<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941</id><updated>2012-01-26T21:24:52.593+02:00</updated><category term='medya'/><category term='çocuk'/><category term='uluslararası ilişkiler'/><category term='felsefe'/><category term='aşk'/><category term='kadın'/><category term='kitap'/><category term='düşünce'/><category term='mevlana'/><category term='hikmet'/><category term='sinema'/><category term='fotoğraf'/><category term='türkiye-ab ilişkileri'/><category term='söyleşi'/><category term='tarih'/><category term='eğitim'/><category term='türk dış politikası'/><category term='siyaset'/><category term='şehir-gezi'/><category term='müzik'/><category term='hayvanlar alemi'/><category term='kültür-sanat'/><category term='linkler'/><category term='video'/><category term='yeryüzü'/><category term='şiir'/><category term='edebiyat'/><category term='iktisat'/><category term='sosyal bilimler'/><category term='sosyoloji'/><category term='insan'/><title type='text'>Düşünce Kahvesi</title><subtitle type='html'>DÜŞÜNCE ve İNSAN ODAKLI PLATFORM "Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun." (Mevlana Rumi) "Herkes, insanlığın genel iyilik halini artırmak için küçük de olsa hatta küçücük de olsa çaba sarfetmelidir." (Leo Tolstoy) "Yaradılanı severiz yaradandan ötürü" (Yunus Emre) "Barikâ-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar" (Gerçeğin ışığı fikirlerin çatışmasından doğar) (Namık Kemal)
/ E-Posta: dusuncekahvesi@gmail.com</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>481</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-6710764804826107840</id><published>2012-01-25T20:26:00.004+02:00</published><updated>2012-01-26T21:24:52.604+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şehir-gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür-sanat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Hangi İstanbul?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Leyla Yıldız, &lt;a href="http://www.degirmendergisi.com/deneme.php?isl=oku&amp;amp;id=19"&gt;Değirmen Dergisi&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Meşhur İtalyan seyyah ve yazar Edmondo De Amicis, İstanbul’u Marmara Denizi’nden girişte ilk defa gören meraklı seyyahların “İstanbul bu mu?”diye sükut-u hayale uğradıklarını rivayet eder. Ama Sarayburnu’nu döner dönmez karşılarına bütün ihtişamıyla asıl İstanbul belirince yazarın deyimiyle “bir haşmet, bir haz, bir zerarafet” ortaya çıkınca; biraz önce “İstanbul bu mu” diye burun kıvıran kalabalık; sonra Chateaubriand, Lamartine; Gautier ve daha niceleri tıpkı Edmondo Amicis gibi bağırırlar: "İşte İstanbul! Muhteşem, muazzam, ulu İstanbul.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İmparatorluklar şehri İstanbul, Bir şehr-i mücella. Müslim ve gayr-ı Müslim’in gözbebeği; Roma’nın, Bizans’ın ve Osmanlı’nın payitahtı. Kültür miraslarını, şaheserleri yüreğinde barındıran bir açık hava müzesidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Şuriçi’nde Grek –Ortodoks Bizantik kültürü şaha kalkar, Galata’da Latin Katolik mirası at koşturur, Üsküdar ve Eyüp’te Türk İslam sentezi zirvelere ulaşır. İstanbul medeniyetler beşiğidir. Tarihi yarımada ile Pera (Beyoğlu)yakasını birbirinden ayıran Haliç; Bizans sarayları, surları mahzenleri, kapıları; Osmanlı ve tarihi evleri, kültürel kaynaşmanın gururu ve süruru ile çalım satar. Avrupalının Altın Boynuz (Golden Horn) dediği Haliç’te Türk, Yahudi, Ermeni sanat ve zevk anlayışı güneşin altın ışıkları altında podyuma çıkar birlikte.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Bir şehr-i Stanbul ki bi-misl ü behadır&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İstanbul’u İstanbul yapan Eminönü’dür. Sokrat’ı Sokrat yapan Eflatun gibi. Semtler vardır kentler kadar şöhretli; işte Eminönü böyledir. Laleli, Beyazıt, Sultanahmet, Sülaymaniye, Nuruosmaniye, Yeni Cami; Topkapı ve Yarebatan sarayları; Mısır Çarşısı, Kapalı Çarşı, Gülhane Parkı ve İstanbul Üniversitesi, Alman Çeşmesi, Ayasofya ve Aya İrini ile küçük bir İstanbul’dur Eminönü. Sonsuz hazinedir İstanbul; Topkapı Sarayı’nda itinayla muhafaza edilen “kaşıkçı elması”… Taştan inşa edilen bir ebediyet rüyasıdır; kendisini mimari üsluplara teslim etmiş şehir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Mimar Sinan,”İstanbul’u iyi bir elmas yontucusunun eline geçmiş bir mücevher gibi işler. Yaratıcı ve nizam verici hamleleriyle İstanbul ufkunu kubbeler, minareler, kemerler ve sütunlarla donatır. Eşsiz, dehasıyla “medreseler, sukemerleri, türbeler, çeşmeler, mescitler ve camilerle İstanbul’u baştanbaşa fetheder.” Baki, Sinan’ın sanatı karşısında şöyle der:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Ey susan taşın ve konuşan hacimlerin şairi; ey maddenin uykusuna kendi nabzının ahengini hepimizin imanıyla beraber geçiren! Aydınlığı en bilgili terkiplerde eritilmiş madenler gibi yumuşatıp ondan zaferimize hil’atler biçen! Sen bu şehre bütün dünyanın kıskanacağı bir cami yapmakla kalmadın; insan düşüncesinin erişilmesi güç hadlerinden birini tespit ettin”.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Her yapı bir aşktır İstanbul’da her aşk bir tarih, Sülaymaniye Cami aşkın eseridir. Küçüksu Kasrı, Galata Kulesi, Çırağan Sarayı, St Antoine Çan Kulesi, Sadullah Paşa Yalısı, Beylerbeyi Sarayı, Bağdat ve Revan Köşkleri aşkın eseridir. Masaldır İstanbul.”Bir İstanbul Masalı.”Güneşin batışında kızıl ışıklar altında büyük camilerin, sarayların, hisarların birbirine karıştığı mehabetli manzara bir İstanbul masalını yaratır. Süzülen martılar ve hafifçe esen lodos eşliğinde tekneyle yapılan Boğaz turunun inşa ettiği beyaz kubbeler, minareler, kuleler memleketi İstanbul. “Yeşilköy üstünden sünbüli seraba”,Çamlıca Tepesi’nden murassa gerdanlığıyla bir kadın göğsüne dönüşür. Sekizinci Tepe Yuşa’dan bütün ihtişamıyla al gözüm seyreyle der:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! /Görmediğim, gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul/ Sade bir semtini sevmek bile ömre değer.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İstanbul “dersaadet”dir. Asya ile Avrupa’nın dersaadeti. Vuslat âlemi. Bir Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliatte, Paul ve Virginia, Ferhat ile Şirin, Dante ile Beatrice, Mum ile Pervane’nin aşkıyla yanan Asya ile Avrupa’nın kavuşma yeri. Buluşma ve Boğaz’ın sularında göz göze oynaşma yeri… İstanbul bir terkiptir. Eski yeni, doğu batı, yerli yabancı, güzel çirkin, asalet bayağılık, zerafet hoyratlık, letafet kirlilik, tevazu küstahlık ve ihtişam ile sefaletin terkibi. Bir yanıyla “İslam”dır İstanbul, öbür yanıyla “Hıristiyan”. Minareler, katedrallar kenti. Ezanın nağmelerine Haçlı dünyasının çan sesi karışır. Bir cephede İslam’ı gözdeleri; Muhteşem Sülaymaniye, Evliya Çelebi’nin tükenmez hazinesi Beyazıt ve mavi hülya Sultanahmet Cami, öte cephede Hıristiyan’ın atan kalbi Balat Kariye, Fener Rum -Ortodoks Kiliseleri…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bir medeniyetten öbürüne geçiştir İstanbul.”Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayı’ndan.”Fatih’in Sarayburnu’nda yaşayan ruhudur Topkapı ve avlusunda İmparator 1.Constantinus’un hayat damarları Aya irini ve Aya Sofya… 1472 yıldır ayakta duran, sonsuzluğa meydan okuyan, gurur abidesi, çatışmaların müsebbibi Aya Sofya… Sütun parçalarındaki delikte Hazreti İsa’nın gerildiği çarmıh olduğuna inanılan ve garbın hala gözü üstünde olan Aya Sofya… Tarihle bağlantısı en eskiye uzanan ilçe Fatih’tir. Klasik Türk şehri… Muhafazakâr, yoksul Fatih. Şemstir Fatih. Aşk çağlayanı Mevlana’nın ilham kaynağı Şems… İstanbul’un dervişlik yönü Fatih’ten gelir.”Baba-ı Esrar”dır Fatih, dervişan kapısıdır. ”Dünyaya kapalı Allah’a açık.” dervişan kapısı, “Aşk” a giden yoldur. Sultanlar şehre dervişlik özelliğini bahşeden silületi vermek için adeta çırpınmışlardır Fatih’te.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kırat / Pırlantadan kubbeler belki bir milyar kırat Şehadet parmağıdır göğe doğru minar;/ Her nakışta o mana: öleceğiz ne çare?”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tanpınar’a göre “Tanzimat, İstanbul’a büsbütün başka bir gözle baktı. O,bu şehirde iki medeniyeti birleştirerek elde edilecek yeni bir terkibin potasını görüyordu.” Beyoğlu, Osmanlı ‘da Batı’nın simgesi; Eminönü ve Fatih’i kapsayan Suriçi Doğu’nun. Beyoğlu Hıristiyan Yahudi; Suriçi Müslüman-Osmanlı. 19.yüzyılda çıkan yangınlar, Batı tarzı yapılaşmayı hızlandırır Beyoğlu’nda. Eski konakların yerini birbirine bitiştik batı mimari üslubu evler alır. Tanzimat’la beraber bir Avrupa kenti görünümü alan semt, Frenklerle azınlıkların kaynaşmış bir yaşam sahnesidir artık. Büyülü bir yaşam: oteller, balolar, baleler, tiyatrolar, cafeler, operalar… Ve buralarının atmosferiyle yoğrulan kahvehaneler, pastaneler, birahaneler ve Beyoğlu’yla özdeşleşen meyhaneler…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Beyazperde’nin mayası da Beyoğlu’nda tutar. İstanbul’un bu yüzünde yeni bir Hollywood doğar: Yeşilçam; sinema, tiyatro, alafranga konserler, caz festivallerinin can alıcı köşesi haline gelir Beyoğlu; dansçılar, şarkıcılar ve film yıldızlarının sığınağı. Şehrin hayatına “eğlence merkezi” çehresiyle girer. Son moda eğlencelerin cazibe alanı. Eski İstanbul’un kendine özgü bir eğlenme şekli vardı. Kağıthane’de sazlı sözlü kasır eğlenceleri, Boğaz’da sandal sefaları, Çamlıca’da ve Göksu Deresi’nde bir rüya alemi nakşeden gezintiler…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Göksu’ya gel ey servinaz / Dibesteler eyler niyaz&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bülbüller oldu nağmesaz / Güller açıldı geldi yaz.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Boğaziçi’nin efsunlu mehtap âlemleri, şairlere, ressamlara ve bestekârlara sermaye olur; İstanbul’da zevk ve safa rüzgârı estirirdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Körfezdeki dalgın suya bir bak göreceksin /Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Mehtab… İri güller… Ve senin en güzel aksin / Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Said Halim Paşa ve Bebekli Valide Paşa’nın mehtap Partileri Boğaziçi’nde, hülyalı gecelerde birlikte eğlenme zevkini bahşederdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın / Bir ömrü hayale dayan ab uyanmasın.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Rivayet olunur ki, mehtap âlemlerine en düşkün padişah sultan 1.Mahmut’tur. Erkek evladı olmayan Sultan ‘ın; “Hayatta iki şeye doyup tam olarak kam alamadım: Biri evlat, diğeri mehtap” sözü meşhurdur. Bir yandan batılılaşma cereyanıyla dışarıdan hücum eden yeni moda eğlenme şekilleri, öbür yandan iktisadi şartların değişmesi, İstanbul halkının berabere eğlendiği Lale Devri eğlenme modelini maziye gömer. İstanbul halkı artık tek başına eğlenecektir. Her türlü kaygılardan uzak, değerlerden kopuk; hareketli, şatafatlı, bir yığın alafranga eğlence, çılgınca Beyoğlu’na damgasını vururken, şehrin dini, mistik, alaturka kimliği acılara gark olur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet / Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;O manayı bul da bul / İlle İstanbul’da bul / İstanbul… / İstanbul…”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Eyüb, Beyoğlu’na inat daima gelenekçidir. Vakur, mütevazıdır Eyüb. Beyoğlu medeniyet buhranının veledi, Eyüb tefekkür dünyanın evladı. Beyoğlu’nda kutsalımız ölürken Eyüb, moral değerlerin diriliğini muhafaza eder. Kendi kabuğuna çekilmiştir. Batılın dünyası giremez onun kapısından. Bir lokma, bir hırkadır Eyüb. Kâh mistisizm kokar, cami türbe ve tekkeleriyle; kâh aşk, Piyer Loti, Prens Sebahattin, Şair Fıtnat Hanım’ın sevdalarıyla. Eyüb sırtlarındaki asırlık çınar ağacının gölgesindeki kır kahvesi ve Aziyade’nin makamı tüm nostaljik aşkların sembolüdür. Tarihtir Eyüb, sur dışında kalan fakat Suriçi’nin 2500 yıllık mazisine ortaklığı ile.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Beşiktaş, Ortaköy, Kadıköy ve Tarabya da Beyoğlu’nun açtığı yoldan gider ve 21. yüzyılda eğlencenin nabzını tutmaya başlarlar. Moderniteyle birlikte barların, diskoların, gece kulüplerinin ve tavernaların sadası Üsküdar ve Galata Mevlihane semalarına ulaşır; Balat Agora ve Beyoğlu Meyhanelerinin sarhoşluğu Merdivenköy Cemevi ayinlerine bulaşır; striptiz ve gay-lezbiyen kulüplerinin çığlığı Kutsal Emanetler Dairesi’nde yirmi dört saat okunan Kuran’ın nağmelerine sataşır; Ortaköy ve Kalamışta jet- sosyetenin akınına uğrayan Lailalar, İskenderpaşa’daki zikirlerin. “Lailahe İllallah” larına karışır. İstanbul’un bir yüzünde, fışkıran marjinal zevkler, öbür yüzünde ayak direyen geleneksel değerler…Asya kimliğiyle İstanbul aşk ve iman, Avrupa kimliğiyle şirk ve küfürdür artık. İstanbul gecelerinde kimi zaman helal harama, kimi zaman haram helale galebe çalar. Bebek küçük Avrupa, Üsküdar küçük Asya. İstanbul peyzajında istiridyesini aralayan incidir Bebek; Marmara’nın kalbinde yatan denizyıldızı. İstanbul’un has bahçesine kurulmuş nadide yüzdür Bebek; şımarık, hoppa, sevimli. Ufacık balıkçı köyü iken küçük Avrupa’ya giden yolda bebek yüzlü bir çelebiyle tanışır Bebek. Rivayete göre, İstanbul’un fethi esnasında Çelebi, semte bir bahçe ve köşk yaptırır. Çelebi’nin ölümünden sonra burası “Bebek” diye anılmaya başlar. Bebek, lüks, konfor, imtiyaz. Ütopyanın gerçeğe dönüştüğü mekân. Ahmet Haşim’in “O Belde”si. Alice’nin “Harikalar Diyarı” tercihdir Bebek; şöhretin tercihi; paparazzilerin kümelendiği yer. Restoranlarının önünde kuyruk vardır Bebek’in; son model ciplerinin seyir halinde olduğu trafiğinde karmaşa. Bebek’in yeşillik ve mavilikle ördüğü huzuruna atılan şamardır bu. Türk, İngiliz, Fransız ve Amerikan halkıyla kozmopolit; Robert ve Amerikan Kız Kolej’leriyle misyonerdir; masam ama sinsi Bebek. “İstanbul’un fethini gören Üsküdar, Bebek’e nispet daima yerli, daima milli ve hep kalenderdir. Bebek maddede zaferdir; Üsküdar manada. Biri Nietzsche, öteki Konfüçyüs. Bebek imajıdır koynundaki yerli yabancı yatları, sürat motorları, yelkenlileri ve yılanlı yalı ile Üsküdar nostaljidir saray, kasır, av köşkleri, kız kulesi ile.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar / Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bir ses, bilemem tanbur gibi mi , ud gibi mi / Cumbalı odalarda inletir katibimi.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Cumbalı odalarında ud ve tanbur çalınan Tanzimat yıllarının köşkleri ve konakları zamanla silinip gider: “Az sürer gerçi fakir Üsküdar’ın saltanatı.” Fakat hala dergahlarından ney ve kudüm sesleri yükselir, Nedim’e göre dergahları sığınak olan Üsküdar’ın. Fetihle birlikte İslam diyarı olur, milli mücadelede mücahid. Cihangir’den Üsküdar’a karşı oturan İstanbullular, gurup vakti Kız Kulesinin altına dönüşen rengini seyre dalar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Git bu mevsimde gurub vakti Cihangir’den bir bak/Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tarlabaşı Sodom’dur, gizli siyasi kadrolaşmayla Ümraniye, Teksas .Hızlı saniyeleşme ve artan nüfusla cemiyet; köy ve yöre kültürünü muhafaza etmesiyle cemaattir ormanların fabrikaya dönüştüğü uygarlık olan Ümraniye. “İstanbul ya hiç sevilmez; yahut çok sevilmiş bir kadın gibi sevilir.” Ya göklere çıkarılır mabud gibi ya da yerin dibine batırılır mahlûk gibi. Yahya Kemal’den, Necip Fazıl’dan aşk fışkırtır; Tevfik Fikret’e nefret kusturur. “Sis” de onun eseridir; ”Siste Söyleniş” de. Kimine göre” bin kocadan arta kalan dul” kimine göre “zaman, mekân aşıp geçmiş sevgili” Tezatlar beldesidir İstanbul. Dikenli bir taht. Bir yüzünde çekicilik, ötekinde iticilik. Cennet de İstanbul’dur cehennem de.Huzur da ondadır,anarşi de.Varlık da ondan doğar yokluk da.Fener Rum varlık,Yahudi Balat yokluk.Uzak cephesiyle Paris; yakın çehresiyle Kabil. Kâşaneler dıştan görülür, viraneler içi doldur. Bir yanıyla Cinderella’dır İstanbul, öbür yanıyla Külkedisi. Bir yanı sefa bir yanı cefadır İstanbul’un. Beylerbeyi, Tarabya, Emirgan’da konaklar, köşkler, yalılar; Maltepe, Gültepe’de köhne, izbe mekânlar. Bir yanda mor salkım, leylak ve erguvan; öte yanda çöp, kusmuk ve kan. Ataşehir devler ülkesi, Ok Meydanı cüceler. Birinde New York’un Gökdelenleri, ötekinde gettoları. Zıtlıklar koyun koyunadır İstanbul’da. Harbiye’de cazlar, baleleri, resitaller; Feshane’de bayram ve ramazana dair nostaljik ritüeller. Bir kemanın tellerinden dökülen nağmeler gibi huzur aşılayan Emirgan, Anodolu Kavağı;öte yanda gürültü kirliliği,anarşi,trafik. Un kapanı dansöz, rakı, balık; Kocamustafa Paşa sohbet, tesbih ve sarık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Moda üreten, emek veren; Hacıhüsrev çalarak geçinen. Pendik iş gücü, Kasımpaşa yan kesici.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bir yanda şıklığı ile Avrupai kokoşlar, öte yanda pejmürde rüküşler. Bir yanda iştihası gittikçe kabaran aristokrat, öte yanda açlıktan karnı guruldayan havas. Bir tarafta ezilenler, diğer tarafta ezilenlerin omuzlarında yükselenler. Nişantaşı, Moda, Etiler modernizmin ayyuka çıkışı; Sultanbeyli, Tuzla ve Gaziosmanpaşa geri kalmışlığın acı çığlığı. Kah birinci dünya ülkesidir İstanbul, kah üçüncü dünya. Nişantaşı marka, Sultanbeyli parya. Biri öz, diğeri üvey evlat.Birincisi vitrin,ikincisi bodrum. Biri debdebe,diğeri harabe.Biri planlı yapılaşma,öteki çarpık kentleşme. Birinde burjuvazinin direncini simgeleyen abideler gibi duran apartmanlar; ötekinde boyasız, soluk, sıvasız duvarlar. Biri şahika, diğeri karanlık kuyu. Nişantaşı İstanbul’un zaferi, Sultanbeyli mağlubiyetidir. Nişantaşı varlıklı, köklü; Sultanbeyli garip muhacir. Nişantaşı aristokrat; Sultanbeyli avamdır. Nişantaşı işveren; Sultanbeyli İşçi. Nişantaşı Amerika’nın beyaz adamı; Sultanbeyli Kızılderilisi. Nişantaşı sofistikedir, Sultanbeyli ham sofu. Bir cephede Avrupa Birliği flaması, bir cephede hilafet bayrağı.Nişantaşı keçi sakal,Sultanbeyli hacı sakal.Şövalyedir Nişantaşı,umacı Sultanbeyli. Birinde “laik” yaftası, ötekinde “gerici” damgası. Biri İstanbul’un Avrupa yakasında baykuş kahkahası, öteki Anadolu yakasında kertenkele tıslaması. Biri ”ben”, diğeri “öteki”leştirilen. Biri saray saltanatı, öteki mağara cefasıdır. Nişantaşı parfüm kutusu, Sultanbeyli duman, lağım kutusu; Birincisinde kadınlar solaryumlu, ikincisinde eller ağır işten nasırlıdır. Nişantaşı kadınların bir elbiseye on yedi milyar akıttığı alışveriş çılgınlığı; Sultanbeyli çocukların okul yerine işe gitme zorunluluğu. Bir tarafta gökyüzü mavi; öteki tarafta daima gri.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İstanbul’un ruhsal yolculuğudur Nişantaşı ve Sultanbeyli. Birinde düğün bayram var; ötekinde hüzün. Biri umut, diğeri hüsrandır. Nişantaşı yaşama sevinciyle yükselen adrenalin; Sultanbeyli can kafesinde karamsarlıkla çırpınan ruhun acziyeti. İstanbul, okunması elzem devasa eserdir; Balzac’ın “ihtişam ve Sefalet’i gibi. Etiler ihtişamdır. Gaziosmanpaşa sefalet. Etiler para, şöhret, sıhhat; Gazi ıstırap. Gazi’nin, bir yılda kazandığını Etiler bir ayda cebine koyar. Ağız kokusunu duyar Etiler Gazi’nin. Kılı kıpırdamaz. Dosto’nun açlığını umursamayan Tolstoy gibi. Dosto’yu bir ay kayıracak parayı, bir öğle yemeğinde tüketen Tolstoy’dur Etiler. Gazi trajedi, bedbaht. Geçim sıkıntısı, eve ekmek götürme derdi yoktur Etiler’in Ekmek onun ağzındadır. Etiler şuh kahkaha, Gazi ağıt. Etiler “ızgara somon balık, kırmızı şarap’tır; Gazi “soğan ve somun ekmek.” Kadınlar birbirinin aynıdır Etiler’de. Bir fabrikada üretilmiş gibi. Dolgun dudak, şişkin yanak, çekik kaş ve kalkık burun. Bunun için milyon dolarlar sarf ederler, gazetelerin jet- sosyete sayfalarını süsleyen Etiler kadınları. Gündelik zevklere toktur karnı hedonist Etiler’in. Dedikodu kulisleri yetmez ona. Farklı arayışlar, fanteziler, mazoşist hazlar peşindedir “Testere cinayeti”nde görülen keman kutusunda, kesik başlı kadın cesedi taşımak gibi…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kaynakça:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1-)İstanbul’da Yaşama Sanatı ,Haluk Dursun, Timaş Yayınları,2009 İstanbul&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;2-) Beş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar, 2009 ,İstanbul, 26.Baskı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;3-)En Güzel Türk Şiirleri, Mustafa Uslu, 2000 ,İstanbul&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;4-)Muhtelif İnternet Siteleri&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-6710764804826107840?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/6710764804826107840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=6710764804826107840&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/6710764804826107840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/6710764804826107840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2012/01/hangi-istanbul.html' title='Hangi İstanbul?'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-5454247265656720327</id><published>2012-01-20T21:23:00.000+02:00</published><updated>2012-01-21T21:24:24.703+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='söyleşi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>Edebiyat ve İdeoloji İlişkisi Üzerine</title><content type='html'>&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong style="line-height: 1.4em;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Sosyolog Kenan Çayır (Bilgi Univ.) ile Söyleşi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;strong style="line-height: 1.4em;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Mücahid Sağman,&amp;nbsp;&lt;a href="http://nidadergisi.com/default.asp?sayfa=kultursanatoku&amp;amp;id=210" style="color: #2585b2;" target="_blank"&gt;Nida Dergisi&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Edebiyat tarih boyunca toplum oluşumunun ve toplumsallığın bir alanı olmuştur. Bu anlamıyla ne siyasal erkten ne dinden ne de ekonomiden bağımsız değildir. Bu söyleşide, toplumu oluşturan nesnel bir algı olarak ideolojinin edebiyat ile olan ilişkisini incelemek istiyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Edebiyat ve ideoloji arasında nasıl bir bağ vardır?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu soruya edebiyatı ve ideolojiyi hangi bağlamda ele aldığımıza bakarak cevap vermek gerekir. İdeolojiyi, ‘belirli bir fikri empoze eden bakış açısı’ şeklinde dar bir açıdan ele alabiliriz. Bu açıdan da bazı edebiyat ürünlerini, ‘belirli bir fikri didaktik bir şekilde okuyucuya aktarıyor mu aktarmıyor mu, yani ideolojik mi yoksa değil mi?’ şeklinde değerlendirebiliriz. Bu anlamda hemen her düşünce akımının, yani sol, Kemalist, İslami vs., didaktik, ideolojik yapıtları vardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Daha geniş anlamda baktığımızda ise ideoloji, hepimizi çevreleyen dilsel, kültürel, anlamsal pratikler bütünüdür. Bu açıdan bakıldığında ise ‘her edebi ürün ideolojiktir’ denilebilir. Çünkü edebiyat, dil ile şekillenen, belirli bir kültürel ortamda anlam kazanan, belirli bir okuyucu kitlesi için üretilen ve yine kendisi de çevresini belirli bir perspektiften gözlemleyen bir yazarın faaliyetidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Benim açımdan bir sosyolog olarak önemli olan, edebi yapıtların, içinde bulundukları toplumsal ortamı nasıl tasvir ettikleri ve farklı metinlerle nasıl ilişkiye geçtikleridir. Edebiyat sosyolojik süreçleri incelemenin en önemli araçlarından biridir. Örneğin bugün bence, erken Cumhuriyet dönemini sosyolojik olarak incelemek için en önemli kaynak hâlâ edebiyattır. Dolayısıyla benim için ideolojiyi dar ya da geniş anlamda ele almaktan çok edebiyat ile toplumsal süreçler arasındaki ilişkiye bakmak daha önemlidir. Ve bu anlamda evet, her edebiyat belirli bir ideolojik duruşun, dilsel pratiklerin ve güç ilişkilerinin bir sonucudur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Türkiye’de Eleştiri, edebiyatın yönlendirilmesi anlamında ne kadar etkendir? Bu bağlamda ‘İslamî edebiyat’ eleştirinin neresindedir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Edebiyatçı olmadığım için eleştiri ve edebiyat ilişkisi hakkında derinlemesine konuşma yetkisini kendimde görmem. Ama izleyebildiğim kadarıyla sadece edebiyat alanında değil, birçok sanatsal alanda uzmanlar, Türkiye’de iyi bir eleştiri geleneğinin yerleşmediğini ileri sürüyorlar. Edebiyat eleştirilerinin yapıldığı dergiler, yıllıklar zaman zaman çoğalıyor ama Türkiye’de birçok alanda gördüğümüz gibi süreklilikleri olmuyor. Yine edebiyat alanında kısa süre hayatına devam eden ve kapanan dergiler dönemindeyiz sanırım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu alandaki bir önemli nokta da bence farklı kesimler arasındaki kopukluk. Belirli bir düşünce akımını takip eden insanların kendi alanlarındaki eserleri tanıtan, eleştiren dergiler çıkarmaları doğal ve önemli bence. Ancak bazen bu ‘birbirini izlemeyen ve birbirine sağır cemaatler’ haline de dönüştürüyor insanları. Örneğin, İslami çevrelerce üretilen edebiyat, diğer kesimler tarafından neredeyse hiç tanınmamakta ve eleştirilmemektedir. İslami kesimlerde bir zamanlar yayınlanan Suffe Kültür ve Sanat Yıllığı’nda da bu durumdan şikâyet edildiğini hatırlıyorum. Fethi Naci, birkaç İslami romancının eserleri hakkında eleştiri getirir ama o da estetik açıdan zayıflıklarına işaret ederek, bir daha bunu yapmayacağını söyler ve yapmaz. Ama İslami çevrelerde üretilen edebiyatı da homojen olarak görmemek gerekir. Ben hâlâ daha derinlikli bir bakışın ve eleştirinin yapılması gerektiğini düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Son yıllarda İslami ve laik, sol, liberal çevreler arasında bir yakınlaşma ve iç içe geçme durumu yaşanıyor. Örneğin İslami kesimden insanlar farklı gazetelerde yazıyorlar, yine İslami kesimden olmayan insanlar İslami kaygıları olan yayın organlarında yazıyorlar, toplantılarda birlikte oluyorlar. Ama edebiyat eleştirisi açısından değişen durum yok gibi. Farklı kesimler ve yapılan eleştiri birbirine değmiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1980’lerin 90’ların İslamcılığından bugün 2000’lerin İslamcılığına geçişte ‘İslami Edebiyatın’ seyri hakkında neler söyleyebiliriz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kitabımın temel tezi de İslami hareketleri incelemek için edebiyatın önemli bir kaynak olduğudur. Dolayısıyla sorunuzun ima ettiği iki nokta önemli: İslami kesimlerdeki toplumsal olaylar ve edebiyat arasında yakın bir ilişki var. Ve İslami hareketler son yirmi, otuz yıldır önemli bir dönüşüm geçiriyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İslami hareketler Türkiye’de ve dünyada genellikle özcü bir şekilde yorumlanırlar. Bugün de bunun izlerini görüyoruz siyasi tartışmalarda. Yani sanki dindar kesimlerin zaman içerisinde hiç değişmeyen, toplumsal ve siyasal ortamdan etkilenmeyen bir anlam dünyaları ve hedefleri varmış gibi düşünülüyor. Oysa sosyolojik açıdan baktığımızda kutsal metinler, dinsel inançlar; toplumsal aktörler tarafından hep ve sürekli yeniden yorumlanıyorlar. Dolayısıyla özcü değil, süreç içindeki değişimlere ve etkileşimlere odaklı bir okuma yapmak gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Edebiyatın bize sağladığı şey de budur aslında. İslami kesimlerce üretilen romanlarda biz belirli dönemlerin dindar aktörlerini, çevrelerini değerlendiriş şekillerini ve öteki insanlara bakış açılarını görürüz. Yani bazen genelleme yaparak konuştuğumuz, İslami hareketler dediğimiz şeyin kanlı, canlı aktörlerini görürüz. Bu açıdan 1970’lerde üretilmeye başlanan ve 1980’lere hâkim olan romanlar, kamuoyunda ‘hidayet romanları’ olarak bilinen belirli bir tür oluşturmuşlardır. Bu romanlarda dindar aktörler modernleşme süreci ile hesaplaşırlar. Modernleşme sürecinden dışlanmalarını, modernizmin ‘sokağın huzurunu’ bozduğunu, dindar insanları aşağıladığını anlatırlar. Dönemin başörtüsü yasakları da dâhil olmak üzere birçok toplumsal sorun da yansır bu romanlara. Hidayet romancıları, edebiyatı, Cumhuriyet batılılaşması ile hesaplaşma alanı olarak görürler. Ve bundan da önemlisi belki romanlarını, İslami mesajlarını iletmek için yazarlar. Dolayısıyla bu hidayet romanları aynı zamanda birer eğitim malzemesi gibidir. Dönemin laikleşme, modernleşme, kentleşme süreci karşısında dindar aktörlere, nasıl tavır takınacaklarına dair hep benzer tavsiyelerde bulunulur. İslami bir düzen ve toplum hayal edilir bu romanlarda.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1990’lara gelindiğinde ise bu romanlara İslami kesimin içinden de eleştiriler yükseltilir. Bu romanlarda resmedilen ezik, arabesk, dışlanmış figürlerin dindar aktörleri temsil etmediği ileri sürülür. Sosyolojik açıdan da önemli bir tespittir bu. Çünkü 1990’lara gelindiğinde dindar aktörler artık siyasal, ekonomik ve kültürel alanda yavaş yavaş başarı göstermeye başlamışlardır. Birçoğu üniversitelerden mezun olmuş, zenginleşmeye başlamış ve modern meslekler icra etmeye başlamış aktörlere dönüşmüşlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Dindar kesimler açısından değişen bu sosyolojik zemin, bence kendini edebiyatta da göstermeye başlar 1990’larda. Nitekim bu dönemde üretilen romanlar, sayıca az olsa da hidayet romanlarından tamamen farklıdır. Benim özeleştirel romanlar olarak adlandırdığım bu dönem romanlarında İslami karakterler bu kez, 1980’lerin İslami anlayışıyla yüzleşirler. Hatta açık açık hidayet romanlarındaki anlatıyı sorgularlar. Hidayet romanlarında hayal edilen dünyanın gerçek dünyadan tamamen farklı olduğunu dile getirirler. Bu arada İslami kesimler içindeki heterojenlik de açığa çıkar. Özellikle kadın romancıların yazdığı edebi ürünlerde dindar erkekler, kadınları kamusal yaşamın dışında tutmaya çalışan İslami söylemler açıkça eleştirilir. Yani dindar aktörlerde görülen dönüşümlerin hikâyeleridir bu dönem romanları.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu dönüşümün yansımalarını, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin eski geleneğini eleştirmesindeki gibi siyasal alanda da görürüz. Ya da bazı eski İslamcı aktörlerin, değişimlerini kaleme aldıkları otobiyografik metinlerde de görmeye başlarız bu yıllarda. Ama bunların hiçbirisi Halime Toros’un ‘Halkaların Ezgisi’ ya da Mehmet Efe’nin ‘Mızraksız İlmihal’ romanlarındaki gibi duyguları da işin içine katarak gerçekleştirilen anlatım kadar etkili değildir. Bu yüzden sürekli vurguluyorum, edebiyat, sosyolojik süreçleri izlemenin eşsiz araçlarından biridir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Metin-yazar-okuyucu arasındaki dinamik bağdan hareketle, toplumu oluşturan parametrelerin değişimi edebiyat üzerinden nasıl okunabilir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ben toplumsal ortamın edebiyatı şekillendirdiği ya da tam tersinin iddia edildiği tek yönlü açıklamaları eksik buluyorum. Bence çift yönlü bir etkileşim var. Yani her edebi ürün bir toplumsal ortamın ürünü. Ama aynı zamanda o ortamı da, o ortamdaki aktörleri de etkileyen bir ürün.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bunu biraz daha açarsak, bir dönemde üretilen edebi eserin anlaşılması, anlam kazanması için içinde bulunduğu toplumsal bağlamla ilişkide olması şarttır. Bir romanı sadece yazarının ürünü olmasından çıkaran da budur. Roman, içinde bulunduğu toplumsal ortamla, okuyucu profiliyle iletişime geçebilmelidir ki anlaşılsın. Edebi eseri, bireysel çalışan bir yazar üretiyor, hatta hikâyeyi kurguluyor gibi görünebilir ama o yazarın kullandığı dil toplumsaldır. Aksi takdirde eserin anlaşılması da mümkün değildir zaten.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Öte yanda edebi ürünler okuyucularını da etkilerler. Türkiye’nin çok farklı yerlerinde birbirleri arasında fiziksel irtibat olmayan milyonlarca insanı ‘İslami hareketler’ şemsiyesi altında toplayan da üretilen edebi olan ve edebi olmayan eserlerdir. Çünkü bu kadar farklı insana dil veren, muhayyile kazandıran, ortak bir duygu repertuarı sağlayan şey öncelikle ortak bir şekilde okunan romanlardır. Dolayısıyla edebiyat ve toplumsal parametreler etkileşimini çift yönlü düşünmek gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İslamcılığın iktidar hedefini yakalayıp sekülerleşme eğilimi gösterdiğine dair genel bir kanı var. Buradan hareketle yeni edebi akımın “hidayet” ya da “düzen karşıtlığı” ya da “İslami sembolizmin her yerde görünebilirliği” gibi söylemler bugün hangi yeni söylemi üretmiştir/yer değiştirmiştir kendi içinde?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İslami kesimlerin ben de gittikçe sekülerleştiğini düşünüyorum. Bunu muhakkak kötü anlamda da kullanmıyorum. Dindarların ve her kesimin sürmek zorunda olduğu modern yaşam ile dindar pratikler arasında gerilim var. Modern yaşam, modern meslekler, insanları, dini inanışlarını yeniden yorumlamaya itiyor. Bu yorumlar içerisinde ben dindar kesimler arasında çok daha eşitlikçi, çok daha evrensel değerler üretebilecek bir potansiyel de görüyorum. Ama bu dönemin gerilimleri ve dönüşümleri henüz edebiyata yansımadı sanki.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: white; color: #444444; line-height: 1.4em; margin-bottom: 1em; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu yeni dönemin bence en önemli aktörleri dindar kadınlar. Çünkü İslami kesimlerdeki zenginleşme, sınıf atlama, siyaset ve ekonomik alandaki başarı öykülerine rağmen dindar, başörtülü kadınlar hala ayrımcılığa uğruyorlar. Ve eleştirilerini hem dindar kesimlere hem de laik kesimlere yöneltiyorlar. Çünkü İslami söylem hâlâ kadını kutsallaştırıyor; tüm yüceltilen değerleri kadınların sergilemesi isteniyor; bu da kadınların yaşam alanını müthiş daraltıyor. Kadınlar çalışmak istediklerinde, İslami şirketlerde dahi düşük ücretlere mahkum edilerek sömürüldüklerini dile getiriyorlar. Başörtüsü kamusal alanda ise birçok laik insan için hala sorun zaten. Ama son zamanlarda dindar, feminist, solcu vs. kadınlar insan hakları bağlamında bazen ortak hareket ediyorlar. Bu da hem dindar kadınları hem de öteki ideolojileri dönüştürüyor. Bu tür toplumsal eylemlerden ve pratiklerden ben, yeni bir dil ve edebiyat çıkabilir diye düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-5454247265656720327?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/5454247265656720327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=5454247265656720327&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/5454247265656720327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/5454247265656720327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2012/01/edebiyat-ve-ideoloji-iliskisi-uzerine.html' title='Edebiyat ve İdeoloji İlişkisi Üzerine'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-885666249226206441</id><published>2012-01-16T18:43:00.004+02:00</published><updated>2012-01-17T18:50:12.074+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Yahya Kemal Beyatlı</title><content type='html'>&lt;div style="background-color: #e2e1cd; color: #403732; font-family: Tahoma, Helvetica, sans-serif; font-size: 11px; text-align: center;"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://www.sanatalemi.net/uploads/posts/2011-12/1323854333_yahya_kemal-1.jpg" style="border-bottom-style: none; border-color: initial; border-color: initial; border-image: initial; border-left-style: none; border-right-style: none; border-top-style: none; border-width: initial; border-width: initial; outline-color: initial; outline-style: none; outline-width: initial; padding-bottom: 10px; padding-left: 10px; padding-right: 10px; padding-top: 10px;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: #e2e1cd; color: #403732; font-family: Tahoma, Helvetica, sans-serif; font-size: 11px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br style="background-color: #e2e1cd; color: #403732; font-family: Tahoma, Helvetica, sans-serif; font-size: 11px;" /&gt;&lt;br style="background-color: #e2e1cd; color: #403732; font-family: Tahoma, Helvetica, sans-serif; font-size: 11px;" /&gt;&lt;div style="background-color: #e2e1cd; color: #403732; font-family: Tahoma, Helvetica, sans-serif; font-size: 11px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-color: #e2e1cd; color: #403732; font-family: Tahoma, Helvetica, sans-serif; font-size: 11px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif; font-size: small;"&gt;Zeynep Didem GEZGİN&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sanatalemi.net/portre/5355-yahya-kemal-beyatli.html"&gt;SanatAlemi.Net&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif; text-align: justify;"&gt;HAYATI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Türk edebiyatının en güçlü yazar ve şairlerinden olan Yahya Kemal, 2 Aralık 1884 günü, bir Türk İslâm şehri olan Üsküp’ün (Yugoslavya) İshakiye mahallesinde büyük annesi Adile Hanım’ın konağında dünyaya geldi. Babası, adliye memurluğu ve bir ara da Üsküp Belediye Reisliği yapmış olan Niş’li İbrahim Naci beydir. Annesi divan şiirinin son üstatlarından Leskofçalı Galip Bey’in yeğni ve İsmailpaşzâde Dilâver Bey’in kızı Nakiye Hanım’dır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İbrahim Naci Bey ve Nakiye Hanım’ın Yahya Kemal’den sonra, Reşad isimli ikinci oğulları ve Rukiye isminde bir kızları olmuştu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yahya Kemal henüz beş yaşında iken Üsküp’te Sultan Murat camii arkasındaki Beyan Baba Türbesi’nin avlusunda bulunan Yeni Mektep adlı okula başladı.İlk hocası Hoca Gani Efendi’dir. Ancak Elifbayı üç yıl içinde bir türlü sökemeyen Yahya Kemal ilk başladığı Yeni Mektep’ten ayrılarak 1892’de doğudan Avrupa’ya bir geçiş olarak yorumlanan modern Mekteb-i Edeb’e yazıldı. Bu özel okula girişi için Yahya Kemal “şarktan Avrupa’ya geçişim oldu” der. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Modern bir okul sayılan Meteb-i Edeb’e başladığı ilk günlerde okumayı öğrenen Yahya Kemal, bir yandan bu okuluna devam ederken, bir yandan da Hüseyin isimli bir laladan ders alıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yahya Kemal’in şiire karşı olan büyük ilgisi Üsküp İdadisinde iken başladı. Her geçen gün bu ilgi daha da arttı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Abdulhak Hamit’in, Recaizâde Ekrem’in ve Muallim Naci’nin şiir kitaplarını alıp ilgiyle okuyordu, özellikle Zemzem, Makber, Ateşpare, Şera ve Fürûzan gibi şiir kitaplarından büyük zevk alıyordu. Okuduğu bu eserlerden büyük ilhamlar alıyordu.Bu şekilde kedisini iyice şiire ve şiir dünyasına kaptırmıştı. Bu arada bir Rüfai dergahına devam etti.Böylece tasvvufi ve daha sonra siyasi mesellere de ilgisi arttı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Selanik İdadisinde iken “Esrar” mahlasıyla şiirler yazan Yahya Kemal’i 1902 yılında İstanbul’da görüyoruz. İdadi tahsilini İstanbul Vefa’da tamamlayan Yahya Kemal, Galatasaray Sultanisi’ne kaydolmak istediyse de kadrosuzluk sebebiyle bu okula giremedi. Bu sırada, akrabalarından İbrahim Bey’in Sarıyer’deki evinde misafir kalıyordu. Bu müddet içinde Rubab-ı Şikeste’yi okudu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Cenap Şahabeddin’i ve Edebiyat-ı Cedide’nin diğer şairlerini tanımağa başladı. Bu arada Yahya Kemal imzasıyla İrtika ve Malumat dergilerinde Servet-i Funun tarzında yazdığı manzumeleri de yayımlandı. Bütün bunların yanı sıra Sarıyer’deki akrabasının evinde kaldığı süre içerisinde bir yandan da meşhur müzisyenlerden Kanuni Hacı Arif Bey’in idaresinde icra edilen musiki fasıllarına devam ederek kuvvetli bir milli musiki kültürü aldı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ancak bu musiki fasıllarına devam ederken, Osmanlılık, Müslümanlık ve Türklük düşmanı, aşırı Batıcı Serezli Şekip Bey’in fikirlerinin ve telkinlerinin tesiri altında kaldı. Bu yüzden 1903 yılında Paris’e kaçtı. Henüz çok genç ve çevresindekilerin tesiri altında kalabilecek yaşta olan Yahya Kemal, Paris’e gittiğinde Jön Türkler arasına katıldı.Orada Lati’ne yerleşerek bir yıl müddetle de Meaux’ya devam etti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Frınsızcasını bir hayli ilerletti. Daha sonra 1904 yılında Siyasi İlimler Okulu’nun dış siyaset bölümüne yazıldı. Kendisi bu günlerini şu şekilde anlatıyor:”İstanbul’dan çıkarken zaten dine karşı kafamda şedit bir aksülamen vardı. Hariste dinsizliğim arttı. 1904 senesi Paris’te kilise ve din düşmanlığının azdığı ve sosyalist cereyanın sert bir rüzgar gibi estiği bir seneydi. Mitinglere nümayişlere karışıyordum. Sokaklarda İnternationel’i dinlerken kalbim geniş bir insanlık sevgisiyle doluyordu. Gözlerim yaşarıyordu.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu dönemde Servet-i Funun şiirinin taklit bir şiir olduğu kanaatine vararak bu akımdan soğumaya başlamıştı. Bundan sonra ünlü tarihçi Albert Sorel’in öğrencisi oldu. Hayranı olduğu bu ünlü tarihçinin tesiriyle tarihe büyük bir ilgi duydu. Böylece “tarih içinde Türklüğü aramak ve bulmak” hevesine kapıldı. Artık kendisini büyük bir ilgiyle tarihe kaptıran Yahya Kemal, çeşitli konferanslara devam ederek, tarihi eserleri okumağa ve araştırmağa yöneldi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu yönde kendisini yetiştirmeğe çalıştı. Jön Türklüğü ve onların fikirlerini köhnemiş ve modası geçmiş bir akım olarak görmeye de başlamıştı. 1071 Malazgirt Savaşı kafasında bir başlangıç noktası olarak doğdu. 14 Temmuz 1906’da Paris’ten Londra’ya giderek iki ay kadar orada kaldı. Bu süre içinde Londra’da bulunan ve Türk Edebiyatında Şair-i Azâm diye anılan “Makber” şairi Abdulhak Hâmit ile birkaç defa buluşarak görüştü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu konuda Yahya Kemal, “Şiirde Otuz Senem” başlığını taşıyan eserde şöyle diyor:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Orada Abdulhak Hamit’i bir iki defa gördüm; çok iyi hüsn-i kabul gösterdi. Lakin şiir tarafıma kayıtsız kaldı; ben de açılmak istemedim, hatta hiçbir parçamı kendisine göstermek lüzumunu hissetmedim.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yahya Kemal o günlerde eski akıncıları konu edinen yeni bir “Türk destanı” yazmaya çalıştı. Bunun için de yine kendisi şöyle diyor:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“O günlerde Londra’da yeni bir Türk destanı yazmağa savaştım. Eski akınlarımıza ve korsanlarımıza dair beş on mısraı, çok sonraları, bir çok yerlerde basılmış ve tekrar edilmiş olan bu destan beni senelerce peşinden koşturdu. Gerçi onu yazmadım. Lakin yazmağa uğraşırken kendime göre şiir lisanı buldum.” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Aynı sene içinde Londra’dan Belçika’ya giderek Osten’de ve Bürüksel’de bir süre kaldıktan sonra oradan tekrar Paris’e dönen Yahya Kemal, burada Arapça ve Farsça üzerine de çalışmalar yaptı. Böylece Divan şiirini okuyup anlağa çalıştı. Türk şiirini ve klasiklerini Paris’te öğrenerek, etkili olduğu tarzda derin bir hazla mısralar söylemeğe başladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1910 senesinde Paris’ten Cenevre’ye gelen Yahya Kemal, o yazı Cenevre’de geçirdi. Bundan sonra İsviçre’nin çeşitli bölgelerine v Britanya’ya seyahatleri oldu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1912 ilkbaharında ise, kuvvetli bir tarih, edebiyat kültürü ile beslenmiş olan milli bir şuurla İstanbul’a döndü. “Kendi Gök Kubbemiz” adlı eseri bu kültür ve şuurun bir mahsulüdür. Yahya Kemal tam on yıl İstanbul'dan ayrılmadı. İstanbul’a dönünce, 1913 yılında Daruşafaka Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1914’de Sultan Selim’de açılan Medresetülvaizin’de medeniyet tarihi dersleri verdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1916 ile 1919 yılları arasında İstanbul Darülfünun’unda medeniyet tarihi, Batı Edebiyatı tarihi kürsülerinde müderris olara vazife yaptı. Bu arada bir taraftan yeni şiirler, bir taraftan da, klasik şiirler yazıyordu. Daha sonra bu klasik şiirlerini “Eski Şiiri Rüzgarıyla” adlı kitapta topladı. Yahya Kemal, mütarekeden sonra arkadaşları ve öğrencileriyle Milli Mücadeleyi destekledi, hatta bu alanda bazı faaliyetlerde de bulundu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Başyazarı olduğu Ati (İleri) gazetesinde ve Tevhid-i Efkar, Hakimiyet-i Milliye gibi gazetelerde, arkadaşlarıyla birlikte yayımladığı “Dergah” Mecmuasında Milli Mücadeleyi kutsal sayan ve teşvik eden yazılar yayımladı. 1921 yılında hastalığından dolayı bir ara İstanbul’dan Burgaz’a, oradan da Bulgaristan’ın başkenti Sofya’ya gitti. Sofya’da iki ay kalıp tedavi gördü. Daha sonra Filibe’ye, tekrar Burgaz’a ve oradan da İstanbul’a dönen Yahya Kemal, 1922’de Bursa’ya gitti. Bursa’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile tanıştı.. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Daha sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara’ya davet edildi. Aynı yıl müşavir üye olarak Lozan Konferansı murahhas heyetine seçildi.Daha sonra İsmet Paşa ile birlikte İstanbul’a ve oradan da Lozan’a gitti. Lozan’da iki buçuk ay kaldıktan sonra Ankara’ya döndü.  1923 yılının sonbaharında Urfa Mebus’u olarak TBMM’ye girdi. 1924 senesinde Paris’e, Viyana’ya ve Budapeşte’ye kısa süreli seyahatler yaptı. Yahya Kemal, Cumhuriyetten sonra dış memleketlerde elçilik yaptı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1926 yılında Polonya, 1929 ‘da İspanya ve 1931’de de Portekiz elçisi olarak görevlendirildi. 1934’te önce Yozgat, sonra Tekirdağ millet vekilliğine seçildi. İki devre Tekirdağ mebusluğundan sonra 1936 yılında İstanbul’da yapılan kısmi seçimi kazanarak İstanbul milletvekili oldu.1947’de de Pakistan’a büyükelçi olarak tayin edildi. 1949 yılına kadar bu görevde kaldı ve emekli olarak yurda döndü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1949’dan 1957 yılına kadar İstanbul’a istirahata çekilen ve yazı hayatını sürdüren Yahya Kemal 1957’de geçirmiş olduğu bağırsak rahatsızlığını tedavi ettirmek için Paris’e gitti.Orda bir süre tedavi olup döndü. Bir yıl sonra aynı hastalık tekrarladı ve 1 Kasım 1958 tarihinde Cerrahpaşa Hastahanesinde vefat etti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tam yarım asır, halk diliyle Türk’ün öz değerlerini, Türk tarih, sanat ve medeniyetini, Türk zevkini şiirlerinde söylenen büyük şair arkasında ebediyete kadar Türk edebiyatının şaheserleri olarak yaşayacak eserler bıraktı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Son sözü, Baki’nin:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Allah’adır tevekkülümüz, İtimadımız.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;mısraı olmuştur. Ölümünden bir gün önce dostlarıma yazdırdığı son beyti ise:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bir çare yok mudur buna Ya Rabbülalemin… idi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Cenaze töreni, mahşeri bir kalabalıkla Fatih Camiinde yapıldı. Vasiyeti gereği Rumeli Hisarı sahil mezarlığına gömüldü. Mezar taşında, Şirazlı Hafız için söylediği şu mısralar kazılıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ve serin serviler altında yatan kabrinde &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ölümünden sonra 1958’de Yahya Kemal Enstitüsü kuruldu. Bu enstitü tarafından 1959’da “Yahya Kemal Enstitüsü Mecmuası” yayımlanmağa başlandı. 1961’de Yahya Kemal Müzesi açıldı. Yahya Kemal’in eserleri bu enstitü tarafından neşredilmektedir. 1968’de Yahya Kemal’in bir heykeli aynı enstitü tarafından yaptırılarak İst. Maçka Parkına diktirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tam yarım asır, halk diliyle Türk’ün öz değerlerini, Türk tarih, sanat ve medeniyetini, Türk zevkini şiirlerinde söylenen büyük şair arkasında ebediyete kadar Türk edebiyatının şaheserleri olarak yaşayacak eserler bıraktı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Son sözü, Baki’nin:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Allah’adır tevekkülümüz, İtimadımız.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;mısraı olmuştur. Ölümünden bir gün önce dostlarıma yazdırdığı son beyti ise:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bir çare yok mudur buna Ya Rabbülalemin… idi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Cenaze töreni, mahşeri bir kalabalıkla Fatih Camiinde yapıldı. Vasiyeti gereği Rumeli Hisarı sahil mezarlığına gömüldü. Mezar taşında, Şirazlı Hafız için söylediği şu mısralar kazılıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ve serin serviler altında yatan kabrinde &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ölümünden sonra 1958’de Yahya Kemal Enstitüsü kuruldu. Bu enstitü tarafından 1959’da “Yahya Kemal Enstitüsü Mecmuası” yayımlanmağa başlandı. 1961’de Yahya Kemal Müzesi açıldı. Yahya Kemal’in eserleri bu enstitü tarafından neşredilmektedir. 1968’de Yahya Kemal’in bir heykeli aynı enstitü tarafından yaptırılarak İst. Maçka Parkına diktirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kendi Gök Kubbemiz&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Eski Şiirin Rüzgarıyla&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Rubailer- Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Aziz İstanbul&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Eğil Dağlar (Milli Mücadele Yazıları)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Siyasi Hikayeler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yahya Kemal Enstitüsünün yayımladığı bazı eserler şunlardır:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;7. Siyasi ve Edebi portreler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;8. Edebiyata Dair yazılar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;9. Çocukluğum, Gençliğim…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;10.Tarih Münasebetleri&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;11.Bitmemiş Şiirler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;EDEBÎ ŞAHSİYETİ:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yahya Kemal yirmibirinci yüzyıla damgasını vurmuş, şiirleri, nesirleri, görüşleri ve hatta sohbetleriyle, Türk edebiyatında devrinin belli başlı zirvelerinden olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Edebiyatımızda zirve teşkil eden yazarlar ve onların hayatları incelendiği zaman, hayatlarında geçen olaylar sanatçılara yön vermiştir.Yahya Kemalin de hayatında, bilhassa çocukluğunda “akıncı cedlerinin ihtirasını duyuran” olaylar zinciri vardır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Böylelikle sanatının ilk heyecanlarını, tarih ve milliyetçilik duyguları kazandığı yer olan Üsküp’te hissetmiştir. O’nun sanatını harekete geçiren asıl güç, bu serhat şehrinde geçen çocukluk yılları ve bu çocukluk yıllarında duyup hissettikleri olmuştur. Açık Deniz Şiirinde:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Her lahza bir alev gibi hasretti duyduğum”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;diye başlayan şair:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Duydum akıncı cedlerimin ihtirasını.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Diyerek Üsküp'te çocuk yaşta akıncı cedlerinin ihtirasını kendisinin de duyduğunu belirtiyor. Şair dini duygularını, iyi ve güzel olan ne kadar duygusu varsa hepsini annesinden aldığını söyler. Hatıralarında bundan şöyle söz eder:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“… O düğün bitince derin bir melal içinde kalmıştım. Hep onu düşünüyordum. İlk şiirim olan bir türkü güftesini, ekseriya Üsküp türkülerinde gördüğüm vezinle, onunçün karalamağa başladım.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Oniki yaşında yazılan bu şiir, Yahya Kemalin ilk şiiri olmasına rağmen,sonradan hatırlayamamıştır bile.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Henüz onbeş yaşında iken Muallim Naci’nin “şerare” ve “ateşpare”yi okumuştu. Artık gönlü Muallim Naci’nin şiirleriyle doludur. Recaizâde’nin Zemzeme’sini okusa da, Muallim Naci’den bir türlü vazgeçmez. Hatıralarında Yahya Kemal bu durumu şöyle anlatmayı uygun görüyor:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“… Lâkin anladığım ve sevdiğim şair Naci’ydi. Naci ismi bile kalbime aydınlık hissi veriyordu. “Meyhanede bir Söyleniş” manzumesiyle, Varna’dan İstanbul’a hicret ettiği o hazin baharı anlatışıyla, Tesalya’da, Fırat ve Dicle kenarında söylediği hasret dolu kıtalarıyla kendimi tanımış gibi hissediyordum.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yine bu yıllarda yavaş yavaş vezinlerin birçoğunu kullanmağa başlıyor, bir deftere manzumeler dolduruyordu. Kendi ifadesine göre, halk arasında ilk yayılan şiiri Hafız Mehmet Paşa (vali) aleyhinde bir isyanı tasvir eden manzumesidir. Bu yıllarda İstanbul’da çıkan Terakkî adlı mecmuaya gönderdiği bir manzumesi ilgi görmüş ve basılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İstanbul’a geldikten sonra Naci’nin etkisi T. Fikret ve Cenap Şahabettin’e doğru kayar. Bunu hatıralarında şöyle anlatır:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“… İstanbul'da gözlerim etrafa açıldıktan kısa bir zaman sonra Tevfik Fikret’in Rübab-ı Şikestesi elime geçti. Bu yeni şiir bu defa beni kuvvetle sardı. Muallim Naci’yi, hatta Abdulhak Hamit ve Recaizade Ekrem Bey’i maziye intikal etmiş gibi gördüm.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Başka bir yerde Yahya Kemal&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“… Bir kelime Fransızca bilmeden alafrangalaştım. Malumat mecmuasında yeni şiir çığırında birçok manzumelerim çıktı…”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1902 Temmuzunda, o zamanın birçok alafranga nesli gibi Paris sevdasına tutulan şair,”memleketi zindan, Avrupa'yı nurlu bir alem” gibi görür ve 18 yaşın verdiği hevesle 1902 Temmuzunda Paris’e kaçtı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Artık Yahya Kemal Servet-i Fununcuların tesirinden kurtulacaktır. O’na bu döneminde en çok tesir eden, tarihçi Albert Sorel ile, Heredia’dır. Bunalar Yahya Kemal’e aynı zamanda, eski şiirin zevkini de verirler. Heradia’nın bir kuyumcu kudretiyle işlediği yüz yirmi kadar sone ile, iki uzun manzumesi vardı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Eski Yunan ve Latin tarzında yazan klasik bir sanatkar olan Heredia’nın şiirleri, Yahya Kemal’e devamlı mısra-ı bercesteyi hatırlatır. Bu duygularla divan şiirimize eğilir. Naili Kadim ve Şeyhülislam Yahya’nın divanlarını okur, hafızasına çeker. Divan şairlerimizin işliye işliye kullandıkları birçok kelimeleri Türkçeleştirdiklerini düşünerek “işte asıl Türkçe budur” der. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Şair dokuz yıllık bir aradan sonra İstanbul’a döndüğü zaman, kendisinden önce şöhretinin İstanbul’a geldiği görülür. Artık O, daha şiiri olmadan mısraları, eseri olmadan şöhreti olan birisidir. Şiirlerinde Paris tesiri devam ediyorsa da, büyük bir doğu tesirinin varlığını inkar etmemek lazımdır. O, artık birçok şiirinde rindane görüşleri dile getiri bir kalp adamıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Türk Ocağında sanata dair konuşmalar yapacak, sohbetlerinde Türk tarihinin pek çok sahnelerini en bilinmeyenlerine kadar inerek didik didik inceleyecek, şiirleriyle “Lale Devri” yaşatacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Gönül o afete meftundu Lale devrinde&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ki verdi şan u şeref yal u bale devrinde”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;diyen şair yeri gelecek:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Kalkub Huda'ya doğru açılmış sefinede &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Erbab-ı neşve mest gider nahuda içer”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;diyerek mısralarını tasavvufun rüzgarıyla şişirecek, bazen da divan şiirinin renk cümbüşü şiirlerinde yer alacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Şiirlerinde hayal yoluyla daima maziyi yaşayan şair, ilk şiirlerinden kabul ettiği “Sene 1141”ı, daha sonra Paris’te 1908’de, &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Gördüm ol meh duşuna bir şal atup lahurdan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Gül yanaklar üstüne yaşmak tutunmuş nurdan.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Mahurdan Gazel”i yazmıştır.Mehlika Sultan,Sicilya kızları,Biblos kadınları da ilk şiirleri arasında yer almaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Şiirlerinde ve tarihi makale ve sohbetlerinde en çok İstanbul’un Fethi ile meşgul olan şair,1071’den sonrasını asıl tarihimiz kabul etmesine rağmen Hun Türklerine ait olan Oğuzname’yi milli destanımız olarak kabul etmesi,notları arasında Göktürk Alfabesi ile denemeler bulunması,bir yerde 1071’den önceki tarihimizi pek kabul et-tarih saymadığını göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;ŞİİRLERİ: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1912’de İstanbul’a döndükten sonra Tanburi Cemil Bey’i tanır. Musiki sohbetlerinde ve fasıllarda bulunur.Türk musikisi ile çok yakından ilgilenen Yahya Kemal’i bu fasıllar çok etkileyecek ve 1927’de elçi olarak bulunduğu Varşova’da;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Zihnim bu şehirden bu devirden çok uzakta &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tanburi Cemil Bey çalıyor eski plakta&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Birdenbire mes’udum işitmek hevesiyle &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Gönlüm dolu İstanbul’un en özlü sesiyle “ diyerek “Kar Musikileri” adlı şiirini yazacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ziya Gökalp,hece ile yazılan şiirleri esas kabul etmesine rağmen,çıkarttığı Yeni Mecmuada Yahya Kemal’in şiirlerini “Bulunmuş Sahifeler” adı altında yayınlar.Yahya Kemal’in, Ok şiiri hariç tutulursa, geceyle yazdığı şiiri olmamasına rağmen Dr. Nazım’ın tanıştırdığı Ziya Gökalp ile şiirin özü sahifeler üzerinde anlaşırlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;1920’den sonra çıkan Dergah mecmuasına asıl yön veren Yahya Kemal olmuştur. Mecmuanın ilk çıkışına Ses şiirini yetiştireceğini söylemesine rağmen, şiir bir türlü bitmek bilmez. Dergah mecmuasının ancak beş sayısına bir şiirini çıkarabilir. Bu durumu biraz da şiire verdiği önem ve şiir yazış tarzındaki ihtimama vermek lazımdır. Çünkü O şiiri bir çırpıda yazan bir şair değildir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;ŞİİR KİTAPLARI&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yahya Kemal’in, sağlığında kendisinden habersiz ve bir çok yanlışlarla dolu bir şekilde yayınlanan “24 şiir ve Leyla”yı saymazsak yayımlanan bir şiir kitabı yoktur. Ölümünden sonra şiirleri konu ve şekil bakımından, kendisinin de düşündüğü isimler altında;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;a) Eski Şiirin Rüzgarıyla&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;b) Kendi Gök Kubbemiz &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;c) Rubailer, Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;adlarıyla yayımlanmıştır. Daha sonra bir kısım şiirleri de “Bitmemiş Şiirler” ismi altında neşredilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;NESİRLERİ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Aziz İstanbul&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Eğil Dağlar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Siyasi ve Edebi portreler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Siyasi Hikayeler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Edebiyata Dair&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Çocukluğum&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Gençliğim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Siyasi Edebi Hatıralarım&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Makaleler ve Mektuplar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tarih Muhasebeleri vb.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;YAHAYA KEMAL’İ BESLEYEN KAYNAKLAR:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yahya Kemal gibi Türk edebiyatının en bizce en güçlü kalemini besleyen kaynakları küçülterek birkaç satıra sığdırmaya çalışmanın anlamı yoktur. Ama onunun gene de şu kaynaklardan beslendiğini söyleyebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Anne sevgisi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Babasının tesiri&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Doğduğu yer ve çocukluk yılları&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İstanbul&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Türk mimarisi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tarih ve Türklük&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;ŞİİRİNİN TASNİFİ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Eski Şiirin Rüzgarıyla:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;A) Selimname&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;B) Gazeller&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;C) Musammatlar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;D) şarkılar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;E) İthaf&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;E) Kıtalar Beyitler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Şeklinde tasnif etmek mümkündür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kedi Gök Kubbemiz:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;A) Kendi Gök Kubbemiz&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;B) Yol Düşüncesi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;C) Vuslat&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;ara başlıkları halinde sıralanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-885666249226206441?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/885666249226206441/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=885666249226206441&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/885666249226206441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/885666249226206441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2012/01/yahya-kemal-beyatl.html' title='Yahya Kemal Beyatlı'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-8708285615922048758</id><published>2011-12-05T18:36:00.000+02:00</published><updated>2011-12-06T18:37:42.276+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mevlana'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hikmet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='söyleşi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>“Aşkı bilmek isteyen Mevlâna olmalı”</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #888888;"&gt;KÜBRA &amp;amp; BÜŞRA İLE İKİDE BİR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #888888;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşk... İlahi de olsa beşeri de olsa farketmiyor... Hangi zamanda olursak olalım, zamandan azade, Aşk bir tane ama yaşattığı hal, yıllardır birçok hikayeye konu oluyor. İlahi aşk denilince onu ifade ediş şekliyle bizi adeta büyüleyen isim hiç kuşkusuz Hz. Mevlana... Herkes onun&amp;nbsp;duyduğu o büyük aşktan bahsediyor, fakat biz bu anlatılanlardan ne anlıyoruz? Her yıl Mevlana ölüm yıl dönümü olarak bilinen Şebi Arus'a yaklaştığımız şu günlerde "Aşkı" anlamak için yola koyulduk ve sorularımızı edebiyatçı &lt;strong&gt;Sadık Yalsızuçanlar&lt;/strong&gt;'a yönelttik...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Hz. Adem ile Havva'dan bu yana bir aşk var yeryüzünde...&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Adem'den önce de vardır, der arifler. Şair, 'aşk, kadim ezelidir' diyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Nasıl yani?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Basbayağı. Başlangıçta aşk vardı, derler. Aşk, Hakk'ın sıfatıdır. Cenab-ı Aşk denmesi bundandır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Çok ilginç...&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet...Gizem de buradadır. Bir kutsi rivayet vardır : 'Gizli bir hazine idim, bilinmeyi sevdim...' şeklinde. Varoluş, aşktandır. Bilginin de kaynağı aşktır bu önermeye göre. Varlığımızı aşka borçluyuz yani. Bilmek de sevmektir. Burada aşk, epistemik bir kaynak olarak da anılmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Ama aşk bir tane... Fakat hepimizin aşktan anladığı tek mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşk bir olduğu gibi, birliktir, birlemektir, bir olmaktır. Aşk, biliyorsunuz Arapça bir kelime. Aşaka eylem kökünden geliyor. Aşaka, bir varlığın bir varlığa, bir nesnenin bir nesneye sarılmasıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Birleşme var yani işin doğasında?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gelenekteki tabiriyle söyleyelim: Vuslat var. Buradaki birleşme, birleme, birlenme ve birlik anlamlarını içerir. Ama, dünyada insan sayısınca aşk tanımı vardır, aşk anlayışı veya algısı. Herkes, her şeyi, kendi manevi düzeyinden görür. Baktığınız yer önemli. Aşkı da ruhsal düzeyiniz, halinizden algılarsınız. Ne gördüğünüz, nereden, nasıl baktığınızla kayıtlıdır. İbn Arabi, Füsus'un son Fassında, 'bana dünyanızdan üç şey sevdirildi...' hadisini yorumlarken şöyle der : 'Peygamberimiz, sevgiyi, yani beşeri sevgiyi, nefsine nisbet etmemiştir, 'sevdim' dememiş, 'sevdirildi' demiştir. Bu algı düzeyinden bakmayan, doğrudan nefsine nisbet eden kişide şehvetin ilmi eksiktir...' Bu çok önemli...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Vuslat şart mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şart değildir. Ama hakiki ve tutkulu bir aşkın sonucu zaten vuslattır. Sağlıklı aşkta seven, sevdiğini manipüle etmez. Şair diyor ya, 'seni seviyorsam bundan sana ne?' Bu sağlık alametidir. Ama, karşılıksız aşk patoloji üretmeye elverişlidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşk bize nasıl tercüme ediliyor?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;En güzel tercüme eden Yunus Emre'nin : 'Aşk bir güneşe benzer' diyor. Hz. Şems'in adına yani. Lale Müldür, 'ormanda veya yürek denilen orman boşluğunda bir kuşun anormal bir hızla dönüşü'ne benzetir. Bu, bir duygu durumu olarak aşkı değil de daha çok aşk yaşantısındaki sorunu ima ediyor tabi... Bir başkası, 'bela yağmur gibi gökten yağarsa, başını ona tutmanın adıdır aşk...' diyor. Bir diğeri, 'Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvay'da, ansızın 'yüreğinin ellenmesi' olarak niteliyor. Bir şair, 'aşk, kavuşma arzusuyla sürekli yanmaktır' diyor. Ne bileyim, binlerce 'tanım' var yani...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşk bir sevgi çeşidi midir yoksa sevgiden bağımsız mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşk için, eski Anadolu Türkçesi'nde 'sevü' tabiri de kullanılıyordu. Sevgi yani. Ama, Yunus Emre'de aşk sözcüğünün yaygın biçimde olduğunu görüyoruz. Aşk, diyor İbn Arabi, sevginin ifrat halidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Bu doğru bir tercüme mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşk kelimesinin nice zamandır çürüdüğü kesin. Sadece aşk mı? Sevgi, merhamet, adalet... gibi çoğu sözcük kullanılamaz, bir şey iletemez hale geldi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Mevlana ile aşk bir bütün olarak biliniyor. Mevlana'nın sizce amacı neydi aşkı anlatmak mı yoksa âşık olmayı anlatmak mı?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlana, Moğol istilalarının diyar-ı Rum'u kasıp kavurduğu ve mistisizmin, Tanpınar'ın deyişiyle kara bir dalga halinde kuzeyden inerek Anadolu'yu sardığı bir evrede belirdi. Belh'ten Anadolu'ya geldi. O çağda, birkaç önemli kişi daha vardı: Hacı Bektaş-ı Veli, İbn Arabi, Yunus Emre... Biri Arapça, biri Farsça, biri Türkçe hakikati terennüm etti. Hz. Mevlana da 'irfan' da baskındı fakat o, daha çok aşk burcundandı. Şöyle diyordu: Aşık da, maşuk da aşk da birdir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Yani?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşkınlaşmıştı, aşkınlaştırıcıydı, aşıktı ve aşkla konuşuyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Allah aşkı ve beşeri aşk hep birbirini tamamlayıcı iki unsurdur. Aşkın yeterince farkında mıyız?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Geleneksel sözlükteki ifadesiyle söyleyelim dilerseniz: Mecaziaşk-hakiki aşk. İlki, nefsani ve Hak'tan perdelenmiş bir algıyı işaret eder. Diğeri, aşkın doğru adrese yönelmiş olmasıdır. Fethi Gemuhluoğlu, Türk Petrol Vakfı'ndan burs almak için gelen bir hanım kıza, 'hiç aşık oldun mu?' diye sorar. Kızcağız utanır, sıkılır. Üç kez ısrarla sorar. Kız mahçup hala. 'Evladım niçin utanıyorsun, Hakk'ın yarattığı bir insana aşık olmayan Hakk'a aşık olabilir mi?' der. Bu, sanırım yeterince açıklayıcıdır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Yani İlahi aşka beşeriden mi ulaşılır?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Her zaman değil. Doğrudan Hakk'a, Hakk'ın en yetkin tecellisi olan Kamil insana da aşık olunur. Yunus Emre gibi, 'söylemezsem bu aşk derdi beni boğar' noktasına gelinebilir. Yunus'ta böylesi bir tecrübe yok. Bir kadına aşık olmamış. Tapduk Emre'ye aşık olmuş. O'nun üzerinden Rabb'e aşık olmuş. Aksi de olur. Hakk'a aşık olan ki, her şeyi-herkesi sever. 'Hakk'ı gerçek sevenlere cümle alem kardeş gelir' diyor Yunus.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Bizler aşkın neresindeyiz?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilmem...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Neden böyle söylüyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çok genel bir şeyden söz ediyorsunuz çünkü. 'Biz'in içinde neler var?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img alt="" class="aligncenter" height="300" src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/untitled421cbc67b55cbbb0f03by.jpg" width="400" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;O zaman şöyle sorayım: Aşkı anlayan ve anlatan kişinin bu duyguyu iyi yaşaması anlamına gelir mi? Mesela siz aşkı nasıl yaşıyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu, huyunuzla, doğanızla ilgili bir şey. Benim nasıl yaşadığım bana kalsın dilerseniz. Sadece şunu söyleyeyim. Ahmed Gazzali, İbn Arabi, Mevlana gibi ariflerin kitaplarında da geçer. Aşkın kimde, nelere yol açtığının çok objektif ölçütleri, belirtileri yoktur. Ama genelleme yapmayı mümkün kılacak kadar belirtiden söz edebiliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Mesela?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir genelleme yapalım o halde. Aşk, olağandışı, olağanüstü bir duygu, bir hal. İnsanı kesinlikle rutin dışına çıkarıyor. İrademizle belirleyemediğimiz iki şey var yaşamımızda : Doğum ve ölüm...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Peki, irademizle belirleyemediğimiz iki şey mi var sadece?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buna aşkı, evliliği katan düşünürler de var. Aşkın ömrü üç yıldır, diye bir kitap vardı yanlış hatırlamıyorsam. Psikiyatrlar, en az üç saat en fazla üç yıldır, diyorlar. Hakiki aşk vuslata değin sürer. Kavuşunca irfan başlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşk insanı iradesizleştiriyor bir de...&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir duvar yazısı şöyle diyor: 'Aşk, sadece aptalların düştüğü bir çukurdur. Abi beni ittiler...'&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşkı anlamak için önce Mevlana'yı mı anlamak gerekiyor?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlana'yı ancak aşkla anlayabiliriz. O'nu anlayınca da aşkı anlayabiliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Anladığımızla olan arasında ne kadar mesafe var?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Doldurulamaz kadar olabilir bazen.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşk anlatılabilir bir şey mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bizim geleneksel edebiyatımız tümüyle aşkı anlatır. Buna rağmen onu anlatmak imkansız gibidir. Hani konuştukça insanın yalnızlığı artar, onun gibi bir hal. Eskilerin tabiriyle, aşk-ı daimide olan arifler var. En çok onlar anlatmıştır. Yunus Emre, Fuzuli, Kemali Baba, Seyit Nizam gibi bilgelerin solukları yanık ciğer kokar. Sürekli yanmışlardır. Rilke'yi doğrulayan bir durum. Aşk, kavuşma arzusuyla sürekli yanmaktır. Bu yüzden üstatlar, öğrencilerini sürekli aşkta tutmazlar, irfana çekerler. O olağanüstü hal sürekli yaşanılabilir mi? O ağırlığa dayanılabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Dayanılamaz mı?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşıklara sormak lazım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşık olmayan bilemez mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlana'ya, 'aşk nedir' diye soruyorlar, 'ben ol da bil' diyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşk ve emek ilişkisi... Biz sevginin emek gerektirdiğini fakat âşık olmak için bir emek olmadığı görüşü hâkimdir. Aşk emek gerektirir mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnsan için emeğinden fazlası yoktur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşk öğrenilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet. Hz. Mevlana alimdi. Hz. Şems, onu 'aşk mektebi'nde eğitti. Ona aşkı tattırdı, oradan Divan-ı Kebir doğdu. Sonra irfan burcuna geldi. Oradan da Mesnevi-i Şerif çıktı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Dünya daha adil olabilirdi&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Mevlana'nın aşkı bu yüzyılda hala diri bir şekilde yaşıyor. Mevlana mı aşkı yaşatıyor yoksa aşk mı Mevlana'ya hayat veriyor?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Günümüzde nice mahfi Mevlana'lar var. Konuşmayan, hafada işini işleyen. Ne aşıklar var. Bütün insanlık için yakaran nice ağzı dualı aşıklar...Birine aşık olup, Erzurumluların tabiriyle senelerce hissettirmeden onu kendi melalinde yaşayan bağrıyanıklar var. Mevlana'nın sözlerinin bugün hala bizi etkilemesi, ilmini, Ölmeyen Diri'den almış olmasındandır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşk bazılarımızı yüce bir makama çıkarırken bazılarımızı ise tepe taklak ediyor. Aşk denen şey aynı zamanda tehlikeli bir hal de değil mi? Her insan bu halle başa çıkabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buna dilerseniz, Lale Müldür'ün dizeleriyle cevap vereyim: 'ormanda bir kuş hızla dönüyordu / aşık olduğumuz zaman / yürek denen ormanda bir kuş anormal bir hızla döner / ve kaçmamız gerektiğini söyler bize / çünkü her şey çok fazladır / kendi etrafında nefes kesici bir biçimde dönen bir kuş / kendini ve etrafındakileri yaralar / tehlikedir onun adı / bunun için aşkı hiç kimse, insanın kendi arkadaşları bile istemez / kumrular sakindir bir tek / ben kumru değilim / sen de / bu yüzden birbirimize yaklaşamayız.'&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Bugün insanların tümü aşık olsaydı ortaya nasıl bir tablo çıkardı?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yeryüzünde şairane oturan insanlar çoğalırdı. Daha adil ve merhametli bir dünya olurdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aramak ile bulunmaz&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Mevlana'nın bütün eserleri aşka dairdir. Aşka bu kadar eğilmekle göstermek istediği şey neydi?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. Mevlana'nın özellikle Divan'ı aşk doludur. Divan, deyim yerindeyse dağa tırmanırken gaz pedalının dibe kadar indiği yerdir. Doruktan sonraki inişte ise Mesnevi doğmuştur ve burada Hz. Pir'in kademi sürekli frendedir. Mevlana, aşkla irfan arasındaki ankadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşk neyin ilacı?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aşk acısı, paylaşılmaz ve sürekli çoğaltır kendisini. Aşk yalnızlığın hem zehiri hem de panzehiridir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;İsteyen Allah'a âşık olabilir mi? Allah aşkı istemek mi yoksa nasip işi midir?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neye aşık olursak olalım, O'nun Cemal'ine oluyoruz aslında. Dilemeden nasip erişmez. Aramakla bulunmaz, bulanlar ancak arayanlardır, bunu söyler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşk her yerde varsa neden görenlerimiz sınırlı?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dünya imtihandır. Aşk acısı, gözümüzdeki perdelerin açılmasına hizmet eder. Varolanlar birer perdedir. Her lokma göze bir perde çeker. İktidar perdedir. Şehvetler perdedir. Hırslar, tutkular perdedir. Hakk'ı herkes kendi nefsinde idrak eder. Mısri, 'şehr-i Elmalı, canda bulmalı' diyor. 'Elmalı', hakikat sırrıdır. Hakikat nefiste bulunacak. Nefs'te ise sayısız perde vardır. Bunlar kullukla, riyazetle, zikirle, acıyla, aşkla aralanır. Vücut birliğine inanan arifler bütün varlığı bir vücut olarak görürler. Ona ulaşana kadar arayış sürer.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Allah'ı tanımak veya ilim sahibi olmak Allah aşkını azaltır mı yoksa arttırır mı?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Artırmaz mı? O'ndan en çok O'nu tanıyan korkar. O'nu en çok, O'nu tanıyan sever. Sevgi bilmektir dediğim gibi. 'Bilinmeyi sevdim...' diyor ya...Sevgisiz hiçbir şey olmaz. Tutkuyla sevilmeden yapılan bir işten hayır gelmez.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Aşkı yaşayan kişilerin kimileri az kimileri ise çok derin olarak yaşıyor. Bu neye bağlı? Kişinin duygu dünyasına mı yoksa Allah'ın seçtiği kulları olmasından mı?&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hz. İsa'nın bir hadisi var : 'Çokları çağrılır, pek azı seçilir' diye. Bazılarının seçildiği kesin. Bunlar için 'tekamül etmiş ruhlar' demek daha doğru. Kimisi bir mevkiye fit oluyor, kimisi üç beş kuruşa, kimisi güzel bir kadına, yakışıklı bir erkeğe. Başka biri çıkıyor, 'bana Seni gerek Seni' diyor. Hakk'a talip oluyor. İnsan amacı kadarmış. İbn Arabi öyle diyor: 'Neye talipsen osun...'&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://yenisafak.com.tr/Pazar/?t=04.12.2011&amp;amp;i=354691"&gt;&lt;strong&gt;04.12.2011 Yeni Şafak&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.sadikyalsizucanlar.net/soylesiler/aski-bilmek-isteyen-mevlana-olmali.html?utm_source=feedburner&amp;amp;utm_medium=email&amp;amp;utm_campaign=Feed%3A+SadikYalsizucanlar+%28Sadik+Yalsizucanlar%29" target="_blank"&gt;http://www.sadikyalsizucanlar.net&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-8708285615922048758?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/8708285615922048758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=8708285615922048758&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/8708285615922048758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/8708285615922048758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/12/ask-bilmek-isteyen-mevlana-olmal.html' title='“Aşkı bilmek isteyen Mevlâna olmalı”'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-8295114887835600445</id><published>2011-11-25T00:13:00.012+02:00</published><updated>2011-11-26T00:25:46.066+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='söyleşi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>‘Militarist Modernleşme: Almanya, Japonya ve Türkiye'</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Radikal Kitap&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;amp;ArticleID=1070658&amp;amp;Date=26.11.2011&amp;amp;CategoryID=40"&gt;25.11.2011&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kısa bir süre önce ‘Militarist Modernleşme: Almanya, Japonya ve Türkiye’ isimli son kitabı yayımlanan Prof. Dr. Murat Belge ile kitabının ışığında Türkyie’nin makus militarist talihinden ötesini konuştuk. Almanya ve Japonya’yı konuşurken, Türkiye’yi anladık. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;b&gt;Nasıl ve ne zaman başladınız bu projeye? &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kitap fikri daha önceden de aklımdaydı. 2005 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Kültürel İncelemeler yüksek lisans programında verdiğim derste ders konusu olarak bu meseleyi seçtim kitaba faydası olsun diye. Temel mesele ulusal birliğin tahsisi süresinde militaristleşen Almanya, Japonya ve Türkiye’yi kendileriyle aynı coğrafyalardaki militarist olmayan denkleriyle kıyaslayarak aradaki farkların sebeplerini sorgulamaktı. Almanya’yı İtalya; Japonya’yı Hindistan; Türkiye’yi ise Yunanistan’la kıyasladım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu diğer üç ülke neden militarist olmuyor?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu çok da iradeye bağlı bir şey değil. Zira bu üç ülkenin tarihinde de militarist dönemler, kişiler ve kurumlar var. Mesela, İtalya Mussolini döneminde militarist olmak için elinden geleni yapmış ama becerememiş. Yunanistan’ın az buz bir darbe tarihi yoktur ama oraya militarist bir ülke diyemeyiz. Merkezi devlet geleneğinin olmadığı durumlarda, ulus devletleşme sürecine girildiğinde hali hazırda yerleşik bir burjuvazi yoksa devleti ordunun kurması kaçınılmaz oluyor. Bu da militaristleşmeyi getiriyor. Kitabın birinci tezi bu. İtalya’da iyi kötü bir burjuvazi var. Ordu büyük zaferler kazanarak kurmuyor devleti. İtalyan ulusal birliği, sosyalist eğilimleri olan Garibaldi gibi bir adamın başında olduğu bir süreç ve onun kırmızı gömleklilerinden oluşan bir ordu var ortada. Kazanılan birkaç askeri başarı da İtalyan güçlerinden çok Fransa ve 3. Napolyon’un yardımıyla oluyor. En önemli etken ise İtalyan birliğini kuracak olan Piedmont Sardinia krallığının başında Cavour gibi bir adamın olması. Cavour, İngiltere ve Fransa’yı örnek alarak liberal ekonomiyi benimseyen dışarı açık bir devlet modeli benimsiyor. Ve bu krallık büyük ölçüde bir burjuva ekonomisi üstüne oturuyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Şu an Almanya ve Japonya için hâlâ militarist diyebilir miyiz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Hayır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;O zaman bu durumda saydığımız örnekler arasında hâlâ militarist olan tek ülke Türkiye? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Öyle maalesef. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bunu onlar nasıl aştı da biz aşamadık? Kapitalistleşme sürecinin gecikmesinden ötürü mü? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu da var ama bir diğer sebep de Almanya ve Japonya ordu önderliğinde geçirilen ulus devletleşme sürecini atlattıktan sonra arasına katıldıkları güçlü toplumlar camiasında derhal emperyal emeller geliştirmeye başladılar. Almanya iki tane dünya savaşı çıkardı, Japonya da bunların her ikisine de bir şekilde bulaştı. Sonuç olarak ikisi de yenilen tarafta oldular. Birinci Dünya Savaşı’nda da yenilmiş oldukları halde o denli korunmuş bir militarist temel vardı ki sarsılmadan ikinci savaşa sürükledi. İkinciden sonra da böyle olunca artık Almanya emperyal emelleri bir tarafa bırakıp demokrat Avrupa ülkesi olmak durumunda kaldı. Aynı şey Japonya için de geçerli. Bundan kazançlı çıkanlar ise Alman ve Japon toplumları oldu çünkü militarizmin yenilmesi toplumun kazanması demek. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Toplumun hiç mi payı yok bu kazanımda?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Doğrusunu söylemek gerekirse çok yok. Kuvvetli militarist temelleri olan iki ülke bunlar ama her ikisinde de gayet kuvvetli anti-militarist sol hareketler var. Tabii o solun tüm toplumu kendi safına çekecek kadar bir gücü yok ama bir muhalefet olarak kuvvetli. Ancak Almanya’ya baktığımızda oylarını sürekli olarak artıran bir Alman Sosyal Demokrat Partisi var. Bunlar ne yaptı dersen, vallahi hiçbir şey yapmadılar militarizmin zayıflaması için. Weimer Cumhuriyeti’nde de bu parti iktidardaydı ve ordunun kuyruğundan gitmekten bir türlü vazgeçemediği hatta “ulusal çıkarlar” söyleminden bir türlü kopamadığı için ona hizmet bile ettiğini görüyoruz. Türkiye’deki durum buna çok paralel, ne olursa olsun ordumuz zor durumda kalmasın fikri... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tepede militarist bir yönetim olabilir ama tüm bir toplumun militarist olması için o anlayışı içselleştirmiş ve gündelik hayat pratiklerine yansıtmış olması gerekmiyor mu? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kitabın asıl tezi bu zaten. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İki yönü var o zaman militarizmin. Evet, Türkiye uzun zamandır askeri vesayetle idare ediliyor ama toplumun bunda hiç mi suçu yok? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Var tabii. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ama mevcut durum bundan farklı. Bir değişim söz konusu. Hükümet ve askeriye arasındaki gerilimin toplumda yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Gayet ortada durum. Biri referandum olmak üzere kaç seçim geçti bir şekilde, toplum askere direnen bu partiye oy veriyor. Önceden biraz korku da vardı ama şimdi yok. Mesela Almanya ve Japonya’da anti-militarist radikal sol hiçbir zaman seçim kazanmadı. Hep militarizmden yana olan liberal demokrat parti kazandı seçimleri, çok yakın zamana kadar. O yakın zaman dediğim zaman geldiğinde ise Japonya’da militarizm falan bitmişti. Ama Türkiye’de böyle militarizme kafa tutan bir sol hareket falan da olmadı. Mesela Alman sosyal demokratlarının parlemento toplantılarında çok radikal jestleri vardı ama onların sorunu kendilerinin pek radikal olmamasıydı. Temelde bayağı teslimiyetçi ve kapitalizm içinde yaşamaya razı olmuş bir partiydi. Bunun dışında Almanya ve Japonya’da muhalefetin dışındaki ana akım diyebileceğimiz adamların da militarizme değişen derecelerde bir hayranlığı ve razı oluşları söz konusuydu. Mesela o da bizde yoktur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Nasıl yani? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Türkiye’de büyük çoğunluk askere güveniyoruz der. Bütün anketlerde en güvenilen kurum çıkar askeriye yıllardır ama buradaki durum bu sorunun resmi cevabı budur, resmi cevaptan şaşmayalım başımıza iş açmayalım gibi bir tavırdan kaynaklanmaktadır. Ama alttan altta bir sapma da söz konusudur. Ordusunun arkasından giden katı disinplinli Alman ve Japon mizacının tam tersidir Türk insanının yapısı. AKP’ye kadar ordu, karşısında sert bir muhalif görmedi. Çünkü Türk burjuvazisi tekelci devlet kapitalizminin bir ürünü olduğu için askeriyeyle gayet barışıktı. Anadolu burjuvazisinin ortaya çıkması ve güçlenmesi mevcut sert muhalefetin yerli dayanağını oluşturdu. Ama bu muhalefetin vücuda gelmesinde en az bunun kadar önemli olan bir diğer faktör de uluslararası konjonktürdür. Artık soğuk savaş yok ve artık askeri darbeleri desteklemeyen bir Amerika var. Bu da militarzimin aleyhine gelişen bir durum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu sert muhalefetin oluşum sürecine burjuvazi nasıl adapte oldu sizce? Rolü neydi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İstanbul burjuvazisi içinde Koçlar devlete en bağlı olanlardır. Sanırım kurdukları işin tabiatı da biraz bunu gerektiriyor. Militarizm meselesinden çok da ayıramayacağımız bu Avrupa Birliği’ne katılım konusunda da Koç ayak sürüdü. Basite indirgersek bunun sebebi iç pazara dayanıklı tüketim malları veren bir üreticinin tek olduğu pazarda rekabet istememesidir. Yakın zamanda gün yüzüne çıkartılan konuşmalarda da görüyoruz ki Rahmi Koç mevcut hükümetin gitmesi gerektiğiyle ilgili oturup fikir teatisinde bulunabiliyor mesela. Bu büyük aileler içinde Eczacıbaşı da değil bir tek Sabancı’dır dünyadaki gidişata uyum göstermeye çalışan. AB konusunda çok daha açık ve taraftardır. Sakıp Bey’in hayattayken Kürt meselesi üstüne söylediği şeyler, arkasından Alparslan Türkeş’in ona haddini bil demesi, kısa zaman içinde Sabancılardan birinin öldürülmesi gibi olayların da gösterdiği gibi Sabancılar İstanbul burjuvazisinden çok bir Anadolu burjuvazisi gibi davrandılar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Peki, burjuvazinin yokluğunda işi ordu ele alır tezinden yola çıkarak, militarizme karşı direnen bu sert muhalefet ile pek de geçinemeyen bir yerleşik burjuvazinin aslen üstlenmesi gereken rolü üstlenememesinden ötürü uzun vadede bir vesayetten bir diğerine geçmemiz söz konusu olabilir mi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Olmaz diyemem, olabilir. Ben de zaten bugünlerde hep bu tema üstüne yazıyorum. Bir toplumun demokratik kültür tecrübesi azsa, ki bizim az, o zaman bir vesayetin yerini başka bir vesayetin alması riski artıyor. AKP gibi bir partiyi tabanı ve önderleriyle beraber ele alırsak, onların da kendi militarizmini oluşturması gayri mümkün görünmüyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;b&gt;Ne tür bir militarizmden bahsediyorsunuz? &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kendisini İslamın ordusu diye tanımlayan bir orduyla militarizm yapabilir. Düşmanı Kürtler değil, Yahudiler olan bir bir militarizm. O taraftan böyle bir şeylerin oluşması isteyecek olanların sayısı da pek az değildir. Bu kesin olur diye bir şey söyleyemem ama muhtemeldir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;O zaman önümüzde üç alternatif var. Askeri vesayet, karşı vesayet ya da demokrasinin oluşması için burjuvazinin tarihi rolünü üstlenmesi. Siyasal sol nerede duruyor bu denklemde? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu konuda hep konuşuyorum. Konuşurken de pek güleryüzlü konuşamıyorum. Bunun sebebi de ortada böyle bir sol olmaması. Türkiye tabiatta iki sağı olup da hiç solu olmayan tek objedir. Böyle başka bir obje de yoktur ve olmamıştır. İşçi partisi ilk kurulduğunda nasıl “ordu gençlik el ele milli cephede” gibi sloganlar atan bir devrimci cephe varsa şimdiki devrimciler de ya orda ya da nötr durduklarını söylüyorlar. Nötr olmak diye bir şey yok tabii, o orada olmak anlamına geliyor. Bu zihniyetten çıkamadı Türk solu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ama solun da işi zor. Askere karşı duracak, muhafazakâr kapitalist iktidar partisine karşı çıkacak, burjuvaziyle de mücadele edecek. Bu da “çarşı her şeye karşı” gibi karikatürize bir algılanma biçimine yol açmaz mı? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Karşı olduğu şeyleri ve niçin karşı olduğunu net bir şekilde ortaya koyacak. Ama bu arada bunlarla paylaşabileceği şeyler varsa da sırf onlar yaptı diye reddetmeyecek. Yani kısacası harbi olacak. Çok bilinmedik bir formül bulman gerekmiyor. Dürüst olacaksın ve kendini net bir şekilde topluma anlatacaksın. Şimdi biz tabii böyle bir işe bayağı bir sıfırdan başlamak durumundayız. O yüzden müthiş bir kalabalık beklememek lazım. Az ama doğru şeyleri söyleyecek ve bu söylediklerini kanıtlayarak mesafe kat edecek bir sol olabilir ancak. Ben artık böyle toparlayıcı birleştirici bir sol yapalım fikrine falan da kesinlikle inanmıyorum. Bu durumda sayı artıyor ama içten çatışmalar başlıyor. O işten de kimseye bir hayır gelmiyor. Ayrıca belli durumlarda burjuvaziyi desteklersin. Mesela İstanbul burjuvazisi tutarlı bir laisizm savunuyor. Sırf burjuvaya karşı geleceğim diye laisizme karşı çıkmayacaksın ona katılacaksın. Askerin ve Kemalizmin nesine sahip çıkabilirler onu bilmiyorum çünkü mesela oradaki laisizm de hiç tutarlı değil. Bir diktatoryanın otoriteryen enstürmanı sadece. Solcu ne ister? Memlekete sosyalizm gelsin, sosyalistler çoğalsın falan. E şimdi bu sosyalistler nereden çoğalacak? İthal edecek halimiz yok. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Nereden çıkacaklar sahiden? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Buradaki malzemenin içinden çıkacak. Kimdir bunlar? Bunlar şu an AKP’ye oy verenler. Memleketin genel yapısı itibariyle AKP’ye oy verenler, CHP’ye oy verenler ve MHP’ye oy verenler var. Bu son ikisinin sosyalist olmasını beklemek bana bayağı bir hayalperestlik gibi geliyor. Eğer bir sol olacaksa, AKP tabanı dönüşüp sosyalist olacak. Bu da bana imkânsız görünmüyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Solun AKP tabanından oluşması konusunda Kürt hareketini nasıl bir yerde görüyorsunuz? Ben orada da çok uzun zamandan beri kemikleşmiş militarist bir yapı görüyorum mesela. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ben de ve çok endişe verici bir şey bu. Pekâlâ Türkiye demokrasisinin en önemli ağırlık merkezlerinden biri olabilecekken PKK’nın tavrı nedeniyle Kürt hareketi demokrasiye güç katan bir şey olmaktan çıkıyor. Tabii Kürt hareketi en başından böyle bir şey değildi ama PKK en başından beri buydu. 60’lı yıllarda doğu mitingleri başladı, Tarık Ziya, Mehdi Zana gibi genç sosyalist Kürtler o zamanlarda çıktı. Ama 70’lı yıllarda özellikle 12 Mart’tan sonra bir ideoloji etrafında Kürtler ve Türkler denebilecek bir durum pek kalmadı. ABD emperyalizmine karşı silahlı mücadele veren Vietnam ve Kamboçya gibi örneklerden esinlenerek silahlı mücadele vermek için kurulmuş ve bu şekilde adını duyurmuş bir yapı söz konusu. Adına gerilla mücadelesi de desen, silahlı mücadele silahlı mücadeledir ve militer bir yapı, hiyerarşi, disiplin, itaat vesaire getirir. Toplumun hiç mi suçu yok dedin ya, bu, Kürtler için de geçerli bu açıdan. Kürtlerin içinde artık böyle olmasın, siyasal mücadele militer mücadelenin yerini alsın diyenler var. Ama yeterince çok değil maalesef. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;MİLİTARİST MODERNLEŞME &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Almanya, Japonya ve Türkiye &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Murat Belge &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İletişim Yayınları &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;2011, 830 sayfa&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-8295114887835600445?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/8295114887835600445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=8295114887835600445&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/8295114887835600445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/8295114887835600445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/11/militarist-modernlesme-almanya-japonya.html' title='‘Militarist Modernleşme: Almanya, Japonya ve Türkiye&apos;'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-9134736718508822768</id><published>2011-11-21T06:43:00.001+02:00</published><updated>2011-11-24T06:46:33.988+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şehir-gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>Gaziantep’ten Boston’a…</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mehtap KIZILTAŞ&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.kandildergisi.com/2011/07/boston-ve-ben/" target="_blank"&gt;Kandil Dergisi, Temmuz 2011&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öğrenci seçme ve yerleştirme sınavında İstanbul’da işletme bölümünü kazandım. Bu başarıyı elde etmek çok kolay olmadı. Uzun, istikrarlı, yorucu çalışma saatlerinden sonra bu cümleyi söylemek, şampiyonluk kazanmış sporcu mutluluğu gibi oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İstanbul’a kaydımı yaptırmaya geldim. İstanbul’a ilk gelişim değildi her sene tatil için gelir, bir ay kalırdım. Bu kez ise İstanbul’da kalacaktım, yazı’nı kış’ını baharını yaşayacaktım. İstanbul’da iki yıl okuduktan sonra lisans eğitimini tamamlamak için yurt dışına gitmeyi düşündüm.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gelecekte daha iyi mevki ve kazanç için en büyük rüyam yurt dışında yapacağım eğitimdi. Bu alandaki tüm kursları, üniversiteleri araştırdım. Aklıma ilk gelen ülkeler tartışmasız Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Kanada oldu. Yaptığım araştırmalardan sonra kararımı Boston şehrinden yana verdim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Boston, Amerika Birleşik Devletleri’nin Massachusetts Eyaleti’nin başkenti ve en büyük şehri. Ayrıca New England olarak bilinen Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Doğu Bölgesi’nin de resmi olmayan merkezinde bulunan Cambridge College’de Yönetim İşletmenliği bölümüne kaydımı yaptırdım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Boston’a gelen göçmenlerin çoğu İtalyan ve İrlanda asıllı. Şuan da Boston, Amerika’da İrlanda kökenlilerin en etkin olduğu şehir olarak bilinir. Gideceğim yerle ilgili araştırmalar yaptım. Renkli bir hayat yaşamak, değişik kültürler ve diller öğrenmek için eğitim döneminin gelmesini heyecanla bekliyordum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Annem ve babam ise yurtdışına gideceğinden dolayı üzgündü, üç erkek kardeşin en küçüğü olmam ve uzun süre görüşemeyeceğimiz için “seni özleyeceğiz lakin senin geleceğin ve gerçekleştirmek istediğin hedefin” diyerek beni destekliyorlardı. Gideceğim için heyecanlıydım, aslında kimseye söylemesem de biraz da korkuyordum, Türkiye’de Güneydoğunun en gelişmiş şehri Gaziantep’te yaşamıştım. Ailemizde eğitim için ağabeylerim de farklı şehirlerde okumuş eğitimleri bitince yine Gaziantep’e gelip babamla birlikte işyerimizde çalışmaya devam etmişlerdi. Ben ise yurtdışına gidecektim orada farklı renkte, ırkta, kültürde insanları tanıyacaktım.Türkiye’ye yeniden gelirmiydim, gelsem de Gaziantep’te mi, İstanbul’da mı, yaşayacaktım? Bu düşünceler içinde iken hazırlıklarımı tamamlıyordum. Uçuş günüm geldi çattı ve Boston’a uçtum.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Boston’a hava alanına indiğimde heyecandan nefes alamıyordum. Beni ünversite danışmanım karşıladı, kalacağım yurda götürdü. Boston’ın trafik yoğunluğu, dar sokakları,bozuk yolları ve oto park sorunları kendimi İstanbul’da hissettirdi. Yolculuğumuz devam ederken tramvay güzergahlarında ki kırmız, turuncu, yeşil ve mavi renkteki hatlar ile ayrılmış yolların ne olduğunu sordum; kırmızı hat ile Harvard ve Mıt Üniversitesine, yeşil hat ile Boston University ve Boston College’a ulaşabileceğimi, şehirde diğer ulaşım araçları hatta bir çok araba kiralama şirketlerinin olduğunu anlatı. Danışmanım, biz öğrenciler için tramvay ile yolculuğun daha ucuz olduğundan tramvay kullanmamızı önerdi. Şehirde yaptığımız küçük turdan sonra kalacağım yurda ulaştık. Sıcak bir havanın estiği aile pansiyonu atmosferi gibi geldi bana. Görevli kişi odamı gösterdi ve oda arkadaşım ile tanıştırdı. Oda arkadaşım İrlandalı biri idi farklı kültürde, dilde ve dinde biri ile yaşmak güzel olacaktı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Okulda ilk günler çok hareketliydi değişik ülkelerden dillerden benim gibi öğrenim görmeye gelen yüzlerce kişi vardı. Hocalar kaliteli ve başarılı isimlerdi, alışmak benim için beklediğimden daha kısa sürdü. Bunda en büyük etken yurt dışında Türk Konsolosluğunun bizi yalnız bırakmaması ve ailemin desteği oldu. Burası eğitim kenti neredeyse şehrin yarısı öğrencilerden oluşuyordu. Bölümüm “Yönetim” olduğundan farklı kültür ve desende ki sınıf arkadaşlarımla uyum içinde yaşamak, sorun çözmek, akademik eğitimin yanısıra hayatımızda karışılacağımız sorunlara değişik yorumlar ve çözüm yolları üretmemizi sağlıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buraya eğitimin yanısıra renkli bir hayat ve eğlenmek için de gelmiştim şehirde gezilecek başlıca yerleri vardı. Okul ve yurt arkadaşlarımla gittik. Bunların en güzelleri hem karada hem suda giden “amfibik”‘ araç gezintisi ile dikkat çeken Duck Tours, Boston’un en yüksek iki binasından şehri izleyebilceğimiz Prudential Towers and John Hancock Building, şehrin kalbi olan 1857′den kalma tarihi binaların olduğu Newbury Steet caddesini gezdik. Gezilecek görülecek daha bir çok yer var bunları da ileri ki zamanlarda gezmeyi umut edip derslerimizi çalışmaya devam ettik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eğitim hayatım halen devam ediyor, burada mutluyum, sorumluluk duygum ve insanlara bakışım farklılaştı. Ama içimde ki özlemde gitgide artmaya başladı. Ülkemden uzakta geçirdiğim ilk senemde bu hasrete dayanmak bana sabrı ve azmi öğreti. Okulumu iyi derece ile tamamlayıp yurdumda mesleğimi icra etmeye karar verdim. Yolun başında ki kararsızlıklarımın yerini aldığım kararlar aldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yaz döneminin yaklaşmasıyla sınavlar, dersler ve projeler hız kazandı. Bu yoğunluktantan kurtulup çok çok özlediğim aileme, anneme koşmak istiyordum. Burada olduğum sürede aileme ve ülkeme olan sevgimin ne denli büyük olduğunu idrak ettim. Tabi annemin yaptığı yemeklerin kıymettini, akşamları babamla ve aağbeylerimle oturduğum sofranın kıymetini… En önemlisi herkesin muhakkak bir vatana sahip olmasının gerektiğini yaşayarak öğrendim. Aidiyet önemli bir olgu, nerde olursan ol bir yere ait olmak oraya dönmek gerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-9134736718508822768?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/9134736718508822768/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=9134736718508822768&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/9134736718508822768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/9134736718508822768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/11/gaziantepten-bostona.html' title='Gaziantep’ten Boston’a…'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-4168606888373035146</id><published>2011-11-07T01:55:00.000+02:00</published><updated>2011-11-11T01:55:45.296+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür-sanat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Dede Efendi’den…</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/tcpOT7bdoKo?rel=0" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/JRQl79Ohrvw?rel=0" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/tqGrXmCJk-4?rel=0" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/p7O66JLJVPc?rel=0" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/eP7G9kC_xc0?rel=0" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/EYll7WooS5w?rel=0" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-4168606888373035146?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/4168606888373035146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=4168606888373035146&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/4168606888373035146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/4168606888373035146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/11/dede-efendiden.html' title='Dede Efendi’den…'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/tcpOT7bdoKo/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-7287318498207866007</id><published>2011-11-02T18:08:00.000+02:00</published><updated>2011-11-03T18:09:19.206+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><title type='text'>E-KİTAP 2011 Konferansı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şubesi&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;E-kitap yayıncılığının topluma, sektörlere ve kütüphanelere olan yansımalarının ele alındığı “E-KİTAP 2011 : Bütünden Parçaya Yeni Felsefeler Yeni Sektörler” adlı konferans 26 Ekim 2011 tarihinde, Marmara Üniversitesi Rektörlük Binası Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şubesi, Selekt Bilgisayar (Reeder), Marmara Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü ve Marmara Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı’nın işbirliğiyle düzenlenen ve yoğun ilgi gören konferans, ilgili tüm kesimler için bir buluşma ve paylaşım ortamı niteliği taşıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Günümüzde “Dijital Yerli” olarak nitelendirilen gençlerin ve özellikle üniversite öğrencilerinin yoğun katılımının olduğu konferansta; e-kitap yayıncılığının tarihsel gelişimi, e-kitap teknolojileri ve yarattığı yeni sektörler, yeni yaklaşımlar ortaya konularak, bu gelişmeler ışığında, Türkiye’deki e-kitap sektörünün yapısı, sorunları ve geleceği masaya yatırıldı. E-kitapların kütüphanelerdeki uygulamalarının da ele alındığı konferansta, ülkemizde e-kitap konusunda faklı çalışmalar yürüten firmaların uygulamaları tanıtıldı, gelecekteki projeleri paylaşıldı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Konferansa, farklı sektörlerden ve akademik çevrelerden katılan konuşmacıların çeşitliliği ise, e-kitapların yaşam içerisindeki yerini göstermesi açısından anlamlıydı: Prof. Dr. Hamza KANDUR (Marmara Üniversitesi), Adnan KURT (Alt Kitap Sayısal Yayınevi) Ayşegül SAKARYA (Bloomberg Businessweek Türkiye Dergisi), Kenan KOCATÜRK (Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri), Dr. Mehmet İNHAN (EBİ, İdefix Firması), Uygar SARAL (Reeder, Selekt Bilgisayar), Doç. Dr. Tuba KARATEPE (Marmara Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü), Kıvanç ÇINAR (Overdrive-Türkiye), Serap ÖZYURT (Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şubesi), Serdar KATİPOĞLU ( HiperLink, HiperKitap )&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Konferansın, “E-Kitabın Yarattığı Sektörler” adını taşıyan ilk bölümünde; e-kitapların tarihsel gelişimi, yayıncılık sektörü ve toplum için sunduğu olanaklar ele alınarak, Türkiye’deki e-kitapların bugünü ve geleceğine ilişkin değerlendirmelere yer verildi. Sektörde yaşanan sorunlar ve çözüme yönelik öneriler paylaşıldı. Konuşmacılar, e-kitapların yeni bir mecra olmasına rağmen, çok hızlı biçimde yaygınlaştığını ve çeşitlendiğini, bu gelişmelerin beraberinde çok farklı uygulama ve teknolojileri de ortaya çıkardığını ancak tüm bunlara rağmen metin-okur ilişkisinin hep var olduğunu, olacağını ifade ettiler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yayıncılığın e-kitapların gelişmesi ile ortam, araçlar ve süreçlere farklı ve yeni bakışlar gerektirdiği belirtilen konferansta; Türkiye’de e-kitap sektörünün yaşanılan sorunlara rağmen önemli bir gelişme potansiyeli taşıdığı, gençlerin bu alanda önemli bir teşvik edici bir unsur olduğu, sektörün önündeki engellerin ortadan kaldırılması için konuyla ilgili tüm kesimlerin işbirliği geliştirirerek, başta Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve diğer kamu kurumları ile birlikte ele ele vererek sorunları çözmesi gerektiği vurgulandı. Basılı kitaplarda %8 olan KDV’nin, e-kitaplarda %18 olmasının bir çelişki olduğu ve bu durumun fiyatlandırmaları da etkileyerek e-kitap sektörünün gelişmesinin önündeki önemli engellerden biri olduğu belirtildi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Son günler de gündemde olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın FATİH Projesi kapsamında öğrencilere dağıtmayı planladığı tablet bilgisayarları konusundaki gelişmeleri değerlendiren konuşmacılar, bu sürecin çok boyutlu olarak ele alınıp, konuyla ilgili tüm kesimlerin katkıları ile yaşama geçirilmesi gerektiğini, 14 ila 20 milyon dolarlık bir pazar oluşturacak böylesi büyük bir projenin fırsatlar kadar tehditler de içerdiğini, özellikle “içerik” açısından özgür ve esnek bir yaklaşımın olması gerektiğini vurguladılar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kütüphanelerde Mobil Kitap ve E-Kitap Uygulamalarının Geleceği” başlığını taşıyan ikinci bölümde ise; e-kitapların kütüphane ve bilgi kurumlarındaki yansımaları, konuyla ilgili kütüphane uygulamaları, bu alanda dünyada ve Türkiye’de faaliyet gösteren firmaların teknolojik çözümleri ile gelecekte beklenen gelişmeler ele alındı. Bu bölümde katkı sunan konuşmacılar; e-kitapların kütüphanelerin kaynak ve hizmetleri için farklı ve çok boyutlu yenilikler içerdiğini, yeni okurlar, yeni okuma biçimleri, yeni kaynak türleri ve süreçler yaratarak, bilgiye erişim açısından demokratikleşme ve özgürlük sınırlarını genişlettiğini, okurların okuma süreçlerine daha aktif biçimde katılarak daha etkileşimli deneyimler yaşadıklarını belirttiler. Tüm bu gelişmelerin okuma alışkanlığının azalması anlamına gelmediği, kitabın her zaman bir ihtiyaç olarak var olacağı, ancak e-kitapların bu sürece yeni olanaklar sunmakta olduğu dile getirildi. Kütüphanelerdeki bu eğilimlerin, teknoloji üreten firmaları da bu alanda yeni çözümler ve hizmetler üretmeye yönelttiği, böyle bir yönelimin de kütüphanelerin hizmetlerinin çeşitlenmesi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Konferans Türk Kütüphaneciler Derneği (TKD) İstanbul Şubesi Başkanı Mehmet Manyas’ın yaptığı kapanış konuşması ve katılımcılara plaket verilmesi ile son buldu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Türkiye’de e-kitap yayıncılığının sorunları: Telif hakları ve kazanç modeline ilişkin sorunlar, adil ve şeffaf bir hak yönetimi modeli ihtiyacı, Türkçe e-kitap sayısının azlığı, fiyatların göreceli olarak yüksekliği, Yazar-yayıncı ilişkilerindeki belirsizlikler, e-kitap formatının gerektirdiği yeni ilişki biçimlerini içeren yayın sözleşmeleri ihtiyacı, yazarların e-kitap yayınlama konusundaki isteksizlikleri, fiyatlandırma, vergilendirme (%18 KDV), henüz bir standartklaşmanın olmayışı, bağımsız denetim ihtiyacı, e-kitap okuyucu cihaz fiyatlarının yüksekliği ve çeşit azlığı, dağıtım platformlarındaki yetersizlikler, e-kitap ve ilgili teknolojiler, araçlar hakkındaki bilgi eksiklikleri.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;www.istanbulkutuphaneci.org&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-7287318498207866007?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/7287318498207866007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=7287318498207866007&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/7287318498207866007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/7287318498207866007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/11/e-kitap-2011-konferans.html' title='E-KİTAP 2011 Konferansı'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-7115582492788580726</id><published>2011-10-17T20:12:00.003+03:00</published><updated>2011-10-19T20:13:41.480+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Şark Meselesinden Demokratik Açılıma Türkiye’nin Kürt Sorunu Hafızası</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #3a2820; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Hüseyin Yayman&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;SETA Yayınları / Şubat 2011&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://www.setav.org/public/indir.aspx?yol=%2Fups%2Fdosya%2F71075.pdf&amp;amp;baslik=T%FCrkiye%27nin+K%FCrt+Sorunu+Haf%FDzas%FD" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Raporun ö&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.setav.org/public/indir.aspx?yol=%2Fups%2Fdosya%2F71075.pdf&amp;amp;baslik=T%FCrkiye%27nin+K%FCrt+Sorunu+Haf%FDzas%FD" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;ze&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.setav.org/public/indir.aspx?yol=%2Fups%2Fdosya%2F71075.pdf&amp;amp;baslik=T%FCrkiye%27nin+K%FCrt+Sorunu+Haf%FDzas%FD" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;t, giriş ve son&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.setav.org/public/indir.aspx?yol=%2Fups%2Fdosya%2F71075.pdf&amp;amp;baslik=T%FCrkiye%27nin+K%FCrt+Sorunu+Haf%FDzas%FD" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;uç bölümlerin&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.setav.org/public/indir.aspx?yol=%2Fups%2Fdosya%2F71075.pdf&amp;amp;baslik=T%FCrkiye%27nin+K%FCrt+Sorunu+Haf%FDzas%FD" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;i indirin&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırma&lt;span class="Apple-style-span" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: black; font-family: Georgia, 'Times New Roman', 'Bitstream Charter', Times, serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;ları (SETA) Vakfı uzun bir çalışma sonun&lt;span class="Apple-style-span" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: black; font-family: Georgia, 'Times New Roman', 'Bitstream Charter', Times, serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;da Kürt sorunu konusunda bir başucu kitabı hazırladı. Dünden bugüne Kürt sorunu hakkında kaleme alınmış tüm belge ve raporların bir araya getirildiği kitap, hem analitik, hem de ansiklopedik bir kaynak niteliğinde. Çalışma, 23&lt;span class="Apple-style-span" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: black; font-family: Georgia, 'Times New Roman', 'Bitstream Charter', Times, serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&amp;nbsp;Nisan 1920 TBMM’nin açılışı ile başlayıp, Demokratik Açılım süreciyle son bulan 90 yıllık bir öyküyü belgeler üzerinden ele alıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Gazi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi ve SETA Vakfı uzmanı&amp;nbsp;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Hüseyin Yayman&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;tarafından uzun bir çalışmanın sonucunda hazırlanan Türkiye’nin Kürt Sorunu Hafızası isimli kitap, bu konuda yazılmış gizli-açık tüm belgeleri bir araya getiriyor. Çalışma, devletin belgelerinden partilerin çalışmalarına değin tüm literatürü tek tek irdeleyerek bir hafıza tazelemesi yapıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;img alt="" src="http://www.setav.org/public/indir.aspx?yol=%2fups%2fresimler%2f69760.gif&amp;amp;baslik=T%fcrkiye%27nin+K%fcrt+Sorunu+Haf%fdzas%fd" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(226, 226, 226); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 10px; border-color: initial; border-left-color: rgb(226, 226, 226); border-left-style: solid; border-left-width: 10px; border-right-color: rgb(226, 226, 226); border-right-style: solid; border-right-width: 10px; border-style: initial; border-top-color: rgb(226, 226, 226); border-top-style: solid; border-top-width: 10px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; max-width: 621px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; padding-right: 2px; padding-top: 2px; vertical-align: baseline;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;‘Güvenlikçi Yaklaşım’ – ‘Demokratik Yaklaşım’ Mücadelesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son dönemde birçok nitelikli çalışmaya imza atan ve Türkiye’nin en önemli düşünce kuruluşlarından biri olan SETA Vakfı tarafından yayımlanan kitap, geçmişi masaya yatırarak yapılması gerekenlere ışık tutuyor. Çalışma, Kürt sorunu hakkında iki temel yaklaşımın olduğunu dile getirirken bunlardan birincisini güvenlikçi yaklaşım, diğerini ise demokratik yaklaşım olarak tanımlıyor. Kitap, 1990’lı yılların Kürt sorununda milat olduğunu ve sorunun hızla toplumsallaşmaya evrildiğini ortaya koyuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Çalışmada devlet adına hareket eden görevlilerin ‘devleti tarih ve toplum önünde ayıplı hale getirdikleri’ belgelerle ortaya konulurken bu yaklaşımın sorunun çözümünü zorlaştırdığı dile getiriliyor. Özellikle tek parti dönemindeki Fevzi Çakmak, İbrahim Tali Öngören, İsmet İnönü ve Şükrü Kaya raporları bu dönem çalışmalarının ana karakteristiğini oluşturuyor. Yayman, Kürt sorununun zaman içinde geçirdiği metaformofozu belgeler üzerinden ortaya koyarken güvenlikçi yaklaşımı sert biçimde eleştiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;1925’ten 2010’a Kadar 70 Kürt Raporu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorununu öğrencilik yıllarından itibaren yakından takip eden Hüseyin Yayman kitabında, sorunla ilgili kapsamlı bir bilânço çıkararak hadisenin boyutlarını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Yayman’a göre PKK ile mücadeleye harcanan parayla 120 (yüz yirmi) adet Boğaz Köprüsü yapılabilirdi. Kitapta, 1925’ten 2010 yılına kadar Kürt sorunu hakkında kaleme alınan 70 rapor tarihsel arka planı, aktörleri ve metin analizleriyle irdelenirken, konuyla ilgili ilk defa böylesine toplu ve analitik bir eser kaleme alınmış oluyor. Kitabın önemli tezlerinden birine göre, Türkiye bu konuda çokça konuşuyor, ancak kararlılık gösterip sorunu çözecek ortak iradeyi sergileyemiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Açılıma Kadar Türkiye’nin bir Kürt Siyaseti Yoktu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kitapta dile getirilen önemli temel tespitlerden bir diğeri de, Türkiye’nin bir Kürt siyasetinin olmadığı tezi. Yayman, konuyu tek parti döneminden başlayıp AK Parti iktidarı dönemine kadar mercek altın alırken Türkiye’nin bugünden yarına değişmeyen bir stratejisinin olmadığını ileri sürüyor. Türkiye’nin kişilere bağlı bir bölge siyasetinin olduğu vurgulanırken, kişilerin değişmesiyle stratejinin de değiştiği belirtiliyor. Bu noktada AK Parti’nin demokratik açılım süreciyle başlattığı sürecin Kürt siyasetinde önemli bir paradigma değişikliği getirdiğine vurgu yapan Yayman, Türkiye’nin artık sorunu değil, çözümü konuşması gerektiğinin altını çiziyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;İlk Açılım Demirel ve İnönü’den…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kürt Sorunu’nun isimlendirmesinin zamanın ruhuna uygun bir yönelim gösterdiğini belirten Yayman, ilk dönemlerde Şark sorunu, Doğu sorunu denirken, 1990’lardan itibaren bugünkü Kürt sorunu tamlamasının kullanıldığını dile getiriyor. Araştırmada devletin resmi Kürt siyasetinin tayin edildiği belgenin Şark Islahat Planı olduğuna dikkat çekilerek, daha sonra yazılan tüm eserlerin Şark Islahat Planı’nın türevi ve tekrarı olduğu ifade ediliyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Devletin resmi Kürt siyasetinin 1991 DYP-SHP koalisyonuyla değiştiği belirtilirken, bu dönemde verilen vaatlerin düşük yoğunluklu şiddete yenildiğinin altı çiziliyor. DYP-SHP koalisyonunun sözde birçok vaatte bulunmasına rağmen bunları hayata geçiremediği söylenirken, ilk açılımı Süleyman Demirel ve Erdal İnönü’nün başlattığı hatırlatılıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;İnkâr ve Asimilasyondan Tanıma ve Demokratikleşmeye…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorunuyla ilgili 70 kadar raporun ele alındığı kitapta, raporların içeriği ve üslubunun, Türkiye siyasal tarihine paralel bir değişim gösterdiğine dikkat çekiliyor. Tek parti döneminde sorun, ağırlıklı olarak asayiş kaygısı ekseninde homojen bir ulus inşa etmenin önündeki engellerin kaldırılması olarak okunurken, çok partili döneme geçişle beraber, sorun ağırlıklı olarak yönetimde yaşanan aksaklıkların giderilmesi olarak kodlandı. 1990 sonrasında, gerek iç siyasette gerekse dünya siyasetinde vurgusu giderek artan sivilleşme ve sorunların siyasi çözümü eğilimine paralel bir biçimde, Kürt meselesi de bu bağlamda değerlendirilmeye başlandı.&lt;br /&gt;Tek parti döneminde hazırlanan çalışmalarda sorun “iskân, asimilasyon ve inkâr” yaklaşımıyla değerlendirilirken, 1990’larda inkâr siyasetinin yerini “tanıma” ve “demokratik standartların yükseltilmesi” aldı.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Kürt Sorununda Toplumsallaşma Tehlikesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kitapta öne çıkan temel tezlerden bir diğerinde, Kürt sorununda 1990’lı yıllarda dile getirilen önerilerin %90’nın karşılanmasına rağmen, bu düzenlemelerin zamanında yapılmadığı için beklenen faydayı sağlamadığı belirtiliyor.&lt;br /&gt;Yayman, devletin Kürt sorunu hakkında ne yapacağına karar verememesinin bir başka sorun oluşturduğunu ifade ederken, bölgede oluşturulan basınçla devletin bir karar anına zorlandığını belirtiyor. Kürt sorununun hızla bir Türk sorununa dönüşmesinin çözümü zorlaştırdığını belirten Yayman, sürecin yanlış yönetilmesi sonucunda devletin yarattığı bir sorun olmaktan çıkarak toplumsallaştığı tehlikesine dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;Çalışma Türkiye’nin sorun karşısında nerede hata yaptığının ve bundan sonra neler yapması gerektiğinin belgesi niteliğinde. Kitabın sonunda yer alan “Çözümün Neresindeyiz?” tablosu ve Raporlar Çizelgesi Türkiye’nin Kürt sorunu hafızasını fazla söze gerek bırakmadan ortaya koyuyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;SAYILARLA KÜRT SORUNU HAFIZASI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kitapta 1920–2010 yılları arasını irdeleyen Yayman, toplam 70 raporu, sorunu tarifi, çözüm önerileri ve aktörleri bağlamında ele alıyor. Raporların iki ana dönemde yoğunlaştığı görülüyor. Birincisi tek parti döneminde, ikincisi ise 90’lı yıllarda yapılan çalışmalardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;· Rapor yazma geleneğiyle sorunun şiddeti arasında doğrudan bir bağ bulunmaktadır. Sorun yoğun biçimde gündeme geldiği dönemlerde daha çok rapor yazma ihtiyacı duyulmuş normal zamanlarda sorun yok sayılmıştır.&lt;br /&gt;· Konuyla ilgili, devlet, siyasal partiler, sivil toplum örgütleri tarafından değişik zamanlarda yapılmış çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bir anlamda bu konuda söylenmemiş bir söz, yazılmamış bir cümle kalmamıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;51 Yıllık Olağanüstü Hal!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;· Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan 5 Genel Müfettişliğin 3’ü Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindedir. Bölgedeki olağanüstü uygulamalar bununla da sınırlı kalmamış 1987 yılında Olağanüstü Hal Bölge Valiliği kurulmuştur.&lt;br /&gt;· Bölgede 1925 Şeyh Sait İsyanından sonra ilan edilen sıkıyönetim fiilen 1950’de kaldırılmıştır. Bölge 25 yıl boyunca örfi idare(sıkıyönetim) koşullarında tutulmuştur.&lt;br /&gt;· Bunun yanında 1978’den 2002 yılına kadar bölge sıkıyönetim ve OHAL uygulamalarıyla yönetilmiştir. Başka bir ifadeyle bölge 51 yıldır olağan olmayan yönetim usulleriyle yönetilmiştir.&lt;br /&gt;· 51 yıl Olağan üstü usullerle yönetilen bir bölgede sorun çıkmaması ilginç olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Terörün Maliyeti: 120 Atatürk Barajı, 150 Boğaz Köprüsü…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;· 1984 yılından bu yana terörle mücadeleye ayrılan kaynağın 300 milyar dolar olduğu öne sürülmektedir. Terörle mücadeleye ayrılan 300 milyar dolarla, 15 bin adet 24 derslikli okul, 900 adet 400 yataklı tam teşekküllü eğitim ve araştırma hastanesi, 150 adet boğaz köprüsü, 120 adet Atatürk barajı yapılabilirdi.&lt;br /&gt;· Türkiye 120 adet Atatürk Barajını bölgeye yapmış olsaydı bugün zaten böyle bir sorunu olmayacaktı. Türkiye sorunla gerçek anlamda yüzleşmediği için geçici ve günübirlik tedbirlerle problemi çözmeye çalışmaktadır.&lt;br /&gt;· Osmanlı’dan günümüze toplam 29 Kürt isyanı çıkmıştır. İsyanların en yoğun olduğu dönem 1925–1937 arasıdır. En uzun isyan 33 yıldır devam eden 29. isyandır.&lt;br /&gt;· TBMM Göç Komisyon’un raporuna göre, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde güvenlik nedeniyle boşaltılan yerleşim birimi sayısı 3 bin 428’dir. Bu yerlerde yaşayan 2 milyona yakın yurttaşımız zorunlu göçe maruz kalmışlardır.&lt;br /&gt;· Türkiye terörle mücadele amacıyla sınır ötesine bugüne kadar irili ufaklı toplam 25 sınır ötesi operasyon yapmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;50 Bin Can Kaybı!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;· Türkiye Cumhuriyeti Devleti PKK ile mücadelede Kurtuluş Savaşından daha büyük kayıplar verilmiştir. Genel Kurmay Başkanlığının verilerine göre Türkiye Kurtuluş Savaşında 10 bin 885 şehit verilirken PKK ile mücadelede 11 bin 735 şehit verilmiştir. Benzer bir durum Mete Tunçay’ın ifadesiyle Şeyh Sait isyanı için de geçerlidir.&lt;br /&gt;· PKK ile mücadelede verilen kayıplar konusunda farklı istatistikler bulunmakla birlikte bütün bu rakamlar alt alta toplandığında Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan 50 bin insan hayatını kaybetmiştir.&lt;br /&gt;· 1984 yılından bu yana 5 Cumhurbaşkanı, 8 Başbakan, 8 Genelkurmay Başkanı, 22 İç İşleri Bakanı görev yapmış, 15 hükümet değişmiş, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği kurulup kapatılmış ancak sorun hep yerinde kalmıştır.&lt;br /&gt;· Kürt sorunu hakkında en çok rapor hazırlayan partiler sosyal demokratlar olmuştur. Sosyal demokratların hazırladığı 11 raporda çok sayıda öneri yer alırken bu önerilerin çok az bir kısmı sosyal demokrat partiler tarafından hayata geçirilmiştir.&lt;br /&gt;· Kürt sorunu hakkında ilk kapsamlı çalışmayı yapan parti kamuoyunda bilinenin aksine DSP’dir. DSP’nin Güneydoğu Raporu sorun hakkında yapılmış ilk çalışma özelliği taşımaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;İlk Açılım DYP-SHP Hükümeti’nden…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;· Kürt sorununda ilk ‘Açılım’ 1991 DYP-SHP koalisyonuyla olmuştur. Koalisyon protokolünde sorunun çözümüne dair çok sayıda öneri yer almasına rağmen süreç doğru yönetilemediği için ‘düşük yoğunluklu savaş’ konseptiyle son bulmuş ve ağır bedeller ödenmiştir.&lt;br /&gt;· AK Parti, Demokratik Açılım süreciyle DYP-SHP Hükümetinden sonra II. Açılım sürecini başlatmıştır.&lt;br /&gt;· 1990’larda dile getirilen önerilerden sadece anadilde eğitim ve af konusu çözülmemiştir. Son on yılda ve özellikle AK Parti iktidarı döneminde yapılan iyileştirmelerle Kürt sorunuyla ilgili taleplerin önemli bir kısmı karşılanmış ve Kürt sorunu, Kürtçe sorununa dönüşmüştür.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://www.setav.org/public/HaberDetay.aspx?Dil=tr&amp;amp;hid=70436&amp;amp;q=sark-meselesinden-demokratik-acilima-turkiye-nin-kurt-sorunu-hafizasi" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Kaynak: SETA&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-7115582492788580726?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/7115582492788580726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=7115582492788580726&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/7115582492788580726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/7115582492788580726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/10/sark-meselesinden-demokratik-aclma.html' title='Şark Meselesinden Demokratik Açılıma Türkiye’nin Kürt Sorunu Hafızası'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-3590703405756816223</id><published>2011-10-05T17:40:00.000+03:00</published><updated>2011-10-07T17:40:34.368+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şehir-gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>Yahya Kemal, Orhan Veli ve İlhan Berk’in Şiirlerindeki İstanbul</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #3a2820; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Mehmet NARLI&lt;br /&gt;Balıkesir Üniversitesi&lt;br /&gt;BAU-SBED, Aralik 2008&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Divan, Tanzimat ve İkinci Meşrutiyet şairleri ve şiirleri gibi Cumhuriyet&lt;br /&gt;dönemi şairleri ve şiiri de, şehirlidir. Özellikle şiir ve İstanbul bağlamında söz&lt;br /&gt;konusu edilen Yahya Kemal, Orhan Veli ve İlhan Berk, İstanbul’u, yapısal ve&lt;br /&gt;kültürel değişime uğratan, modern yaşama biçimlerine göre yeniden&lt;br /&gt;biçimlendirmeye çalışan “yenileşmenin” çocuklarıdırlar. Yahya Kemal’den İlhan&lt;br /&gt;Berk’e kadar geçen sürede, şiirlerinde şehir mekânı olarak Anadolu’yu ve Anadolu&lt;br /&gt;şehirlerini öne çıkaran şairler varsa da, bu yerler, şairleri etkileyen, biçimlendiren&lt;br /&gt;yerler olarak görünmekten çok, milli ideolojinin duyarlık alanları olarak yansırlar.&lt;br /&gt;Çalışma, konusu gereği, şehir olarak sadece, şairlerin düşüncelerini, davranışlarını,&lt;br /&gt;karakterlerini ve bunlara bağlı olarak şiirsel muhayyilelerini etkileyen İstanbul’la&lt;br /&gt;sınırlı kalacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;1920’den 1950’lere kadar yazılan siirlerde, stanbul’a duyulan sevgi ve&lt;br /&gt;baglılık; sehir yoluyla ulasılan düsünce, duyarlık ve inanç; sehrin farklı&lt;br /&gt;mekânlarının gönderdigi tarihsel ve kültürel hafıza; günlük yasamalar içinde sehrin&lt;br /&gt;mekânlarına yüklenen anlam ve islevler birbirinden oldukça farklıdır. Otuz yıllık&lt;br /&gt;kısa bir zaman dilimi göz önüne alınırsa, poetik, tematik ve ideolojik açılardan&lt;br /&gt;Türk siirinin en çesitli dönemi Cumhuriyet dönemidir. Dogal olarak bu çesitlilik,&lt;br /&gt;mekân algısında sözü edilen faklılıkları beslemistir. Örnegin, kimi sairler,&lt;br /&gt;stanbul’u, medeniyetin esyaya sinmis hali olarak görürken; kimi sairler, aynı sehri,&lt;br /&gt;dogal ve sıradan yasamakların mekânı olarak görürler. Sehri, insanda güzellik ve&lt;br /&gt;uyum düsüncesi uyandıran manzaralar olarak gösteren sairler oldugu gibi;&lt;br /&gt;yoksulların ve varlıklıların uyumsuzluk içinde yasadıkları bir çatısma alanı olarak&lt;br /&gt;gören sairler de vardır. Bazı siirlerde, sehir, insanı bireylestiren ve özgürlestiren yer&lt;br /&gt;olarak görünürken; bazı siirlerde, insanî degerleri yiyip bitiren yok edici bir mekân&lt;br /&gt;olarak görünür. Hatta kültürel arka planı aynı olan sairler bile, stanbul’u farklı&lt;br /&gt;algılayıp anlamlandırabilmektedirler. Bu farklılıkları etkileyen baska bir öge de,&lt;br /&gt;sairin modernizm karsısında aldıgı veya mecbur kaldıgı tutumdur. Bazı sairlere&lt;br /&gt;göre, yeni olan her sey, hafızaya ve ruha yapılan bir saldırıdır. Bazılarına göre ise&lt;br /&gt;her seyi, hiç durmadan yıkıp yeniden yapan modernizm, insan dogasının geregidir.&lt;br /&gt;Kuskusuz bütün bu farklılıklar içinde, söz konusu edilen sairlerin siirlerinde ortak&lt;br /&gt;mekânsal anlatımlar, simgeler ve imgeler tespit edilebilir ki çözümlemenin&lt;br /&gt;ilerleyen kısımlarında bunlar görünebilecektir. Örnegin her üç sairde de stanbul,&lt;br /&gt;yasama, düs görme, kaçma, katlanma, korkma, sıgınma, âsık olma, ayrılma,&lt;br /&gt;hatırlama ve tasarlama gibi insanın her türlü halini ve hayalini içinde tutan bir&lt;br /&gt;mekândır. Bu mekân, bazen Baudelaire’in Paris’i, Joyce’un Dublin’i, Kavafis’in&lt;br /&gt;skenderiyesi gibi, geçmisi simdide yasatan, simdiyi düssel bir alana aktaran kutsal&lt;br /&gt;bir enerjiye dönüsebilir; bazen de Ülgener’in dedigi gibi, bütün manevi degerleri&lt;br /&gt;kütle ahlakı derekesine indiren (Ülgener 1981: 106) modern yıgısmalar olarak&lt;br /&gt;görünebilir. Ama her halükarda, bir yazarın dedigi gibi, “kentin insan ruhundaki&lt;br /&gt;izleri sanat eserlerinde gizlidir. Bir müzik parçasının ugultulu bölümlerinde, bir&lt;br /&gt;romanın fligramlı sayfalarında gizlidir. Gerçekten o sayfaların arkasına yazarın&lt;br /&gt;kent ısıgını tuttugumuzda; kentin, insan kılıgına bürünmüs fligramı da görünmüs&lt;br /&gt;olur. nsanın ve yazarın içsel haritasının çizilisinde, üstünde yasadıgı cografyanın&lt;br /&gt;sehrin payı çok büyüktür (Agaoglu 1997: 75). Berman’a göre, Baudelaire, sehrin&lt;br /&gt;modernlesmesinin, hemsehrilerinin ruhlarının modernlesmesini nasıl esinledigini&lt;br /&gt;ve zorladıgını göstermistir (Berman 2005: 202). Yahya Kemal’e göre Türk topragı&lt;br /&gt;ve sehri, eski edebiyatta yoktur; yeni edebiyatta ise çok soluk bir durumdadır.&lt;br /&gt;Hiçbir Türk sairi mesela stanbul’un Eyub’ünü Henri de Regnier’nin sonelerindeki&lt;br /&gt;gibi teganni (Beyatlı 1988: 146) etmemistir.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Üç sairin siirleri üzerinden “siir- stanbul” çözümlemesine genel bir&lt;br /&gt;etkilesime daha atıf yapmakta yarar var: Modern Batı sairleri ile sehirleri arasında&lt;br /&gt;görülen mahkûmluk, isyan ve yalnızlık durumları, sehirli Cumhuriyet sairlerinin&lt;br /&gt;siir-sehir iliskilerinde de görülür. “Mahkûmluk durumu”, ruh ve beden, kus ve&lt;br /&gt;kafes alegorilerindekine benzer bir biçimde gösterir kendini. Sair, bütün&lt;br /&gt;içtenligiyle, özgürlügüyle, duyarlıgıyla, kaba, yapay ve sınırlayıcı bir mekânda&lt;br /&gt;yasamak zorundadır. Sehirden çıkmasına imkân yoktur; daha da önemlisi, onun&lt;br /&gt;varlıgı, sehirle mümkündür. Onun düs kurmasını saglayan da ona kâbus gördüren&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;de sehirdir. Mahkûm oldugunu bildigi için, baska beldeler hayali kurar; hayal&lt;br /&gt;kurdukça mahkûmiyetini duyar. Bir bakıma sair, bu karsıtlıkların enerjisine de&lt;br /&gt;mahkûmdur. “ syan durumu”, mahkûmluk duygusundan dogar. Mekânın kendi&lt;br /&gt;içine dogru kapandıgını, insanların, oradan oraya durmaksızın sürüklendigini,&lt;br /&gt;sürekli gelisme ve ilerleme tutkusunun, din, toplum, birey ya da bütünüyle insanlık&lt;br /&gt;degerlerini zayıflattıgını gören sair, gerçekçi ya da izlenimci bir tutumla, dogal ya&lt;br /&gt;da hayalî olan “yitik cennet”ini aramaya baslar. Bu yitik cennet, modern öncesi&lt;br /&gt;mekânlarda olabilecegi gibi, düslerde de olabilir. Fakat ilginç ve trajik olan,&lt;br /&gt;mahkûm olan sair gibi isyan eden sairin de, sehrin ortasında kalmasıdır. Bütün&lt;br /&gt;modern sairlerde oldugu gibi, Cumhuriyet dönemi sairleri de kendilerini sehirlerde&lt;br /&gt;“yalnız” hissederler. Modern sehir kuskusuz “birey”i olusturmus; birey ise görece&lt;br /&gt;bir özgürlükle, herkesin arasında ve her mekânın içinde olabilme hakkını&lt;br /&gt;kazanmıstır. Modern sehir, yalıtılmıs bireylerin toplamıdır bir bakıma. Bu yüzden&lt;br /&gt;birey, dısarıya açılan mekânlar yerine, kendisini çevreleyen mekânlara sıgınır. ç&lt;br /&gt;mekânlar, hiçbir zaman, birey kadar, insanın sıgınagı olmamıstır. Valery, “Büyük&lt;br /&gt;kent merkezlerinin sakini, yeniden vahsilik, baska deyisle tek basınalık konumuna&lt;br /&gt;düser” (Benjamin 2002: 223) derken bunu vurgulamıstır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;1. YAHYA KEMAL’ N STANBUL’U&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kuskusuz yeni Türk siirinde stanbul’u, bütün bir medeniyetin esyaya sinmis&lt;br /&gt;hali olarak gören; bu yüzden onun her yapısını, her semtini, her manzarasını seven&lt;br /&gt;en önemli sair Yahya Kemal Beyatlı’dır. Hem deneme ve hatıralarının hem de&lt;br /&gt;siirlerinin en genis, en canlı damarı, stanbul’un aktıgı damardır. Adile Ayda&lt;br /&gt;Yahya Kemal’in stanbul’a kalbiyle âsık olmadan önce, beyniyle âsık oldugunu&lt;br /&gt;söyler. Ona göre sair, Paris’ten ikinci dönüsünden sonra köksüzlük ve öksüzlük&lt;br /&gt;duygusundan kurtulur ve Bizans’ı stanbul yapan tarihî mucizeyi severek anlamaya&lt;br /&gt;çalısır. Ögrencileriyle yaptıgı bütün stanbul gezilerinde, bütün semtlere sinen bu&lt;br /&gt;mucizeyi arar (Ayda 1988: 48). Buldugu ilk sey, Michelet’in “Fransa’nın topragı,&lt;br /&gt;on asırda Fransız milletini yarattı” seklindeki sözünün anlamıdır. Bizans’ı Türk&lt;br /&gt;stanbul’u yapan irade, Selçuklu’dan Osmanlı’ya yüzlerce yılın yarattıgı kolektif&lt;br /&gt;ruhun eseridir. stanbul’un her tasına, her eserine, her kösesine ve her semtine&lt;br /&gt;sinmis bu ruh ve irade, kesfedilmeyi beklemektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;…&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;2. ORHAN VELİ’NİN İSTANBUL’U&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet merkezinde toplanan yeni şiirin&lt;br /&gt;“garip şairleri” için İstanbul, en genel anlamıyla “küçük adam”ın yaşadığı yerdir.&lt;br /&gt;Ahmet Oktay, 1940’ların küçük adamının, küçük üreticiler, marjinaller arasında bir&lt;br /&gt;şair-avare olarak dolaştığını; 1950’lerin küçük adamının ise büyük şehirde,&lt;br /&gt;metropolün cangılında, insanlıktan umudunu kesme noktasına gelen bir melankolik&lt;br /&gt;gibi göründüğünü; yalnız, küskün ve umarsız olarak dolaştığını söyler (Oktay&lt;br /&gt;1993: 124). Sait Faik’ten yapılacak bir alıntı, günlük ilişkiler içinde mutluluğu ve&lt;br /&gt;hazzı bulmaya çalışan “şair-avare”yi ve umarsız kişiyi gösterecektir. Şöyle der Sait&lt;br /&gt;Faik: “Dostlarımı, sevdiklerimi çarşı içlerinin kara çocuklarından seçtim. Her&lt;br /&gt;umumi, herkese açık yol, ahçı dükkânı, bahçe, kır benim oldu. Köylülerle beraber&lt;br /&gt;demir parmaklıklarına asılıp belediye gazinosunda saz dinledim. Açık yerlerde&lt;br /&gt;oynanan sinemaları parasız seyredenlerle yaz günleri birbirimizi ittik. Mahalle&lt;br /&gt;kahvesinde yirmi lira maaşlı müvezziler, balıkçılar, dostsuz mütekaitler, zebun&lt;br /&gt;kahvecilerle altı kol iskanbil oynadım” (Abasıyanık 1950: 43). Orhan Veli’nin&lt;br /&gt;şiirleri, hem mekânsal hem de tematik bağlamda Sait Faik’in öykülerinin&lt;br /&gt;simetrisidirler. İstanbul’u kutsallığından ve romantik düşselliğinden uzaklaştırıp,&lt;br /&gt;yaşanılan günlük hayatın mekânı haline getiren, özellikle öyküde Sait Faik, şiirde&lt;br /&gt;Orhan Veli’dir.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;…&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;3. ILHAN BERK’ N STANBUL’U&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;lhan Berk, özellikle 1947’de yayımladıgı stanbul adlı kitabıyla, modern&lt;br /&gt;sehrin insanî ve kültürel topografyasını göstermeye yönelir. Kaplan’a göre Berk’in&lt;br /&gt;stanbul’u bir kâbusu andırır. Her seyin karmakarısık oldugu, birbirine girdigi&lt;br /&gt;stanbul’un bıraktıgı intiba, bastanbasa bir abeslikten ibarettir. Berk, stanbul’un&lt;br /&gt;geçmisini ve bugününü kötü ve çirkin olarak göstermistir (Kaplan 1973: 176).&lt;br /&gt;Ahmet Oktay da, stanbul kitabı için, “kentin dogal ve insansal cografyasını&lt;br /&gt;betimleyebildigi söylenebilir” dedikten sonra; Berk’in, stanbul’un geçmisini&lt;br /&gt;‘talan’ olarak; bugününü ise “dev ayaklı çamur olan sermaye”nin baskısı altında&lt;br /&gt;katılasan, pislesen bir sehir olarak gördügünü söyler (Oktay 2002: 195). Hem&lt;br /&gt;kötümser ruh haliyle hem de geçmise bakıs açısıyla Tevfik Fikret’in Sis siirini&lt;br /&gt;hatırlatan stanbul siirinde, eski stanbul, talandır; çünkü kralların, padisahların,&lt;br /&gt;despot iktidarların mülküdür. Bugünün stanbul’u pistir, vahsidir; çünkü insanı&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;yozlastıran kapitalizmin sehridir. Sermaye denilen dev ayaklı çamur, stanbul’u&lt;br /&gt;bastanbasa kirletmis, yozlastırmıs; sehri, düs kıran bir mekâna dönüstürmüstür. Bu&lt;br /&gt;algının, sehri, sınıfsal çatısmanın ve proleterlesme sürecinin modern mekânı olarak&lt;br /&gt;Nazım Hikmet’in sosyalist bakıs açısıyla ilgisi açıktır. Berk, sehirlerin yapısını,&lt;br /&gt;insanların iliskilerini tarihsel materyalist açıdan, sınıfsal bilinç açısından görmeyi,&lt;br /&gt;stanbul ve Zonguldak’tan ögrendigini söyleyerek (Berk 1992: 77), bilinçlenme&lt;br /&gt;sürecini kendi deneyimlerine baglamak istese de, asıl kaynak Nazım’dır. Siirindeki&lt;br /&gt;biçimsel özellikler bakımından, sosyalist gerçekçi siirden ayrılan lhan Berk&lt;br /&gt;“Nazım’ın siiriyle bir akrabalıgım olduysa, dünya görüsü akrabalıgıdır bu. Yeni siir&lt;br /&gt;kavramını Witman’la Apollinaire’e borçluyum” (Berk 1992a) derken bu gerçegi&lt;br /&gt;vurgular.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;…&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Yahya Kemal’e göre Bizans’ı Türk Istanbul’u yapan irade, Selçuklu’dan&lt;br /&gt;Osmanlı’ya yüzlerce yılın yarattıgı kolektif ruhun eseridir. Bu yüzden stanbul,&lt;br /&gt;Müslüman Türk medeniyetinin bütün asabiyetini, idrakini, sanatını ve zevkini&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;hafızasında saklayan bir sehirdir. Orhan Veli’nin stanbul’u, içindeki her türlü&lt;br /&gt;çatısmaya ragmen büyük bir ritme ve enerjiye sahip olan bir yasama merkezidir.&lt;br /&gt;lhan Berk’in stanbul’u ise, çok kültürlü, çok inançlı tarihsel bir süreçten geçerek&lt;br /&gt;modernlesmeye ugrayan vazgeçilmez bir kaostur.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Calismanin tamami icin&amp;nbsp;&lt;a href="http://sbe.balikesir.edu.tr/dergi/edergi/c11s20/makale/c11s20m11.pdf" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;tiklayiniz.&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-3590703405756816223?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/3590703405756816223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=3590703405756816223&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/3590703405756816223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/3590703405756816223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/10/yahya-kemal-orhan-veli-ve-ilhan-berkin.html' title='Yahya Kemal, Orhan Veli ve İlhan Berk’in Şiirlerindeki İstanbul'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-6836806031006663319</id><published>2011-09-16T19:49:00.001+03:00</published><updated>2011-09-16T19:50:50.601+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şehir-gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Çelebi’nin Yolculuğu</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #3a2820; color: #444444; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;img alt="Şimdi 'seyyah'la keşfetme zamanı" class="aligncenter" src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2011/09/08/fft5_mf807980.Jpeg" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-color: rgb(226, 226, 226); border-bottom-style: solid; border-bottom-width: 10px; border-color: initial; border-left-color: rgb(226, 226, 226); border-left-style: solid; border-left-width: 10px; border-right-color: rgb(226, 226, 226); border-right-style: solid; border-right-width: 10px; border-style: initial; border-top-color: rgb(226, 226, 226); border-top-style: solid; border-top-width: 10px; display: block; margin-bottom: 12px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 0px; max-width: 621px; padding-bottom: 2px; padding-left: 2px; padding-right: 2px; padding-top: 2px; vertical-align: baseline;" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;CİHAN ERKEN&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;amp;ArticleID=1062737&amp;amp;Date=16.09.2011&amp;amp;CategoryID=40" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Radikal Kitap 9 Eylul 2011&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;UNESCO’nun ‘Evliyâ Çelebi Yılı’ ilan ettiği 2011, ünlü seyyahın yazdıklarını ve onun hakkında yazılanları hatırlamak için bir fırsat. 70 yıllık hayatının 50 yılını 17. yüzyılda Osmanlı topraklarında gezip tarihe not düşerek geçiren Evliyâ Çelebi, pek çok tarihi çalışmanın en önemli referansı. Seyyahın verdiği bilgiler konusunda ise 1966 yılından beri hakkında çalışmalar yapan Yapı Kredi Yayınları en önemli kaynak. Özellikle seyyah hakkında ‘Hac Seyahatnamesi’ gibi varlığı şüpheli bir bilginin gündeme geldiği bir dönemde bu daha da önemli hale geliyor. Yapı Kredi Yayınları Evliyâ Çelebi’nin’ Seyahatnamesi’ni yıllar süren çalışmayla günümüz Türkçesiyle 10 cilt halinde yayımladı. Evliyâ Çelebi’yi doğduğu topraklara daha da yakınlaştıran ve Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı’nın (Dağlı’nın ilk ciltlerde imzası var) çalışması, 10’uncu ve son kitapla bu yıl tamamlandı. On kitapla çıkacağız serüven adım adım şöyle:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Birinci kitap: Ünlü seyyah ile yolculuk İstanbul’dan başlıyor ve Evliyâ Çelebi’nin kaleminden 17 yüzyıl İstanbul’uyla tanışılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İkinci kitap: Seyyah İstanbul’dan Mudanya’ya geçiyor ve 50 yıl sürecek yolculuk dolu dizgin başlıyor. Bursa’dan Bolu’ya oradan Karadeniz sahillerine geçen Evliyâ Çelebi Erzurum, İran , Kafkasya, Kırım ve Girit’i 2. kitapta anlatıyor. Kafkas halklarının yaşamlarına dair ilginç kesitler bu kitapta yer alıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Üçüncü kitap: Konya, Kayseri, Antakya, Şam, Urfa, Maraş, Sivas, Gazze, Sofya ve Edirne’yi anlatan Evliyâ Çelebi, Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı’nın yayına hazırladığı bu metinde de bilinen – sevilen üslubunu koruyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Doğu maceraları&lt;br /&gt;Dördüncü kitap: Evliyâ Çelebi Malatya, Bitlis, Diyarbakır’da dolaşıyorve, dost meclislerinde bulunup, ziyafetlere konuyor, savaşlara katılıyor. Tehlikelere atılan Çelebi, bazen de tatlı canını zor kurtarıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Beşinci kitap: Evliyâ Çelebi Bitlis’ten Tokat yoluyla İstanbul’a dönüyor. Gezi tutkunu seyyah bu kez Balkanlara doğru yola çıkıyor ve Akkirman, Belgrad, Gelibolu, Manastır, Özü, Saraybosna, Slovenya, Tokat, Üsküp’te gezmedik yer bırakmıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Altıncı kitap: Seyyah, Balkanlardaki gezisini sürdürüp Avrupa’ya doğru yola koyuluyor. Bu ciltte Erdel, İskenderiye, Podgoriçe, İştib, Lofça, Vidin, Sirem, Ösek, Peçoy, Budin, Üstürgon [Estergon], Ciğerdelen, Hollanda, Macaristan, Öziçe, Taşlıca, Foça, Dobra-Venedik, Nova, Mostar, Segitvar, Zağreb, Kanije yer alıyor. Çelebi bu ciltte savaş tanıklıklarını da anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yedinci kitap: Çelebi, seyahati boyunca gezip gördüğü yerleri, artık giderek vakıf olduğu Avrupa kültürünü vakıf olmuş, kuzeyin soğuk şehirlerini, tarihe karışmış uygarlıkları kaleme alıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Sekizinci kitap: Gümülcine, Kavala, Selânik, Tırhala, Atina, Mora, Navarin, Girit Adası, Hanya, Kandiye, Elbasan, Ohri, Tekirdağı gezen Evliyâ Çelebi, özellikle Girit seferi konusunda önemli bilgileri bu ciltte anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Dokuzuncu kitap: Mayıs 2011’de günümüz Türkçesiyle basılan dokuzuncu kitapta Evliyâ Çelebi Kütahya, Uşak, Manisa, İzmir, Ödemiş, Tire, Aydın, Muğla, Antalya, Karaman, Tarsus, Adana, Ayntab, Haleb, Şam, Sayda, Kudüs, Akka, Medine, Mekke’yi anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Onuncu kitap: Son kitapta seyyah Evliyâ Çelebi’nin son durağıysa Mısır oluyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Evliyâ Çelebi’nin izindekiler&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Evliyâ Çelebi’nin kendisi ve seyahatnamesi birçok bilimsel araştırmanın konusu oldu. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan kitapların kiminde Mısır’da geçirdiği son yılları ele alınıyor, kiminde İstanbul’daki ilk izlenimleri. Kitaplarından bazıları şöyle:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Nil haritasını o mu çizdi?&lt;br /&gt;Seyyah konusunda uzman Robert Dankoff ve Nuran Tezcan’ın birlikte kaleme aldığı kitapta Vatikan’da korunan ‘Nil Haritası Evliyâ Çelebi’nin eseri mi? sorusuna yanıt aranıyor. Seyahatname’deki Nil ile haritadaki benzerliklere dikkat çekiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İstanbul’dan Çelebi geçti&lt;br /&gt;John Freely ‘Evliyâ Çelebi’nin izinde İstanbul’u sokak sokak gezerek Seyahatname’den alıntılar yapıyor. Çelebi’nin İstanbul’undaki unsurların varlığını koruduğunu anlatıyor. Kitabın çevirisini Müfit Günay yaptı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Seyyah-ı Alem’in dünyaya bakışı&lt;br /&gt;‘Seyyah-ı Alem Evliyâ Çelebi’nin Dünyaya Bakışı kitabında Robert Dankoff, seyyahın dünya görüşü, uzun yıllar süren seyahati sırasında yaşadığı değişim ve Osmanlı’da o dönem yaşananları anlatıyor. Kitabın çevirisi Müfit Günay’a ait.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Çağının sıradışı yazarı&lt;br /&gt;Nuran Tezcan’ın kitabında pek çok tarihçi ve uzmanın 2008’deki konferanta Evliyâ Çelebi konusunda verdiği bilgileri barındırıyor. Ünlü seyyahın duvar yazıları, bilgi verdiği o dönemdeki silahlar, hastalıklar, yemekler uzmanlarca anlatılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;‘Gençler için seçmeler hazır’&lt;br /&gt;Evliyâ Çelebi yayınları hakkında Yapı Kredi Kültür Sanat ve Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen şunları söylüyor: “UNESCO’nun Evliyâ Çelebi yılı ilan ettiği 2011, YKY için ayrı bir önem taşıyor. 1996’da ilk kitabı Latin harfleriyle yayımlayarak başlattığımız seyahatnameyi 2007’de 10. kitapla tamamladık. Diziyi herkesin okuyabilmesi için günümüz Türkçesiyle de yayımlamaya başladık. 10. cilt ile Seyahatname’yi günümüz Türkçesiyle de tamamlamış oluyoruz. Ayrıca Doğan Kardeş Dizisi’nin genç okurlarına Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler adlı bir kitap hazırladık.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-6836806031006663319?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/6836806031006663319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=6836806031006663319&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/6836806031006663319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/6836806031006663319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/09/celebinin-yolculugu.html' title='Çelebi’nin Yolculuğu'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-3352428974646940210</id><published>2011-09-09T00:56:00.001+03:00</published><updated>2011-09-09T00:56:46.634+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Sabahattin Ali İncelemesi</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Çağrı Koşak,&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.ekopolitik.org/public/news.aspx?id=5836&amp;amp;pid=5510" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;Ekopolitik&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ağustos 2011&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #888888; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Sabahattin Ali İncelemesi: Kalbi Kırık Bir Yazar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Sabahattin Ali, 1907’de gözlerini Edirne Sancağı’nın Gümülcine kazasında açtı, Hürriyet Devrimi’nden (II. Meşrutiyet) 1 yıl evveldi. Ölümü ise çok uzakta değildi. O, 41 sene sonra sınırlar arasında hayata gözlerini yumdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Sabahattin Ali; “Dağlar”, “Hapishane Şarkısı” (Aldırma Gönül), “Göklerde Kartal Gibiydim” başta olmak üzere birçok şiiri bestelenen, öyküleri, romanları daha o yaşarken dilden dile çevrilen, üniversitelere tez konusu olmuş bir yazardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;“Bir gün kadrim bilinirse,&lt;br /&gt;İsmim ağza alınırsa,&lt;br /&gt;Yerim soran bulunursa:&lt;br /&gt;Benim meskenim dağlardır.”&lt;br /&gt;(Dağlar şiirinden)&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Türk Edebiyatı’nın öncü yazarlarından olan Sabahattin Ali’nin yaşamı zorluklarla geçmiştir. Önyargılarla mücadele etmek onun en büyük derdi olmuştur. Birçok büyük düşünürde olduğu gibi yanlış anlaşılmaktan da kurtulamamıştır. Mustafa Gazalcı ; “Kısacık yaşamında, acılar, haksızlıklar yaşamış; en verimli yaşında acımasızca öldürülmüş olmasına karşın, arkasında klasik sayılacak ölmez yapıtlar bırakmıştır Sabahattin Ali.” sözleriyle bunu desteklemektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Babası piyade Yüzbaşı Selahattin Ali Bey’in görev yerlerinin sık sık değişmesi nedeniyle parçalanmış bir çocukluk yaşayan Sabahattin Ali, 1921 yılında Edremit’e göçtüklerinde babasının maaşını alamaması nedeniyle zor günler yaşamıştır. “Kuyucaklı Yusuf” romanında anlatılan Yusuf’un manevi babası olan kaymakam karakterinin adı da Selahattin Bey’dir.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Ortaokulu Balıkesir Öğretmen okulunda okuduktan sonra İstanbul Öğretmen Okulu’nu bitiren yazar, bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra 1928 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanarak öğrenim görmek üzere Almanya’ya gider. Bu gidişi onun düşünce dünyasında önemli bir değişimin başlangıcı olur. Yazardaki bu değişim, Hıfzı Topuz’un tarafından şöyle anlatılıyor:&lt;br /&gt;“Kendisi solla, solculukla ilişkisi olmayan hatta Türkçü-Turancı bir kişi olarak, Almanya’ya tahsile giderken yolda Almanca bir roman gördüğünü ve bu romanı yolda, yani trende okuduğunu anlatmıştı. Bu roman bitince, ‘bu romanda olanların onda biri doğruysa, insan, namuslu bir insan, mutlaka solcu olmalıdır’ kararına varmış. Bu roman Upton Sinclair’in ‘Oil’ adlı kitabıdır. Türkçesi, Petrol olarak çevrilmiştir… Giderayak Türkiye’nin Alman dilinde yazılmış en geniş marksist-leninist kütüphanesine sahip olduğunu da söylemişti”&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Sabahattin Ali’nin Almanya’ya gitmeden önce solla alakası hemen hiç yoktur ya da zayıftır. Hatta Nihal Atsız ve çevresi ile aynı arkadaş grubu içerisinde yer alır. Almanya macerası Sabahattin Ali’nin solculaşma süreci olmuştur:&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;“Hayatımdan günler, haftalar ve aylar geçmeye başladı. Sabahattin Almanya’dan dönerken oldukça yüklü kitapla dönmüştü. İki oda olan evimizde, çatının bittiği yerde içinde ayakta durulmayan odamsı bir yer vardı. Kitapları, mecmuaları ve Almanya’dan getirdiği birtakım resimleri oraya yerleştirdi. O Almanya’da iken daha Hitler işbaşına gelmemişti. Sanırım solculuk hareketli idi. Almanya’da bir Alman Türklüğe hakaret etmiş, Sabahattin bunu hazmedememiş, orada huzursuz olmuştu. Bu huzursuzluk içinde Lenin’in “Kapitalizmin Son Aşaması: Emperyalizm”, Marx’ın, Engels’in, Kautsky’nin, Bernstein’in eserlerini ve diğer solcu birçok eseri almış okumuş, vatanının sola kayarsa ona göre daha dengeli bir memleket olacağına inanmıştı. Vakit vakit odaya girer kitapları karıştırır, her zaman çok kitap okurdu. Tuvalette, otobüste, parkta, konuşmadığı her yerde.”&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Edebiyat eleştirmenlerimizden Ömer Türkeş ise Sabahattin Ali hakkında “Sol düşüncelere sahip, muhalif bir insandı, ve kuşkusuz bütün yazdıkları bu duruşun etrafında oluşmuştur. ” der. “Ancak hiç kimse Sabahattin Ali’de çıplak bir ideolojik manipülasyon, didaktik bir tonlama gösteremez.” diye de ekler. Bunun nedeni sadece o dönemin şartlarından ötürü bir kendini gizlenme olarak görmememiz gerekir; Sabahattin Ali’nin sanatçı kişiliğinin önde gelmesi ve onun insan sevgisi yazarı ideolojik bir kamplaşmada saf tutmaktan alıkoymuşsa da kendini anlatmak için yine de çok çabalamıştır. Başından geçen olaylar, hiç de istemediği şekilde gelişmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Sabahattin Ali’nin başına gelen talihsiz olaylar dizisi Komünist Partisi ile ilişkisi olduğu suçlamasıyla başlar, o dönemde yasaklı olan parti ile ilişkisi olmadan üç ay tutuklu kalan yazarın suçsuzluğu anlaşılınca beraat eder. En önemli eseri sayılan “Kuyucaklı Yusuf”u yazdığı Konya’da bir arkadaş meclisinde, Sivas’ta bir Bektaşi olayını anlatan bir şiirin kelimelerinin değiştirildiği “Memleketten Haber” adlı şiiri okuduğu iddia edilerek, bu şiirin “Gazi’ye hakaret eden bir şiiri dost meclisinde birden çok kez okuduğu” ihbar edilir. Sabahattin Ali ise bu şiiri ilk kez gördüğünü söyler ve şikâyetlerin bir iftira olduğunu söyler ve “madde madde gösterdiğim itirazlarımın ilgi ile ele alınarak soruşturmanın derinleştirilmesi ve soruşturmanın sonucuna göre muhakemeyi durdurmanızı isterim efendim.” diyerek yaptığı savunması devrin şartları ve yazarın önceden Komünist Parti ile ilişkisinin olduğunun iddia edilmesi mahkemenin kanaatini güçlendirdiği için şahitlerin dinlenmesine dahi gerek görülmeden bir yıl hapse mahkum edilir.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;“…mahkemenizden ne merhamet, ne müsamaha istiyorum. İstediğim şey adalet, vermekle mükellef olduğunuz adalettir.”&lt;br /&gt;(Sabahattin Ali’nin savunmasından)&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Suçsuzluğunu öne sürerek tahliye talep etmesi, iki ay daha hapis cezası almasına neden olur. Hapis cezasının dört ayını Konya’da ve altı ayını Sinop’ta tamamlayan yazar, Sinop’taki mahkûmiyeti sırasında, sonradan “Aldırma Gönül” olarak bestelenecek Hapishane Şarkısı adlı şiirini yazar. 22 Aralık 1932’de hapse giren Sabahattin Ali, Cumhuriyet’in onuncu yılı şerefine 29 Ekim 1933’de cezasının bitmesine az kala tahliye olur.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hikmet Bayur, Cezaevinden çıktıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurarak öğretmenliğe geri dönmek isteyen Sabahattin Ali’den “eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesi” istemesi üzerine, Atatürk’e atfen “Benim Aşkım” adlı şiiri Varlık dergisinde yayımlar. Ardından hem Bakanlık neşriyat müdürlüğüne atanır hem de Ankara II. Ortaokulu’nda sevdiği öğretmenlik mesleğine geri döner. Evlenir, askerliğini yapar. Kızı Filiz Ali dünyaya gelir. Bu dönem aynı zamanda edebi anlamda en verimli dönemi olmuştur. 1937’de Kuyucaklı Yusuf, 1940’ta İçimizdeki Şeytan ve 1940’ta Kürk Mantolu Madonna yayınlanır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;1940 yılında İçimizdeki Şeytan adlı romanında eleştirdiği ırkçı çevrede büyük tepki toplamış, Reha Oğuz Türkkan ve Nihal Atsız’ın sert eleştirilerine maruz kalmıştır. Nihal Atsız’a karşı açtığı hakaret davasını 1944 yılında kazandıysa da gelen tepkilerden kurtulamaz. Özellikle ırkçı çevrelerin boy hedefi olur, komünizme yüklenmek isteyenler ona yüklenir, sola vurmak isteyenler ona vurur. 1945 yılında Almanca öğretmenliği yaptığı Ankara Devlet Konservatuarı’ndaki işinden olaylı geçen duruşmalar sırasında bakanlık tarafından görevden alınması sonrasında İstanbul’a geçerek gazetecilik yapmaya başlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Bundan sonra ise 1945 yılında Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la birlikte Marko Paşa adlı siyasal mizah dergisini çıkarır. Bunu gene siyasi mizah tarzında olan Malum Paşa, Merhum Paşa ve Öküz Paşa adlı siyasi mizah dergileri izler. Bu dergideki yazılarından biri nedeniyle tutuklanarak 3 ay hapis yatar. Fakat yaşadığı zorluklar ve sürekli izlendiği korkusuyla yaşayan Sabahattin Ali, o dönemde Niyazi Berkes, Muvaffak Şeref, Pertev Nail Boratav ve Nazım Hikmet gibi isimlerin yurtdışına kaçmaları gibi o da ülkeden gitmek ister.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;“Göklerde kartal gibiydim&lt;br /&gt;Kanadımdan buruldum&lt;br /&gt;Mor çiçekli dal gibiydim&lt;br /&gt;Bahar vaktinde kırıldım.”&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;(Göklerde Kartal Gibiydim şiirinden)&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Yasal yollardan yurtdışına kaçmak isteyen yazar pasaport alamayınca kaçak yollardan gitmek ister, fakat bu yolculuk onun son yolculuğu olur. Zira bundan sonra Sabahattin Ali’den bir daha haber alınamaz, sadece öldüğü bilinir. Döneminin en çok takip edilen yazarlarından biri olan, geniş bir okuyucu kitlesine hitap eden Sabahattin Ali’nin ölümünün üzerindeki sır perdesi hala aralanmamıştır. Sabahattin Ali’nin mezarı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;br /&gt;Edebi Kişiliği&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Edebi hayatına şiirle başlayan yazar, hece vezni ile yola çıkmış ve halk şiirinden büyük oranda etkilenmiştir. Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinden başka Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazıları yayımlanmıştır. Şiirlerini romanlarında olduğu gibi toplumsal gerçekçi bir tarzda kaleme alan Sabahattin Ali şiirlerindense hikaye ve romanlarını daha çok sever, bunu kendisi 1943 yılında Bilgi Yayınevi tarafından basılan şiir kitabı “Değirmen, Dağlar ve Rüzgar”ın önsözünde; “Şiir ve hikâyelerim arasında, yazmış olmaktan utanacağım kadar kötüleri olduğunu biliyorum. Bunların bir kısmının çocuk denecek bir yaşta yazılmış olmaları bence bir mazeret değildir; çünkü bu çeşit bir yazıyı bugün herhangi bir imzanın üstünde görsem, sahibini ıslah olmaz bir zevksizlik ve tam istidatsızlıkla suçlandırmakta tereddüt etmem. Bunların benim sanat hayatımın gelişmesini göstermesi bakımından, sadece kendim için bir ehemmiyeti vardır ki bu da onları başkalarına okutmak için bir sebep olamaz.” şeklinde belirtir. Hâlbuki onun birçok şiirinin bestelenmesi ve hala okunuyor oluşu şiirlerinin ne kadar sevildiğinin en önemli göstergesidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Şiirlerinde halk şiirlerindeki sadelik olmakla beraber, çeşitli imgeler de kullanır şair ve bunu hayatın sıradanlığından, koşuşturmacasından, yalancılığından uzak durmak ister. Doğaya ait imgeleri kullanır ve bunu doğaya ait “insan”a olan özlemini anlatmak için ona kendi doğasını göstermeye çalışarak yapar. Yapaylık ve yalanlardan kaçarak insana yakışanı görmek, hem insanlarda hem de kendisinde gerçekleşmesini istediği bir rüyasıdır.&lt;br /&gt;“Anlayamam kederimi&lt;br /&gt;Bir ateş yakar derimi,&lt;br /&gt;İçim dar bulur yerimi,&lt;br /&gt;Gönlüm dağlarda bulanır.”&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;(Melankoli şiirinden)&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Hikâyelerine ve romanlarına baktığımızda da toplumsal-gerçekçi bir tarz benimseyen yazar, romanlarıyla büyük beğeni toplamıştır. Yayınladığı İçimizdeki Şeytan romanının önsözünde Nazım Hikmet biraz da ideolojik bir kaygıyla şu yorumu yapar: “Sabahattin, Türk dünyasında bir okulun başıdır, başlangıcıdır. En usta Türk yazarlarından biridir. Sabahattin’in Türk düzyazısı üstündeki etkisi büyüktür, olumludur. Türk Edebiyatı’nın halkçı, demokrat, antiemperyalist, sosyalist kolu; tek sözcükle, Türk Edebiyatı’nın ilerici yazarları kendi aralarında Sabahattin Ali gibi bir yazarın bulunmasıyla, onun sağlığında da övündüler, sonra da övünüyorlar ve övünecekler.” Bu romanında kişilerin iç konuşmalarıyla kendi iç hesaplaşmaları kullanılmış, bu şekilde karakterlerin duygu ve hisleri başarılı bir şekilde okuyucuya aktarılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;“Eliyle tabancasını yokladı. Sonra bu hareketini çocukça bularak güldü. Kendini zorlamadan aklına eseni yapmaya karar verdi.”&lt;br /&gt;(Kuyucaklı Yusuf’tan)&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Kuyucaklı Yusuf&lt;/strong&gt;; filme de uyarlanmış romanı olan Sabahattin Ali’nin başyapıtı diyebileceğimiz eseridir. Olay yazarın çocukluğunun geçtiği Edremit’te geçmektedir ve yarı-mitolojik bir şekilde anlatılan Kuyucaklı Yusuf, romanın başkahramanıdır. Bu roman kırsalda yaşayan halkın naifliği, sefaleti ve yiğitliğini anlatmasının yanında dönemin yozlaşması, şehrin ve burjuvanın kötü gösterilmesi de yapılmıştır. Klasik bir eser olan Kuyucaklı Yusuf, gerçekçi ve toplumsal bir eser olarak kendisinden sonraki birçok romana ilham kaynağı olmuştur. Bunun yanında maskulinizim (erkekçilik) vurgusuna da yazarın bu romanında rastlarız. Kadınların güçsüzlüğü, acziyetinin yanı sıra naifliği ve saflığı da verilmiştir ancak, romanda gelişen olaylara karşı yazar kadın doğasının edilgenliğine dair bir mesaj da vermektedir. Ezilen taşra insanlarının çilesinin ve zenginlerin onlara yaptıkları kötülüklerin altını çizen yazar, dini duyguları da bu anlamda bir kandırılma aracı olarak göstererek bu anlamda dünya görüşünün etkisinde kalmıştır. Sabahattin Ali, bu romanı devamı gelebilecek bir yerde bırakmıştır. Buradan da yazarın bu romanın devamını yazmak istediğini fakat fırsat bulamadığını anlıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;“Dünyada hiçbir şey tabiattan melul bir insanın zorla gülmeye çalışması kadar acı gelmemiştir.”&lt;br /&gt;(Kürk Mantolu Madonna’dan)&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Kürk Mantolu Madonna&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;da Sabahattin Ali’nin kısa ömründe yazmaya fırsat bulduğu son romanı olarak okuyanları etkisinde bırakan bir eserdir. Romanda aslında insanların gözünde silik bir karakter olan Raif Efendi başkarakter olarak göze çarpmaktadır ve bu karakterin insanların gözünde pek itibarlı biri olmasa da kendi iç dünyasında ne denli önemli ve değerli birisi olduğu anlatmaktadır. Bu şekilde toplumun değer yargıları olan para ve mevki gibi maddiyat hicvedilmekte ve “insan”a vurgu yapılmaktadır. Romanda yazarın samimiyet arayışından izler de buluruz, ayrıca roman karakterleri ve olaylar yazarın olaylarına benzetilerek yazar bir kendini bize anlatarak “günlük roman” yazmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden birisi olarak Sabahattin Ali kısa ve zorluklarla dolu hayatında birçok eser vermiş ve sonraki nesillerin duygu ve düşünce dünyasına büyük katkılar sunmuştur. Sabahattin Ali romanları, şiirleri ve öykülerinin yanı sıra yaptığı birçok çeviri ile edebiyatımıza yaptığı katkılar önemlidir. Kendi döneminin ideolojik çalkantılı havasına rağmen yalın ve sade üslubuyla, gerçekçiliği ve samimiyeti harmanladığı sanatıyla öne çıkmaya çalışmış, ancak yeterince anlaşılamamış bir yazarımızdır. Bu nedenle de kalbi kırık olarak aramızdan ayrılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Yararlanılan Kaynaklar;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: transparent; color: #444444;"&gt;Sabahattin Ali, Mahkemelerde, YKY Nisan 2004&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: transparent; color: #444444;"&gt;Sabahattin Ali, Filiz Ali-Atilla Özkırımlı, de yayınevi, mart 1986&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: transparent; color: #444444;"&gt;Sabahattin Ali, Bütün Şiirleri, YKY, 1999, (Hazırlayan: Atilla Özkırımlı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: transparent; color: #444444;"&gt;Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf, YKY, 1999&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: transparent; color: #444444;"&gt;Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna, YKY, 1998&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #666666;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://www.haberveriyorum.net/icerik/cansu-firinci-sabahattin-ali%E2%80%99ye-dair-bazi-yanilgilar-ve-duzeltmeler" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;http://www.haberveriyorum.net/icerik/cansu-firinci-sabahattin-ali%E2%80%99ye-dair-bazi-yanilgilar-ve-duzeltmeler&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://www.btasahnesi.net/yazilar/btakalemleri/didem/didem.htm" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;http://www.btasahnesi.net/yazilar/btakalemleri/didem/didem.htm&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://yazarlar.eu/ali/yazi.html" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;http://yazarlar.eu/ali/yazi.html&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://taraf.com.tr/ayse-hur/makale-bir-baska-derin-cinayetin-anatomisi-sabahattin.htm" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;http://taraf.com.tr/ayse-hur/makale-bir-baska-derin-cinayetin-anatomisi-sabahattin.htm&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://www.bilgicik.com/yazi/icimizdeki-seytanlar-huseyin-nihal-atsiz/" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;http://www.bilgicik.com/yazi/icimizdeki-seytanlar-huseyin-nihal-atsiz/&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-style: initial; border-top-width: 0px; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://www.scribd.com/doc/15690328/Kurk-mantolu-madonna-sabahattin-Ali-Bir-Eletiri-denemesi" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;http://www.scribd.com/doc/15690328/Kurk-mantolu-madonna-sabahattin-Ali-Bir-Eletiri-denemesi&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #444444;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-3352428974646940210?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/3352428974646940210/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=3352428974646940210&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/3352428974646940210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/3352428974646940210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/09/sabahattin-ali-incelemesi.html' title='Sabahattin Ali İncelemesi'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-2749140854678973731</id><published>2011-09-07T18:25:00.004+03:00</published><updated>2011-09-08T18:30:50.298+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uluslararası ilişkiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Kahve Dostlarından Gelenler (IX)</title><content type='html'>&lt;ul type="disc"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, serif; font-size: 10pt;"&gt;&lt;a href="http://dkyazilari.wordpress.com/2011/09/07/talim/" title="KURULUŞUNUN 85. YILDÖNÜMÜNDE “TALİM VE TERBİYE”NİN TÜRK EĞİTİM VE KÜLTÜR POLİTİKALARINDAKİ YERİ"&gt;KURULUŞUNUN 85. YILDÖNÜMÜNDE “TALİM VE TERBİYE”NİN TÜRK      EĞİTİM VE KÜLTÜR POLİTİKALARINDAKİ YERİ&lt;/a&gt;, Kemal Kocak&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, serif; font-size: 10pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; margin-left: .5in; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul type="disc"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;a href="http://dkyazilari.wordpress.com/2011/09/05/aclik/" title="AÇLIĞIN GÖZYAŞLARI"&gt;AÇLIĞIN GÖZYAŞLARI&lt;/a&gt;,      I.Hakki Zirh&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; margin-left: .5in; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul type="disc"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;a href="http://dkyazilari.wordpress.com/2011/09/05/kurt-sorunu/" title="“KÜRT SORUNU VE TARİHE GEÇMEK”"&gt;“KÜRT      SORUNU VE TARİHE GEÇMEK”&lt;/a&gt;, Sabahattin Talu&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; margin-left: .5in; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul type="disc"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;a href="http://dkyazilari.wordpress.com/2011/09/05/yasam/" title="Bagimsiz Yasam Istegi"&gt;Bagimsiz Yasam      Istegi&lt;/a&gt;, H.B. Paksoy&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; margin-left: .5in; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul type="disc"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;a href="http://dkyazilari.wordpress.com/2011/09/05/basari/" title="Basari ve Basarisizlik"&gt;Basari ve      Basarisizlik&lt;/a&gt;, H.B. Paksoy&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; margin-left: .5in; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul type="disc"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;a href="http://dkyazilari.wordpress.com/2011/09/05/universite/" title="YGS’de Sorun Sınav Şeklinden Çok Sınava Endeksli Eğitim Modelinden Kaynaklaniyor"&gt;YGS’de Sorun Sınav Şeklinden Çok Sınava Endeksli Eğitim      Modelinden Kaynaklaniyor&lt;/a&gt;, Ibrahim Ortas&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; margin-left: .5in; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul type="disc"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-size: 11.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;a href="http://dkyazilari.wordpress.com/2011/09/05/turk-lirasi/" title="Türk lirası’ndaki resimler"&gt;Türk      lirası’ndaki resimler&lt;/a&gt;, Nurullah Aydin&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; margin-left: .5in; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul type="disc"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, serif; font-size: 10pt;"&gt;&lt;a href="http://dkyazilari.wordpress.com/2011/09/05/diplomacy/" title="The Diplomacy of EU towards Western Balkans: Is it Stuck?"&gt;The Diplomacy of EU towards Western Balkans: Is it      Stuck?&lt;/a&gt;, Furkan Cako&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Georgia, serif; font-size: 10pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div align="left" class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; margin-left: .5in; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul type="disc"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; mso-list: l0 level1 lfo1; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; tab-stops: list .5in; text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;&lt;a href="http://dkyazilari.wordpress.com/2011/02/15/kahve-dostlarindan-gelenler-viii/" title="Kahve Dostlarından Gelenler (VIII)"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #444444;"&gt;&lt;span style="text-decoration: none;"&gt;Kahve Dostlarından Gelenler (VII&lt;/span&gt;&lt;span&gt;I)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-2749140854678973731?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/2749140854678973731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=2749140854678973731&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/2749140854678973731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/2749140854678973731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/09/kahve-dostlarndan-gelenler-ix.html' title='Kahve Dostlarından Gelenler (IX)'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-2392200898517670251</id><published>2011-08-26T01:27:00.000+03:00</published><updated>2011-08-28T01:28:31.383+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Gerçek, Rüya ve Hakikat Arasındaki Yolculukta Tanpınar</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #3a2820; color: #444444; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #333333; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://www.yagmurdergisi.com.tr/konu_goster.php?GOSTER&amp;amp;konu_id=2284&amp;amp;yagmur=bolum2&amp;amp;sid=14" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #333333; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Yağmur Dergisi, 14 (2002)&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk Edebiyatında iz bırakan önemli bir şahsiyettir. Çok yönlü bir kişiliğe sahip olan Tanpınar, romancı, şair, hikâyeci, deneme yazarı, edebiyat tarihçisi, eleştirmen, çevirmen, düşünce adamı, akademisyen ve milletvekili olarak tanınır. 1901–1962 yılları arasındaki ömrüne bütün bu alanlarda yaptığı çalışmaları sığdıran Tanpınar, daima en güzelin peşinde titiz bir sanatçı olma hüviyetini korumuştur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Birçok sanatçı gibi Tanpınar da devrinde anlaşılamamış, bundan rahatsız ve şikâyetçi olmuştur. Kendisinin “Dünya içinde ileriye açık, mazi ile hesabını gören bir Türkiye’nin peşinde…” olduğunu ifade eden Tanpınar, adını ve küçük şöhretini hak ettiğini söyleyerek başarılarının görmezlikten gelinmesine ve kendisine bu yolla yapılan haksızlığa isyan eder.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Hayatında hep bir şeylerin geciktiğini söyleyen Tanpınar, aradığı ilgiye ve şöhrete ölümünden çok sonra ulaşmıştır. Bugün doğumunun yüzüncü yılı vesilesiyle yapılan anma toplantıları ile o adeta yeniden keşfediliyor, eserleri tekrar tekrar basılarak ölümünün kırkıncı yılında yâd ediliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Acayip bir kader her şeyimi geciktiriverirdi.” diyen Tanpınar: “… öyle ki 59 yaşında ilk defa ihtiyar bir kız gibi dışarıya gittim. Kırk yaşımda tek odalı müstakil bir evim oldu. Her şey hayatımda geç oldu.” diyerek hayatındaki gecikmelerden yakınır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tanpınar her şeyden önce bir Türk aydınıdır. Kısa denilebilecek hayatı içinde Türk toplumunun farklı dönemlerine şahit olmuş, devletin idari yapısındaki değişiklikleri yaşamış, yeni bir devlet yönetimi oluşturulurken, Batılılaşma süreci içinde eskiye olan insafsız hücumlar karşısında, sanatçı hassasiyeti ve fikir adamı sorumluluğuyla görüşlerini dile getirmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tanpınar’ın Batılı sanatçıları tanıması bir şanstı. Tabii olarak onlardan etkileniyordu fakat Doğu Medeniyetini de iyi biliyor, bir değer olarak hakkını teslim ediyordu. Ondaki bu bakış açısının oluşmasında aldığı eğitimin, dolaştığı coğrafyanın ve ailesinin büyük rolü vardı. Bir Osmanlı kadısı olan babası Hüseyin Fikri Efendi’nin Siirt’te iken Tanpınar’ı Fransız Dominicain rahiplerinin idare ettiği bir okulda okutması ve halk edebiyatını iyi bilirdi dediği büyükannesinden dinlediği Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı hikâyeleri, Yunus ilahileri, türküler ve masallar ondaki fikir ve sanat dünyasının oluşmasında etkili olur. “Evimizde masal hâkimdi, bir kadın vardı, hem çok güzel türkü söylerdi, hem çok güzel masal anlatırdı, folkloru iyi bilirdi.” sözleri onun beslenme kaynakları hakkında bilgi vermektedir. Bu ifadeler aynı zamanda Türk toplumunda o devirdeki kültür birikiminin, ailedeki anneanne tarafından zevk ve eğlence kültürümüzün temel taşları olan değerlerimizin çocuklara aktarıldığının anlamlı bir delilidir. Bu kültürel beslenmeler sonrası oluşan düşünceleriyle Tanpınar, hat ve musikinin klasik edebiyatımıza tesir eden iki sanat oluşunun altını çizecek, türkülere de dikkat çekerek onların bozulmamışlığını, asilliğini muhafaza ettiğini vurgulayarak “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler ona türkülerden gitmelidirler.” diyecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tanpınar ülkenin geçirdiği değişim ve gelişmeleri izlerken şuursuzca Batılılaşma yerine mazinin değerlerini ve güzelliklerini yıkmayan bir Batılılaşmayı tercih eder. Bizi biz yapan değerlerin önemini vurgulayarak değişim ve gelişme değerlendirilirken bunun şarklılık ve garplılık olarak adlandırılmamasını ister. O, daima içinde yaşadığı hayatın değerlerinin altını çizer, bizden renk ve nefesleri arar ve memleketin realitesinin göz önünde bulundurulmasını ister.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Maziyi inkârın mümkün olmadığını dile getiren Tanpınar; “Maziyi ihmal edersek hayatımızda ecnebi bir cisim gibi bizi rahatsız eder. Terkibin içine ister istemez sokacağız. O kendisinden gelmemiz lazım olan şeydir. Bir devam fikrine vehim de olsa muhtacız.” der. Selçuklu ve Osmanlılardaki ilim ve sanat adamlarımızın büyüklüğünü tamamen kendilerine olan güvenin eseri olarak ifade eder ve buna dikkat çeker. Yenilikler ve Batılılaşmayı fırtına olarak niteleyerek; “Fırtınaya karşı yaprak değil, kökünü toprağın derinliklerine salmış bir çınar dayanır.” der ve tercihini “Eski belleğimizden bir özle doğuş” şeklinde belirler. “Hadiselerle beraber biz de değişiriz.” diyen Tanpınar değişimin gerekliliğini ve tabiiliğini belirtirken mazinin ve kendimiz olmanın önemine dikkat çeker: “Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz, geçmiş bizi bir kuyu gibi çekiyor.” der.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Sanatın evrensel olduğunu belirten Tanpınar, “Fuzuli’yi ve Nef’i'yi hakikaten sevip anlayan bir muasır, ondan Avrupa şiirine Goethe’ye, Shekaspear’e çok kolay geçebilir. Dede Efendi ile bestelenmiş bir ruh için ise Bach sadece bir kardeştir.” der. Bir başka ifadesinde; “Aldığım derslerde Racine ve Verlaine, Nedim’le Baki, Şeyh Galip’le Baudelaire ile adeta kol kola geliyordu. Bektaşi fıkrası, halk şiiri, eski tarihçilerimiz, Balzac ve Dostoyevski ile yan yana idiler.” derken, sanatın salt Doğu veya Batı açısından değil oluşturduğu sanat değeri ve estetiği açısından ele alınmasını işaret ederek Doğulu ve Batılı sanatçı ve sanat eserleri arasındaki ortaklığa, estetiğe işaret eder.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yaşadığı zaman diliminde ülkenin geçirdiği farklı devir ve uygulamalara şahit olan Tanpınar, Mehmet Kaplan’a yazdığı bir mektupta “Biz ki içimizde zıtların uçurumunu yaşıyoruz.” der. “Baş ve gövdenin birbirine yabancı oluşu” teşhisini koyan Tanpınar, bu yapılanmanın zıtlığı ve yanlışlığını bu şekilde örnekleyerek kültürümüzü bir bütün olarak Osmanlı’ya borçlu olduğumuzu vurgular.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Failatün Failün” tartışmasıyla zamanımızda yeniden gündeme gelen o zamanki Divan şiirine olan kasıtlı ve yanlış bakışa şu şekilde cevap verir: “Eski şiiri behemehal itham etmek isteyenler bu güzellikleri değil, sadece bu terkibin içine giren kelimeleri ve onların yabancılığını görüyorlar. Bu sonoriteyi, bu yay çekişini bu bir rakkase gibi kendi üstüne olan her an yeni bir ilhamla kıvrılan hareketi ve bir akşama açılan mermer kemerler gibi bütün bu üslup arasında seyredilen ruh peyzajını hesaba katmak istemiyorlar.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İnsan hayatını değerlendirirken “Hayat; zamanın fırınında, ateşe attığımız bir kâğıt kadar çabuk yanıyor. Belki hayat hakikaten bazı filozoflarımızın dediği gibi gülünç bir oyundur. Hayat güzelleşmek ve manalı hâle gelmek istiyorsa onun edebiyata geçmesi lazımdır der. Bu düşünceden hareketle bu felsefeye uygun edebî eserler veren Tanpınar, okurun gerekli donanıma sahip olduğu zaman sanat eserindeki güzelliği keşfedeceğine inanır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tanpınar, zamanından hep yakınır ve huzursuzluğunu eserlerine döker. Doğu ile Batı’nın değerlerini harmanlarken yine de ruhunu tatmin edememenin ızdırabını duyar, arayışını hep sürdürür. Tecessüsleriyle Allah’a inandığını ifade ederken tam bir Müslüman olup olmadığından şüphelidir. Kadir Gecesi’nde Sultan Ahmet Camii’ni dolduran huşu içindeki kalabalığı caminin penceresindeki demir parmaklıklara dayanarak, gizlice, gözyaşlarıyla seyreder. İçeri girme cesaretini gösteremez. O tasavvufi derinlik yerine profan bir mistikliği tercih eder. Bu aynı zamanda o dönemdeki aydınımızın gerçekle yüzleşen hazin bir fotoğrafıdır. Benzer duyguları Konya’da da yaşayan Tanpınar Beş Şehir’de Kadir Gecesi gittiği Mevlâna ayininden bahseder. Tanpınar ayindeki sembollerden oluşan terkibe hayranlığını dile getirir. Semazenleri dünyanın en güzel rakkasları olarak vasıflandırarak şöyle der; “Karşımda kandillerin titrek ışığında dönen, değişen, süzülen, adeta maddi varlıklarından ayrılan bu insanlar gerçekten aşk şehidi olmuşlardı ve gerçekten musaffa ruh hâlinde, iki yana açık kolları ve rıza ile bükülmüş boyunları ile döne döne semavata çıkıyorlardı. O akşam semada gördüğüm insanları ertesi sabah çarşıda, pazarda işlerinin başında ve bir talebemi lisede karşımda görünce hakikaten şaşırmıştım. Onları ben arkalarında esen rast’in sert rüzgârında uçup gitmiş sanıyordum. Bu ölen ve ertesi sabah dirilmenin sırrını bilen insanların arasına katılamadığıma o neşveyi bulamadığıma şimdi bile içimde üzülen bir taraf vardır.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Estetiğini rüya ve masal üzerine kurgulayan Tanpınar daima mükemmelin peşindedir. Ona göre sanat; “İnsanın realitesidir fakat sanat eserlerinin rüyalarımıza refakat eden ruh hâline ihtiyacı vardır. Sanat büyülemelidir.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ahmet Hamdi Tanpınar’ı en iyi anlayanlardan biri de onun talebesi olmuş, onunla uzun yıllar birlikte yaşamış Mehmet Kaplan’dır. Onun tespitlerine göre; “Huzur Romanı, alışılan manada bir vak’a romanı veya hayatı sadece nakleden romanlaştırılmış bir biyografi değil, her şeyi derinden duyan, tahlil eden duygu ve düşüncelerine en güzel şekli veren bir fikir ve sanat adamının ruh senfonisidir. İnsan varlığının derin manasını sanatta bulan Tanpınar bu romanında İstanbul peyzajı ile klasik Türk musikisini bir keman gibi kullanır. Abdullah Efendi’nin Rüyaları derinlik psikolojisi ile izah edilebilecek fantezilerle doludur. Yaz Yağmuru ‘nda yazar, insan ruhunun derinliklerinde dolaşmakla beraber rüya ve hayaller vasıtasıyla şiir ve sanata yükselir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde kendi nesli ile Cumhuriyet devri bürokrasisinin en güzel hicvini yapar. Geniş kültürü olan Tanpınar, ironik bir tavır almakla beraber bu eserinde de derine iner. Sosyal meselelerin arkasındaki zemberekleri görür. Beş Şehir, Türkçe’de benzeri bulunmayan bir denemedir. Şehirler medeniyetlerin aynalarıdır. Görmesini ve gördükleri üzerinde düşünmesini bilen Tanpınar, Ankara, Bursa, istanbul, Konya ve Erzurum’ u zengin tarih, coğrafya ve sanat terkibi içinde ele alır. Yaz Yağmuru, baştanbaşa şiir, masal, çocukluk hatıraları korkuları ve özdeyişleriyle doludur.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Doğu ve Batı kültürüne hâkim ve bunların karışımından estetiğini oluşturan Ahmet Hamdi Tanpınar’m ruh hâli eserlerine doğrudan yansır. O, Narmanlı’daki tek odalı evinde, kucağındaki kedisiyle genellikle yalnız bir insandır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;“Dua, şiirin en yüksek merhalesidir. Ruh, kâinatla duada birleşir.” diyerek ilahi hakikatleri ifade ederken, “Başım sükûtu öğüten/Uçsuz bucaksız değirmen/İçim muradına ermiş/Abasız, postsuz bir derviş.” mısralarıyla adeta kendini anlatır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Tanpınar’ı yaşadığı zamanın siyasi oluşumlarına karşı kendisiyle de çelişen yorumlarda bulunurken görürüz. Bütün bunlarla onu değerlendirirken yaşadığı dönemin şartları içinde ve içinde bulunduğu sosyal hayatla, zaaflarıyla bir insan olduğu hakikatini göz ardı etmemeliyiz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Onun düşünceleri, sanat anlayışı, estetik yorumu ve eserleri gelecek nesiller için her zaman orijinal bir kaynak olmaya devam edecektir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-2392200898517670251?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/2392200898517670251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=2392200898517670251&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/2392200898517670251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/2392200898517670251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/08/gercek-ruya-ve-hakikat-arasndaki.html' title='Gerçek, Rüya ve Hakikat Arasındaki Yolculukta Tanpınar'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-4668840785100262865</id><published>2011-08-08T19:47:00.002+03:00</published><updated>2011-08-09T21:35:24.648+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şehir-gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür-sanat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Eski Zamanlarda Ramazan Hazırlıkları</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/SLweS2tj4tI/AAAAAAAAAko/t75zUar4Lvg/s1600-h/ramazan.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5241097375625503442" src="http://1.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/SLweS2tj4tI/AAAAAAAAAko/t75zUar4Lvg/s200/ramazan.jpg" style="cursor: pointer; float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="yazaradi" style="color: #993300; font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif; font-weight: bold;"&gt;Refik Halit Karay (1888-1965)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="yazaradi" style="color: #993300; font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif; font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Benim çocukluğumun ramazanları karakışa rastlamıştı.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Onun içindir ki, kulağımda kalan ilk davul sesi oldukça kof ve hayli neşesizdir. Zira deri, rutubetten porsumuş bulunurdu; ayrıca kapalı camlar ve kafesler ardından ses, içeriye boğuklaşarak girerdi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Fakat annemin kış ramazanını yazınkilere tercih ettiğini iyice hatırlıyorum. Kışın günler kısadır; insan, bir de bakar, top vakti yaklaşıvermiş. Halbuki yazın, hararetten bunalmanızı, dudaklarınızın susuzluktan böcek kabuğu gibi kaskatı kesilmesini bir tarafa bırakınız, bir türlü akşam olmak bilmez ki... Allah iş, güç sahibi olanların yardımcısı olsun! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Yaz ramazanını sevenler de şöyle derlerdi: Gündüzün zahmet çekilir amma kırda, bahçelerde kurulan sofralarda oruç açmak pek hoştur. İftar masası da çeşit çeşit salatalarla, cacık ve domatesle, şeftaliler, karpuzlar, kavunlarla daha renkli, daha iştah çekici ve keyifli olur! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kısmetimde iki mevsim ramazanı da görmek varmış; hatta, işte&lt;i&gt; &lt;/i&gt;tekrar kışınkine de giriyorum. Lakin ikimiz de -ramazan ve ben- ne kadar değiştik... O ramazanlar beni tanıyamazlar; kendileri ise benden daha tanınmaz halde! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Berat kandili geçince evde Ramazan hazırlığına başlanırdı; iki hafta süren bu hazırlık esnasında evler, baştan başa yıkanır, günlerce tahta gıcırtıları, İstanbul şehrine, sokaklarından kağnılar geçen bir Anadolu kasabası ahengi verirdi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Asıl ehemmiyet verilen yer, mutfak ve kilerdi. "On iki ayın sultanı" unvanıyla anılan Ramazan, her şeyden evvel, boğaz ve mide ile alakadardı; bu ayda, israf denilebilecek bir bolluk hüküm sürer, İstanbul, en nefîs yemeklerin her "merhaba" diyene sunulduğu muazzam bir imarethaneye dönerdi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Büyük konakların iftar sofrasında yer almak için tanıdık olmaya lüzum yoktu ki... Gözüne kestirdiğine girerdin. Kimse kim olduğunuzu, nerede, ne münasebetle tanışıldığını, isminizi ve işinizi sormazdı. Sadece, kapıda duran ağa, kılığınıza, kıyafetinize bakarak, size yer gösterirdi: Ya büyük sofrada, ya orta sofrada, yahut da alt katta, kahve ocağı sofrasında... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Otur masanın bir kenarına; istersen ne konuş, ne dinle; yaranmaya çalışma; sekiz on türlü yemekten, tıka basa karnını doyur; kahveni iç; usulcacık sıvış, git... Kimse farkında olmaz, onlar dahi işi acayip bulmazdı. Otuz gün ramazanı böylece, yabancı konaklarda iftar etmek suretiyle lord gibi yiyip içerek geçiren binlerce adam vardı! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Şurasını da unutmamalı: Bugün, şayet iyi bir lokantada aynı yemeği, aynı bollukla yemek icap etse -hususiyle o yemeklerin bulunması kabil olsa- her öğünde altı lira ile on lira arasında bir masraf&lt;i&gt;  &lt;/i&gt;ihtiyar etmeniz lazım gelir!                                &lt;b&gt;  &lt;/b&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bizim iftarımız da herkese açıktı.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ramazandan bir, iki hafta evvel, babam, bir sabah "evradını okuduktan ve namazını kılıp zikrini bitirdikten, "Sabah şerifler hayrola, hayırlar fethola, şerler defola!" diye duasını da tamamladıkta sonra -başında keten takke, sırtında nafe kürk, burnunda altın gözlük- köşesine hususi bir ehemmiyetle oturur, evin erkanını nezdine çağırırdı. Önünde hokka, kalem ve elinde bir defter hazır... İçtimadan maksat, ramazan erzakını tespit etmek, yani listesini yapıp asmaaltı tüccarlarından Yağcı İbrahim Beye göndermek... Sorardı: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;- Rugan-i sade, kaç teneke?  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu, malum olduğu üzere, sadeyağ, yemeklik yağ manasınadır. Altı teneke mi, sekiz teneke mi, ne kadarsa söylerler, babam bunu yazar, yeni bir suale geçerdi: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;- Un ne kadar olmalı?  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ölçü ve miktar taayyün edince kamış kalem yeniden cızırdardı; lakin kağıda "un" yazmak usulden değildi; "dakîk" demek icap ederdi. O devirde böreklik un Odesa'dan, kuvvetli yemeklik yağ da Sibirya'dan gelirdi, adına Petrovki derlerdi, Sibir yağının alası! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ben de söze karışırdım: Mutfak erzakı arasında, "elmasiye" yapılmasına yarayan elvan "jelatin" yapraklar unutulmaması için! Usta aşçılar bunu bir masal köşkü gibi renk renk kurarlardı; sütlüsünü, çikolatalısını, portakal ve mandalinlisini kata kat dondurarak ve üst kubbelerini yakut kırmızısına boyayarak... Tabakta tir tir titrerdi ve kaşık sokulunca her tarafından şahrem şahrem ayrılır, yumuşacık çökerdi. Herkes "Aman, yenilir şey midir o? İnsanın dudakları birbirine yapışıyor?" derdi; evet amma, ben tadına değil, manzarasına, hayalimi okşayıp peri saraylarını, Hint, Çin ve Japon mabetlerini düşündürmesine bayılırdım; minimini bir şövalye kıyafetinde, belimde meç, başımda tüylü şapka, kadife elbisemle burç ve barularında dolaşamadığıma üzülür bu şekerden, şuruptan yapılmış şatonun sarışın sahibesiyle muaşakalar tasavvur ederdim! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İyi evler mahalle bakkallarından alış veriş etmeyi haysiyete muvafık bulmazlardı. Zaten eski zamanda her semtte bakkaliye mağa­zaları yoktu; mahalle bakkalları ise her şeyin adisini, ucuzunu, bayat, bozuk, mahlut, böcekli ve sineklisini satarlardı. Halleri, vakitleri yerinde olanlar erzakı, karabiberinden pirinç ununa, havyarından maltız sardalyasına, pastırmasından kuru cevizine kadar, mevsimlere göre, hep birinden, üçer aylık, Asmaaltı'ndan alırlar, yük arabalarıyla getirtip kilerlerine doldururlardı. Kaşar peyniri kelleleri, bozulmasın diye, pirinç ambarlarında hıfzolunurdu; sabunlar evde kesilir, kurutulurdu. O zamanlarda şekerler kelle, daha doğrusu mahrutî şekilde satıldığından yine boy boy, evlerde kırılır, öyle saklanırdı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Evlerde tel ile sabun kesilişi ve çekiçle şeker kırılışı eğlenceli olduğundan bugünleri kaçırmaz, genç hizmetçilerin saçlarına biriken sabun zerrelerini ve yüzlerine toplanan şeker tozlarını seyretmekten, bilhassa Giridîzade sabununun kokusundan çok hoşlanırdım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Kahveyi tane halinde selamlığa verirlerdi; onu uşaklar, alevli ateşte ve kalın saçtan yapılmış döner tavada kavururlar ve sapının üzerine tespit edilen kocaman değirmende okkalarcasını çekerlerdi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Mahlut olmasından korkulduğu cihetle toz kahve alan yok gibiydi; kahveler, benim çocukluğumda, her tarafından dikili, ufacık kazevilerde satılırdı; Mısır pirinçleri de büyüklerinde... Tuz da evlerde dövülür, ince ve beyaz sofra tuzları yalnız Beyoğlu bakkallarında bulunurdu. Bunun içindir ki, bazı konaklarda çifte taşlı ve ortası oluklu tuz değirmenlerine de rast gelmek mümkündü. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İşte, büyük konaklarda şaban ayının son haftaları, bütün bu hazırlıkların ikmali için telaşla, alış verişle geçerdi.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Üç tarafı ambarlı büyük kilerin tavanına kancalı büyük çiviler kakılmıştı; bu çivilerden de uçları kancalı demirler sarkardı: Hem hava alması, hem de fare dokunmaması icap eden öteberiyi asmak için... Bu kilere pek girmezdim; benim zevkimi okşayan orta kattaki ince kilerdi. Raflarına reçel kavanozlarının dizildiği, çömleklerin boy boy sıralandığı bu ferah, havadar yerde henüz teneke dediğimiz ve bugün en fazla kullandığımız madenî kaba yer verilmemişti. Nevale, ya toprak, ya cam, yahut fıçı ve kutu gibi tahta kaplarda saklanırdı. Meraklıları, taze yaprak örtülü teneke kutuda satın aldıkları havyarı da hemen çömleğe naklederlerdi. Haklı idiler; zira teneke her şeye, hatta kuru olanlara bile o acayip, çeşnisini, kokusunu sindiren bir madendir. Tenekecilerin kızgın havyarı nişadıra sürtüştürdükleri zaman duyduğumuz hem buruşturucu, hem tuzlu kokunun bir derece hafiflemişi, fakat daha yavanlaşmışı... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ramazandan evvel listesi yapılan bir de reçel ve şurup çeşidi vardı. Yazın, ev hanımlarının itina ile kaynattıkları reçellerle şurupların kıymet bilip bilmedikleri malum olmayan kimselere -harran gürra- yedirilip içirilmesine kıyılamadığından, yine en meşhur dükkandan alınmak şartıyla, bunlar hariçten tedarik olunurdu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ben, yeşilimtrak kabuğu içinden yine yeşilce eti ve beyazımsı çekirdeği sezilen hünnap reçelini tercih ederdim; frenk üzümü ile çilek de hoşuma giderdi. Ayrıca Bursa'dan salep reçeli de getirttirirdik. Evet... Salebin de, dörder köşe kesilmiş tanelerden reçeli yapılırdı amma nasıl? Ve şimdi, hâlâ var mıdır, bilmiyorum. Tuhafıma giden reçellerden biri de zencefil reçeliydi. Galiba, artık onu da bulmak zor... Hoş, pek özge bir şey değildi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bizim evde şurup sevilmezdi; kuvveti, güç olmakla beraber, şerbete, yani kaynamamış meyva suyuna ve şekerine nane sürtüştürülmüş limonataya verirdik. Turşulardan da makbul tutulanı dolmalık kırmızı biberdi; amma içi rendelenmiş lahana ve kerevizle doldurulmuş olanı... Kızıl derisine bıçağı vurdunuz mu tabağınızda bir bahçe açılırdı.&lt;b&gt; &lt;/b&gt;O, daima hazır duran nefis bir salata hazinesiydi!  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Görüyorsunuz ki, bahis gittikçe yemeğe dökülüyor. Şayet ramazan yemeklerini saymaya, hatırlatmaya ve bilmeyenlere tarife kalkışsam dört sayfalık harp devri gazetesinin yarısını bu işe hasretmekliğim lazım gelir. Hatta, mübalağa olmasın amma, yalnız pastırmalı yumurtanın nasıl hazırlandığına ve piştikten sonra tepsisinin mükellef tasvirine koca bir sütun ayırabilirim. Ah, bizdeki yemek kitapları! Her muharririn, roman gibi, içtimai tetkik veya felsefi etüt gibi bir gayesi vardır; can atıp da bir türlü başaramadığı sevgili gayesi... Benimki de -söylemesi belki ayıp- bir yemek kitabıdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #000099; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bir yemek kitabı ki, asırlarca sofralarımızda saltanat sürmüş ve izi hayatın dört tadından en mühimine kandırmış olan haşmetli yemeklerimizin bir "Şehname"sini teşkil etsin!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #993300; font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif; font-size: x-small;"&gt;Kaynak: &lt;a href="http://www.sonpeygamber.info/eski-zamanlarda-ramazan-hazirliklari"&gt;SonPeygamber.Info&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #666666; font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;&lt;span style="color: #666666;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Resmin &lt;a href="http://minaeffect.com/blog/images/ramadan-tea-and-dates.jpg"&gt;Linki&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-4668840785100262865?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/4668840785100262865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=4668840785100262865&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/4668840785100262865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/4668840785100262865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2010/08/eski-zamanlarda-ramazan-hazrlklar.html' title='Eski Zamanlarda Ramazan Hazırlıkları'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/SLweS2tj4tI/AAAAAAAAAko/t75zUar4Lvg/s72-c/ramazan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-179788650417450810</id><published>2011-08-01T00:23:00.001+03:00</published><updated>2011-08-01T00:25:40.909+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>2011 LYS Sonuçları, Tercih Yapma Kriterleri, Öğrencilere Burs sorunu</title><content type='html'>&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Prof. Dr. İbrahim Ortaş, Çukurova Üniversitesi&lt;br /&gt;29 Temmuz 2011, Adana (&lt;a href="mailto:iortas@cu.edu.tr" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;iortas@cu.edu.tr&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bir ülkenin geleceği, gücü ve uluslararası etkinliği sahip oluğu yetişmiş insan gücü ile değerlendirilmektedir. Yetişmiş insan gücü sağlama potansiyeli de üniversiteye giden öğrencinin eğitim ve öğretim niteliği ile belirlenebilir. Ülkemizin insan gelişmişlik düzeyi, yaşam standarttı ile eğitimli insan gücü arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Bu bağlamda ülkemizin geleceği hakkında bir öngörüde bulunacaksak öncelikle üniversiteye girmek isteyen yaklaşık 1.6 milyon gencimizin akademik ve kültürel düzeyinin bir yansıması olan sınav başarısına bakmak yeterli görülüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;2011 yılı genel LYS öğrenci başarı düzeyi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;ÖSYM merkezi tarafından basına verilen genel bilgilere göre, geçen yıllara göre genel başarı düzeyi düşük. Bu yıl LYS’ de, sınavlara giren toplam 2 milyon 19 bin 865 adaydan toplam 473′ünün sınavı geçersiz sayıldı. Bu yıl LYS’ de en başarılı olan batıdaki illerden Kilis, Kırşehir, Karabük, Kastamonu, Niğde, Bitlis, Bartın ve Aydın, en az başarılı iller ise Tunceli, Hakkâri, Ağrı, Şırnak, Ardahan ve Artvin illeri olarak sıralandı. En başarılı liseler ise fen liseleri, askeri liseler ile Anadolu liseleri izledi. En başarısız liseler endüstri meslek liseleri oldu. Geçmiş yıllardaki gibi bu yılda kızlar yine en başarılı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Okul türlerine göre başarı sıralaması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;LYS sonuçlarına göre, MF, TM ve TS puan türlerinde toplam 1 milyon 650 bin 225 aday 180 ve üzeri puan alarak lisans programlarında tercih yapmaya hak kazandı. MF’den 382 bin 886, TM’den 689 bin 920, TS’den 577 bin 419 aday 180 ve üzeri puan aldı. LYS’de en başarılı adaylar son sınıf düzeyindeki adaylar oldu. Son sınıf düzeyindeki adaylar MF puan türünde 274.234, TM puan türünde 260.425, TS puan türünde 254. 332 puan ortalamasına sahip olurken, son sınıf düzeyindeki adayları, lise mezunu veya daha önce yerleşememiş adaylar ve üniversitede okuyanlar ile bir yükseköğretim programını bitirmiş adaylar izledi. Okul türlerine göre ise en başarılı liseler devlet fen liseleri oldu. Ancak genel liselerin durum yine içler acısı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Puan Türlerine Göre Başarı Durumu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Matematik-Fen (MF) puan türlerinden kızlar ortalama 273 bin 98 puan erkekler ise 262 bin 503 ortalama puan aldı. Türkçe- Matematik (TM) puan türlerinde kızlar ortalama 260 bin 739, erkekler ise 254 bin 110 puan aldı. Erkeklerin Türkçe-Sosyal (TS) puan türlerinde kızları küçük bir farkla göre kızlar ortalama 260 bin 978, erkekler ise ortalama 261 bin 483 puan alarak kızların önüne geçtiler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ham puan dağılımına göre, LYS-1′de Matematik testinde 50 sorunun tamamını doğru yanıtlayan bin 124 aday bulunurken, bu testte 31 bin 51 aday sıfırdan küçük puan aldı. 575 bin 693 kişi 0-5 arasında soruyu doğru yanıtladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Geometri testinde 30 sorunun tümünü 2 bin 640 aday doğru yanıtladı. 37 bin 867 aday sıfırdan küçük puan alırken, 568 bin 877 aday da 0-5 arasında doğru soru cevaplandırdı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;LYS-2′de Fizik testinde 224, Kimya testinde 2 bin 504, Biyoloji testinde 522 aday 30 sorunun tümünü doğru cevaplandırdı. Fizik testinde 23 bin 636, kimya testinde 3 bin 764, biyoloji testinde de 4 bin 760 aday sıfırın altında puan alırken, fizik testinde 256 bin 569, kimya testinde 276 bin 471, biyoloji testinde ise 275 bin 445 aday 0-5 soruya doğru yanıt verdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;LYS-3′teki Türk Dili ve Edebiyatı Testi’nde 2 aday soruların tümüne doğru yanıt verirken, bin 349 aday sıfırdan küçük puan aldı. 0-5 arasında soruyu doğru yanıtlayan aday sayısı 645 bin 376 aday oldu. Coğrafya-1 testinde ise 52 aday tüm soruları doğru yanıtlamayı başardı. 2 bin 55 adayın sıfırdan küçük puan aldığı coğrafya-1 testinde 0-5 arasında soruyu 644 bin 670 aday doğru yanıtladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;LYS-4′teki Tarih testinde 91, coğrafya-2 testinde 219, felsefe testinde 1 aday soruların tümünü doğru cevap verdi. Tarih testinde 891, coğrafya-2 testinde 3 bin 153, felsefe testinde ise 945 kişi sıfırdan küçük puan alırken, tarih testinde 361 bin 92, coğrafya-2 testinde 358 bin 830, felsefe testinde 361 bin 38 aday 0-5 arasında doğru soru yanıtlayabildi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;LYS-5′teki Almanca testinde 35, Fransızca testinde 1, İngilizce testinde de 3 aday 80 sorunun tümünü doğru yanıtladı. Almanca testinden 56, Fransızca testinden 60, İngilizce testinden 2 bin 431 aday sıfırdan küçük puan aldı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Öğrencilerin Sorulara Verdiği Ortalama Cevaplar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;/strong&gt;Matematik 50 sorudan 15.12&lt;br /&gt;Geometride 30 soruda 8.53 geçen sene başarı oranı 10.5&lt;br /&gt;Fizik 30 sorudan 7.53 geçen yıl 9.5&lt;br /&gt;Kimya 30 sorudan 11.43 geçen yıl 14.1&lt;br /&gt;Biyoloji 30 soru 11.37 geçen yıl 12&lt;br /&gt;Türk dili 56 soru 21.8 geçen yıl 27.6&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Öğrencilerin Başarısı Düşük Ancak İlgilenen ve Şikâyetçi Olan Bir Mercii Yok&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Üniversiteye gelen öğrencilerin genel kültür düzeyi ve akademik bilgi düzeyinin yetersizliğini her geçen gün düştüğü sık sık vurgulanmaktadır. Ortaöğretimden gelen öğrencilerin gerçekten üniversiteyi okuyacak temel bilgi ve genel kültürden yoksun olarak geldiği rahtlıkla söylenebilir. ÖSYM veriliri ülkemizin öğrencilerinin başarısının düştüğünü açık olarak gösteriyor. Somut öğrenci başarı verilerine göre ortaöğretim ile yükseköğretim arasındaki kopukluk her geçen gün biraz daha artmaktadır. Bu gözlemlerimi ve gidişatı anlamak için son yıllarda genelde öğrencilerin başarı düzeylerini düzenli olarak incelemekte ve görüşlerimi kamuoyu ile paylaşmaktayım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İlginçtir ki üniversitelerimizin hiç birinden öğrenci başarı durumu ve geleceğe ilişkin ülkenin ihtiyacı olan nitelikli öğrenciyi bünyelerine katmak ve iyi bir eğitim verme konusunda hiç bir görüş ve talep oluşmamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Vakıf üniversiteleri bir kaç yıldır daha fazla öğrenci çekmek için sayfa sayfa reklam vermenin ötesinde nitelik ile ilgili çok bariz bir model ve öneri geliştirmemektedirler. Kamu üniversiteleri ki halen öğrencilerin birinci tercihidirler, hiç bir rapor öneri ile YÖK ve Milli Eğitim Bakanından talepte bulunmamaktadırlar. Kamu üniversitelerinin iyi öğrenciyi bünyelerine alması için kendi başarı düzeylerini yukarı çekmek ve yeni teknikler ortaya koyarak geleceğin tercih edilen üniversitesi konumunu sağlayabilirler. Çok ciddi ve emek isteyen bir süreç.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Burs Teklifleri Çok Uçuk&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle her gün çarşaf çarşaf verilen ilanlar burs vaatleri, yetkin düzeylerde yapılan açıklamalar bir yana öğrencinin yani üniversite okuyacak kişinin ne düşündüğü çok daha önemlidir. Vakıf üniversitelerin sık sık reklam kampanyaları ile öğrencileri üniversitelerine burs ve diğer imkânlarını da sunarak davet etmektedirler. Bu arada uçuk burs teklifleri yansımaktadır. Profesör maaşından tutun da makam arabası ile üniversiteye taşınması, mezuniyet sonrası iş garantisi gibi vaatler biraz düşündürücü. Üniversitelerin burs vermesi önemli. Hatta kamu üniversitelerinin belirli alanda burs vermesi belirli bilim dallarının geleceği açısından çok önemlidir. Son yıllarda belirli bölümlerden mezun olan öğrencilerin ALES’de yeteli puanı almadıkları için Araştırma Görevlisi ve yüksek lisans öğrencisi bulmakta zorlanmaktadır. Üniversitelerin gelecekteki akademik kadroları için LYS puanı biraz yüksek olan öğrencilere burs vermesi bu anlamda çok daha anlamlı olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Üniversite Tercihlerinde Adayların Bağımsız Karar Vermesi Çok Daha Önemlidir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar öğrenci tercihlerinin yaparken aileleri de tedirgin. Her gün onlarca öğrenci ve aileden görüş ve bilgimize başvurulmaktadır. Mevcut hali ile 150 üniversitenin yaklaşık 760 bin kontenjanı olması nedeniyle hemen herkesin bir üniversiteye kayıt yaptıracağı söylenebilir. Hatta bazı üniversiteler kontenjanları doldurmayabilirlerde. Onun için belirli bir puan alanlar için isterlerse herhangi bir üniversiteye girebilirler. Hiç bir kaygıları olmamalıdır. Ancak durumu iyi olan öğrenci için “nasıl bir gelecek” sorusu önemlidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Üniversite tercihlerinde ortalıkta çok fazla söylem bulunuyor. Benim başından beri öğrencilere önerim önce kapasitenizi ve kendinizi tanıyın. Neyi iyi yapıyorsanız, hangi meslek ilginizi çekiyorsa o alana yönelin. Bir başka ifade ile kalbinizin götürdüğü yere gidin. Önemli olan ne olmak istediğinizi ve geleceğinizi nasıl anlamlı kılmak istediğinizi bilmenizdir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Meslek seçiminde mesleki prestij, para ve diğer ilgi çekici yönlerden çok kişisel ilginiz daha önemlidir. Hayatta her meslek örgütünün bir yeri vardır. Doktorluk ne kadar kutsal bir meslek ise, öğretmenlik de o kadar kutsaldır. Tarım bilimcisi olmak insanlığın beslenme sorunu ile ilgilenmekte olması nedeniyle ziraat mesleği önemli, mühendislik ve sosyal bilimlerde insan hayatını kolaylaştırması bakımından önemli mesleklerdendir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Hangi Üniversiteler?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hangi bölüm olursa olsun önemli olan gençliğinizin en anlamlı yaş dönemi olan 18-22 yaş arasında kendinizi nasıl geliştireceğiniz ile ilgilidir. Üniversiteye girdikten sonra asıl olan düzenli çalışmak, sosyalleşmek ve evrensel boyutta bir üniversite öğrencisi olarak kendinizi eğitmeniz ve geleceğe bir üniversiteli gibi hazırlanmaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bütün bilgi birikimi ve tecrübeler göstermiştir ki “hangi üniversitenin hangi bölümünü okumalıyım?” diye kapı kapı uzman görüşü aramak yerine “kendimi geliştirebileceğim hangi üniversite ve bölüm daha iyidir?” diye sorulması daha anlamlı olacaktır. Onun için başından geleceğini belirlemeye çalışan kişi kendisinin nerede görmek istediği daha önemlidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Üniversite tercihleri üzerine söylenen onlarca parlak söylemler bir yana gerçek hayata bakmak ve geleceği kurgulamak çok daha önemlidir. Dönem dönem belirli meslekler öne çıkar ancak o alanın meslek enflasyonu oluştuktan sonra o alan bırakılır yeni alanlara bakılır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Seçkin bir liseden mezun olmak oradan seçkin bir üniversiteye gidip iyi bir eğitim almak önemli ancak ya gönlümdeki okumak istediği alan.&lt;br /&gt;Bunun yolu da.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ne aradığını bilmek gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Seçeceği mesleği tanımak ileride yapacağı işi şimdiden düşünmek&lt;br /&gt;Yeteneklerinin seçtiği mesleğe uygun olup olmadığını bilmek. Mimar olmak istiyorum ancak üç boyutlu düşünme ve çizebilme yeteneğim var mı diye sormak gerekir.&lt;br /&gt;Hangi üniversitenin sosyal yaşam ortamı iyi?&lt;br /&gt;Hangi üniversitenin uluslararası ilişkileri var?&lt;br /&gt;Hangi bölümde uluslararası düzeyde öğretim üyesi kadrosu bulunmaktadır?&lt;br /&gt;İleride lisansüstü eğitim yapmak isteyenler için öğretim kadrosunun bilimsel birikimi, yayın durumu nedir?&lt;br /&gt;Hangi üniversitede öğrenci etkinlikleri ve kendini ifade edebilme özelliği sağlanmaktadır?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Üniversite Ortamı ve Akademik İklim Önemlidir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Üniversite akademik personelinin kamuoyundaki tanınmışlığı, akademik başarısı, yayın durumu önemli&lt;br /&gt;Üniversitenin Akademik personel yetiştirme durumu da önemli.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ayıca üniversitenin sosyal ortamı, öğrencilerin kendilerini özgür olarak ifade edecekleri iklim ve mekânların olması ve üniversite yönetimlerinin hoşgörülü, geniş ufuklu ve dünya gözü ile olaylara bakması önemlidir. Eğer üniversite yönetimleri, dünya üniversitelerini tanımıyorlarsa, gençliğin genel yapısını anlamıyorsa, yeni ufukları ve söylemlere sahip değilse üniversite, üniversite olmanın ötesinde başka bir şey olur. Yaşının enerji dolu döneminde geleceğe ilişkin yol haritasını oluşturacak gencin kendini tanımsı ve gerçekleştirmesinde üniversite ortamı birinci derecede çok çok önemlidir. Bu anlamda üniversitelerin yönetimleri ve yönetimlerin üniversitelilik ufku da önemli.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Her şeye devlet memuru gözü ile bakan, yeniliğe açık olmayan üniversitelerde gençlik de kendini yenileyemez. Üniversitede nitelikli bir bilim ortamı yaratamaz.&lt;br /&gt;Batı ülkelerinde öğrencilerin okuyacakları üniversite tercihlerinde bu durumda dikkate alınmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Özet ve Öneri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;ÖSYM verilerine göre üniversiteye hazırlanan öğrencilerin akademik başarıları yıldan yıla düşmektedir. Normal bir öğrencinin tüm sorular üzerinden % 50 başarı durumu oldukça çok küçük olup ülkemizin gelecekteki akademik başarısı da ilerde düşecek anlamına gelmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bunun bir diğer anlamı da önümüzdeki 20-30 yıl için ülkemizin çok başarılı bilimsel çalışmaların beklenmeyeceği yönündedir. Hep vurguladığımız gibi öğrencilerin dil bilgisi dahi seviyelerinin düşmesi, genel kültür yönünden yetersiz olmasının temel nedeni sınava ve teste dayalı eğitim modeli. Buna göre önümüzdeki yıllarda bu ülkede nitelikli yazar, şair ve sanatçının çok çıkmayacağı söylenebilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Önerim Milli Eğitim Bakanlığının artık ciddi önlem alması ve üniversiteler ile koordineli çalışarak Türkiye’nin büyüklüğüne yakışır bir nitelikli ve çoklu bilgi ile donatılmış insan yetiştirmesi gerekir. Yoksa bir birimizi kandırmayalım. Bu gidişat ile on yıl sonra da aynı yerde olduğumuzu göreceğiz. Türkiye daha iyisini hak ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-179788650417450810?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/179788650417450810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=179788650417450810&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/179788650417450810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/179788650417450810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/08/2011-lys-sonuclar-tercih-yapma.html' title='2011 LYS Sonuçları, Tercih Yapma Kriterleri, Öğrencilere Burs sorunu'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-7220838863021020616</id><published>2011-07-25T21:32:00.000+03:00</published><updated>2011-07-25T21:32:25.886+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şehir-gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Kadıköy Üzerine</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Hikmet Temel Akarsu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-aM-t5lgwO3g/Ti20z65FGmI/AAAAAAAABKg/eVs-7tgkHmo/s1600/halkidona-dan-kadikoy.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-aM-t5lgwO3g/Ti20z65FGmI/AAAAAAAABKg/eVs-7tgkHmo/s1600/halkidona-dan-kadikoy.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İstanbul’un tarihi semtleri hakkında hazırladığı monografileri ile dikkat çeken Orhan Türker’in en son kitabı “Halkidona’dan Kadıköy’e” kitapçı raflarında yerini alırken, biz hayatını Kadıköy’de sürdürmüş ve sürdürmekte olanların dimağlarında nostalji ve hüzünle bezeli hatıraları yeniden canlandırdı. Hemen belirtelim, bu kitabı kitaplığımızda, yazarın diğer kitapları olan Osmanlı İstanbul’undan Bir Köşe Tatavla, Mega Revma’dan Arnavutköy’e Bir Boğaziçi Hikayesi, Galata’dan Karaköy’e Bir Liman Hikayesi, Fenari’den Fener’e Bir Haliç Hikayesi, Halki’den Heybeli’ye Bir Ada Hikayesi, Nihori’den Yeniköy’e Bir Boğaziçi Köyünün Hikayesi, Prinkipo’dan Büyükada’ya Bir Prens Adasının Hikayesi, Therapia’dan Tarabya’ya Bir Diplomatlar Köyünün Hikayesi, Antigoni’den Burgaz’a Küçük Bir Adanın Hikayesi gibi kitapların arasına ve fakat en üste ve en ayrıcalıklı yere yerleştirdik. Çünkü bu özenli monografi kişisel tarihimizde önemli yer tutan mekan ve zamanlardan söz ediyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Orhan Türker’in “Halkidona’dan Kadıköy’e” adlı monografisini tarihçiler, mimarlar, şehir plancıları, sosyologlar ve İstanbul aşıklarının dışında Kadıköylülerin bizatihi kendilerine münhasıran tavsiye ederim. İçinde yaşadıkları ve bugün nüfusu milyona dayanmış devasa ilçenin kozmopolit mazisi hakkında derli toplu, dökümanter ve nesnel bilgiler edinmelerinin; bugün bir şehircilik felaketi arzeden Kadıköy’e bakışlarını nasıl etkileyeceğini hayretler içinde göreceklerdir.  Geçmişte, İstanbul’un arkaik levanten semtleri Şişli, Pera, Galata, Arnavutköy, Tarabya, Prens Adaları ve diğerlerinin ötesinde Kadıköy’de nasıl kendine özgü bir kozmopolitizmin hüküm sürdüğünü görecekler; kimi zaman önünden umursamazca geçtikleri bazı mekanların mazisi hakkında fikirler edindikten sonra belki de yaşam alanlarının bugün içinde bulunduğu felaket kentsel tasarımlar ve kullanımlar konusunda seslerini yükselme ihtiyacını duyacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Ne yazık ki mimarlık ve şehircilik alanında eğitim almış bir kişi olarak, yaşamımın yüzde seksenini geçirdiğim Kadıköy’ün içinde bulunduğu mimari ve şehirsel düzene kederle; hatta kahrolarak  bakmaktayım. Taşıt vandalizminin ciğerlerini delip paraladığı, yeşil alan yoksunu, tabela fetişizminin zirvelerinde, esnaflığa dair çılgın kaosların hüküm sürdüğü, aleladelik ve betonlaşma cehennemi halini almış plansızlık abidesi Kadıköy’de bir zamanlar hüküm sürmüş  nazende, narin yaşamların varlığından haberdar olmak belki birilerine tesir edebilir. Belediyesini çoğunlukla muhalefete teslim etmiş; belki de bunun acılarını yaşayan, aydın, entelektüel ve iyi eğitimli insanların yaşadığı, kilometrekareye bin yazarın düştüğü Kadıköy’ün insanları, yaşadıkları kentsel felaketlerden korunmak için bu tür kitaplara daha fazla ilgi göstermeli, çevrede kalakalmış tarihsel envantere daha çok dikkat etmeli, göz gezdirmeli… O vakit dünyanın -bana göre- en güzel ilçesi olan Kadıköy, rant, betonlaşma ve kapitalist vandalizm tuzaklarından kurtulup yeniden o nazende, yaşanılası, masalsı haline dönme fırsatını bulabilecektir. İşte bu tür dilekler sözkonusu olduğunda Orhan Türker gibi ciddi ve alçak gönüllü araştırmacıların yaptıkları işin değeri ortaya çıkmakta.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Orhan Türker kitabında bize sadece Kadıköy’in tarihi, coğrafyası, doğal güzellikleri,  kültürel gelişimi ve özellikleri hakkında bilgi vermiyor. Kimi zaman demografik istatistikler aracılığıyla nüfus hareketlerini sayısal olarak sergiliyor. Etnisite mensuplarının azalış çoğalış debilerini; isim listelerini, ikametgah adreslerini, icra ettikleri mesleklerini, ticarethanelerinin adreslerini ve telefon numaralarını dahi vererek gösteriyor. Hatta mübadele sırasında okullardan alınan tasdiknamelerin listelerini bile veriyor. Böylece kitabı bir nostaljik ağıt olmak noktasından çıkıp; bilimselliğe yönelmiş bir mikro sosyoloji çalışması haline dönüşüyor. Eser, kaynak kitap niteliğine erişiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Orhan Türker’in kitabı her ne kadar bilimselliğe ve kayıt tutuculuğa önem veren bilimsel bir monografi gibi gözükse de anlatmayı seçtiği mekanlar ve anekdotal ögeler aracılığıyla alttan alta duygusal imalar da yayıyor. Oradan çıkarıyoruz ki Orhan Türker, kendi çocukluğunun da geçtiği nostaljik Kadıköy’ü, Moda’yı, Şifa’yı, Kalamış’ı; şimdi yitirilmiş olan, o eski zamanların kozmopolit yaşamını özlüyor. Böylece eseri kimi pasajlarından taşan duygusallıklarla beraber nostaljik bir ağıta dönüşüyor. O ağıt içerisinde Kadıköy’ün eski Rum ahalisine büyük ehemmiyet veriyor Orhan Türker. Milattan Sonra 451 yılında Azize Eftimia Kilisesi’nde yapılan büyük toplantıda Hristiyan aleminin kaderinin Kadıköy’de çizilmesinden başlayarak Rumların bu kentin tarihindeki vazgeçilmez yerini vurguluyor ve beraber yaşama koşullarını yitirdiğimiz bu kadim dostlarımızın yokluğuna, göçüp gitmelerine ağlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Orhan Türker’in yaptığı türden çalışmalar, monografiler çoğalmalıdır. Başka başka kentler, yöreler için de yapılmalıdır. Bu tür çalışmalar insanların kardeşlik içinde yanyana yaşama isteğini de geliştiren özellikler taşıyor. Sanırım bu çağda böyle güdülere çokça ihtiyacımız var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;İstanbul özelinde olmak üzere Orhan Türker’in ilgi alanında göz doldurucu bir külliyat ve arşiv oluşturduğunu görmekteyiz. Bu kayıt düşme ve kayıt koruma çabasının yaygınlaşması tüm bu açılardan dolayı çok yararlı olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Orhan Türker’in Halkidona’dan Kadıköy’e adlı kitabının özenli bir edisyonla, kaliteli kağıda, özgün tasarımla basıldığını görmek çok güzel. Kitapta yer alan kimi illustrasyonlar, eski zaman fotoğrafları ve resmi belgeler çoğalsa daha da iyi olur. Fakat bu denli güzel düşünülmüş ve özenli tasarlanmış bir kitapta yayınevinin paraya kıyıp bir fakülte talebesine beş-on lira verip son okuma yaptırmaması olacak şey değil. Sel Yayıncılık’ta bu sorun var. Daha önceki kitaplarında da bu uyarıyı yapmıştım. O nedenle bu kez daha sert davranma hakkımın olduğunu düşünüyorum. Butik yayıncılık yapan yayınevlerinde hele hele bu dijital çağda tek bir düzeltiyi bile kabul etmiyorum. Eleştiriyorum. Üstelik burada son okuma olayı o denli göz ardı edilmiş ki kimi sayfaların başında yer alan “master”larda Halkidona’dan Kadıköy’e kitabının değil, yazarın başka bir kitabının adı geçmekte: Antigoni’den Burgaz’a… Sanırım bu güzel kitaba layık değil bu tarz dikkatsizlikler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Bu eleştirilerimizin müteakip baskılarda düzeltileceğinden eminiz. Ama yine de, bir koleksiyon ve arşiv nesnesi olacak bu güzel monografiyi, sahip olduğu güzel tarihsel kaydedicilik yanı ve içerdiği değerli bilgiler uğruna bir an evvel edinmekte yarar var.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Halkidona’dan Kadıköy’e&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Orhan Türker&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Sel Yayıncılık&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://istanbuldasanat.org/yitirilmis-kozmopolitizme-agit"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif; font-size: x-small;"&gt;http://istanbuldasanat.org/yitirilmis-kozmopolitizme-agit&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-7220838863021020616?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/7220838863021020616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=7220838863021020616&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/7220838863021020616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/7220838863021020616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/07/kadkoy-uzerine.html' title='Kadıköy Üzerine'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-aM-t5lgwO3g/Ti20z65FGmI/AAAAAAAABKg/eVs-7tgkHmo/s72-c/halkidona-dan-kadikoy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-1471845625823455074</id><published>2011-07-18T22:06:00.002+03:00</published><updated>2011-07-19T22:27:33.537+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Propaganda Araçlarından Hayyeale‘l-Felâh Risalesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Taner ASLAN,&amp;nbsp;Aksaray Üniversitesi&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Turkiyat Arastirmalari Dergisi&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;No: 29; Bahar 2011&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;II. Meşrutiyetin ilanından sonra halkın meşrutiyet, meclis, hürriyet, cemiyet, kanun gibi   kavramlara vakıf olmadığının anlaşılması üzerine İttihat ve Terakki Cemiyeti halkı aydınlatmak için Hayyeale‘l - Felâh Risalesi’ni hazırlatmıştır. Bu risale, cemiyetin kullandığı propaganda araçlarından biridir. İmzasız olarak 1326’da Selanik’te basılan risale, şekil ve muhteva açısından incelenmiştir.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yakınçağ tarihimizin en dikkate değer siyasî oluşumu ve hareketi olma&amp;nbsp;özelliğini muhafaza eden  İttihat ve Terakki Cemiyeti, açık olan bir değişime&amp;nbsp;uyabilecek fennî bir yönetim biçimini tesis etmek (Hanioğlu 1981: 607), meşrutî&amp;nbsp;bir hükümet kurmak, genel bir ıslahat vücuda getirmek (Şura-yı Ümmet  1903:&amp;nbsp;3); diğer bir ifadeyle Abdülhamit’i devirerek meşrutiyeti ilan etmek; adalet,&amp;nbsp;hürriyet ve eşitliği sağlamak maksadını Ohri’de başlattığı askerî bir hareketle&amp;nbsp;1908’de gerçekleştirmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cemiyet, kurulduğu andan mutlu sona ulaştığı ana kadar Abdülhamit’in&amp;nbsp;‘istibdadî’ idaresini yıkarak, anayasal bir düzen kurma düşüncesini basın yayın&amp;nbsp;faaliyetiyle kamuoyuna duyurmaya çalışmıştır. Cemiyetin önde gelen isimlerinden Mehmet Murat, Mizan gazetesinde neşrettiği  Iyd-ı Millî (Millî Bayram)&amp;nbsp;isimli yazısında; Abdülhamit idaresinin milleti cehalete mahkûm ettiği, her türlü gelişmeden mahrum bırakarak sefalete düşürdüğü iddiasında bulunmuştur&amp;nbsp;(Mehmet Murat 1897: 1). Ona göre, meşrutiyetin ilan edilmesiyle Abdülhamit’in&amp;nbsp;‘istibdat’ rejimi son bulacak ve memleketin yeniden tensik ve ihyası temin edilebilecekti. Bu düşünceden hareketle hürriyet ilan edilmiş ve memlekette bir&amp;nbsp;bayram havası yaşanmıştır1. Erkan-ı Harp Binbaşı Yanyalı Vehip Bey, meşrutiyetin ilanı günü Manastır’da Hürriyet Meydanı’nda toplanan halka; meşrutiyet&amp;nbsp;idaresinin ve meşveretin milleti insan gibi yaşatacağına, adalet, müsavat ve&amp;nbsp;uhuvvetin meslek-i esasları olduğuna ve devletin terakkisini Kanun-i Esasi’nin&amp;nbsp;temin edeceğine dair bir konuşma yapmıştır (Ahmet Refik 1324: 84-86). Cemiyetin 39 maddeden oluşan beyannamesinde de bu hususa yer verilmiştir.2&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cemiyet, ‘istibdadı’ devirip meşrutî bir idare tesis etmekle ‘hürriyet-i&amp;nbsp;tammeye mazhar’ bir teşkilat vasfını kazanmıştır (Selim Kohen 1328: 43). Meş-&amp;nbsp;rutiyetin ilanından sonra memlekette düzeni sağlamak, Kanun-i Esasi’yi harfiyen tatbik etmek, vatanın istiklal ve bekasını temine çalışmak cemiyetin tek gayesiydi (İkdam 1324: 3). Ancak maksadın, ‘adat ve kavanîn-i Osmaniye dâhilin-de’ hareket etmek olsa da zamanla meşrutiyetin umdelerinden tedricen&amp;nbsp;ayrılındığı görülmüştür (Hasan Amca 1958: 49).&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Meşrutiyetle adaletin ve uhuvvetin sağlanamaması, memleketin asayişinin&amp;nbsp;ve malî istikrarının temin edilememesi; bunların yanında  İttihatçıların adım&amp;nbsp;adım ‘halka muvazi istikamet’ten ayrılışları hoşnutsuzluğun giderek artmasına&amp;nbsp;yol açmıştır (Hasan Amca 1958: 60). Ayrıca devlet memurlarının özellikle taşradaki vergi memurlarının, herkesin gelirine göre vergi tahsil edilmesi anlayışından uzaklaşarak, halka kötü muamelede bulunmaları, halkta meşrutiyet idaresine ve cemiyete olan güveni sarsmıştır (Ali Cevat 1960: 13-14). Esasında meşrutiyet karşıtı muhalif bir hareketin baş göstermesinde, cemiyetin tekelci ve başka&amp;nbsp;hiçbir siyasî teşekkül ve  şahıslara hayat hakkı tanımayan tavrı önemli etken&amp;nbsp;olmuştur (Birinci 1990: 31-33). Bunun yanı  sıra, memur terfilerinin keyfi yapılması (Bayur 1991/III: 90-91), Bâb-ı Âli ve devlet bürokrasisinde iltimasın olması&amp;nbsp;(Alkan 1992: 116), istenmeyen memurların kadro dışı  bırakılması hoşnutsuzlu-&amp;nbsp;ğun temelinde yatan diğer gelişmelerdir (BOA, Sadrazam Kamil Paşa Evrakı,&amp;nbsp;86/32-3186). Bu gelişmeler sonucunda cemiyet, muhalifleri ve muasırlarınca&amp;nbsp;‘otoriteryanizm’ bir idare tesis edildiği öne sürülerek tenkit edilmiştir (Tunçay&amp;nbsp;1992: 36-41).&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Meşrutiyetin ilanından sonra, memleketin iç ve dış sorunlarının ortadan&amp;nbsp;kalkacağını düşünenler, çok geçmeden ümitsizliğe düşmüşler, seslerini yeni&amp;nbsp;idareye duyuramayanlar muhalif bir oluşum içine girmişlerdir. Artan tepkiler&amp;nbsp;Ahrar, Hürriyet ve İtilaf gibi siyasî oluşumların meydana gelmesine, Hizb-i Cedid,&amp;nbsp;Halaskar Zabitan ve 31 Mart gibi somut hadiselerin patlak vermesine yol açmıştır. Cemiyet, kendisine ve meşrutiyete karşı muhalif hareketlerin başlamasını&amp;nbsp;kendinde aramamış, bunu meşrutiyet ve onun ilkelerinin halka tam manasıyla&amp;nbsp;anlatılamamasında görmüş&amp;nbsp;3, halka meşrutiyeti anlatmak maksadıyla üyelerinin&amp;nbsp;bir kısmını bu işle görevlendirmiş (Tarcan 1946: 43), halkın aydınlatılması için&amp;nbsp;muhtelif yerlere tahsil görmüş vaiz, kadı ve müftü tayin etmiş (BOA, DH.MUİ,63/36), ayrıca meşrutiyetin ilanından önce başvurulan neşriyat faaliyetlerine de&amp;nbsp;ağırlık vermiştir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Makalenin Tamami&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s29/aslan.pdf"&gt;http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s29/aslan.pdf&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/dergi29.htm"&gt;http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/dergi29.htm&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-1471845625823455074?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/1471845625823455074/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=1471845625823455074&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/1471845625823455074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/1471845625823455074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/07/ittihat-ve-terakki-cemiyetinin.html' title='İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Propaganda Araçlarından Hayyeale‘l-Felâh Risalesi'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-8684482270245202107</id><published>2011-07-11T06:40:00.000+03:00</published><updated>2011-07-12T06:41:51.365+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='medya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisat'/><title type='text'>Futbol, Bahis, Şike ve Kapitalizm</title><content type='html'>&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: green; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Suphi Koray, Mayıs 2010&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: green; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Marksist Tutum, No: 62&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Geçtiğimiz günlerde aralarında ünlü isimlerin de olduğu yaklaşık 50 futbolcu şike yaptıkları iddiasıyla gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı. Bu gözaltı furyası oldukça yankı uyandırdı, ancak şike meselesi aslında ilk kez gündeme gelmiyor. Geçmiş yıllarda da gerek Türkiye’de gerekse başka ülkelerde şike skandalları ortaya çıkmıştı. Her ne kadar medyada münferit bir skandalmış gibi lanse edilse de şikenin futbolla iç içe geçtiği herkesçe bilinen bir gerçek. 2005 yılındaki Akçaabat Sebat-Kayseri maçı bunlardan sadece biri. Bu maçta kalecinin kendisine teklif edilen 200 bin avroluk şikeyi ihbar etmesi üzerine şike skandalı patlak vermişti. Şikeyi engelleyen kulüp başkanı Veli Sezgin vurulmuş, kaleci ise aylarca kendisine kulüp bulamamıştı. Olaylar üzerine Mecliste bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyonun hazırladığı raporda “Türkiye’de şike ve teşvik priminin varlığı şüphesizdir” deniliyordu. Aynı raporda Türk milli takımının da şike yaptığı yer alıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Keza İtalya’da 2006 yılında ortaya çıkan şike vakasında kulüplerin hakemleri satın almaya çalıştıkları tespit edilmişti. İtalya’nın dünyaca ünlü büyük kulüpleri ağır cezalar almış, Juventus küme düşürülmüştü. Olaya karışan kişilere para ve hapis cezaları verilmişti. Geçtiğimiz günlerde yeni ses kayıtlarının ortaya çıktığı bu şike davası hâlâ devam ediyor. Geçtiğimiz senenin sonunda ise Almanya’da uluslararası bir şike soruşturması başlatıldı. Bu soruşturmada Türkiye’de de bazı maçlarda şike yapıldığı bilgisi yer alıyordu. Nitekim Türkiye’deki şike skandalı da bu soruşturmanın hemen ardından patlak verdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Geçmişteki diğer vakaları da düşündüğümüzde şikenin profesyonel futbolla yaşıt olduğunu söylemek yanlış olmaz. Üstelik ortaya çıkan şike skandalları buzdağının sadece görünen yüzü! Kapitalizmin doğası gereği futbolun profesyonelleşmesi şikeyi de beraberinde getirmiş, futbol pazarı büyüdükçe şikenin niteliği ve niceliği de değişmiştir. Bahis sektörünün devasa boyutlara ulaşmasıyla şike ile büyük vurgunlar elde etmek mümkün oldu. Bire beş veren bir maçta 200 bin lirayla bir milyon lira kazanılabilir. Bunun için kaleci veya hakemlere şantaj ve tehdide kadar çeşitli yol ve yöntemlerle şike yaptırılıyor. Tüm bunlar futbolla mafyanın sıkı bir ilişkiye girmesine de yol açmıştır. Hatırlanacak olursa yakalanmadan önce yurtdışına kaçan Alaattin Çakıcı’ya vize Beşiktaş kulübü tarafından ayarlanmıştı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Futbolun masum ve eğlenceli bir oyundan uzaklaşıp kelimenin kötü manasıyla profesyonelleşmesi kapitalizmin eseridir. Çayırlarda mütevazı bir eğlence olarak başlayan futbol, bugün milyarlarca insanın izlediği milyarlarca dolarlık pazara sahip bir oyun haline geldi. Çayırların yerini görkemli futbol stadyumları, amatör takımların yerini artık birer şirkete dönüşen futbol kulüpleri, seyircilerin yerini ise müşteriler aldı. Kısacası kapitalizm futbolu da küreselleştirip muazzam bir kâr aracı haline getirdi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Bugün futbolun 500 milyar dolarlık pazar hacmiyle devasa bir endüstriye dönüştüğünü söyleyebiliriz. Reklâm gelirleri, sponsorluk anlaşmaları, yayın ihaleleri ve bahis oyunlarıyla bu devasa sektörün pazar hacmi her geçen gün artıyor. Bazı futbol kulüplerinin bütçeleri yoksul ülkelerin bütçelerini bile aşıyor. En zengin 20 futbol kulübü 2009 yılında 3,9 milyar avroluk gelir elde etti. Listenin üst sıralarında yer alan Real Madrid, Barcelona, Manchester United gibi kulüplerin yıllık gelirleri 400 milyon avro civarında. Emperyalist piramidin üst basamaklarındaki ülkelerin takımları en zenginler listesinde de başı çekiyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Bu değirmenin suyu nereden geliyor?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Futbol kulüplerinin en önemli gelir kaynağını yayın haklarından elde ettikleri paralar oluşturuyor. En zengin 20 kulübün yayın haklarından elde ettiği gelir 1,6 milyar avroya yaklaştı. Türkiye’de ise bu sene başında yapılan ihaleyi 321 milyon TL ile yine Digiturk kazandı. Havuz sistemi uygulamasına göre her sene olduğu gibi buradan aslan payını yine dört büyükler alacak. Yayıncı kuruluş ihaleyi bu kadar yüksek bir bedelle aldığına göre dekoder satışlarından ve reklam gelirlerinden büyük kârlar elde edecek. Derbi maçında geçen bir reklâm bandının bedelinin 2009’da 65 bin TL olduğunu düşünürsek, medya şirketlerinin naklen yayın ihalelerine neden bu kadar büyük meblağlarda sermaye yatırdıklarını daha kolay anlarız. Öyle ya, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez! Milyarlarca kişinin izlediği dünya kupası maçlarında çok daha büyük paralar dönüyor. 2006 dünya kupasında yayın haklarından 1 milyar avro gelir elde edildi, bu rakamın bu sene 1,2 milyara çıkması bekleniyor. Bir ay gibi kısa bir sürede sadece TV yayınlarından bu kadar gelir elde edilmesi futbolun bacasız sanayi sıfatını yeterince hak ettiğini gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Medya tekellerinin yanı sıra spor giyim tekellerinin de gözü futbol maçlarında ve futbolcularda. Kendi reklâmlarını yapmaları için yıldız oyunculara milyonlarca dolar verebiliyorlar veya sponsor olabilmek için kesenin ağzını sonuna kadar açıyorlar. Ama ürünlerini üreten işçilere karşı hiç de cömert değiller. Uzun çalışma saatleri karşılığında işçilerin payına düşen düşük ücret ve yoksulluk oluyor. Yıldız futbolcu sahada 90 dakika terleyip milyonlar kazanıyorken, saatlerce çalışıp ay sonunu getiremeyen yoksul işçi onu televizyonda izlerken yorgunluktan uyuyakalıyor. Yoksul emekçi ailelerden gelen yıldız futbolcuların sınıfsal kökenleri ön plana çıkartılıp pazarlanır. Dünyanın bir numaralı futbolcusu Messi’nin babası fabrikada işçi, annesi gündelikçidir. Zidane bir göçmen çocuğudur, Beckham ise İngiltere’nin bir varoş semtinde dünya gelmiştir. Böylece işçilere şu mesaj verilir: “Siz de yapabilirsiniz! Siz de milyonlarla oynayabilirsiniz.” Hem taraftarlarla futbolcular arasında sınıfsal bir bağ kurulur, hem de sınıf atlama hayalleri pekiştirilerek milyarlarca taraftar kapitalizmin gönüllü savunucuları haline getirilir. Yıldız futbolcular ilâh mertebesine çıkartılır. Onlar ilâhlaştıkça, işçiler köleleşir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Kulüplerin diğer önemli gelir kaynağını ise maç hâsılatları oluşturuyor. On binlerce kişilik stadyumları dolduran taraftarlar, tuttukları takımın kasasına milyonlarca lira akıtıyorlar. Örneğin Avrupa’nın en zengin 20 kulübü 2008-2009 sezonunda bilet satışlarını %3,5 artırarak 1 milyar avroluk gelir elde etti. Krize rağmen taraftarların statları doldurmaları futbolun hem ekonomik açıdan hem de ideolojik açıdan burjuvazi için ne kadar etkili bir araç olduğunu gösteriyor. Taraftarlar sadece bilet değil, takımlarının formalarını, kaşkollerini, şapkalarını da satın alarak kulüplerin büyük kazanç elde etmelerini sağlıyorlar. Türkiye’deki üç büyük takım, fiyatı 100 TL’yi bulan formalardan yüz binlerce satabiliyor. Adı dünyanın dört bir yanında bilinen takımların ve star oyuncularının formaları ise çok daha büyük gelir getiriyor. Örneğin, geçen sene Ronaldo’yu 94 milyon avroya transfer eden Real Madrid, 85 avrodan sattığı 1 milyon 200 bin formadan 102 milyon avro kazanmıştı. Baş döndürücü rakamların döndüğü transfer borsası ve şapka, kaşkol, forma vs. ürünlerin gelirleri, futbolun başlı başına bir endüstri haline geldiğinin başka bir kanıtıdır. Kulüpler birer şirket haline geldikleri için borsadaki yerlerini de almış bulunuyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Şike kaçınılmaz&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Pasta büyüdükçe pastayı yiyenlerin tamahkârlığı da doğal olarak artıyor. TV gelirleri, reklam gelirleri, maç hâsılatları onların gözünü doyurmak bilmiyor. Futbol endüstrisinin patronları milyarlarca insanın tutkusu ve bağımlılığı haline gelen bir oyundan nasıl daha fazla kâr elde edebileceklerinin derdindeler. Bunun kaçınılmaz sonucu bahis sektörünün alabildiğine büyümesi ve yaygınlaşması oldu. Bahis bütün spor dallarında oynanıyor. At yarışı, horoz dövüşü, tazı yarışı gibi sadece bahis odaklı etkinlikler de düzenleniyor. Hatta Nobel ödüllerinden seçim sonuçlarına kadar akla gelebilecek her türlü konuda bahis düzenlenebiliyor. Fakat hiçbirisi futbolunki kadar çok insana ulaşmıyor ve hiçbirisinin pazar hacmi futbolunki kadar büyük değil. Futbol endüstrisinin yan sanayisi gibi çalışan bahis sektörü bu yüzden burjuvazinin iştahını kabartıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Tahmini rakamlara göre bahis sektörünün büyüklüğü 1 trilyon doların üzerinde. Bunun yaklaşık dörtte birini 227 milyar dolarla futbol maçları üzerine oynanan bahisler oluşturuyor. Bunun önemli bir kısmı illegal bahis olduğu için sağlıklı rakamlara ulaşmak mümkün değil. Türkiye’de yasadışı yollarla oynanan bahis miktarının bir milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Devlet bu pazarı kendi kontrolü altına alabilmek için gerekli yasal değişiklikleri 2004’te yaptı ve internet üzerinden yurtdışına giden paranın bir kısmının “İddaa” üzerinden kendi kasasına akmasını sağladı. İddaa, internetin gelişimi ve bayi sayısının her geçen gün artmasıyla çok daha kolay biçimde oynanabilir hale geldi. Her caddede bir İddaa bayii bulmak mümkün. Bayilik için sırada bekleyen binlerce kişi var. İddaa oynayan kişi sayısı arttıkça gelir de arttı. Gelir artıkça da bayi ve oynayan sayısı arttı. Hazine ve futbol kulüplerinin kasaları doldu. Pastanın büyük dilimi devlete ve sanal bayi hakkı elde eden holdinglere gidiyor. Futbol kulüplerine de gelirin yaklaşık %10’u düşüyor. Son beş yılda İddaa’dan 10,2 milyar gelir elde edildi; bunun 670 milyonu futbol kulüplerine verildi. Kulüplerin bahisten kazançları sadece bununla da sınırlı değil. İddaa’nın sanal bayi hakkını alan firmalar bazı futbol kulüpleri ile sponsorluk anlaşması imzalıyorlar. Kulüpler buradan da ekstra kazanç elde ediyorlar. Bahis sektörü ile futbol bu kadar iç içe geçince ve mevzubahis milyarlarca liralık bir pazar olunca şike kaçınılmaz oluyor. Şike yapanların amacı artık takımlarının kazanması değil, gerekiyorsa sahada kaybetmek ama bahiste kazanmak!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Spor-toto, sayısal loto, milli piyango, İddaa gibi yasal şans oyunlarına genel bir ilgi artışı söz konusu. Yasal şans oyunlarının 2007 yılında yaklaşık 5,2 milyar lira olan toplam hâsılatı %20 artarak 2008’de 6,2 milyar liraya yükseldi. En büyük ilgi ise İddaa’ya. Kurulduğu 2004 yılından bu yana meraklısı her gün artıyor ve bugünün rakamları İddaa’nın nasıl bir çılgınlık boyutuna ulaştığını gösteriyor. İddaa’da elde edilen toplam hâsılat 10 milyarı geçmiş bulunuyor. Üstelik bunun 3 milyara yakın kısmı ise 2009 yılında elde edilmiş. Başlangıçta yüz binlerle sınırlı olan oynayan sayısı bugün 3,5 milyona ulaşmıştır. İnternetteki sanal bayilerin yanı sıra Türkiye genelinde 5 bin civarında bayi mevcuttur. Bununla da yetinmeyen devlet alışveriş merkezlerine, stadyumlara kuracağı seyyar bayilerle bahis gelirini arttırmayı hedefliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;strong style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Kurtuluşu şansa bırakma!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Kriz döneminde şans oyunlarına artan ilgiyle burjuvazi bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. Hem çok ciddi bir ekonomik kazanç sağlanıyor, hem de krizin belini büktüğü emekçilerin çareyi mücadelede değil şans oyunlarında aramalarına yol açarak kapitalist sistem için bir emniyet supabı oluyor. Her hafta milyonlarca kişi vaktini ve parasını şans oyunlarında harcamaktadır. 2008’de İddaa’ya 2,3 milyar, at yarışına 2,1 milyar, Milli Piyango’ya ise 1,8 milyar TL harcanmış. Haftada 10 ilâ 20 milyon arasında İddaa kuponu oynanıyor. Sanal bayilerin üye sayısı 1,5 milyonu geçti ve bu sayı giderek artıyor. Bu milyonlarca insanın vaktini bahis oynamakla geçirmesi anlamına geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Herhangi bir bayide ellerindeki kuponları dolduran onlarca genci görebilirsiniz. Oynayanların önemli bir kısmı yoksul gençler. Cumhurbaşkanlığının yaptığı araştırmaya göre halkın yüzde 9’u şans oyunlarına ayda 150 lira ve üzerinde para harcıyor. Üstelik umudunu şans oyunlarında arayan bu grubun yüzde 35,6’sı açlık sınırında bulunuyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;İddaa’nın Milli Piyango’dan önemli bir farkı var. Piyango bileti alacak kişi biletini alır ve çekilişin sonucunda kazanıp kazanmadığına bakar. İddaa oynayan ise dolduracağı kupon için saatlerini harcar. İddaa konusu futbol olunca zaten sınırlı olan boş vakitler gönül rızasıyla boşa harcanmış olur. İnternetten, radyodan veya televizyondan maçlar saatlerce takip edilerek bahis kuponunun tutup tutmayacağı heyecanla beklenir. Maç sonucunu tahmin etmek için önceki maç sonuçları araştırılır, futbol maçları düzenli olarak takip edilir, gazetelerin verdiği İddaa ekleri satır satır okunur. Bir minibüste işçi bülteni okuyan birisini görmeniz düşük olasılıktır, oysa İddaa gazetesi okuyan bir işçiyi her yerde görebilirsiniz. Tekel, TARİŞ ya da Akkardan işçilerinin haklı mücadelesini duymamıştır, ama geçen haftanın maç skorlarını, golleri kimin attığını ve başka her türlü detayı size söyleyebilir. İşte at yarışı, İddaa gibi şans oyunlarının işçi sınıfını felç eden yönü budur! Umutlar bir ata ya da maça bağlanır; dertler, sorunlar unutulur; kısa yoldan köşeyi dönme hesapları yapılır. Kapitalist düzen reklâmlarıyla bunu körükledikçe körükler. Uzun çalışma saatlerine, düşük ücretlere karşı mücadele yerine hangi takımın şampiyon olacağı, İdaaa’da hangi maça oynanması gerektiği konuşulur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: navy; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;Endüstriyel futbol devasa bir pazar olmasının yanı sıra burjuva ideolojisinin hâkimiyetine katkıda bulunan güçlü bir araçtır aynı zamanda. Endüstriyel kapitalist futbol kitlelerin afyonudur. Bahis oyunlarının yaygınlaşması futbolun bu uyuşturucu etkisini daha da artırmıştır. İşçiler, sınırlı boş vakitlerini endüstriyel futbola ayırırken, kapitalizmin iğrenç çarkları dönmeye devam eder. Zihinlerin uyuşturulup esir alınması sayesinde kapitalizm pisliklerini her yere bulaştırır. Hem bahiste, hem sahada kazanan burjuvazi olur. Nazım Usta’nın dediği gibi “kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim”!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #444444; font-family: Arial, 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: maroon; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;a href="http://www.marksisttutum.org/futbol_bahis_sike_ve_kapitalizm.htm" style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: #cd4517; cursor: pointer; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-decoration: none; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: maroon; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;h&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: transparent; background-image: initial; background-origin: initial; border-bottom-width: 0px; border-color: initial; border-left-width: 0px; border-right-width: 0px; border-style: initial; border-top-width: 0px; color: green; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; vertical-align: baseline;"&gt;ttp://www.marksisttutum.org/futbol_bahis_sike_ve_kapitalizm.htm&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-8684482270245202107?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/8684482270245202107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=8684482270245202107&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/8684482270245202107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/8684482270245202107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/07/futbol-bahis-sike-ve-kapitalizm.html' title='Futbol, Bahis, Şike ve Kapitalizm'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-8208157087134578504</id><published>2011-07-08T01:58:00.017+03:00</published><updated>2011-07-09T02:13:35.997+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şehir-gezi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kitap'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Pierre Loti'nin Bakışıyla Kudüs</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;ÖMER ERDEM / &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&amp;amp;ArticleID=1054685&amp;amp;Date=09.07.2011&amp;amp;CategoryID=40"&gt;Radikal Kitap&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;1 Temmuz 2011&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-left: 1em; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-AnRK-_YuloY/TheNwYctZcI/AAAAAAAABKc/p7hVXJX0YgY/s1600/33.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: justify;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/-AnRK-_YuloY/TheNwYctZcI/AAAAAAAABKc/p7hVXJX0YgY/s320/33.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İçinde ilahi bir harç barındırmayan bir şehir nedir ki? Ne kadar yaşayabilir inançsız bir şehir ve hangi zamanın gözyaşı parlatabilir onu sonsuzda kadar? Eğer, Pierre Loti gibi ‘yalnızca İsa’yı bulmak, alçak gönüllü diğer hacı adayları gibi İncil’de anlatılan İsa’yı, tüm saf ve temiz düşüncelerle bulmak, kalbin içinde onun anısını yaşatmak, sizi teselli edecek tanımı zor bir kardeş gibi onu ruhunuzun derinliklerinde tekrar yaşatmak için’ gitmişseniz bir şehre ve o şehir Kudüs ise, ne olacak şimdi, tam olarak ne olacak? Nasıl yazacaksınız onu. Hangi ışığın altında çizeceksiniz resminizi? Ebedi huzur mu sonsuz hayal kırıklığı mı bulacağınız? Bu yüzden gizli bir iman mı saklar insanlar sevdikleri şehirlere karşı? O, iman varoluşun naturasından mı sızar? Oysa, baştan sona çelişkiler, hayal kırıklıkları, boşluklar ve asıl önemlisi ruhsal kabarışlarla doludur Loti’nin ‘Kudüs’ kitabı. Belki de gittiğinden daha eksik döner oradan!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;O göl ki... &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neden mi, nasıl mı? Bir kere, Kudüs’tür bu çelişkilerin kaynağı. Dünyanın hangi şehri, çevresinde oluşan dinler tarihi mitiyle bu kadar çevrilmiştir. Hemen yakınında Lut gölü gibi bir metaforu saklayan ikinci bir şehir mi vardır. O göl ki, bir yandan, dört büyük dinin söylenleri içinde döne döne yoğrulur, her gidişinizde ele geçirilmez havasıyla duygularınızı allak bullak eder. Öyle ya, Kudüs sekiz yüz metre yüksekteyken Lut gölü deniz seviyesinden dört yüz metre aşağıdadır. Bu bile, sadece bu bile insanı asırlarca meşgul etmeye yeter. Dahası, Sodom ve Gomorra’dan, İsa’nın vaftiz edildiği Ürdün Nehri’ne, Eriha çiçeklenişine, Kırk Gün Dağı’na, ‘ne dalış yapılabilinen ne de yüzülebilinen, insanı bir mantar şamandıra gibi suyun üstünde tutan’ suya, o suya takılırsınız. Buna bir de, kitabın yazıldığı zamanı eklerseniz, Kudüs, inadına inadına kendi çağına çeker sizi, sadece Kudüs’e özgü olan dünyanın başka bir noktasında geçersiz kalan bir çağdır o. Oradan, ‘sırtlarındaki hafif ama çok büyük yüklerle, kanatlarını açmış kelebeklere benzeyen’ hacılar geçer durmadan bir de. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bunca insanın iman ateşiyle koşup geldiği bir şehirde nelere rastlamaz ki Loti? Sıklıkla, Ruslardan, Rus hacılardan söz açar. Yer yer onlara acır. Merhametle bakar. Yoksulluk son bir hamle yaparak sanki iman ateşiyle ebedi doygunluğun peşine düşmüş gibidir. Oysa zavallılar, daha Ekim Devrimi’nin henüz öncesinde savrulup gitmektedirler. ‘Rus köylüleri. Pis ve zavallı bir görünümleri var. Ama bakışlarında imanın parıltısı fark ediliyor. Hep bir ağızdan coşkun bir ilahi söylüyorlar. Bu kutsal topraklarda ölen bir kişi öylesine şanslı ki, insanın ona imreneceği geliyor!..Ah! bu insanların imanı!...’ diye yazar Loti. Lakin bakmayın siz onun böyle yazmasına. ‘Ah! Kudüs, Hıristiyanlar için kutsal, Müslümanlar için kutsal, Yahudiler için kutsal bu yerde gökyüzüne sürekli olarak yakarma ve dua sesleri yükselmekte!...’ demesine bakmayın. Biraz sonra kendisini tutamayacak, ‘Ve Kudüs, buraya ölmek için gelen yaşlılarla dolup taşıyor.’ diyecektir. Ölümle yaşlılık, zamanla geleceksizlik arasında alttan alta bağlantılar kuracaktır. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kudüs’te, yaşlılar hakkında sık sık konuşur P. Loti. Yahudiler hakkında hiç iyi fikirler taşımaz. Hele yaşlı Yahudileri neredeyse karikatürize eder. ‘Yaşlılar var özellikle, yüzlerinde adi, kurnaz ve aşağılık bir ifade olan yaşlılar…’ demekten alamaz kendisini. ‘İnsanı ürpertecek kadar çirkin , ince, süzgün, sinsi ve içten pazarlıklı’ olarak vasıflandırır Ağlama Duvarı’nın önünde duranları. Kendi tabiriyle bastığı yerler, en az ‘bin yıllık, belki İsa devrinden kalma’ bir yerde nedir Loti’ye aradığı huzuru getirmeyen şey. Acaba, ‘ayrıntıların, inançların ve imparatorlukların kırılganlıklarında’ saklı olabilir mi bu. Yoksa, yoksa, Loti’nin karşılığını bulamayan ruh açlığı mı asıl mesele… &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Şiirsel bir üslup &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İslam’a duyduğu yakınlıktan bahseder ara ara Loti. ‘Yeni günle beraber güneş açılıp ilkbaharın havasını ılıtmaya başlarken, İslam’ın cazibesi beni gene etkisi altına alıyor’ der. Bununla yetinmez, ‘bir zamanlar İslam’a karşı duyduğum eğilim, onun yaratıcı gücü ve sanatı, ve belki de ileride onu kendime din olarak seçme düşüncelerim, ruhumu sarmalayıp inançsızlıktan koruyacak’ cümlelerini yazmaktan geri kalmaz. Kitap boyunca Loti ve onun mekâna bağlı olarak durmadan değişen iç arayışları, Tevrat, İncil ve Kur’an’ın Kudüs’te kurduğu ilahi atmosfer iç içe geçer durur. Eğer benim gibi bir kez olsun Kudüs ve çevresini gezmiş biri gibi okuyacak olursanız kitabı, yüzyıl öncesinin gözüyle de binlerce yıl evvelini görmeniz mümkün, bu kez Loti’nin yer yer şiirleşen üslubu eşliğinde. Hem Loti’yi bilmem ama, Kudüs asla bitmeyen bir kitap gibi her kitaptan okunmaya değer. ‘İmanla dolu eski çağlar artık sona ermiş olsa’ bile. Loti, her şeyden önce iyi bir tasvircidir ayrıca. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;KUDÜS,&amp;nbsp;Pierre Loti,&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çeviren: H.Erdal Yalt,&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Lotus Yayınları, 172 sayfa&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/emiliojosemariel/3231104114/"&gt;Resim: flickr.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34921941-8208157087134578504?l=www.dusuncekahvesi.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.dusuncekahvesi.net/feeds/8208157087134578504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34921941&amp;postID=8208157087134578504&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/8208157087134578504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34921941/posts/default/8208157087134578504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.dusuncekahvesi.net/2011/07/pierre-lotinin-baksyla-kudus.html' title='Pierre Loti&apos;nin Bakışıyla Kudüs'/><author><name>Düşünce Kahvesi</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://4.bp.blogspot.com/_cRKb1nC2wBk/TJdo8vK0qdI/AAAAAAAABGE/p6VVK0hwgpk/S220/496960.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-AnRK-_YuloY/TheNwYctZcI/AAAAAAAABKc/p7hVXJX0YgY/s72-c/33.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34921941.post-2859865259902332914</id><published>2011-06-27T02:48:00.000+03:00</published><updated>2011-06-28T02:49:48.621+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='söyleşi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarih'/><title type='text'>Fikret Başkaya İle Kapitalizm Üzerine</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi, Mayıs-Haziran 2011, Sayı 18&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fikret Başkaya İle Koridor Dergi İçin Söyleşi&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nalan Temeltaş&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Size de öyle gelmiyor mu? Sanki Fikret Başkaya’yı düşünsel dünyamızdan çıkarırsak ciddi bir boşluk oluşacak. Yüzünün yarısı umutlu bir netlik, öteki yarısı sosyalizmde ısrar. Seveni, sevmeyeni, takip edeni, kayıtsız kalanı açısından da. Yıllar önce yazdığı ve akabinde cezaevine gireceği “Paradigmanın İflası”nda da ( Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş ) henüz yayımlanan ve söyleşi nedenimiz olan “Yeni Paradigmayı Oluşturmak” ( Kapitalizmden çıkmanın gerekliliği ve aciliyeti üzerine bir deneme ) kitabında da düşün dünyasına yaptığı katkıyla, bilimsel eleştiriye devam ediyor. Her seferinde olduğu gibi tarihin sokaklarını işaret ederek! Hayatın tam da içinden önerileriyle zorla güzellik olacağı ihtimali üzerinde duruyor. Teyibi uzatmadan evvel, çağrı merkezlerinde sık karşılaşılan ‘’ Kalite ve güvenlik standartları gereği görüşmeniz kayıt altına alınacaktır hocam!’’ esprisiyle kapitalizmin kötülüklerine  gülmedik desem yalan olur. &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;“Yeni Paradigmalar Oluşturmak” kitabınızda bahsettiğiniz en fazla 500 yıllık kapitalizmin , insanlığın dertlerine deva olmadığı, aksine başlarına bela olduğu fikrinden yola çıkabilir miyiz hocam?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslında kapitalizmin tarihine baktığımız zaman, Kolomb’un macerasıyla [1492] başlayan bir süreç. Tabii bir mayalanma dönemi var. Belki 10. Yy’a kadar geriye gidiyor ama biz mayalanma dönemini dikkate almazsak 16. yy başında kapitalizmin ilk dönemi olan merkantilist emperyalizm başlıyor. İlk tahribat Amerika kıtasında oluyor, biliyorsunuz. Kolomb Amerika’ya ilk adım attığında kuzeyden güneye bütün Amerika’nın 80 milyon nüfusu olduğunu varsayılıyor. Aradan 50-60 yıl geçtikten sonra, yani 1600 lerin ortalarında gelindiğinde, kıtanın nüfusu 10 milyona düşüyor. Bu bir jenosid, hem de müthiş bir jenosid. İlk vardıklarında orada birikmiş hazineleri yağmalıyorlar. Ordaki uygarlıkları İnka, Aztek, Mayaları tahrip ediyorlar. Birikmiş olan devasa altını, gümüşü, değerli taşları yağmalayıp Avrupaya taşıyorlar. Bir süre sonra bakıyorlar ki her taraf altın, yerin altı, kıymetli maden gümüş dolu, üstünde müthiş verimli topraklar, fakat bu sefer de çalışacak insan kalmamış. Bu yüzden de Afrika’dan köle ticareti başlıyor. Devasa bir nüfus oradan koparılıyor, yok ediliyor. Velhasıl ikinci bir jenosid yapıyorlar. Bütün bu birikimlerin sonunda Avrupa zenginleşiyor, sanayi devrimi denilen bu birikimler üzerine inşa ediliyor. (Elbette tek neden bu değil). Sanayi devriminden sonra, yani 1800’lerin başından sonra ikinci bir hamle ile; bu sefer eski dünyaya yöneliyorlar. Hindistan, Afrika’nın doğusu, kuzeyi, Orta-Doğu… Sanayi devriminden sonra, kapitalizmin ilk yapısal krizinden sonra (1870‘li yıllar) yeni bir saldırı başlıyor. İşte dünyadaki şekillenme o zaman tamamlanıyor. Tüm dünyadaki emperyalist ülkeler grubu Avrupa’nın batısı, Avrupa’nın uzantısı olan ABD, Avusturalya filan ve bunun dışında kalan bir dünya, ikili bir dünya sistemi oluşuyor. Dünya, sanayisi olanlar- saniyesileşmiş ve sanayisi olmayanlar şeklinde iki kutba ayrılıyor... Yani Avrupa’nın zenginliği, ihtişamı ne denirse densin dünyanın geri kalanının beşeri ve doğal kaynaklarının yağmalanması üzerine oturuyor. 2. Dünya savaşından sonra beşeri ve doğal kaynakların yağmalanmasında müthiş bir artış ortaya çıkıyor. Mesela 1960 yılında dünyanın doğal kaynaklarının % 60 ı kullanılabilir durumda yani % 40’lık henüz kullanılmamış kaynak varken, şimdilerde % 120’si kullanılıyor. Doğanın kendini yenileyebilirliğinin ötesinde bir kullanım düzeyi söz konusu... “Çığırından çıkmış bir Dünya” yani. Yine kapitalizmin ikinci yapısal krizinden sonra, 1970’lerde neoliberalizm denilen emperyalist saldırının derinleşmesi, yoğunlaşması ve kapsama alanının genişlemesiyle birlikte, sosyal kötülüklerde hızla derinleşiyor. Velhasıl sosyal ve ekolojik kötülüklerin derinleşmesiyle tam bir “Sürdürülemezlik” tablosu ortaya çıkmış durumda. Bu kadarla da değil; insanlığın ve uygarlığın geleceğini tehdit eder duruma geliyor. Onun için vakitlice geçerli paradigmanın dışına çıkmak gerekiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Kapitalizmi milyonlarca insana gıda, eğitim, tıbbi bakım sağlama konusunda başarısız. Tarihsel sosyalizmi ise, en azından bu bahsi geçen konularda sınırlı kaynaklara ve alışkanlıklara rağmen başarılı sayabilir miyiz?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi biliyorsun, 20 yy. başlarından itibaren kapitalizme, emperyalizme, kolonyalizme karşı kapsamlı bir başkaldırı var. Aynı zamanda emperyalist ülkelerde işçi sınıfının mücadelesi var. Bu başkaldırılardan birinin sonucu da Sovyet Devrimi, işte onun devamı olan devrimler. Bunlar, farklı bir toplum projesiyle tarih sahnesine çıktılar fakat bir çok zaaflarla malul oldukları için maalesef sürdürülebilirliği sağlayamadılar. Yani kalıcı olamadılar. İstersen niçin başarılı olamadıkları tartışmasını bir kenara bırakalım. Sonuçta bazı alanlarda sosyal hizmetlerin sağlanması, açlık  sorununun çözümü gibi alanlarda görece başarılıydılar ama başarıyı bir bütün olarak düşünürsek sürdürülebilemez oldukları ortaya çıktı, iflas ettiler, çöktüler. Yani sorudan herşeye rağmen bunların ihya edilmesi gerektiği gibi bir anlam çıkarmam gerekiyorsa, asla öyle bir şey mümkün değil! Çünkü insan sadece karnı doyması gereken bir yaratık değil biliyorsun. İnsan birçok şeyin bir bütünü. Özgürlük istiyor, adalet istiyor, haysiyetini korumak, haysiyetli bir yaşam istiyor, özgür yaşamak istiyor; velhasıl kendi kaderini tayin etmek istiyor, saygın bir varlık olarak yaşamını sürdürmek istiyor... Ben şahsen Marksist bir insanım, insanlığın geleceğinin Komünizmde olacağından hiç şüpheye düşmedim. Kapitalizmle komünizm arasında üçüncü bir seçenek yok da ondan... Eğer bilen varsa söylesin! Niçin hiç şüphe etmediğimi saatlerce de anlatabilirim ama biz insanlara maddi şartları iyileştirecek diye Sosyalist / Komünist olmuyoruz ki! Mesele domuzu doyurmaktan ibaret olsaydı, her şey kolay olurdu... Ama ortada adı ‘insan’ olan bir varlık var...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Çok değil, 30 ya da 40 yıl içerisinde ekolojik tahribatın had safhaya varması ve milyonlarca insanın çevresel mülteci olması bekleniyor. Buna sebep olacak olan iklim değişikliklerinde kapitalizmin rolü nedir?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İklim değişikliği bugünkü tempoda devam ederse, bir kere çölleşmenin yaygınlaşması, sel felaketleri, su baskınları, tsunami gibi felaketlerin çoğalması demek. Aynı zamanda da, buzulların daha fazla erimesi sonucunda deniz seviyelerinin yükselmesi demek. Pasifik okyanusu, Atlantik okyanusu, özellikle Güneyde yaşayan insanları düşünün, müthiş bir nüfusun bulunduğu yerden kovulması zorunlu hale gelecektir. Şimdiden yavaş yavaş belirtileri de var, bildiğiniz gibi. Mesela atmosferin ısınması ve iki derecelik bir yükselme bile, bizim şu anda hayal bile edemeyeceğimiz ekolojik toplumsal, sosyal ekonomik sorunlar doğurma istidadı taşıyor. Bir kere bunun bilincine varmak gerekiyor. İkincisi de, gereğini yapmak gerekiyor. Eğer bütün bunlar kapitalist paradigmanın ortaya çıkardığı insânî, sosyal, ekolojik kötülüklerse, o halde biz kapitalizmden çıkmayı acilen başarmalıyız. Yani iki şeye dikkat çekmek gerek. Bir, kapitalizmden çıkmamızı gerektiren bir durumla yüzyüzeyiz. İki, bunu acilen yapmamız gereken bir durum söz konusu. Aksi taktirde, geriye kurtarılacak pek bir şeyin kalmaması riski var. Bak başka bir şey söyleyeyim sana. Benim bu kitapla ilgili ya da diğer konferanslarımda  fark ettiğim bir şey var. Tabii Burjuva çevrelerle yaşam alanlarımız çakışmadığı için, onlarla ilgili bir şey söyleyemem ama onun dışında  birçok çevreden insanla karşılaşıyoum. İki türlü ‘anlayış’ [‘anlayışsızlık’] dikkatimi çekiyor. Diyeceksin ki, bu kalıcı olur mu? Değişir, değişeceğini de umuyorum ama şu an için tesbit ettiğim şöyle bir anlayış var. İnsanların bir kısmının yangından haberi yok! Yani onlar şeylerin olağan  rotasında gittiğine dair bir anlayışa sahipler. Bir kısmı yangından haberdar ama kendisinden uzakta olduğunu düşünüyor. Benden sonra tufan aymazlığı işte... Fakat dikkat et, işte Japonya’da bir deprem oldu, arkasından tsunami geldi. Bu ikisi büyük felaketlerdi ama bence asıl felaket nükleer felakettir. Bir deprem, bir tsunami olur, bir yıkım tablosu ortaya çıkarır ve orada kalır. Oysa nükleer söz konusu olduğunda ‘başlar ve devam eder, artık hiç bitmeyen, on yıllar, yüz belki bin yıllar sürecek bir ‘felaket’ söz konusudur... Aslında doğal felaket değil, insanların peydahladığı bir şeyin sonucu olduğu için bence ona felaket demek doğru değil. Asıl hata nükleer santrallerin kurulmasıydı çünkü... Ben bu durum oluştuğunda, nükleer tartışmanın gündeme geleceğini düşünmüştüm. Maalesef egemen medya süratle bu sorunun üstünü örtmeyi, yeni gündemlere insanların ilgisi kaydırmayı yegledi ve başardı... Mesela Libya’daki durum Tunus ve Mısır’ın daha uzun süre gündemde kalmasına mani oldu gibi. Çok sevimsiz bir tablo ortaya çıkıyor. Yani mesela, şimdi emperalist bir savaş yürütülüyor Libya da: önce bir medya yalanları savaşı yürütülüyor, arkasından  savaş geliyor. Tabii bunlar bu alçaklığı beş yıldızlı yaparlar. Söylemleriyle gerçek arasındaki uyumsuzluk beş yüzyıl gerilere gidiyor. Mesela başlarda İspanyollar ve Portekizliler, Amerika kıtalarına ilk vardıklarında dediler ki; Hristiyan olursanız ruhunuz cennete gider. Tabii nasıl cennete gittiklerini kısaca başta anlattık... Sanayi Devriminden sonra; dediler ki sizi uygarlaştıracağız 1945 den , ikinci emperyalist savaştan sonra ise sizi kalkındıracağız, dediler. Yani hep bir şey sunuyorlar. Oysa birçok insanın bilmediği Kolonyalizmin bir altın kuralı vardır. Fransızcası çok güzel ama Türkçeye çok güzel çevrilemiyor. Diyor ki ’’ Egemen olmak için ver, almak için egemen ol!’’  Yalnız bir tuhaflık şu ki; onların verdiği şeyler hep manevi ama aldığı şeyler hep maddi! Mesela ne yapıyor; işte sivilleri koruyor, tabii bu insani bir şey. Libya’da yaptıkları gibi... Karşılığında ne alıyor: Petrol! Onun verdiği şey manevi ama. İşte tabi bu insani yardım, insânî müdahale, hep bu emperyalist kurguyla ilgili yalanlar. Tabi bu durumun yaratılmasında medyanın ve sosyal düşüncenin büyük vebali var. Çünkü gerçeğin üstünü örtüyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Teknoloji karşısında büyülenmiş insanların, kitabınızda bahsettiğiniz doğanın dengesine katkıda bulunan kertenkeleler, ölü kuşlar, solucanlar için kaygılanması veya doğa tahribatının sonuçlarını kestirebilmesi ne derece mümkün ? Bu sorunun yanıtı sosyal medya ile örgütlenme tartışmalarıyla bağ kurabilir mi?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kapitalizm kendi eğilimleri ve dinamikleri açısından sürekli teknolojiyi  yenilemek, geliştirmek ‘zorunda’ olan bir sistem. Bu Kapitalizm açısından kaçınılmaz bir zorunluluk. Üretim kar için yapıldığından, üretilen her teknolojinin insan refahıyla ancak dolaylı bir ilgisi vardır. Fakat ileri teknolojinin mutlaka olumlu, yararlı olduğuna dair de genel bir “bilinç” de geçerli. Bu hakim / egemen bilinç solda da var maalesef. Mesela evvelsi gün İstanbul’da Özgür Üniversite’nin açılış dersindeydim, tam da bu temayla ilgili bir tartışma açıldı. Samimi solcu bir dostumuz, teknolojinin tarafsız bir şey, kullanıma bağlı sonuçları olabileceğini söyledi. Otomobil teknolojisi mesela; iyi de sen arzuladığın sistemde bunları ürtemeye ve kullanmaya devam mı edeceksin? Ama şöyle hayırlı bir sonucu da var ki, sorunlar büyüdükçe ve kendini dayattıkça, çözümlerinin de zorlayan bir yanı var. Egemen medyada bu soruların  cevaplanması mümkün değil. Zaten medya, şu anda büyük sermayenin ta kendisi. Ondan etik, insânî bir şey beklemek iyimserlik olur ama her şeye rağmen sosyal medyada itirazların büyüme, güçlenme, filizlenme ihtimali var bence de.  Kendiliğinden cevap arayanlar çoğalıyor, bu da umut verici. Nitekim insanlar bizim gibi Kapitalizm demeden, Emperyalizm demeden de çıkış yolları arıyorlar; hasarlarına karşı bireysel olarak da kendilerini korumaya çalışıyorlar. Bir başına buradan bir şey çıkmaz ama başka şeylerin başlangıcı olabilir. Mesela benim İzmir Karşıyaka da bir yeğenim var. On km. mesafeden süt getirtiyorlar. Muhtemelen o süte güvendiği için onun saf süt olduğuna inandığı için bunu yapıyor. O sütten yoğurt, sade yağ filan yapıyorlar. İmkanım olsa, ben de hormonlu, ne idiğü belirsiz şeyleri tüketmek istemem tabii...Yani bireysel çıkış arayışları, çok bilinçli olmasa da var. Olayların vehameti büyüdükçe insanlarda soru sorma kabiliyeti, yeteneği ve potansiyeli de onunla paralel artıyor ve artacak neyse ki. Aksi halde, durum daha da vahim olurdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sosyal medyayı da bu açıdan , insanların sorularına cevap aramaları açısından daha özgür bir alan olarak düşünebiliriz. Mesele; ben de, sen de reklamların tahribatından son derece rahatsızız. Biz reklamlarla ilgili bir yazı yazsak, eleştirsek bu büyük medyada yer bulması mümkün mü? Bir TV kanalı zahmet edip benimle  reklamlar üzerine bir söyleşi yapalibir mi? Öyle bir şeyi  aklından geçirebilir mi? Dolayısıyla, verili medya dışındaki alanlar bize kalıyor şimdi. Bu nedenle önemli tabii.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Cumhuriyet kavramı ve söylemi, “Rejimin gerçek niteliğini gizleyen, üstünü örten bir örtüydü.” diye geçiyor kitabınızda. Buradan hareketle, bu örtüyü başta sol çevreler olmak üzere aralayan var mı?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu güzel bir soru. Solun bir zaafına gönderme yapıyor. Şöyle ki; sen siyaset arenasına çıkıyorsan, siyasette bir iddian varsa, bi kere tarihini bileceksin. Hem de iyi bileceksin.  Nereden geldiğini bileceksin , bulunduğun yeri, konumunu tesbit edeceksin. Biz de hatırı sayalır bir sol gelenek yok maalesef.  Başka ülkelerdeki gibi 1800’lerin ortalarından beri oluşmuş bir gelenek yok. Zaten 1960’lara kadar da, sol yasak biliyorsun. İşte bir Komünist partisi var ki; zaten Sovyetler birliğinin diplomatik bir aracı; işte törenlerde bir pankart taşıyarak geçecek, Kemalist rejimin her yaptığını destekleyen, onun  yedeği, ideolojik meşrulaştırıcısı bir sol!  Buna rağmen bile cezalandırılıyorlar tabii. Türkiye’de sol hareket  1960’larda bir kitle hareketine dönüştüğü zaman, ben de içindeydim. Mesela ilk işçi partisi kurulduğunda, gidip hemen üye oldum. Doktora yapmak için yurtdışına gittiğim zamana kadar, mülkiyede öğrenciyken piyasada Sosyalizm adına satılan tek bir kitap yoktu desem yalan olmaz. Hatta bir gün inadına aradım, bir küçük broşür buldum, böyle ince bir şey. Onu da yazan İngiliz İşçi Partisi’nden bir dönek... Aksi halde yayınlanır mıydı? Karşı propogandanın aracı... Öyle ki, biz kendi aramızda sabahlara kadar tartışırdık, yazılı bir şey bulmak mümkün değildi. Konuşup soracağımız biri de yoktu. Ya da belki vardı da, bir “eski tüfek” ama biz bilmiyorduk. Sol 60’ların ortasından sonra kitle hareketine dönüştüğü zaman, ideolojik bir geri plana dayanmaktan çok mücadelelerin coşkusuyla hareket ediyordu, bir çeşit refleks. Dünyanın güzel bir dönemi tabii o zaman. Vietnam savaşı sürüyor, Küba’da devrim olmuş, bağımsızlık savaşları hala devam ediyor, Che Guevera Güney Amerika dağlarında...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnsanlar ne kendi tarihi hakkında, ne sosyalizmin tarihi hakkında, ne de Sovyetlerin niteliği hakkında bilgi sahibi değil. Kendi tarihi zaten resmi tarihle beslenmiş. Türkiye’nin bir antiemeperyalist bir savaş verdiğini, bu işi Mustafa Kemal’in yaptığını, Mustafa Kemal’in bir devrimci olduğunu düşünüyor. Ordu gençlik elele gibi sloganlar. Tabi bunun dışında da, çok hârika insanlar yok değildi. Mesela M. Ali Aybar Sovyetlerin Çekoslovakya’ yı işgalinde şiddetle karşı çıktığı için, Stalinist sol tarafından lanetlendi biliyorsun. O çevreler lanetledi onu da zeten. O zamanki sol kalkınmacı bir sol. Kalkınmacı olunca tabii, böyle şeyleri sorun etmiyor. Asıl tartışılması gerekeni tartışmaya cüret etmiyor. Ne kendi tarihini ne Sovyetlerin niteliğini sorun etmiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O zaman iki şey olsaydı. Birincisi, Sovyet deneyimi hakkında nitelikli bir tartışma yürütülseydi, sovyetlere laf edenle, yumruk yumruğa kavga ediyorduk. Çünkü kafamızdaki orda bir cennet olduğuydu. Türkiye’nin tarihi hakkında, burda yapılan Kemalist İnkılaplar hakkında, kendi sınıfsal konumu gereği bir yaklaşımı, bir perspektifi olsaydı, şimdiki solun biraz faklı bir yerde olacağını çok net söyleyebiliriz. Çünkü kendi ayaklarının üstünde duracaktı mesela. Devletin niteliği hakkında bilgisi olsaydı mesela, sağ-sol provakasyonlarını sezebilirdi. Çok önemli, çünkü bu bilgilere sahip olmadığı için, rejimin elinin daha güçlenmesi mümkün oldu. Yalnız şunu söylemekte de yarar var. Solun kendisi de yabancılaşmıştı zaten. Oysa, Marksizm demek eleştiri demektir! Soldan eleştiri yoksa o sol artık ölüdür. Zira ona can/kan/ hayat veren eleştiridir... Üstelik Marks’da kalmayacaksın, ondan hareket edeceksin. Bunların hiçbiri yapılmadı. Ama tam tersi yapıldı. Marks’ın öğretisini dondurdular, ondan bir resmi ideoloji ürettiler. İşçi partilerinin, Komünist partilerinin, kendisine Komünist ya da Sosyalist diyen devletlerin, otokratik rejimlerin meşrulaştırıcı ideolojisine dönüştürüldü. Mesela kitapta da yazdım, bir çok yerde de söyledim: Sovyetler Birliğinin çökmesinin tartışılmaması müthiş bir olaydır. Koskoca bir sistem çökmüş, sen hiçbir şey olmamış gibi yapıyorsun. Teorik eleştiri yeteneğini tamamen kaybettiği için işte sol paradigmanın da yenilenmesi gerekiyor. Aksi halde o malzemeyle, o donanımla yürütülebilecek bir şey değil. Bir sürü sapmayı, bir sürü yanlışı içeriyor neticede.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Cumhuriyeti Türkler ve Kürtler ortak kurdular ama sonra Kürtler denklem dışına itildiler söylemindense, halkların Cumhuriyetle temasının jandarma ve vergi memurları vasıtası ile olduğu kadardır tesbitinizi güncel Kürt siyaseti ile de bağ kurarak biraz açabilir misiniz?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Resmi tarih şöyle bir klişe dayatmış. Okullarda, üniversitelerde, ders kitaplarında, siyasetçilerin ağzında olan; yeni bir devlet kuruldu ve bunu da M. Kemal yaptı diye. Bir, burda tarihi bir hata, yalan var. Bir de ondan sonra yapılan inkılapların niteliğine dair de bir yanlış anlama var. Bana bir tane inkılap söyleyin ki, filan yerde yaşayan adamın yaşamıyla ilişkisi olsun. Bu inkılapları rejimin halk üzerindeki kavrayıcılığını, baskıcılığını, denetleme gücünü takviye etmek amacıyla yaptılar. Başka türlü yapabilirler miydi? Yapamazlardı. Niçin? Sınıfsal niteliğine bakın. Kim ki bunlar ve neyi temsil ediyorlar? İnsan merak etmez mi? Yoktan var edilmiş bir Cumhuriyet, yüzyılda bir çıkan bir dahi lider, yoktan bir vatan yaratıyor ve halka hediye ediyor ise; Mondros Mütarekesini kim imzaladı? Ankara antlaşmasını? Londra antlaşmasını? Lozan’ı kim imzaladı? Orada devlet duruyor yani. Kürt siyasetçileri son on yılda resmi idieoloji ve resmi tarih eleştirisini pek sorun etmiyorlar. Bu durum, yaptıkları, yapmak istedikleri siyaset için önemli bir handikap oluşturacak mahiyette. Gerçi devlet kurulmadı, zaten vardı ama rejimin adının Cumhuriyet olarak değiştirilmesinde bırakın Kürtleri, Türklerin de bir dahli olmuş değil... Söylediğim gibi orada söz konusu olan bir darbedir. Daha fazlası değil... Zaten darbenin hakikisi 1908 de yapılmıştı. Ben esaslı bir kırılma noktası görmüyorum ama illa da bir kırılma noktası söylenecekse 1908’den bahsedilebilir.  Niçin? Padişahın yetkilerini sınırlamışlar, Anayasal Monarşi getirmişler. Monarşi süratle diktatörlüğe dönüşmüş o ayrı . M. Kemal işte o monarşiyi de yok ediyor. Dikta rejimi kuruyor. Tabii bunu da tek başına yapmıyor.  Fakat o tarihlerde resmi tarih tarafından uydurulmuş, bir tür  asr-ı saadet çağı safsatası söz konusu ki, [aydın denilen] diplomalı taife öyle bir dönemin yaşandığına inanıyor... Yani onların Atatürk sevgisini anlıyorum, samimiler ama biz işe öyle bakamayız. Geniş halk kitleleri tarafından bakacaksın, sınıfsal perspektiften bakacaksın, bir ütopyaya yönelik bakacaksın. Olumsuzlama / olumlama diyalektiğidir bu. Hayal etmekle düşünme arasında Çin duvarı mı var? Kaldı ki, eskiden hayal bile edilemeyen bir sürü şeyin ne kadarı gerçekleşiyor baktığımızda. İşte bütün bu tip şeyler resmi ideolojiden kaynaklanıyor. Peki bunlar nasıl bu kadar rahat olabiliyor? Bu durum Türkiye’nin entelektüel azgelişmişliğiyle, sınıf mücadelesinin zayıflığıyla, emekçi kitlelerin örgütsüzlüğü ile doğrudan ilgili. Nitekim biz Özgür Üniversite olarak resmi tarih ve resmi ideoloji eleştirisine çok büyük önem verdik, çok sayıda yayın da yaptık zaten. Ben de zaten son 20 yılda üniversiteden ayrı olarak da özel çaba gösteriyorum, çünkü önümüzü görebilmemiz, yolumuzu bulabilmemiz için tarihimizi bilmemiz gerekiyor. Boşuna “anlamak aşmaktır” denmemiştir. Tabii burda irade de son derece önemli. Düşünmek lazım tabii... Söz konusu sorun nasıl ortaya çıkmış? Yüce tanrının bir müdahalesi ile mi olmuş, yoksa bir takım insanların, bir takım çıkarların, onların sözcülerinin, siyasetçilerinin verdiği kararlar, uyguladığı politikalarla mı ortaya çıkmışır? Eğer öyleyse; biz de diyebiliriz ki, o zaman eğer bunlar iradi olarak böyleyse -ki böyle o halde başka insanlarda biz de başka şeyler yapmaya potansiyel olarak hazırız demektir. Bizim elimizin de armut toplamadığını, toplamaması gerektiğini de  hiçbir zaman unutmamak gerekiyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Günümüzde her şeyde olduğu gibi, düşünsel üretiminde metalaşmasında egemenlerin dayattığı ‘’rekabet’’ sizin sözünüzle, suni ‘ doğal seleksiyon’ memleketteki düşünsel fakirliği açıklayabilir mi?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Felsefenin Sefaletinde Marks: “ En sonunda insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alış veriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren fakat ticaret konusu olmayan, erdem, duygu, kanaat, bilgi ve bilinç gibi şeylerin de ticaret konusu olduğu bir zamandır. Tek kelimeyle her şey ticaret konusu oldu. Bu genel kokuşma ve evrensel ölçekli alış - veriş dönemidir. Eğer ekonomik terimlerle ifade etmek gerekirse, bu, maddi olsun manevi olsun, her şeyin gerçek değerinin saptanması için pazara getirildiği bir zamandır.” diyordu. Aradan geçen zamanda durumun nasıl vahim bir aldığını, nerelere geldiğini söylemeye gerek var mı? Kapitalizm bir meta uygarlığı, sermaye uygarlığı, yani canlı olan her şeyi ölü metalara dönüştüren bir uygarlık. Canlıyı sevmiyor. Marmara denizine bak anlarsın. Bundan 70 yıl evvelki canlı kompozisyonunu bir düşün, balıkları. Şimdiyse balık bile yok, olanlar da zehirli. Nefes aldığın havaya bak, sokaklara bak, sokak diye bir şey kalmamış. Sokak diye bir şey kalmazsa çocuklar oynayamaz. O çocukların sağlıklı insanlar olarak büyümesine imkan yok. Bırak oynamayı, yürümek bile problem. Çünkü kaldırımlar, sokaklar araba dolu. Biz ne yapacağız, uçacak mıyız yani? Her şeyi hızla metalaştıran, her şeye hızla nüfuz eden, her şeyi dejenere eden, onu tersine dönüştüren akıl almaz bir süreç bu. Bu süreç, bütün alanlarda etkiliyse, entelektüel alanı da, estetik üretimi de, herşeyi de etkiliyor. Bazen ürperdiğim oluyor mesela, bakıyorum anlı şanlı bir tiyatro sanatçısı, hiç gereği yokken bir reklama çıkmış, kendini maskara ediyor. Ya da durumun ne kadar vahim olduğunu bilmiyor. Bir sanatçı açlıktan ölse bile bunu yapmaz! Ki bunlar bir fazla eşya daha edinmik için bunu yapıyorlar. İşte bütün alanları, her şeyi, işte üniversiteyi de dejenere ediyor. Üniversite budur bak ; bu rejimin ideolojisinin üretildiği, bu rejimin çarklarını çevirecek kişilerin üretildiği, sermayenin ihtiyacı olan işgücünün üretildiği bir kurumdur. Asla bilim filan üretilen bir kurum değildir. Misyonu belli, varlık nedeni bu. Şimdi bir adım daha ötesi; artık üniversite denilen kurumlar tam birer ticarethaneye dönüşüyorlar. Kapitalist bir işletmeye dönüşüyorlar. Şimdi sen kapitalist bir işletmeden ne beklersin? Eskiden hiç değilse aradan çıkan bir iki   istisna olurdu, şimdi o kadarı da yok. Düşün ki, bir adamla tanıştım,  iş adamı, bir sürü şirketi var, hocam bir de üniversite kuracağım deyince; artık bundan sonrasını konuşmayayım, dedim... Bir de şu da var ki, kapitalizm insanları sürekli koşmaya mecbur ediyor. Hep bir yere yetişecek, oraya gidecek, buraya yetişecek. Ne yapacak yetişip de Allah aşkına? Yani bir yandan hayatını kazanırken, diğer yandan kendi hayatından feragat ediyor. Tuhaf bir kör gidiş işte... Tabii entelektüel alanda da durum aynı ölçüde vahim...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Mülkiyet hırsızlık mı özgürlük mü? Başımızı sokacak bir ev, mütevazı bir araç da bu sınırlara dahil mi?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oradaki sınır şu; bir başkasının emeğini sömürmeye imkan veren araçlara sahipsen, onun ürettiği değere, zenginliğe el koyabiliyorsan ondan sonrası mülkiyet işte. Fakat orada kafa karıştıran sorunu şöyle konuşabiliriz. Mesela bir türkücü medeni bir toplumda türkü söyleyerek para kazanamaz, türküden geçimini sağlayamaz. Çünkü öylesi bir toplumda insanların şarkı söylemesi, alışveriş konusu yapılamaz. Fakat bakıyorsun ki, günümüzde adam milyarların sahibi. Nasıl oluyor? Oligarşinin el koyduğu zenginlik, oligarşinin üyeleri tarafından paylaşılıyor. Bakıyorsun adamın harcadığı emekle kabili mukayese olmayan müthiş bir serveti var. Mesela bunun kötü bir örneği bir büyük hırsız, yani kapitalist metresine lüks ev,  lüks arabalar, pahalı giyecekler, mücevherler filan alıyor. O zaten çalınmış olandan pay alıyor demektkir. Harcanan emekle, emeğin karşılığı ile hiçbir ilişkisi yok. Fakat mülkiyete dair bir yanlış anlama var toplumda. Kaleme sahip olmakla, kalemi üreten fabrikaya sahip olmayı aynı kategoride görüyor. Benim kitapta vurgulamak i
