşeylerin aktığı bir kanal açmış oluruz. Bu bizi mutlu kılacaktır.


Bazı insanlar ise almayı bilmezler. Birşey verilince ve onu almak zorunda kaldıklarında kendilerini alçalmış ve kötü hissederler. Hediyeyi kabul edebilmek için bakış açılarını hislerini yeterince açabilme yetileri yoktur.


İçten verebildiğimiz gibi, neşeyle alabilmeyi de başarabilmeliyiz.


Diğer bazı insanlar ise zevk almayı bilmezler. Bu gerçekten de çok sıkıcı ve tehlikeli bir durumdur. Yaşadığımız her andan ve yaptığımız her işten zevk almasını öğrenmek zorundayız. Zevk almamız yaptığımız işle doğru orantılı veya başka birşeyle ön koşullu olmamalıdır. Zevkin kaynağı varolduğumuz, sağlıklı olduğumuz olabilmelidir.


Bazı insanlar da isteklerini yaşama geçiremez. Bir türlü bu istekleri yapamazlar. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu görürler. Yapılması gerekeni ve nasıl yapılacağını da bilirler ama hiçbir şekilde harekete geçemezler. Yani zihin ve beden ilişkileri uyumlu değildir. Bizler isteklerimizi belirleyip ancak eyleme dönüştürdüğümüz sürece onları elde ederiz.


Öyleyse sahip olduğumuz manevi değerleri artırabilmek için almayı, vermeyi, keyif almayı, istemeyi ve harekete geçmeyi bilmeliyiz.


Özümüze inmeli ve onu daha değerli kılmalıyız.


Gazali'nin dediği gibi cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen; cevizin hepsini kabuk zanneder.




1 Haziran 2007 Dunya
Resim: dpchallenge.com

1 yorum:

birsehrisevmek dedi ki...

Manevi alemde yapılan her yolculuk düşünce derinliğimizin artmasına sebep olur.Söylediklerine tamamen katılıyorum.Hatta çok az yazının tamamına senin yazına katıldığım kadar katıldım :)
Tebrik ederim.
İnsan kendi omuzlarına tırmanmalı başka türlü yükselemeyecektir çünkü...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

The Reflection Cafe

Site İstatistikleri

Locations of visitors to this page

 

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı